Osmanlı'dan Günümüze Sabetayistler (Dönmeler)
 

Osmanlı'dan Günümüze Sabetayistler (Dönmeler)

Hazırlayan: Akhenaton

"Sabetaycılık" (Sabetaism) ve "Dönmelik" konusu, dinler tarihi alanında benzerine çok az rastlanan bir meseledir. Bu konu, Yahudiliğin dinî tarihinin en paradoksal olaylarından birini oluşturmaktadır. Son 20-30 yıl öncesine kadar bu konu, Türkiye'de bir "sır olayı" olarak varlığını sürdürmekteydi ve hakkındaki araştırma ve belgeler, hemen hemen yok denecek kadar azdı. İsrail devletinin kurulmasıyla bu belgelerin bir kısmı, İsrail Ben Zevi Enstitüsü'nde toplanmış ve bu konu, bu makalede sık sık atıfta bulunduğumuz Gershom Scholem (Gerşom Şalom)'un "Sabhetai Zvi" ve "La Secte crypto-juivc des Dunmeh de Turquie" adlı çalışmalarıyla gün yüzüne çıkmaya başlamıştır.[1]

Sabetayizm, Osmanlı imparatorluğunun son 250–300 yıllık tarihinde etkin olmuş tarikatvârî bir Yahudi yapılanmasının adıdır. Sabetayizm, "Yahudilik" ve"Dönmelik" (Jewish convert) kavramlarıyla birlikte anılır. Bunun en önemli nedeni, akımın kaynağının Yahudilik olmasıdır.[2] Geçmişten günümüze değin Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde Hıristiyan (Ermeni, Rum, Slav, Hırvat) ve Yahudi cemaatleri azınlık olarak nitelendirilirken Sabetayistler, antropolojik olarak standart kültürün ürk toplum yapısı içinde bir unsuru olarak kabul edilmişlerdir.[3]

Son zamanlarda kamuoyuna, "Sabetayizm" ve "Dönmelik" gibi konularda eserler sunulmakta; internet siteleri ve raporlar yoluyla bilgi verilmektedir. Bu faaliyetlere bakıldığında fazla hassas davranılmadığı, polemiklerin öne çıkarıldığı görülmekte ve bunun yanında "başka hedefler" güdüldüğü izlenimini uyandırmaktadır. Özellikle Türk Milletine mal olmuş kimi isimleri de çok yönlü bir araştırmaya tabi tutmadan "Dönme" ya da "Sabetayist" diye sunmak, yaptıklarını dikkate almadan ve herkesi aynı kefeye koymak doğru olmadığı gibi, Türk toplumuna mal olmuş isimlere gölge düşürmek, milletin güvenini sarsacak, ümitsizliğe düşürecek ve herkesten şüphe eder hale getirecek bu yöntem, doğru değildir. Bu tür yayınlara bakıldığında, soyadlarından, görevlerden, akrabalıklardan, doğum yerlerinden ve benzeri değerlendirmelerden hareketle hemen herkesi "Dönme" ya da "Sabetayist" yapma hedeflendiği gibi bir neticeye varılmaktadır.[1]

Dönmelik ve Sabetaycılık, hem Osmanlı'da hem de Türkiye Cumhuriyeti'nde değişik vesilelerle gündeme gelmiş bir konudur. Günümüzde de Ilgaz Zorlu'nun ortaya çıkıp "Evet, Ben Selanikliyim!" adlı kitabı yazmasının ardından Kemal Derviş'in Amerika'dan Türkiye'ye gelip bakan olmasıyla Sabetaycılık ve Dönmelik, Türkiye'nin önemli gündem maddelerinden biri olmuştur. Bu konuyla ilgili makaleler ve kitaplar yazılmış, Türkiye bürokrasisinde ve Türk basın-yayınında önemli konumda olan isimlerin "Sabetayistliği"ne dikkat çekilmiştir.[1]

David Borchard, “Yabancı Gözüyle Türkiye'nin Hoşgörüsü” başlıklı makalesinde kullandığı şu ifadeler dikkat çekicidir: “Fakat belki de Türklerle Yahudiler arasındaki sıcak ilişkileri açıklamada “Dönmeler” yardımcı olabilir. Türkiye'nin en yetenekli aydınlarının ve gazete sahiplerinin dönme kökenli olduğu bir sır değil. Abdi İpekçi de dâhil olmak üzere bu yüzyılın önde gelen Türk gazetecilerinin hemen hepsi dönmeydi.” [2]

