Oruç Tutmak Kendini Tutmaktır
 

Oruç Tutmak Kendini Tutmaktır...

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Cumhuriyet Üniv. İlahiyat Fakültesi

İnsanın olaylar karşısında kendini tutması, kontrol etmesi çok zor bir olaydır. Hayatında insanın başına ne geliyorsa, kendini tutamadığı/kontrol edemediği, dahası sabır ve metanet gösteremediği için geliyor. Günahlar, insanın hep kendini tutamayışının bir sonucu değil midir?

İnsan kendisiyle barışık olmalıdır. Kendisiyle barışık olmayanın derdi, yine kendisiyledir. Allah insanlara haksızlık etmez; insanlar kendi kendilerine haksızlık ederler.

Küpün išinde ne varsa, dışına onu sızdırır. Dolayısıyla, kendisiyle kavgalı olan çevresiyle barışık olabilir mi?

İnsan hayatı boyunca yüzleştiği olumsuz şartlar karşısında pes etmemeli, kendini kaybetmemelidir. Kendini kaybeden hangi hayrı, hangi sevabı kazanır? Bu soruya ancak 'hiçbirini' şeklinde cevap verilebilir. Kazanmak, biraz da insanın kendinde olması ile ilişkilidir. İşte oruç, insanın iyiyi, güzeli ve yararlı olanı kazanmasında etkili olan ibadet türlerinden sadece birisidir. Onun için Türkçe'mizde ''oruç tutmak'' tabiri kullanılır.

Orucun Arapça'daki aslı, ''savm/sıyam''dır. Bu sözcüğün karşısına lügatler ''tutmak, zaptetmek, zapt-ı rapt altına almak'' anlamına gelen ''imsak'' kelimesini yerleştirir. Dolayısıyla oruç, bir ibadet disiplininin adı olarak, insanı kötü, sevimsiz işler yapmaktan alıkoyan, insanın hayatını düzenleyen, derleyen, dağınıklıkları yok eden bir özelliğe sahiptir. Bunu Hz. Peygamber, telaffuz bakımından kısa ama anlam bakımından çok derin ve geniş bir ifade biçimiyle: ''Oruç, kalkandır'' (Müslim, ''Savm'' 163) şeklinde tanımlamışlardır. İşte oruç da mecazî anlamda, belirli saatlerde insanı yeme-içme ve nefsanî arzulardan uzaklaştırdığı için kalkanın fonksiyonuna benzetilmiştir. Nasıl ki bir savaş aleti olan okun, bir kimseye isabet etmesine kalkan engel olursa, günahların meydana gelmesine de oruç engel olduğundan dolayı, o kimsenin cehenneme girmesine mani olur. Kötülüklere zemin hazırlayacak istekleri frenler.

Müslümanlar, Allah'ın emrine uyarak bir ay boyunca Ramazan Ayı'nda oruç tutarlar. Dolayısıyla biz oruç tutarız. Bu söz bir yere kadar doğrudur. Asıl doğru olan, biz oruç ibadetini, oruç bizi tutsun diye yerine getiririz.

Türkçe'mizde, “kendini tutma” ifadesi birçok anlamlar çağrıştırır. Kendini tutma, belli bir irade eğitimi sonucunda gerçekleştirilen bir davranıştır. Çünkü, insanın olaylar karşısında kendini tutması, kontrol etmesi çok zor bir olaydır. Hayatında insanın başına ne geliyorsa, kendini tutamadığı/kontrol edemediği, dahası sabır ve metanet gösteremediği için geliyor.

Günahlar, insanın hep kendini tutamayışının bir sonucu değil midir?

Trafik kazaları, insanın kendilerini birkaç saniye tutamayışının bir sonucu değil midir?

Her katilin adam öldürmesi, kendini tutamadığı için değil midir?

İnsan, dilini tutamadığı için karşısındaki kimselerin gönüllerini kırıp dökmüyor mu?

El organını tutamadığı zaman vurup kırmıyor mu?

İnsan kendini tutamadığı zaman, kendini yitiriyor, kaybediyor, böylece kendine yazık ediyor, kendinden geçiyor ve felâketlere düşüyor.

