Obeliskler
 

Obeliskler

Obeliskler ya da bilinen adıyla dikilitaşlar, yüksek, daire ya da 4 kenarlı tepeye doğru incelen taştan anıtlardır. Önemli bir olayın durumu ya da bir zaferin anısı için dikilmişlerdir. Çoğu kez belirli bir şahsı ya da olayı anmak için yapılır. Antik dikilitaşlar tek bir taştan oluşurdu (bir monolit). Stel terimi genellikle klasik obelisk forumda olmayan diğer dikili duran farklı anıtlar için kullanılır.

Obeliskler, tepesi piramit şeklinde sivriltilmiş, 4 yüzlü dikili taşlardır. Firavun mezarlarının ve tapınakların önünde yer alırlar. Üzerlerindeki hiyeroglif metinlerde o tapınağı kimin yaptırdığı ya da hangi tanrı adına yaptırıldığı yazılıdır. Ayrıca, kralın gücünü, tahta çıkışını v.b anlatırlar. Obeliskler tarih boyunca Mısır dışına taşınmışlardır. Bugün Mısır'da ancak 5 obelisk kalmıştır.

Obelisk sözcüğünün tanımı uyarınca, her dikili taş obelisk değildir. Obelisk olabilmesi için, en kesitinin kare ya da dikdörtgen şeklinde olması zorunludur. Bu en kesit, aşağıdan yukarıya doğru giderek daralır; tepede bir piramit gibi sivri bir uçla sonuçlanır.[1]

Obeliskler, antik Mısır mimarisinin önemli bir bölümünü oluştururlar. Obeliskler, genelde çift halinde tapınakların girişine dikilirdi. Bu anıtların dekoratif nitelikleri dışında pratikte bir işlevleri yoktu. Genellikle yükseklikleri 15-30 metre arasında olurdu.

Obeliskler, piramitlere benzer bir formülle yapılmıştı. Obeliskler, Mısırlılar tarafından ölçeklerine göre kategorize edilmişlerdi: Büyük Obeliskler ve Ana Obeliskler. Bunlardan başka daha küçükleri de, tapınaklarda, mezarlarda, şapellerde bulunmuştur.

Bu dev büyüklükteki taşlardan sağ kalanlarının boyları 9 ile 32 metre arasında değişmektedir. Obelisklerin ucu ışıldayan metaller kullanılarak kaplanmıştır. Genellikle de altın ya da altın gümüş karışımından yapılırdı. Bu sayede güneşten gelen ışınları hemen yakalar ve parıldardı. Böyle yapılarak, yaratıcının yaşam güç verdiği dramatize edilmiştir. Bu tarz efektler genellikle Yeni Krallık obeliskleri kitabelerinde açıkça belirtilir. Kral ile güneş tanrısının samimi ilişkisini de belirtirdi. Çoğu kez bu dev büyüklükteki heykellerin kırmızı granitleri Aswan’dan getirilirdi. Güneşin bir sembolü gibi olan dev büyüklükteki obeliskler tapınaklarda sanki güneşe ibadetin bir şekliydi. Bu nedenden bundan sonra obeliskler tapınak önlerine koyulmadı, sadece tapınaklarda güneş tanrısıyla ilişkilendirildi.

Mısırlılar, obeliski aynen Güneş Tanrısı olarak görürlerdi. Tanrı’nın, obeliskin için de olduğu düşünülürdü. Bu yüzden obeliskler özel tapınakların önünde bulunmaktadır. Obeliskler, tapınakların her 2 taraflarına da yerleştirilmişti. Obeliskin her bir tarafında, hiyerogliflerde yazılmış yazıtlar, firavunun sıfatları ve Tanrı'ya övgüler yazılıdır.

Obelisk, güneş tanrısı Ra'yı sembolize ederdi. Akhenaton'un dinî reformunun ardından kısa bir süre için Aten'in ışınının taşlaşmış hali olduğuna inanılmıştır. Aynı zamanda tanrının obeliskin içinde var olduğuna inanılırdı.

