Obsesyon (Takıntı) ve Obsesif - Kompulsif Bozukluk (OKB)
 

Obsesyon, obsesif bozukluk

Obsesyon (Takıntı) ve Obsesif - Kompulsif Bozukluk (OKB)

Obsesyon (Takıntı) ve Kompülsiyon

Obsesyon ( Takıntı), mantıklı olmayan, tekrar eden düşünceler, davranışlar ya da alışkanlıklardır. Tekrarlayan düşünceler, şüpheler sık sık görülür. Bazen de mantıksız bir eyleme veya davranışa yol açan, karsı konulamaz ve dayanılamaz bir dürtü (kompülsiyon) söz konusudur. Çocuk, basmakalıp bir davranışı yapmazsa, kaygı ve gerginlik hisseder.

Aslında günlük hayat içerisinde pek çok kişi, farkında olmadan takıntılı davranışlarda bulunabilir. Sol yanından kalkmanın, belli günlerde çamaşır yıkamanın, gece tırnak kesmenin ya da önünden kara kedi geçmesinin uğursuzluk getireceğine ilişkin yaygın inançlarda bir tür saplantılı düşüncelerdir.Örneğin: Üç kez tahtaya vurmak gibi batıl inançlar takıntı olarak değerlendirilebilir.

Genel gelişim sürecinde iki-beş yaş döneminde çocuklarda tekrar eden davranış ve alışkanlıklara rastlamak mümkündür.Hep aynı bardaktan (en sevdiği çizgi film karakterinin resmi ya da en sevdiği renk olan) su içmeyi istemek bu yaş dönemindeki çocuklarda sıkça görülebilen bir davranıştır. Ancak bu gelişimsel özelliği olan takıntılı davranışlar beş yaş döneminden sonra azalır. Takıntılı davranışların sıklığı ve şiddeti azalmadığında, çocuğun genel hayatını olumsuz olarak etkilediğinde, kaygı yaratan düşünceler, huzursuzluk duygusu ve gerginlik bu takıntılara eşlik ettiğinde bu durum profesyonel yardım alınmasını gerektiren bir sorun olabilir.[1]

Takıntı (obsesyon) ya da saplantı, psikiyatri sözlüklerinde “yanlış olduğunu bildiğimiz halde kafamızdan atamadığımız, mantık ve muhakeme ile uzaklaştırılamayan, arzu edilmeyen saplantı halindeki fikirler” ya da “bilince takılarak korku ve bunalım yaratan, kişinin istemli çabalarına karşın kurtulamadığı ısrarla tekrar eden düşünce, hayal ya da tepiler olarak” tanımlanır. Mikrop kapma düşüncesi, aykırı cinsel düşünceler ve küfürlü dinsel düşünceler takıntılara örnek olarak gösterilebilir.

Bu düşünceleri etkisizleştirmek için yapılan hareketlere ise kompülsiyon adı verilir. Mikrop kapma takıntısını gidermek üzere aşırı temizlik, küfürlü dinsel düşüncelere karşı dualar etme, birtakım kelimeleri sessizce tekrar edip durma veya içinden sayı sayma kompülsiyonlara örnek olarak gösterilebilir. Takıntılar kişinin anksiyetesini (kaygı) arttırırlar; kişi de anksiyetesinden kurtulmak için kompülsiyonlara yönelir.[2]


Obsesif - Kompulsif Bozukluk (OKB)

Obsessive - Compulsive Disorder (OCD)

Obsesif-kompulsif bozukluk obsesyon ve kompulsiyonlarla karakterize bir anksiyete bozukluğudur. Kimi zaman istenmeden gelen ve uygunsuz olarak yaşanan ve belirgin sıkıntıya neden olan ve başka bir düşünce ya da eylemle etkisizleştirmeye çalışılan yineleyici ve ısrarlı her türlü düşünce, dürtü ve imgelem obsesyon olarak tanımlanmaktadır. Kompulsiyonlar ise kişinin obsesyona bir tepki olarak ya da katı bir biçimde uygulanması gereken kurallarına göre yapmaktan kendini alıkoyamadığı yineleyici davranışlar ya da zihinsel eylemlerdir.[3][4] Başka bir deyişle; takıntı ya da obsesyon, akla gelen, doğru olmasa bile uzaklaştırılamayan düşünceler, kompülsiyon ise bu düşünceyi uzaklaştırmak için yapılan törensel davranışlardır.[1]