İşte bir ay boyunca 'oruç tutan' bir Müslüman, irade eğitiminden geçiyor ve kendisini olaylar karşısında bırakmaması gerektiğini öğreniyor. Oruç, sadece mideye değil, bütün organlara ve zihne de tutturulmuş oluyor. Bundan dolayı oruç, kişiyi kötülük işlemekten alıkoysun, insan kendisini tutsun diye Hz. Peygamber: ''Size birisi kavga etmek için sataşırsa, ben oruçluyum desin'' buyuruyor.

Kendini tutmak, olgun insanın işi ve de zor bir iş. Oruç bizi, bu zor işe çağırıyor. Geleneğimizde 'edep'; insanın haddini, sınırını bilmesidir, diye tanımlanır. Erkânı da; eline, diline ve beline sahip olmaktır. Oruç tutmak, bu güzellikleri kazandırıyor.

Kendisini tuttuğumuzu sandığımız oruç, aslında bize kendimizi tutmayı öğretiyor. Yeme-içme, öfke ve şehvet güdümüzü denetim altına almamızı sağlıyor. Eğer insanın aklı, öfke ve şehvet güdülerine egemen olursa, o kimseden erdemli davranışlar; eğer öfke ve şehvet güdüleri akla egemen olursa, o kimseden sevimsiz davranışlar meydana gelir. İşte bütün bu noktalarda da oruç insanı eğitiyor, cemiyet için faydalı ve kendisinden korkulmayan, emin bir insan karşımıza çıkıyor. Büyük İslâm düşünürü İmam-ı Rabbani'nin şu sözü buna işaret etmektedir: ''Bir kimsenin ramazan ayı düzgün geçerse, senenin diğer kalan ayları da düzgün geçer.”

Toplumsal hayatta, asayişi bozan ya da yüz kızartan suçların bile yok denecek düzeyde azaldığı ay, gerçekten oruç ayıdır. Orucun, insanda iyiliklerin, güzelliklerin, merhamet va şefkat eğitiminin verilmesinde çok önemli bir vasıta olduğu hepimizin malumudur.

İnsan, nefsini, içgüdülerini ve öfkesini oruçla kontrol altına alırsa, iradesi güçlenir, ruhu saflaşır, şahsiyeti gelişir. İşte bu nedenle orucu farz kılan ayet şöyle biter: ''Umulur ki bu sayede kötülüklerden korunursunuz.'' (Bakara, 183) Ayetin bu kısmı, oruçtan elde edilecek kazancı, yani orucun amacını açıklar. İşte bu yüzden, oruç tutmak insanın olaylar karşısında infiale kapılarak kendisini kaybetmesi değil, biraz da insanın kendisini tutmasıdır. Kişi orucu âdâp ve erkanına uygun bir şekilde ne kadar güzel tutarsa, oruç da kişiyi o kadar tutar.

Demek ki insan oruç tutar, oruç da insanı tutar. İnsanın nefsini ıslah etmekle onun ruhunu incelterek, iyiliklerin ve güzelliklerin paylaşılmasına motive eder. Örneğin, yoksul ve kimsesizlere yemek yedirmek, giydirmek, felakete uğramış olan kimselerin biraz olsun acılarını dindirmek, sıkıntılarını hafifletmek için maddi-manevi yardımlarıyla katkıda bulunmak, herhangi bir yerde toplumun menfaatine yapılacak yararlı bir iş varsa, hemen oraya koşmak gibi. Bütün bu güzellikler, orucun gönüllerde estirdiği değişim rüzgarlarının bir sonucudur.

Oruç da namaz gibi bedenî bir ibadettir. Oruç bir ay müddetle bütün iç organlarımızı özellikle midemizi ve karaciğerimizi dinlendirir. Bedenin hareketini düzenler. Bedene güzellik ve zindelik verir. İnsanlarda ulvî duygular uyandırır. Allah'a bağlılığını artırır. Bu sebeple Hz. Peygamberin: ''Oruç tutun, sıhhat bulun” buyurmalarının temel esprisi budur.

Oruç, duygu eğitiminin önemli boyutları olan, sevgi, estetik, iyi ahlâk ve şefkat duygularını geliştirir. İnsanlar arasında sosyal bağların güçlenmesine vesile olur.