Bilindiği gibi, Dönmeliğin başlangıcını, 1665 ve 1666 yılları boyunca Yahudiliğin sinesinde kendini gösteren mesihî büyük bir patlamaya kadar götürmek lazımdır.[4] Mesih, genel olarak "bozulan dünyayı" düzeltmek için gelecek birisidir. Bütün dinlerde ortak bir fenomen olan "beklenen kurtarıcı" anlamında "Mesih" ve "Mehdî" terimleri ya da bu terimlerin anlamdaşları bulunmaktadır.[1] Hıristiyan ve İslam inancına göre beklenilen Mesih, yeryüzüne gelmiş Meryem oğlu İsa'dır. Yahudilerse İsa Mesih'i son mesih olarak kabul etmediklerinden Kıyamet öncesi beklenen son Mesih'in Sabhetai olduğunu düşünmüşlerdir. İsa Mesih, Hıristiyanlığa göre Yahudilerce çarmıha gerilmiş, İslam inancına göreyse Kurânî tabirle Yahudilere öyle "gösterilmiş", fakat İslam bilginlerince Kurân'da bu konuyla ilgili başka hiçbir bilgi verilmemesine rağmen İsa Mesih'in göğe yükseltildiği, onun yerine İsa Mesih'i ele veren havari Yahuda İskaryot'un çarmıha gerildiği iddiaları ortaya atılmıştır. İsrailiyyat'tan (Hıristiyan inancından) İslam bilginlerince aynen İslam inancına yerleştirilen bu inanç ve gelecek olan bir Mesih ya da Mehdî beklentileri, günümüzde özellikle Şiilik inancı ve nurculuk denen deforme akım içinde oldukça rağbet görmüştür.

Yahudilik'teyse Mesih inancı, ayrı bir önem ve anlam kazanmıştır. Bu durum, tarih içinde öyle bir hal almıştır ki, Yahudi ve Mesih, bir ve aynı şey sayılır olmuştur. Bundan dolayı Babil Sürgünü'nden sonraki hemen her yüzyılda Yahudileri Arz-u Mevûd'a (Türkiye'yi de içine alan vaat edilmiş topraklara) götüreceği ve"bozulan dünya"yı düzelteceği iddiasıyla çok sayıda insan, "Beklenen Mesih Benim!" diyerek ortaya çıkmıştır.

Ortaya çıkıp mesihlik iddiasında bulunan kimselerin hareketine "mesihî hareket" denilmektedir.[1] Bu hareket meşhur, 2 kişiye bağlanmaktadır. Bunlardan biri, büyük tutkuyla karşılanmış olan Mesih, Kabbalist bilgin Sabhetai Zvi; ikincisi, Sahbatai Zvi'nin "peygamberi" ve ilahiyatçı Gazze'li Kathan'dır.[4]

Sabetaycılığın dünyadaki Yahudiler yanında Hıristiyanlar arasında da bu kadar büyük bir yankı uyandırmasının ana nedeni 1666 yılıdır.[5] Şeytanın sayısı olan yılda önce Deccal ortaya çıkacak ve sonrasında beklenen Mesih dünyaya gelerek Deccal'ı öldürecektir. Bu yüzden de Sabhetai'nin mesihliği, 1665’te başka Yahudi bilginler tarafından da onaylanınca büyük gürültüler kopmuştur. Hıristiyanlar beklenen Deccal'ın Sabhetai olduğunu iddia ederek İsa Mesih'in 1666'da gökten ineceğini ve Sabhetai'yi öldüreceğini düşünerek büyük bir beklenti içine girmişlerdir.[6]

Tarihî Arkaplan

Osmanlı topraklarına 1492-1512 yılları arası İspanya ve Orta Avrupa'dan 150-300.000 arası Yahudi nüfusu göç etmiştir. Bu göçlerden önce Osmanlı topraklarında Yahudi topluluklarının yaşadığı bilinmektedir. O dönemlerde dünyayı saran anti-semitizm sonucu Osmanlı toprakları Yahudiler için sığınılacak güvenilir bir durum arz ediyordu. Göç eden Yahudiler, ticaret, mesleki kuruluşlar ve sanayi alanında hızla artan bir oranda yer almaya başladılar. Yahudiler, özellikle 1453'ten sonra kahyalık, subaşılık, vergi tahsildarlığı, diplomatik elçilik görevlerine yerleştirilmişlerdir.[3]