M.Ö. 2600 dolaylarında ilk kaydedilmiş dikilitaş örnekleri ortaya çıkar fakat bu dönemden hiçbir obelisk bugüne ulaşamamıştır. M.Ö. 2400 dolaylarındaysa küçük obelisklere rastlanır. Daha sonraları yükseklikleri 20 metreyi aşacak olan Mısır dikilitaşlarının yükseklikleri bu dönemde çok az 3,5 metreyi aşardı. Bugüne ulaşabilmiş bilinen 27 antik Mısır dikilitaşı vardır, ayrıca bir tane de Aswan'da taşocağında kısmen yontulmuş tamamlanmamış bir dikilitaş bulunmuştur. Bugüne ulaşabilmiş en eski dikilitaş Heliopolis'e dikilmiş olan 1. Sesotris dikilitaşıdır.

Mısır'da dikilitaş yapmak için kullanılan madde genelde Asvan'dan gelen kırmızı granittir. Dikilitaşın tepesi genelde altın ya da gümüşle kaplanır. Dikilitaşın üstünde niçin dikildiğini anlatan hiyeroglifler yazılırdı. Fakat bu yasaklandı.

Bilinenlere göre Mısırlılara ait 26 tane obelisk vardır. Fakat şu an bunların hepsi Mısır’da değil; Türkiye, İtalya, Fransa, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’ndedir. En ünlüleri, Mısır’ın başkenti Kahire’dedir. Bunlardan başlıca olanları aşağıdadır:
  • Firavun Thutmosis3.Obeliski, İstanbul, Türkiye.
  • Firavun Thutmosis I Obeliski, Karnak Tapınağı, Luksor.
  • Firavun Ramses 2 Obeliski, Luksor.
  • Firavun Hatshepsut Obeliski, Karnak Tapınağı, Luksor.
  • Firavun Ramses3.Obeliski, Luksor Müzesi.
  • Firavun Sesotris I Obeliski, Heliopolis, Kahire.
  • Firavun Ramses 2 Obeliski, Concorde Meydanı Paris, Fransa.
  • Firavun Amenhotep 2 Obeliski, Oriental Müzesi, İngiltere.
  • Firavun Thutmosis3.Obeliski, Londra, İngiltere.
  • Firavun Ptolemy 9 Obeliski, Wimborne Minster, İngiltere.
  • Firavun Nectenabo 2 Obeliski, British Müzesi, Londra, İngiltere.
  • Firavun Thutmosis3.Obeliski, Newyork, Amerika.
  • Firavun Ramses 2 Obeliski, Ponzan Arkeoloji Müzesi, Polonya.
Karnak’taki Hatshepsut Obeliski, ünlü obelisklerdendir. Hatshepsut, 18. Hânedânlık’ın 5. Firavunudur. Obeliski, Amun’un Büyük Karnak Tapınağına yerleştirilmiştir. Bu obelisk, Mısır’daki en uzun obelisktir. Yaklaşık 30 metre yükseklikte ve 300 tondan ağırdır. Kırmızı granit kullanılmıştır.

Eski Çağ boyunca güç ve zenginliğin simgesi olan obeliskler, Mısır dışında sadece Roma ve İstanbul şehirlerinde yer almıştır. Şehirde meydanları süsleyen anıttan pek azı günümüze ulaşmıştır. Bunlardan Sarayburnu’nda bulunan ve Gotlar Sütunu adıyla anılan anıt, Roma İmparatorluğu’nun kuzeyli barbar halklardan Gotlara karşı kazandıkları zaferin anısına dikilmiştir. Yine bu dönem anıtları olan Mısır Dikilitaşı, Örme Dikilitaş ve Yılanlı Sütun Osmanlı dönemi boyunca varlıklarını sürdürerek birçok efsanenin de kaynağı olmuştur.

Konstantinapol'de de Doğu İmparatoru Theodosius 390'da bir dikilitaş getirtmiş ve özel bir temel üzerine hipodroma diktirmiştir. Her ne kadar Haçlı Seferleri sırasında yıpratılmış olsa da dikilitaş, Osmanlı Devleti döneminde korunmuştur. Bugün İstanbul'da Sultanahmet Meydanı'nda (hipodrom) hâlen dikilidir.

"Roma, dünyanın dikilitaş başkentidir" denilebilir. Birçok dikilitaş barındıran kentte, en ünlü dikilitaş Saint Peter Meydanı'nda bulunan 25,5 metrelik dikilitaştır. Bu dikilitaş M.S. 37’den beri aynı yerde dikilidir.