Aileler, genellikle kompülsiyonları “tik” olarak tarif etmektedirler. Özellikle de bir yere dokunma, ya da belli hareketi tekrarlama olduğunda. Oysa tik, kasların istemsiz kasılmasıdır. Ve birbirlerinden farklı hastalıklardır.[1]

Çocuk ve Ergenlerde Obsesif Kompulsif Bozukluk

Söz konusu çocuklar olunca birçok sorunun onlarda görülmeyeceği düşünülmektedir. Oysa erişkinlerde görülen sorunların hemen hepsi çocuklarda da görülebilmektedir. Bazen belirtileri farklılıklar gösterse de genellikle isimleri ve tedavileri aynıdır. Bu sorunlardan biri bilinen adıyla takıntılar, bilimsel adıyla obsesif kompulsif bozukluktur.[1]

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) çocukluk çağında başlayabilen ve oldukça ağır seyredebilen bir psikiyatrik bozukluktur. Yineleyen ve kişinin yaşamında belirgin sıkıntıya yol açan obsesyonlar ve kompulsiyonlarla karakterizedir. Günümüzde OKB'nin çocuklukta ve erişkinlikte benzer belirtilerle ortaya çıktıkları ve olguların yarısına yakının çocuk-ergen döneminde başladığı anlaşılmıştır. Çocuklarda DSM-IV'ün B kriteri her zaman geçerli değildir; yani çocuklar, obsesyon ve kompulsiyonlarının aşırı ve anlamsız olduğunun farkında olmayabilirler. Bunun dışında, tanı koymak için gerekli kriterler erişkin kriterleri ile aynıdır. Yani yineleyen obsesyonlar ve kompulsiyonlar olması, kişinin obsesyon ya da kompulsiyonların aşırı ya da anlamsız olduğunu kabul etmesi, obsesyon ya da kompulsiyonların belirgin sıkıntıya ya da işlevsellikte önemli ölçüde bozulmaya ya da zamanın boşa harcanmasına (günde 1 saatten daha uzun zaman alırlar) yol açması, başka bir psikiyatrik bozukluk ile daha iyi açıklanamaması ve bir maddenin ya da genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı olmaması gerekir.

Ailelerin yaklaşık p'e yakını, çocuklarında ortaya çıkan belirtileri aylar ya da yıllar ortalama 4-6 ay sonra farkedip, önce kendi aralarında endişelerini paylaşırlar, daha sonra çocuk ile konuşarak yardım almak amacıyla kliniklere getirmeye ikna ederler; geriye kalan ailelerde ise çocuk aileye sorununu açarak onlardan yardım istemektedir.[5]

Çocukluk dönemindeki bazı özellikler hastalık belirtileriyle benzerlikler gösterir. Özellikle okul öncesi çocukların gelişimi sırasında bazı şeyler törenseldir. Örneğin, yatmadan önce yapılan bazı davranışlar okul öncesi yaşlarda normalken, ilerleyen yaşlarda obsesyon ve kompülsiyonlar olabilir. Yatağa girmeden belli sıra izleyen bazı kurallara uyar küçük çocuklar.Giyinme, masal anlatımı, belli yerde yatma gibi… Bunlar olmayınca huysuzlaşabilirler. Ama Sekiz-Dokuz yaşından sonra bu düzen değişir. Oysa hastalık, belirtisi olduğunda devam eder ve olayı baştan yapma gibi belirtiler ortaya çıkar. Benzer şekilde küçük çocuklarda çizgilere basmadan yürüme bir oyun; erişkin dönemde bir kompülsiyon olabilir. Bu çocukluk ritüellerini kompulsiyonlardan ayıran en büyük özellik, ritüellerin bir çeşit sosyalleşmeyi arttırıcı, kaygıyı azaltıcı rol oynaması, kompülsiyonların kısıtlayıcı ve sıkıntı verici olmasıdır.[1]