İzmirlilerin "Kara Menteş" dedikleri Haham Mordahay Sevi'nin ailesi, kentteki Yahudilerin büyük çoğunluğu gibi, 1492'de İspanya'dan kovulmuştu. 15. yüzyılın son yılları ve 16. yüzyılın ilk yıllarından itibaren Portekiz, İspanya, Güney İtalya, Sicilya ve benzer Avrupa ülkelerinden kovulmuş çok sayıda Yahudi, Osmanlı Devletine sığındı. Sevi ailesi, önce Mora'ya sonra İzmir'e yerleşti.

Kara Menteş'in oğlu, Sabhetai Zvi, 7 Temmuz 1626'da İzmir'in Agora semtinde doğdu. Her Yahudi çocuk gibi o da eğitimine önce kutsal kitap Tevrat'ı öğrenerek başladı. Tevrat'ın özel yorumu sonucu ortaya çıkan gizemli "kabala" öğretisine merak sardı.[7] Genç yaşta Kabalaya büyük ilgi duyan Sabhetai Zvi, böylece Kabalist olmaya, Kabalaya uygun bir yaşam sürmeye karar vermiştir. Daha 15 yaşında geniş bir Kabala bilgisine sahip olan Seviye göre bir gerçek vardı: O da Kabalanın dünyasıydı.[8]

Haham olarak yetiştirilen Sabhetai Zvi, 39. yaşının eşiğinde yoğun bir mistisizme saplandı. Yahudi toplumunu kurtaracak tanrısal ilahî güce sahip Mesih (kurtarıcı) olduğunu söylemeye başladı. Agora'daki "Portugal" ve "Galante" sinagoglarında ilk vaazlarına başladı ve 31 Mayıs 1665'te "Mesih" olduğunu ilan etti. Yahudi inancına göre Mesih, kendilerine, bugünkü İsrail topraklarında bağımsız bir devlet kuracak ve dünyanın 4 bir yanma dağılmış olan Yahudileri bir araya toplayacaktı.

Mesih olduğunu iddia eden Sabhetai Zvi, sinagoglarda ateşli konuşmalar yapmaya başladı.[7] Osmanlıyı 38 krallığa böldüğünü, kendisini de kralların kralı ilan ettiğini söylüyordu.[2] Taraftarlarının sayısı, her geçen gün arttı. Bu heyecanlı konuşmalar, Avrupa'dan Yemen'e, Kuzey Afrika'dan Anadolu'ya kadar geniş bir coğrafyada yaşayan insanlar arasında dalgalanmalar yarattı. Bu akım, hem Hıristiyanları hem de Müslümanları etkiledi.[7]

Kitlenin umut ve saflığıyla kısa zamanda oluşturulan olağanüstü ve efsanevî hava hesaba katılsa bile, Sabhetai Zvi'nin kişiliki de olağanüstü bir büyü etkisi yaptı. En yakın taraftarlarının gözünde o, hiç şüphesiz bir zahit ve bir mistikti. Vecd, mutluluk ya da coşkunluk anlamında o, kendisini dinî hükümleri ihlale ve o güne kadar hiç görülmemiş, Yahudilik modeli olarak, "Kutsal Günahkar" tipini sergilemeye çağıran şahsi eğilimini fark etti. Onun şahsında, aynı anda, her zaman mesihliğin ayırt edici bir niteliği olmuş olan bu anarşik şekil altında, değiştirilmiş, yenilenmiş bir Yahudiliğin ütopik saplantısı ve Yahudi geleneğinin, bayram törenleri gibi, kimi konularını (doneleri) değiştirip düzelten tuhaf ve gülünç ritüelleri yerine getirme eğilimi görüldü. Sabhetai Zvi, bütün bu işlerin, rabbinik Halakha'nın dengeli ve geleneksel otoritesinin yerini alması gereken yeni bir mesihî otoriteyi ileri sürerek yapıyordu.[4]