Roma dışındaki en ünlü dikilitaşlar, Londra ve Newyork'ta bulunan ve "Kleopatra'nın iğneleri" olarak tanınan bir çift dikilitaş, hem adları hem de biçimleriyle oldukça ilgi çekmektedir. Kleopatra'nın İğnesi olarak adlandırılan obelisk, Londra'da Embankment İstasyonu yakınlarında, Thames Nehri kıyısındadır. M.Ö. 1500’lü yıllarda Firavun 3. Thotmes tarafından Mısır'da yaptırılmış ve dikilmiştir. Nelson'un 1898'de Fransızları Nil Savaşı'nda yenmesi üzerine 1819'da İngiltere'ye hediye edilmiştir. Ayrıca Paris'te, Place de la Concorde'de bulunan 23 metrelik dikilitaş da oldukça ünlüdür.

"Cleopatra's Needles" (Kleopatra'nın İğneleri) olarak bilinen, granitten yapılan ve önce Heliopolis Tapınağı'nın önüne dikilen obeliskler, bugün dünyanın değişik yerlerine dağılmıştır. Kleopatra'nın ölümünü takiben yayılmaya başlayan Hıristiyan döneminden hemen önce de İskenderiye'ye getirilmiş oldukları düşünülmektedir.[2]

<a href="http://www.youtube.com/watch?v=5VTIQOfgClY" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=5VTIQOfgClY</a>

Obeliskler ve Masonluk

Masonların önem verdikleri sembollerden biri de, Eski Mısır mimarisinin önemli unsurlarından biri olan "obelisk"tir. Obelisk, tepesi piramit şeklinde olan, tek parça, dikine uzun bir kuledir. Çoğu okurun tanıyacağı bir obelisk, İstanbul'un Sultanahmet meydanında bulunan ve turistlerin büyük ilgisini çeken "dikilitaş"tır. Üzerlerinde Eski Mısır'ın hiyeroglif yazıları kazınmış olan obeliskler, yüzyıllardır toprak altında gizli kaldıktan sonra 19. yüzyılda gün ışığına çıkarılmış ve daha sonra da New York, Londra ve Paris gibi Batılı kentlere taşınmışlardır. Obelisklerin en büyüğünün gönderildiği ülkeyse ABD'dir ve bu işi masonlar organize etmişlerdir. Çünkü obeliskler ve üzerlerinde taşıdıkları Eski Mısır figürleri, masonlarca kendi sembolleri olarak kabul edilmektedir. Mimar Sinan dergisinde, New York'taki 21 metre boyundaki büyük obelisk için şu yorum yapılır: [3]

Mimari avadanlığın sembolik kullanılışında en canlı örnek 1878’de Mısır Hidîvi İsmail tarafından ABD'ne hediye edilen ve adına "Kleopatra İğnesi" denilen anıttır. Bu anıt, bugün New-York'taki Central Park'ta bulunmaktadır. Üzeri, masonik amblemlerle doludur. Anıt, aslında Heliopolis'te Güneş-Tanrı adına kurulmuş olan ve bir inisiasyon merkezi olan tapınağın girişine M.Ö. 1500’lü yıllarda dikilmiş bulunmaktaydı.[4]

Mason localardaki kimi ritüeller, Kabbala'nın mitolojik efsanelerine dayanır. Bunlardan birinde Güneş Tanrı Osiris öldürülerek 14 parçaya ayrılır. Kız kardeşi İsis bunlardan 13'ünü bularak birleştirir ve kayıp 14. parça olan cinsel organ yerine çamurdan yenisini yapar. Bu durum (suni cinsel organ -obelisk) tarih boyunca sütun ve dikili taşlarla remzedilmiştir. Masonik kaynaklarda Güneş tanrı Osiris ile Hiram Usta'nın aynı kişi olduğu söylenir ve bu efsaneyi yaşatmak için çağlar boyunca dikilen taşlar ve sütunlar Mason localarında temsili olarak yer alır. Masonlukta önemli bir yer tutan "Jakin" ve "Boaz" sütunları gerçekte erkek cinsel organını temsil eder.[5]

