Ortaçağda Engizisyon ve Cadı Avı
 


Ortaçağda Engizisyon ve Cadı Avı

1. Bölüm

"Her sistem, önce kendi muhalefetini yaratır. Sonra da kendisine en uygun bulduğu araçlarla yok eder. Engizisyon, böyle bir zorlamanın sonucudur. Bu araç, asırlarca din adına can almış ve insanlık tarihine korkunç lekeler bırakmıştır." F. ERCAN

... (Bu dönemde) insanlar, olmadık şeylerle suçlanmışlardır. Özelliklede kadınlar, "cadılık", "büyücülük" suçlamalarına muhatap olmuş, sonunda da Engizisyon mahkemeleri kararıyla yanan odun yığınları üstünde can vermişlerdir. Kadınların tüm suçu ve günahı, erkek egemen toplumlarda, erkeklerden farklı bir vücut yapısına sahip olmalarıdır. Bu farklı beden ve farklı yapı, günahın kaynağı olarak algılanmaktadır.

Kilise, kitleler üzerindeki egemenliğini korumak, sürdürmek ve pekiştirmek için önce büyücülüğü din dışı saymış, sonra da karşıtlarını büyücülükle suçlamıştır. Büyücülerin Şeytan'la ve kötü ruhlarla işbirliği yaptığı ileri sürülmüştür. Bu görüş, kilisenin çaba ve baskılarıyla uzun süre toplumda kabul görmüştür. Aynı zamanda büyücülük, "heretiklik" olarak kabul edilmiştir. Hıristiyan yazarlar ise, büyücülüğü paganlığın bir kalıntısı olarak değerlendirmişler... (...)

Avrupa, 16. ve 17. yüzyıl boyunca, cadı avlarıyla birlikte büyücüleri de birlikte yargılamış ve yakmıştır. İslam dininde büyücülük yapmanın günah olduğu, Bakara 101-102, Taha 69 ve Maide 90 surelerinde açıkça yasaklanmıştır. Ancak Ancak Hıristiyanlıkta olduğu gibi yakma ve yok etme gibi bir yaptırıma bağlanmamıştır. Oysa Hıristiyanlık'ta 1320'de çıkartılan papalık bildirisiyle, büyücülük ve cadılık, heretiklik olarak kabul edilmiş, bu gibi suçlamaların muhatapları, Engisizyonda yargılanmışlardır.

Ayrıca Engizisyon mahkemeleri, insanları, büyücüleri ihbar etmeleri için teşvik etmiştir. İhbarda bulunanlar, mahkemenin korumasına alınacak ve altı aylık bir süre için tüm günahları bağışlanacaktır. Böyle bir talep ve teşvikin dinle, mantıkla, dahası insanlıkla bir ilgisinin olmadığı kesindir. Çünkü böyle bir yol açıldığında, kimlerin suçlanacağı hiç belli olmaz; ama zenginlerin kendilerini koruma ve savunma önlemleri alabileceklerinden yine deen çok canı yananlar, yoksullar olacaktır ve öyle de olmuştur.

Büyücülüğün belirtileri ise şöyle sıralanmaktadır: Birden zengin olma, dinine aşırı düşkünlük, sık sık konut değiştirme, yaşlılık, delilik ve hastalık. Bu gibi belirtiler, en sıradan ve en ilgisiz insanların bile suçlanabileceğini göstermektedir. Özellikle de çekememezlik, miras davaları, arazi uyuşmazlıkları gibi nedenler, ihbarların artmasına neden olmaktadır. Hele bir de Engizisyon, ihbarda bulunanlara cennet vaat ediyorsa......

Sıradan ve "arkasız" bir kişinin büyücü olduğu ihbar edildiğinde, bu kişinin işi bitmiş demektir. Çünkü yapılan testler sonucunda suçlanan kişi test sırasında ölürse aklanmakta (temize çıkmakta)dır. Eğer ölmezse, o zaman da büyücü olduğu kanıtlanmış sayılmaktadır. Böyle bir "kapan"dan kurtulmanın olasılığı YOK! Suçlanan kişi, çırılçıplak soyuluyor ve kendisine bir duayı okuması emrediliyor. Eğer içinde bulunduğu koşullar nedeniyle şaşırır ve duraksarsa, onun büyücü olduğu yolunda ilk kanıt olarak kabul ediliyor. Daha da (komiği), sanığın, suya atılmasıdır. Eğer (cadılıkla suçlanan bu kişi), yüzerse bu, Şeytan'la işbirliği yaptığının kanıtıdır ki artık onu yakılmaktan hiç kimse kurtaramaz. Yok eğer yüzemez de boğulur ise, o zaman suçsuz olduğu kanıtlanmış olur. (Hani ne derler, iki ucu pisli değnek...  )