Oruç, insanlarda bencilliği giderir; paylaşmanın bir erdem olduğunu hatırlatır. İnsanı sosyalleştirir; insana, yoksulları koruyacak bir sorumluluk duygusu ve alışkanlığı kazandırır.

Oruç, mülkün ve her şeyin temeli olan adaletten uzaklaşmamak gerektiği eğitimini verir. Sahip olduğumuz nimetlerin değerini anlamamıza yardımcı olur.

Oruç tutmakla, açlık ve susuzluğun ne anlama geldiğini bizzat yaşayarak, başımıza gelebilecek savaş hâli, yoksulluk, deprem gibi nice mahrumiyetler karşısında nasıl sabır gösterilerek direnilebileceğini öğretir. Bu açıdan oruç, en güzel bir eğiticidir.

Eğer İslâm nedir? diye sorulacak olursa, tek cümle ile İslâm; nezaket ve disiplin dinidir, denilebilir. İşte oruç, bize bu iki güzelliği kazandıracaktır.

Ruh sağlığı ve gönül huzuru açısından Ramazan ayı son derece önemlidir. Çünkü o, bir ay boyunca bir kimsenin 24 saatini meşgul eder. Örneğin, sahur vaktinde kalkılacak, sahur yemeği yenilecek, vaktin doğruluğu hesaplanacak, çünkü falan saat falan dakikada artık yemek-içmek kapısı kapanacaktır.

Gündüz, falan falan işler yapılacak, icabında toplumun ihtiyaç sahiplerinin maddi manevi ihtiyaçları karşılanacak, böylece birçok insan sevindirilmiş olacaktır. Bu, zengin ve fakir Müslümanlar arasında kurulan bir barış, kardeşlik, dostluk köprüsüne dönüşecek, böylece, toplumun sosyal dokusu daha bir güçlenecek, birlik duyguları daha bir kuvvetlenecek anlamına gelir.

Akşam vakti, tam vaktinde iftar edilecektir. Yemek yenecek, istirahat edilecek, sonra ''teravih'' namazına geçilecektir. Her sene, bütün senenin bu bir ayı zarfında muntazam, programlı bir şekilde Müslümanlar kendilerini eğiteceklerdir. Böyle bir disiplin, Müslüman'ın hayatında vaktin son derece değerli olduğu izlenimini kazandırır.

Aynı zamanda Ramazan ayı, sosyal boyutu olan bir aydır. İslâm dininde Ramazan ayı, toplu ibadet ayı olarak kılınmıştır. Bütün Müslümanlar aynı şekilde belirlenmiş zaman diliminde oruçlarını tutarlar ve namaz için camide toplanırlar. Böylece ibadetin içtimaî boyutta tezahür eden coşkusunu hep birlikte yaşarlar ve birbirleriyle görüşüp buluşma imkanı elde ederler.

Oruç, çağımızın modern bir hastalığı olan yalnızlık psikolojisine son vermenin adıdır.

Neticede, ferdi olarak yapılan oruç ibadeti, içtimaî bir ibadet hâlini almış olur. Bir kimse tek başına oruç tutarsa, ahlâkî ve ruhî faydalar elde eder ama, toplu olarak tutulan oruç da bu faydalar daha çok elde edilmiş olur. Ayrıca, Ramazan ayının manevî havası, bütün toplum kesimlerinde iyilikleri öne çıkarma, kötülüklerden sakınma ve takva ruhu ile donanma gibi ahlaki alışkanlıklar kazanmamıza hizmet etmiş olur.

Oruç, insanlarda bencilliği giderir; paylaşmanın bir erdem olduğunu hatırlatır. İnsanı sosyalleştirir; insana, yoksulları koruyacak bir sorumluluk duygusu ve alışkanlığı kazandırır.

Oruç, mülkün ve her şeyin temeli olan adaletten uzaklaşmamak gerektiği eğitimini verir. Sahip olduğumuz nimetlerin değerini anlamamıza yardımcı olur.

Kaynak: Bu yazı, Diyanet Aylık Dergi 2005 Ekim sayısında yayınlanmıştır.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36651178 ziyaretçi (102664231 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.