Rachel Hachlili, "Jewish Funerary Customs" adlı eserinde şunları belirtmektedir: "Yahudiler eski Mısır kökenli obelisk sütunlarını mezarlarında sembolik olarak kullanırlar. Mezarlarını obeliks taşlar üzerine inşâ ettirirler. Bunun nedeni, Obeliks’in Kabala tezahüründe bir anlamının olmasıdır. Bu anlam, onlara ayrıyetten Eski Mısır'da köle kaldıkları dönemdeki dayanışmayı ve gücü de anımsatmaktadır." [6]

John A. Weisse, "Obelisk and Freemasonry" adlı eserinde Obeliks’i şöyle tarif etmektedir: "Eski Mısır'ın mirası olan Obeliks, dünyadaki birçok masonların ve locaların da sembolüdür. Hiram, Süleyman Tapınağı'nın 2 sütunu Jakin ve Boaz’ı yaparken Obeliks’ten ilham almıştır. Obeliks,Kabala’da ihtişamlı gücün, kudretin bir tasviri görüntüsüdür. Obelisk yönüyle ezoterik anlamlar taşımaktadır." [7]



Ezoterizm'de obeliskler

obelisk, dünya çapında en sık kullanılan ve en bariz ezoterik sembollerden bir tanesidir. Bu sembol, Eski Mısır mitolojisinde Seth tarafından 13 parçaya ayrılan Tanrı Osiris ile özdeşleştirilmişti. Isis; Osiris’in 4 bir yana dağılmış parçalarını toplamak için dünyayı köşe bucak dolaştı fakat Osiris’in cinsel organını bulamadı ki bu bir balık tarafından yutulmuştu. “Kaybolmuş fallus” dolayısıyla kaybolmuş eril enerjiyi temsil eder ve her zaman dişil enerjiyi temsil eden bir daire içine yerleştirilir. Dairenin içine yerleştirilmiş obelisk, zıt güçlerin birleşimi yani cinsel birleşmeyi temsil eder. Dünyamızda obelisklere bütün önemli alanlarda rastlayabilirsiniz ve bunlar ezoterik elitlerin güç sembolü haline gelmiştir.





İstanbul'da Bulunan Theodosius obeliski

İstanbul'da bulunan 2 Obelisk, M.Ö. 1490’lı yıllarda Mısır Firavunu 3. Tutmosis tarafından, ordularının Mezopotamya’da kazandıkları zaferlerin şerefine Luksor’da, Karnak tapınağının önüne dikilmişti. Obeliskler, ender kalitede pembe granitten yapılmıştı. 4. yüzyılda kesin bilinemeyen bir Roma İmparatoru yapmaya muktedir olduğu, halkı heyecan ve takdir hisleri içinde bırakacak bir olay düşünerek tonlarca ağırlığındaki bir obeliski İstanbul’a getirtti. Yıllarca hipodromdun bir köşesinde bırakılan obelisk 1. Theodosius zamanında 390'da, şehrin idarecilerinden Proclus tarafından büyük zorluklarla dikildi. Her dönemde “tılsımlı” bir abide sayılan eser İstanbul’daki en eski tarihi abidedir. Obelisk, rölyeflerle süslü Roma dönemi kaidesinin üstündeki 4 bronz blok üzerine yerleştirilmiştir. Kaidede İmparator, çocukları ve diğer önemli kişilerin imparatorluk locasından yarışları seyir etmeleri, halkın, müzisyenlerin, dansözlerin hareketleri ve araba yarışları konu edilmektedir. Kaidesiyle birlikte yüksekliği 25.60m'dir.[2]

Bu dikilitaşta şunlar yazılıdır;

Kuzeybatı cephesi

“18. sülaleden Yukarı ve Aşağı Mısır’ın sahibi 3. Tutmosis, Tanrı Amon’a kurbanını sunduktan sonra Horus’un yardımıyla bütün denizleri ve ırmakları hükmü altına alarak hükümdarlığının otuzuncu yılı bayramında bu sütunu daha birçok zamanların getireceği bayramlar için yaptırdı ve dikti.”

Kuzey cephesi

“Gizli ve kutsal ismin her tecellisine mazhar olan tanrı Amon’a kurbanını büyük bir acz içinde sunduktan sonra, ondan yardımlar dilenerek güneyin dostu, dinin nûru 2 tacın (Aşağı ve Yukarı Mısır) sahibi, güçlü hükümdar ülkesinin sınırlarını Mezopotamya’ya kadar götürmeye azmetti.”