Epidemiyoloji

Erişkin hastaların üçte birinden fazlasında, belirtiler 15 yaşından önce başlar. 5 yaşında başlayan olgular da bildirilmiştir, ancak yapılan araştırmalara göre çocukluk çağında OKB'nin ortalama başlangıç yaşı 7-12 yaş arasındadır. Çocukluk döneminde erkeklerde 1,5 kat daha fazla görülürken, ergenlik döneminde kız ve erkeklerde yaklaşık aynı oranlarda ortaya çıkmaktadır. Erkek çocuklarda görülen OKB'nin, puberte öncesinde başlama ve tik bozukluklarıyla birlikte ortaya çıkma eğilimi vardır. Epidemiyolojik çalışmalar tedavi edilmezse çocukluk döneminde başlayan OKB'nin oldukça kronik seyredebileceğini göstermektedir.[5]

Çocuklarda Obsesif kompulsif bozukluğun belirtileri

Çocuğunuzda obsesyon ile ilgili oluşabilecek belirtiler şu şekilde sıralanabilir:

  1. Israrla aynı konuda sorular sorar.
  2. Eşyalarını aynı düzende yerleştirmeye çalışır.
  3. Aynı oyuncaklarla bıkmadan usanmadan uzun sürelerle oynar.
  4. Yaptığı bir şeyde belirli bir sırayı takip etmeye çalışır.
  5. Çevresindeki her şeyi belirli sınıflara sokar (sayılarına, renklerine, büyüklüklerine göre…).

Çocuğunuz büyüdükçe takıntıları da yön değiştirir ve bu kez sorun, eşyalara ya da olaylara takılma şeklinde görülebilir. Örneğin, yaptığı herhangi bir faaliyet sırasında mutlaka bir oyuncağını ya da eşyasını yanına alır. Bu davranışın ardındaki temel düşünce ise kendini korumaktır. “Böyle yaparsam zarar görmem.” ya da “Böyle davranırsam kötü şeyler olmaz.” gibi kendine göre mantıksal bir çıkarımda bulunur.[1]

Obsesif Kompulsif Bozukluk ve Depresyon

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ile benzerlik gösteren çok sayıda psikiyatrik hastalık olmakla birlikte, birçok psikiyatrik bozukluk obsesif kompulsif semptomlarla komorbid olarak ortaya çıkabilmektedir. OKB ile aynı spektrumda olan hastalıklara alkolizm, madde kötüye kullanımı, kompulsif kumar oynama, yeme bozuklukları ve kompulsif seks yapma örnek verilebilirken; obsesif kompulsif bozuklukla komorbid olan bozukluklara Tourette Bozukluğu, şizofreni,organik akıl bozuklukları ve major depresyon örnek verilebilir.

Tanı sistemlerinde (DSM, ICD gibi) yıllarla birlikte hiyerarşik modelin terkedilmesi,alan çalışmalarının kapsamının genişletilmesi ve alan çalışmalarında obsesif kompulsif bozukluğun düşünülenden yaygın olduğunun bulunması, obsesif kompulsif bozuklukla en çok birlikteliği depresyonun gösterdiğinin saptanması; OKB depresyon ilişkisinin değerlendirilmesinin önemini arttırmıştır.

Obsesif kompulsif bozuklukta, diğer psikiyatrik bozukluklarda görülebilen semptomlar mevcut olabilir.Depresif semptomlar sıktır ve OKB'li hastaların 2/3 ünde major depresyon tanı ölçütlerini dolduracak kadar depresif semptomlar görülebilmektedir. Komorbid depresyonun varlığı daha ciddi bir OKB tablosunu ortaya çıkarabilir, kronikleşmeye eğilimi artırır, tedaviye yanıtın azalmasına ve prognozun olumsuzluğuna yol açabilir.

Hem OKB ve hem de depresyon ambivalans, ümitsizlik, özgüven azalması, endişe, anksiyete, kendini eleştirme,huzursuzluk, suçluluk duygusu, hipokondri gibi benzeyen fenomenolojik özellikler gösterebilirler. Depresif takıntılar daha çok geçmiş olaylarla ilgiliyken, obsesif takıntılar gelecekte olabileceklerin önlenmesine yöneliktir. OKB'de semptomlar sıklıkla egodistonik, saçma, mantıkdışı ve dış dünyaya yönelmiştir.En azından ilk evrede bile olsa, OKB'de direnme çabası vardır. Depresif hastalıklarda endişe ve dayatma egosintonikdir, mantıklıdır, depresif yaşantıyla yakından bağlantılıdır.Depresyonda takıntı ve dayatmalara direnç çok az ve çok nadirdir.[6]