Bu gelişmelerden en çok rahatsız olanların başındaysa, önde gelen Yahudi din adamları geliyordu. Hahamlar onu lanetleyip aforoz ettiler. Kendisine karşı oluşan büyük tepki nedeniyle Sevi, İzmir'den ayrılmak zorunda kaldı ve faaliyetlerine İstanbul, Selanik, Atina, Kahire ve Kudüs'te devam etti.[9]

Kendisine "Elisabetta" ismini veren [10][11] Sabhetai Zvi, sürgünde (diaspora), bütün Yahudi tarihi boyunca gerçekleşmesi beklenmiş olan mesihî hareketin temsilcisidir. Çok.sayıda vuku bulmuş olan önceki mesihî hareketler, daima kendi yayılma sahası ve süreleri içinde sınırlı bir karakteri muhafaza etmiş, önemli izler bırakmamışlardır. Fakat Sabetayizm için hiç de aynı şey söz konusu değildir. Sabetayizm, bu büyük yankıyı uyandırdıysa, Filistin'den doğduğundandır.

Gazze'li Nathan. İzmir'den Kudüs'e gelmiş olan kabalist Sabhetai Zvi'yi burada tanımıştı. Bu andan önce, hiç kimse, Sabhetai Zvi'nin mesihî iddialarını ciddiye almamıştı. Zaten Sabhetai da mesihlik iddialarını ancak kesintili bir şekilde açıklamıştı. Fakat Gazze'li Nathan, özel vecd halleri sırasındaki durumundan dolayı, Sabhetai Zvi'nin iddialarının doğruluğuna inanmıştı.[4] Avrupa'daki Milleneryan Hıristiyanlar da 1666’da İsa Mesih'in 2. kez dünyaya gelişini bekliyorlardı. Bu kehanete göre M.Ö. Yahudilik içinden bir Mesih çıkması, bu Mesih'in bütün Yahudileri Hıristiyanlığa döndürmesi ve "Kutsal Topraklar"ı işgal eden "Türk" imparatorunun sonunun gelmesi gerekiyordu. Sabhetai Zvi'nin ortaya çıkışı kimi Hıristiyanlara göre bu kehanetin habercisiydi.[7]

Mabed'in tahribinin anısına yapılan 9 Ab oruç günü, mesihî fermanla Mesih'in resmî doğum günü ilan edildi ve yas günü olarak kutlanan bayram, neşeli bayrama çevrildi. Taşkınlık, özellikle Türk Yahudiliği bünyesinde artık sınır tanımıyordu. Ayrılmış muhalifleri ve "inanmayanlar" tarafından. yapılmış birkaç uyarı hiçbir sonuç vermedi. Bundan dolayı Sabhetai Zvi'nin 16 Eylül 1666'da Edirne'de Divan önüne çağrılması, Padişahın karşısında İslam'ı kabul edip hayatını kurtarması haberi görülmemiş bir yıkım oldu.[4]

Gelişmelerden rahatsız olan Osmanlı yönetimi Sabhetai Zvi'yi tutukladı ve yargıladı. Sultan 4. Mehmed, çok uzun süren yargılamayı perde arkasından takip etti.[7] Sabhetai'den Mesih olduğunu ispat etmesini, bunun içinde kendisini soyacaklarını, okçuların kendisine ok atacağını, kendisine bir şey olmazsa Mesihliğini kabul edeceğini ve hatta kendisine tabi olacağını da söyledi. Bunun üzerine Sabhetai böyle bir şey olmadığını, bunu Yahudilerin çıkardığını, kendisinin basit bir haham olduğunu söyler ve Mesihliğini inkâr etti.[2] Yargılama sonunda Sabhetai Zvi'nin önüne 2 seçenek kondu: iddialarından vazgeçmezse öldürülecek ya da Müslümanlığı kabul ederse hayatı bağışlanacaktı. Sabhetai Zvi, kendisine önerilen 2 seçenekten birini kabul etti. "Bu can bu bedende olduğu sürece Müslüman'ım" dedi ve "Mehmed Aziz Efendi" adını aldı. Kansı Sara'ysa "Fatma Hanım" adını seçti. Taraftarlarının bazıları, bu hareketi ihanet olarak görüp, Sabetayist olmaktan vazgeçti. Hatta kimileri, "yeni durum"a karşı çıkıp intihar etti. Çoğunluksa Müslümanlığı kabul etti. Kabul edenler kendilerine "maaminimler" (mü'minler) diyorlardı.[7] Kendilerinden ayrılmış olanlarla Sabhetai Zvi'nin mesihliğini inkar eden Yahudilerse "kofrim" (kafir) olarak adlandırılıyordu. Bu tarihlerden itibaren Sabhetai Zvi ve yandaşları, dinlerinden döndükleri için, Osmanlı yönetimince "Avdetî" (Dönme) olarak anılmaya başlandı.[7]