Güneydoğu cephesi

“Güneşin doğduğu sırada sahip olduğu altın renkleri dünyaya yayan Horus’un verdiği kuvveti, serveti, kuvvetli sevgi, saygıyı taşıyan ve Aşağı ve Yukarı Mısır’ın tacına sahip olan ve bizzat Güneş tarafından seçilmiş olan firavun, bu eseri babası Ra için yaptırdı.”

Güney Cephesi

"Tanrı Horus’un lütfuna mazhar olan ve Güneş’in oğlu unvanını taşıyan Aşağı ve Yukarı Mısır’ın hükümdarı olan firavun, kudret ve adaletle bütün ufuklara nur saçtı. Ordusunun önüne geçti. Akdeniz’de dolaştı, bütün dünyayı yendi. Sınırlarını Naharin’e kadar yaydı. Mezopotamya’ya azimle gitti, büyük savaşlar yaptı".

Dikilitaşın kaidesinde yer alan Alt kabartmalardaki yazılardaysa Doğu Roma İmparatorluğu'nda adet oldu­ğu üzere Yunanca ve Latince yazılmış. Latince metin Dikilitaş’ın 30, Yunanca metin ise 32 günde dikildiğini belirtiliyor. Yunanca yazıda bir anlatıcı ağzından şöyle deniliyor: " Uzun süredir toprak üstünde bütün ağırlığıyla yatan 4 yüzlü taşı dikmek cüreti sadece İmparator The Odossius'a kısmet oldu. Devamlı bir suretle yerde duran bu taşı dikme cesa­retini İmparator Theodosius gösterdi. Bu işi başarmak için Proklos'u yardıma çağırdı ve bu şekilde 30 2 günde ye­rine dikildi."

Latince metin ise taşın ağzından yazılmıştır:

"Önceleri direnmiştim; fakat yüce efendimizin emirlerine itaat ederek, yenilen tiranlar üstünde zafer çelen­gini taşımam bana emredildi. Her şey Theodosius ve onun kesintisiz sülale­sine boyun eğiyor. Bana da böylece galip gelindi ve Proclus'un yönetimi altında 3 defa on günde yükselmeye mecbur edildim."

2 parçadan meydana gelen 20 metre yüksekliğindeki obeliskin kaidesi Bizans, yekpare pembe mermerden olan kendisiyse bir Mısır eseridir. M. Ö. 1500'de Hiyeropolis şehrindeki bir tapınağın önüne Tutmosis IH'e izafeten bir zafer anıtı olarak dikilen bu taşın üzeri hiyeroglif yazılarla doldurulmuştur. Fakat 1823’te okunabilen yazıların muhteviyatını Bizanslılar anlayamadığından bunları bir tür tılsım olarak kabul etmişler ve bu inançları İstanbul'un fethinden sonra da uzun süre devam etmiştir.

Benzerlerine Roma ve Paris Konkord meydanında rastlanan obeliski 2. Konstantin İstanbul'a getirmek için yerinden indirirse de İmparatorun âni ölümüyle bu teşebbüs yarıda kalır. Aradan geçen 30 yılı mütecaviz zaman içerisinde İstanbul'u yeniden imar eden Theodosius, spina üstünde kaidesini hazırladığı bu taşı hipodroma getirir, fakat yerine diktirmeye başarılı olamadan o da ölür. Bu sefer bir süre de hipodromda yerde yatan taşı Arkadyüs zamanında İstanbul valisi olan Proclus M. S. 400'de mevcut kaidenin üzerine mancınıklar ve bucurgatlar aracılığıyla yerleştirir.[8]

Obelisk, Bizans dönemi boyunca uzun yıllar Hipodrom'da meydana gelen çeşitli politik olaylara, araba yarışlarına, ayaklanma ve cinayetlere seyirci olmuştur. Osmanlı döneminde de Hipodrom'da bu obeliskin çevresinde birçok olay olmuş ve toprak yükselerek kaidenin alt kısmı gömülmüştür. 1857'de, C. T. Newton, kaidenin etrafında kazı yaparak yeniden açmıştır. O tarihten beri Obelisk, yuvarlak ve demir parmaklıklarla çevrili bir çukurda durmaktadır. 20. Yüzyıl'ın ilk yarısında taşın yosunlanmış cephesi temizlenmiş ve yenilenmiştir.