1450 ile 1550 yılları arasında sadece Almanya'da bu şekilde uygulamalar sonucunda büyücülükle suçlanarak yakılan insan sayısı, 100.000'i geçmektedir. Bu konuda, bir yargıcın başından geçenler ilginçtir:

«Treves Üniversitesi rektörü ve Seçici Prensli Mahkemesi başyargıcı Flade'nin sayısız büyücüyü mahkum ettikten sonra içine bir kurt düşmüş, onların İŞKENCEYE DAYANAMAYIP suçu üzerlerine alabileceklerini düşünmeye başlamıştır. Bunun sonucunda büyücüleri mahkum ederken gönülsüz davranmaya koyulunca, ruhunu Şeytan'a satmakla suçlanmış, büyücüler gibi suçu üzerine almış ve 1589 yılında ÖNCE BOĞULUP SONRA YAKILMIŞTIR.» (Bertnard Russell, Bilim ve Din. s.66)

Bu örnek, o dönemlerde insanların ne ile karşı karşıya olduklarını göstermesi bakımından oldukça ilginçtir. Engizisyonun eline düşüp de sağ kurtulmak, imkansız gibidir. Benzer bir örnek de bir belediye başkanına aittir. Jean Junius, öldürülmeden önce kızına yazdığı mektubun son bölümünde şöyle yazmaktadır:

«...Cellat beni hapse götürürken dedi ki, "Size yalvarırım bayım... Tanrı aşkına doğru-yanlış bir şeyler itiraf edin. Bir şeyler uydurun; çünkü bundan sonra uğrayacağınız işkencelere nasıl olsa dayanamayacaksınız. Dayansanız bile yine kurtulamazsınız. Çünkü büyücü olduğunuzu kabulleninceye dek, işkenceler birbirini kovalayacaktır." » (Sibel Özbudun, 8 Mart'tan 8 Mart'a mı?, s.124)

Tanrı adına, kilise adına uygulanan bu yöntem, bu olunca; insanların ne kadar çaresiz oldukları daha açık olarak görülebilir. Çocuğu olan erkek ve kadın, büyücülükle suçlanıp yakılırsa, onun çocukları da öldürülürdü... Çünkü ilerde intikam almalarından korkulurdu. Büyücülerin yakılması, onların ruhlarının geri dönmesini engellemek için uygulanan bir önlemdi. Herhangi bir nedenle "biraz yumuşak davranmaları" gereken bir suçlu söz konusu olduğunda, önce kafası kesilir, sonra da yakılırdı. Zaten ölmeden önce suçlanan kişilere uygulanan işkenceler, insanı insanlığından utandırmakta ve türlerini diken diken etmeğe yetmektedir:

«...Gerilme, parmak kelepçesi, kerpetenle burulma, kor halinde kömürle parmaklarını yakma (Metz'de), buzla kaplı odaya kapatılma (Avignon'da), tırnaklar arasına demir sokma, pis yiyecekler ve her çeşit ateş işkencesi (tormentum ignis), kızdırılmış demirle dağlama, tabanların yağlanarak yakılması vb. vb...» (a.g.e., s.128)

Her anıldığında lanetlenen insanlık düşmanı Naziler, 6 milyon Yahudi'yi fırınlarda yakarak yok etmişlerdir. Fakat fırında yakma işleminde Naziler, İspanya Engizisyonunun ardılları sayılabilirler ancak. İnsanların mutluluğunu savunması ve sağlaması gereken din, onların yaşamlarını çekilmez hale getirmiştir. Ya da din adına hareket ettiklerini söyleyenler, insanları aşamayacakları yasaklarla kuşatmışlardır.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: imren, 25.10.2016, 08:52 (UTC):
Orta çağda yaşanan bu olayların tarihin yazılı kaynaklarında bulunması bile doğrusu beni oldukça şaşırttı. Avrupalıların bunları kaynaklarından silmiş olmaları gerekirdi, çünkü eminim ki onlarda atalarından utanç duyuyorlardır.

Yorumu gönderen: melek, 01.09.2010, 08:58 (UTC):
boşuna karanlık çağ demiyorlar orta çağa

Yorumu gönderen: hakan, 19.05.2010, 12:49 (UTC):
bir de bazı aydınlar hep avrupayı ornek alın der eger avrupayı ornek alsaydık kopekten farkımız kalırmıydı neyseki Tarihimizde utanılacak cok buyuk kara lekele yok

Yorumu gönderen: Gamze, 11.11.2009, 14:41 (UTC):
Tamamen insanlık dışı şeyler cidden şaşkınlıkla okudum.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36921235 ziyaretçi (103140452 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.