OKB ve Depresyon'da Görülebilecek Ortak Belirtiler

  1. Ambivalans
  2. Ümitsizlik
  3. Özgüven azalması
  4. Endişe
  5. Anksiyete
  6. Kendini eleştirme
  7. Huzursuzluk
  8. Suçluluk duygusu
  9. Hipokondri [6]

Obsesyon Türleri ve Görülme Sıklıkları

Khanna ve Chabasavanna'nın geliştirdiği sisteme göre obsesyon ve kompülsiyonların içerikleri incelendiğinde, kir-pislik bulaşması obsesyonunun ilk sırada geldiği görülmektedir (% 45). Bu obsesyon; görülmez mikrop, kir veya zararlı etkenlerle kişinin pisleneceği, enfekte olacağı şeklinde bir kaygı ile kendini göstermektedir. Bu obsesyona sıklıkla yıkanma, temizlenme kompülsiyonları eşlik etmektedir. Kaçınma davranışı, bu hastaların temel niteliklerinden birisini oluşturmaktadır. Bu grup içindeki bazı hastalar, mikrop kapabilecekleri korkusuyla kendilerini eve hapsetmişler; misafirliğe gitmekten ya da misafir kabul etmekten kaçınır olmuşlardı. Yine bu gruptan bir hasta, sabahın erken saatlerinden geceyarılarına dek evinin temizliği ile uğraşmaktan diğer gündelik işlevlerini yerine getiremez haldeydi.

Günlük etkinlikler ile ilgili obsesyonlar sıklık açısından ikinci sırada yer almaktadır ve şüphe biçimdedirler. Bunlara sıklıkla kontrol kompulsiyonları eşlik etmektedir. Bu obsesyonlar, kapı ya da pencerelerin açık olup olmadığı, havagazının açık unutulup unutulmadığı, evin kapısının kilitlenmediği vb. temalar etrafında dönen şüphe obsesyonlarıdır. Ülkemizde yapılan bir çalışmada günlük etkinliklerle ilgili obsesyonlar, en yaygın obsesyon türü olarak bulunmuştur.

Cinsel obsesyonlar, % 22.5 oranında görülmüştür ve sıklık açısından üçüncü sıradadır. Bu obsesyonlar, çoğunlukla çocuklarıyla ya da kendi cinsiyle ilişkiye girme şüpheleri şeklindedir ve sıklıkla kontrol ya da yıkanma kompulsiyonları tarafından eşlik edilmektedir. Cinsel obsesyonlar, ülkemizde yapılan çalışmalarda -& arasında değişen oranlarda bildirilmiştir.

Dini obsesyonlar, dördüncü sıklıkta bulunmuştur (.5). Bu sonuç ülkemizde yapılmış bir çalışmayla uyumlu, bir diğeriyle çelişir durumdadır. Gülseren ve ark., İzmir'de gerçekleştirdikleri bir çalışmada dini içerikli obsesyonları yaygın bulmazken, Tezcan ve ark., Elazığ'da gerçekleştirdikleri çalışmada dini obsesyonların yaygınlığını daha yüksek bulmuşlardır. Bu obsesyonlar, abdestinin ya da namazının bozulduğu, gusül abdestinin tam olarak alınamadığı, namazda yanlış bir şey söylendiği ya da yapıldığı, ibadetlerin eksik kaldığı gibi temalar etrafında oluşmakta ve sıklıkla yineleme, yıkanma gibi kompulsiyonlarla seyretmektedir. İbadet sırasında ya da günlük hayatta Allah'a kötü söz söyleme, inkar etme gibi obsesyonlar, daha nadir olmakla birlikte, dini obsesyonlar arasında görülmektedir. Okasha ve ark.nın çalışmasında dini içerikli obsesyonlar ` oranında bildirilirken, bu oran Suudi Arabistan'da gerçekleştirilen bir çalışmada % 50 olarak bulunmuştur. Bu yüksek oranlar, bu toplumlarda dini duyguların yaygınlığı ve dinin temizliğe yaptığı vurguyla açıklanmıştır. Hindu ve İngiliz hasta serilerinde ise dinsel obsesyonların oranı düşüktür. Ülkemizde yapılan çalışmalarda dinsel obsesyonların yaygınlığı .1 ile 3.3 arasında değişmektedir. Ülkemizin Doğu ve Batı'sında birbirinden farklı kültürel özelliklerin ön plana çıktığı düşünülürse, bir anlamda bu kültürlerin birbirine karıştığı bir kent olan İstanbul'da gerçekleşen bu çalışmamızın biraz daha doğru bir değer verebileceğini düşünüyoruz.