Yıllarca Mısır’da kalan taş Firavunların tarihten silinmesinden sonra, burada kurulan yarı Helen yarı Mısır bir devlete, sonra da Romalıların eline gelmiştir Bu dönemde, Romalılar, şehirlerini süslemek için Mısır’da bulunan anıtları kullanıyorlardı 1. Constantius da, yeniden kurduğu Constantinopolis’te Hipodromu süslemek için çeşitli anıtları buraya taşıttırıyordu Oğlu 2. Constantinus, taşı İstanbul’a götürülmek üzere İskenderiye’ye taşıtmak istemiş, ancak bunu başaramamıştır ve taş kıyıda bırakılmıştır Daha sonra, İmparator Julianus’un emriyle İskenderiyeliler taş için özel bir gemi yapmışlar Taşın İskenderiye’den ne zaman ve kim tarafından İstanbul’a getirildiği ve nasıl taşındığı bilinmiyor Hipodrom’u süslemek üzere getirilen taş, kaidesinde bulunan yazıtlara göre bir süre yerde yatmış ve 1. Theodossius zamanında 390'da, Hipodrom ortasındaki "Spina" denen duvarın üzerine, bugünkü bulunduğu yere yerleştirilmiştir 19,59 m yüksekliğindeki taşın, bugün bulunduğu Sultanahmet Meydanı’na getirilmesi için Marmara Sahilinden meydana kadar demir bir yol yapılmıştır.

Bugün tam olmayan taşın 6 metrelik parçası eksik. Eksik parçanın nedeni bilinmiyor Başlangıçta şehrin başka bir yerine dikildiği ve bir depremde düşüp kırıldıktan sonra üst parçanın da şimdiki yerine dikildiği düşünülüyor Ya da, taşınırken kırılmış olabilir İstanbul’daki dikilitaşın ve eşinin Karnak’ta Amun-Ra tapınağının sütunları üstünde resimleri işlenmiş Bu resimlerden de taşın eksik olduğu anlaşılıyor Dikilitaş 4 yüzünde kabartmalar bulunan 6 m yüksekliğinde mermer bir kaidenin üstünde yer alan 4 tane tunç takoza oturmaktadır Kaidenin üstündeki kabartmalarda imparator 1. Theodossius’un savaşları ve Hipodrum’daki yaşantısı işlenmiştir Dikilitaş’ın tepesinde bulunan ve Dünya’yı simgeleyen tunç küre 865’teki bir depremde düşmüş ve bir daha da yerine konulmamıştır

Dört yüzde de devamlı olarak Mısır Tanrılarından Amon-Ra ve Horus anılmakta ve Thutmosis’in yüceliğinden söz edilmektedir Dikilitaş, Bizans dönemi boyunca uzun yıllar Hipodrom’da meydana gelen çeşitli politik olaylara, araba yarışlarına, ayaklanma ve cinayetlere seyirci olmuştur 17 yüzyılda Evliya Çelebi Seyahatnamesinde taştan, İstanbul’u afetlerden koruyan bir tılsım olarak söz etmiştir Türklerin dönemi boyunca, taş yabancıların ilgisini çekmiş, resimler ve gravürlere konu olmuştur Osmanlı döneminde de Hipodrom’da taş çevresinde birçok olay olmuş ve toprak yükselerek kaidenin alt kısmı gömülmüştür 1857’de, CT Newton kaidenin etrafında kazı yaparak yeniden açmıştır O tarihten beri Dikilitaş yuvarlak ve demir parmaklıklarla çevrili bir çukurda durmaktadır 20 yüzyılın ilk yarısında taşın yosunlanmış cephesi temizlenmiş ve yenilenmiştir.

Tamamlanmamış Obelisk

Bir obelisk, yekpare granit bloğu olup, üstünde kimin için yapılmışsa o kişiyle ilgili övgülü sözler, başarılar, güç ve zaman zaman da tanrılarla olan ilişkisinden ve bundan gelen ruhsal gücünden de bahsedilir, kimi zaman ise sadece 1 olay anlatılırdı. Aswan’daki taşın üstündeyse bu konuda herhangi bir iz yoktur. Taş daha madendeki yerinden çıkarılıp şekillendirilmeye başlamadığından dolayı, üstünde herhangi bir yazıt bulunmamaktadır. Bu yüzden de taşın hangi dönemde ve kimin için çıkarılmaya çalışıldığı bilinmemektedir.