Kendine veya kendisi için önemli bir kişiye zarar verme obsesyonu yaygınlık açısından dördüncü sıradadır. Bu obsesyon, daha çok ev kadınlarında çocuklarına zarar verme temasıyla kendisini göstermektedir ve kaçınma davranışlarıyla birlikte görülmektedir. Hastalık, obsesyonu iyileştirilemez bir hastalığa yakalandığı şüphesini içeriyordu ve  oranında görüldü. Bu oran, Hindistan'da yapılan bir çalışmanın sonuçlarına yakındır.

Gayrışahsi/cansız başlığı altındaki obsesyonlar, araba plakalarını okuma ve yürürken çizgilere basmama tarzında görüldü. Bu oran, Hint çalışmasına yakın ancak Eğrilmez'in çalışmasından farklıdır.

Sayma (%7.5), dua (%5), dokunma (%2.5), utandırıcı davranış  %2.5) kompulsiyonları ise görece olarak daha düşük bildirilmiştir. Bu oranlar daha önce yapılmış başka çalışmalarda bildirilen oranlardan düşük, bir başka çalışmayla ise uyumludur. Okasha'nın çalışmasında da sayma obsesyonları yaklaşık olarak hastaların yarısında görülmüştür.[7]


Hastalığın Başlama şekli, Başlama Yaşı, Süresi ve Aile Öyküsü

OKB olgularının yaklaşık 0’unda akut, p’sinde sinsi başlangıç; büyük çoğunluğunda ise (s-90) kronik seyir bildirilmektedir. Akut veya sinsi başlangıcın seyre etkisi yeterince araştırılmamakla birlikte, çok merkezli bir araştırmada farmakolojik tedaviye yanıt veren OKB hastalarında akut başlangıç ve epizodik seyrin daha sık olduğu belirlenmiştir.

Erken başlangıçlı olgularda SGİ’lere ortalama 1 yanıt bildirilmesine karşın, bu oranın hastalığı 17 yaşından sonra başlayanlarda bulunması ve erken başlangıçlı olguların daha fazla tedavi girişimine ihtiyaç duymaları; başlama yaşının erken olmasının seyri olumsuz etkilediğini düşündürmektedir. Başlama yaşının gruplandırıldığı çok merkezli bir çalışmada hastalığı 16-23 yaşları arasında başlayanların, 16 yaşından önce başlayanlardan daha iyi yanıt verdiği; en yüksek yanıt oranının 35 yaşından sonra başlayanlarda olduğu ve başlama yaşı ile klinik düzelme arasında güçlü bir ilişki bulunduğu ileri sürülmüştür. SGİ’lere yeterli yanıt vermeyen bireylerde OKB’nin daha erken yaşta başladığı ve özellikle erkeklerde olmak üzere, belirtilerin 20 yaşından önce başlamasının uzun dönemde seyri kötü yönde etkilediğinin gösterilmesi de önceki bulguları desteklemektedir.

Başlama yaşının tedaviye yanıtı etkilemediğini bildiren çalışmalar da vardır. Eisen ve arkadaşları, yaptıkları iki yıllık izlem çalışmasında, 14 yaşından önce başlamanın OKB’nin seyri üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığını bulmuşlardır. Olguların bir ila beş yıl arası takip edildiği başka bir çalışmada ise, tedaviye yanıt veren ve vermeyenler arasında başlama yaşı açısından bir fark bulunamamıştır.

Hastalığın süresi ile ilgili araştırma sonuçları da çelişkili görünmektedir. Bir çok çalışmada hastalığın süresi ile tedaviye yanıt olasılığı arasında anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Stein ve arkadaşları, süre uzadıkça sitaloprama yanıt olasılığının azaldığını, bunun tersine Alarcon ve arkadaşları ise hastalık süresinin uzun olması durumunda klomipramine yanıtın daha iyi olduğunu bildirmişlerdir.

Aile öyküsünün tedavi yanıtı ile ilişkisini değerlendiren az sayıda çalışma vardır. Erzegovesi ve arkadaşları, pozitif aile öyküsünün olumlu seyrin güçlü öngörücüsü olduğunu bulurken, Alarcon ve arkadaşları, tedaviye yanıtın iyi ve kötü olduğu gruplar arasında aile öyküsü yönünden anlamlı bir fark bulunmadığını bildirmişlerdir.[8]


Semptomlar

Genellikle takıntılar, çevre ile normal temas esnasında mikrop kapacağına dair korku gibi, bir korkuya odaklanır. Bu sabit korku ile yaşamak bazıları için korkunçtur. Ayrıca, el sıkmamak ya da eski binalara girmemek gibi başkalarına garip görünen davra­nışlara da yol açabilir.

OCD’li kişiler garip davra­nışlarda bulunabildiği için, diğer insanlar tarafından reddedilebilir; bu da yalnız bir yaşam sürmele­rine sebep olabilir.

Compulsif adet edilmiş davra­nışlar, bazen günde yüzlerce defa tekrar tekrar tekrarlanır. Örneğin, yürürken adım saymak ya da devamlı ellerini yıkamak ya da yaşam alanını devamlı temiz­lemek gibi. Compulsion’lar yani adet edinilmiş davranışlar, genel­likle, eylemlerin özel bir neticeyi önleyeceği ya da yaratacağı inancıyla yapılır. Diğer kerelerde, bir kişinin compulsif davranışları ve obsesif düşünceleri arasında bir bağlantı olmadığı gözükmektedir.[9]

Tedavi Seçenekleri

Eğer kendinizde ya da bir yakını­nızda OCD olduğunu düşünüyor­sanız, tıbbi gözetim altına girin. Genellikle, OCD’si olan kişiler, düşüncelerinin ve compulsif davranışlarının garip olduğunun farkında değildir ve onları, yardım almaya ikna etmek zor olabilir. Ama denemeniz gerekir.

Tedavi etkili olabilir. Bu olmak­sızın, bozukluğun etkisindeki kişiler, obsesif korkulu ve compulsif davranışlı sabit meşguliyetleri sebebiyle evde ya da işte, doğru bir şekilde işlev göremeyebilirler.

Psikoterapi yanında ayrıca, desensitization terapisi de, faydalı olabilir. Pek çok kişi, ilaçlı tedavinin başla­masını takiben üç ay içinde, semptomlarda bir rahatlama yaşar. Heterocyclic antidepresan clomipramine ve selective serotonin reuptake inhibitor’leri; kişilerin psikoterapiden faydalanmasına ve daha normal işlev görmesine yetecek derecede, anksiyete’nin azaltılmasına yardımcı olabilir.

Spritüalizm (Ruhçuluk)'de Obsesyon

Takıntı (Obsesyon), ruhçulukta (spiritüalizm) ve ruhbilimde (psikoloji) farklı olarak tanımlanır ve farklı kavramları ifade etmek üzere kullanılır. Psikiyatri sözlüklerinde kısaca “yanlış olduğunu bildiğimiz halde kafamızdan atamadığımız, mantık ve muhakeme ile uzaklaştırılamayan, arzu edilmeyen saplantı halindeki fikirler” olarak tanımlanır. Ruhçulukta ise, “bir bedensiz ruhun bir bedenliyi (insanı) hükmedecek derecede etkisi altına alması” olarak tanımlanır. Tanımlardan da anlaşılabileceği gibi, birinde obsede edici etken bir fikir olarak kabul edilir, diğerinde ise bu etken bir fikir değil, bu tür fikirleri obsedeye (obsesyon olayına maruz kalana) aşılayan canlı bir varlıktır. Obsesyon (obsession) sözcüğü Latince’de “rahatsız etme” anlamında kullanılan “ obsideratum” ya da “obsidere” sözcüğünden türetilmiştir.[2]

Ruhçulukta obsesyonun oluşmasını hazırlayan ve ilerleten başlıca koşullar

A- Psişik hallerle ilgili olanlar:

1- Hipnoz
2- İbadet veya meditasyon, konsantrasyon, izolman gibi birtakım mistik deneyimler sırasında kişinin kendisini çevreden yalıtması.
3- Üzüntü, sevinç gibi heyecan hallerinde aşırılık ve bu heyecanlara kapılarak kendini kaybetmek
4- Dalgınlık ve aşırı yorgunluk.
5- Hastalık komaları