Yekpare olması gereken taş, işçilerden kaynaklanan ya da granitin doğal yapısındaki bir zayıflıktan dolayı çıkarma işlemleri sırasında çatlayıp bütünlüğü zarar görerek bir obelisk olamayacağı anlaşılınca, çıkarılmaya çalışıldığı yerde bırakılmış ve günümüze kadar ulaşmıştır. Aslında bu hata, bize obelisklerin nasıl yapıldığı konusunda eşsiz bir fırsat sunmuştur. Hatanın oluşum nedeni ise, granit kütlenin bir kısmının granit yerine kumtaşından olmasıydı. Yani granit madeni aynı zamanda kumtaşı bölümler içermekteydi ve obeliskin bir bölümü bu kumtaşı bölüme denk gelmişti.

Eğer bu taş yerinden çıkarılabilse idi, 41,75 metre yüksekliğinde ve her bir kenarı 4,2 metre uzunluğunda kare tabanlı bir obelisk olacak, ağırlığıysa yaklaşık olarak 1.168 ton olacaktı. Eğer işlenebilseydi, bu ağırlık bilinen Mısır antik tarihi içinde ele alınan en ağır ve en büyük yekpare taş işçiliği olarak günümüze ulaşacaktı.

Antik Mısırlıların granit bloğu ana yataktan koparmak için uyguladıkları en önemli yöntem taşın ısıtılması yöntemiydi. Bu işlemde, kullanılacak taşın kabaca şekli belirlenir, sonra ana bloktan ayrılması planlanan yer işaretlenirdi. İşaretlemenin ardından, ayrılmanın olacağı noktalara delikler açılırdı. Deliklerin açılmasının ardından deliklerin etrafı ateşle ısıtılmaya başlanırdı. Uzun bir işlem olan ısıtma sırasında, taş olabilecek en yüksek seviyede ısıtılır, sonra aniden ısıtma durdurulur, deliklere hızla firavun inciri ağacından tahta kazıklar çakılır ve üzerilerine derhal soğuk su dökülürdü. Kazıkların bu ağaçtan yapılmasının nedeni, çok kuru bir ağaç olması ve suyu çok çabuk emip, hızla genişlemesiydi. Daha sonra bu sistem, kimi uygulamalarda Araplar tarafından da kullanılmıştı.

Dökülen soğuk su, taşın ısı değişikliğiyle kırılmasını tetiklerken, suyla aniden genişleyen tahta kazıklar bu kırılmayı hızlandırırdı. Fakat işlem birçok kez tekrarlanır, genişleyen her kırığa da büyük tahta parçalarıyla müdahale edilerek aynı işlem blok ana yataktan ayrılana kadar devamlı uygulanırdı. Art arda devam eden bu işlemlerle blok ana yataktan ayrılırken, taş ustaları derhal yataktan ayrılmaya başlayan parçanın üstünde çalışmaya başlar ve taşa kaba şeklini verirlerdi.

Daha taş yatağından tam ayrılmadan obelisk’in şekli ortaya çıkardı. Taş ocaktan ayrılıp gideceği yer için gemiye yüklendiğinde, taş ustaları da gemiye biner, taşı hedefine ulaştırana kadar taş üstünde çalışarak taşı bir sonraki ustalara hazırlarlardı. Büyük ihtimalle taş dikileceği yere vardığında, ya üzerine sadece hiyeroglif yazılarını yazmak ya da son rötuşları yapmak kalırdı.

Ocakta ya da taşınma sırasında yapılması gereken en zor şeylerden biri de, simetriyi bozmadan obeliskin 4 köşesini de keskinleştirmekti. Kimi insanlar, bu keskinliğin elmas ile yapıldığını iddia etmekle birlikte, o dönemde Mısır’da elmas bulunmadığını ve kullanılmadığını hatırlamak gerekir. Fakat yapılan kimi kimyasal analizler ve buna bağlı iddialar, bu keskinliğin korundum madeni sayesinde olduğunu söylemektedir.