B- Karakter özellikleriyle ilgili olanlar:

1- Bilgisizlik

a- Obsesyon hakkında bilimsel yazıları okumamaktan kaynaklanan bilgisizlik.
b- Ruhsal irtibat seansında bedensiz varlıkça verilen bilgilerin kontrolüne ve eleştirilmesine olanak veren bilgilerden yoksun olma.
c- Obsedör tarafından kullanılabilecek manevi (din,tasavvuf vs.) konulardaki bilgisizlik

2- Kişinin akıl ve muhakeme yeteneklerini gerektiği gibi kullanamaması
3- Temiz, saf kimselerin obsedör tarafından kullanılabilecek din, kutsallık duyguları, mistik eğilimleri ve karşısındakini yüceltme eğilimi.
4- İnangaçlık. Muhakeme etmeden akla her gelene veya her söylenilene inanmak.
5- Bağnaz (dogmatik) ve sabit fikirli olmak.
6- Cesaretsizlik. Obsedöre karşı gelecek cesareti gösterememe, her şeyine boyun eğme.

C- Ruhsal irtibat seansıyla ilgili olanlar:

1- Medyumun bilgi, görgü ve deneyim eksikliği.
2- Operatörün bilgi, görgü ve deneyim eksikliği.

Kimilerine göre, obsesyon olayının oluşması için bir bedensiz varlığın olması şart değildir. Yani insanlar arasında da oluşabilir. Obsedör varlıklar bedenlendiklerinde de saf, temiz insanları kandırarak çevrelerine bir sürü mürit toplarlar. Bu duruma örnek gösterilebilecek sayısız tarikat ve benzeri oluşumlar mevcuttur. Kimilerine göre de bir alışveriş esnasında satıcının müşterisini hipnoze ederek ona sattığı ürünü almasına sevk edecek hale getirmesine denir. Bu durumda alıcı satın alacağı üründen memnun olmadığı halde onu satın almasıdır.[2]

Kaynaklar

[1] www.atacan.k12.tr/anaokulubultenler/aralik2008.pdf
[2] tr.wikipedia.org/wiki/Takıntı
[3] "Amerikan Psikiyatri Birliği: Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı", Dördüncü Baskı (DSM-IV), Amerikan Psikiyatri Birliği, Washington, DC, American Psychiatric Association; 1994.
[4] Dr. Erhan Bayraktar, Dr. Yusuf Kala, "Obsesif - Kompulsif Bozukluğun Etyopatogenezinde Yeni Bir Boyut: PANDAS", Klinik Psikofarmokoloji Bülteni (Bull Clin Psychopharmacol) 2000;10:144-152
[5] Dr. Pınar Öner, Dr. Ayla Aysev, "Çocuk ve Ergenlerde Obsesif Kompulsif Bozukluk", sted 2001 • cilt 10 • sayı 11• 409
[6] Dr. K. Oğuz Karamustafalıoğlu, Dr. Nesrin Karamustafalıoğlu, "Obsesif Kompulsif Bozukluk ve Depresyon", Klinik Psikofarmakoloji Bülteni, Cilt: 10, Sayı: 1, 2000 / Bulletin of Clinical Psychopharmacology, Vol: 10, N.: 1, 2000
[7] Dr. Kemal Sayar, Dr. Işıl Kaya Uğurad, Dr. Burçin Acar, "Obsessif Kompulsif Bozuklukta Fenomenoloji", Klinik Psikofarmakoloji Bülteni 1999; 9:142-147
[8] Faruk Uğuz, Rüstem Aşkın, "Obsesif Kompulsif bozuklukta İlaç Tedavisine Yanıt İle İlişkili Etkenler", Klinik Psikofarmakoloji Bülteni, Cilt: 16, Say›: 3, 2006 / Bulletin of Clinical Psychopharmacology, Vol: 16, N.: 3, 2006 - www.psikofarmakoloji.org
[9] www.genelsaglikbilgileri.com/obsesif-kompulsif-bozukluk/





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: mustafa mollaalioğlu, 05.10.2010, 11:05 (UTC):
siteniz çok ilginç bilgiler içeriyor..ben de okb tedavisi görüyorum çok zor durumdayım bana yardım edebilirmisiniz..yardıma çok ihtiyacım var..şimdiden teşekkür ederim



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36825807 ziyaretçi (102972722 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.