Genel olarak sorulan sorulardan biri, tonlarca ağırlığındaki bu taşların Nil’deki gemilere nasıl taşındığı yolundadır. Antik Mısırlılar bunun için son derece zekice bir yol bulmuşlardı. Obeliski yerde sürüklemenin hiç de kolay olmadığını biliyorlardı. Çünkü zemin düz ve sabit değildi. Bunun yerine Nil’in tabanından çıkarılan çamur ile tuğlalar imal etmişlerdi. İmal edilen bu tuğlalarla de, ocaktan gemiye kadar uzanan düz bir yol inşâ etmişlerdi. Bu tuğla yol, bir tür yağ ile iyice ıslatılarak kaygan bir zemin elde edilirdi. Obeliskin ağırlığı yüzlerce küçük tuğlaya dağıldığından, tuğla başına çok az yük bindiğinden, obeliskin kumlu ya da toprak zeminde olduğu gibi batması da engelleniyordu. Geminin yanına kadar ulaştırılan taş, kaldıraçlar aracılığıyla gemiye yükleniyordu. Mısırlıların o dönemde palanga sistemini bilmemeleri nedeniyle taşlar birkaç kademeli kaldıraç sistemleri ile, tıpkı piramit inşaatlarında olduğu gibi taşınıyorlardı.

Modern Obeliskler

Rönesans'tan başlayarak, obeliks anıtsal mimari, özellikle de mezarlar, için çok önemli bir yer teşkil etmiştir. Dünyanın her köşesinde binlerce modern obelisk bulmak mümkündür, özellikle de mezarlıklarda. Neredeyse her Amerikan mezarlığında birkaç örneği görülebilir. Bunların içinde özellikle dikkat çeken ve bahsetmeye değer olanlardan bir kısmı şunlardır:
  • Washington, DC, Amerika'da bulunan Washington Anıtı.
  • General Wolfe Dikilitaşı, Stowe Okulu, Buchinghamshire, 1754.
  • Kagul Dikilitaşı, Tsarskoe Selo, 1772.
  • Chesma Dikilitaşı, Gatchina, 1775.
  • Rumyantsev Dikilitaşı, St Petersburg, 1799.
  • Villa Medici, Roma-1790'da Floransa'daki Boboli Bahçeleri'ne taşınan Mısır dikilitaşının bir 19. yüzyıl kopyası.
  • Villa Torlonia, Roma-1842'de dikilmiş 2 dikilitaş.
  • Patriots' Grave, Old Burying Ground, Arlington, Massachusetts
  • Bunker Hill Anıtı, Charlestown, Massachusetts-1827 ile 1843 arasında inşâ edilmiştir.
  • Dalhousie Dikilitaşı, Raffles Place, Singapur, 1891.
  • Washington Anıtı, Vaşington, DC, Amerika-1848 ile 1888 arasında dikilmiş, 169,29 metre yüksekliğiyle dünyanın en yüksek dikilitaşıdır.
  • McKinley Anıtı, Buffalo, New York, Amerika.
  • Foro Italico, Roma-1932'de Mussolini onuruna dikilmiştir.
  • Buenos Aires Dikilitaşı, Arjantin-1936'da inşâ edilmiştir.
  • Demidov Sütunu, Barnaul, Sibirya, Rusya.
  • Zafer Dikilitaşı, Moskova.
  • Wellington Anıtı, Phoeniks Park, Dublin, İrlanda-62 metre yüksekliğindedir.
Kaynaklar

[1] "Obelisk" maddesi, Özgür Masonlar Büyük Locası.
[2] Doç. Dr. Candan Ülkü, "Londra'da Kleopatra'nın İğnesi", Arkeoidea, 3 Aylık Eskiçağ Bilimleri Dergisi, Yıl: 2, Sayı: 5, s.6.
[3] Harun Yahya, "Global Masonluk", Kültür yayıncılık ve Dağııtm, 2002, ISBN: 9756579773, cilt: 1.
[4] Koparal Çerman, "Ritüellerimizdeki Allegori ve Semboller", Mimar Sinan, 1997, Sayı 106, s. 39.
[5] Z'ev Ben Shimon Halevi, Kabbalah, Tradition of Hidden Knowledge.
[6] Rachel Hachlili, "Jewish Funerary Customs", Second Temple period, BRILL, 2005, s.340.
[7] John A. Weisse, "Obelisk and Freemasonry", Kessinger Publishing, 1993, s.35.
[8] Arkeolog Erdem Yücel, "Bizans Devrinde Hipodrom", s.85-86.




Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36669386 ziyaretçi (102697017 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.