Müslüman ve Yahudi olarak Sabhetai Zvi'nin ikili hayatı, başlangıçtan beri, din değiştirmesinden çok ümitlenmiş olan Osmanlı yönetimince birçok yıl hoşgörüyle karşılandı. Daha önce olduğu gibi, "inanan" Sabetayistler, mesihlerinin din değiştirmesinden sonra da, "hac" için Edirne'ye gitmeye devam etti. Bu sahte mesihliğe ait sapıklık, elden ele dolaşan bir seri eserle hızlı bir şekilde yayıldı. Normal muhalefete ve bazen de resmi rabbinik otoritelerinin eziyetlerine rağmen Yahudi mesihçiliğinin bir çeşit yeraltı hareketi başladı; bir süre sonra da geniş bir çevreye ve Yahudilerin dağınık olarak bulundukları (diaspora) çok sayıdaki bölgeye yayıldı. Sabhetai Zvi, Arnavutluk'a sürgün edildikten sonra, 1676 sonbaharında Ülgün'de öldü, fakat bu ölüm bile olayların akışında bir şey değiştirmedi: Mesih'in, yani Sabhetai Zvi'nin gerçekten "ölmediği", "bir başka şekil altında" yaşadığı açıklandı.[4]

Sabhetai Zvi'nin ölümüyle gerçek gizem bundan sonra kök saldı. Çünkü Mesih'e inanan büyük bir kesim Sabhetai Zvi'nin gövdesel olarak Müslümanlığa döndüğünü, ancak ruhsal olarak göğe uçarak yeniden dünyaya döneceğine inandılar. Kendisinin 1666'da din değiştirmesini izleyen 10 yıl boyunca yaklaşık 200 aile de Sabhetai Zvi'nin izinden giderek Müslüman olmuştu. Bu ailelerinin çoğu; Edirne, Selanik, İstanbul, İzmir ve Bursa'daydı. Anadolu'da ve Balkanlar'da da din değiştiren kimi aileler vardı. 1683’te Selanik'teki Yahudiler arasında kitlesel din değiştirmeler görüldü ve kısa sürede yaklaşık 300 aile Müslüman oldu. Bilinen en eski kaynak olan Danimarkalı gezgin Karsten Nibeuhr'un 1784 tarihli eserinde, burada 600 Dönme aile bulunduğu belirtmiştir.[17] Gershom Scholem, "Sabhetai Zvi" adlı çalışmasında nüfusun 60.000 olduğunu yazmıştır. İnananlar, Sabhetai Zvi'nin ölümüne inanmamışlardı; o ölmemişti, sadece beden değiştirmişti ve yeniden dünyaya gelecekti.[7]

Sabetayistlerin büyük çoğunluğu İspanyol göçmen, yani "Sefarad"dı. Bu yüzden de anadilleri Îbranîce-İspanyolca karışımı Ladino'ydu. Çoğu Türkçeyi ve Rumcayı da iyi derecede konuşuyordu. Sabetaycılık sadece İzmir, Selanik gibi Osmanlı kentlerinde değil, Orta ve Kuzey Avrupa kentlerinde de yayılmıştı.[7] 1492’de İspanya'daki Engizisyon mahkemelerinden kaçan Yahudiler, Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğindeki Selanik şehrine yerleştirilmiş olmakla birlikte, zamanla imparatorluğun egemenliğindeki şehirlere de yayılarak yerleşmeye başlamışlardır.

Sabhetai Zvi'yi sonuna kadar takip eden taraftarlarının sayısı, hayatı boyunca 200 aile yakınlarında oldu. Bunların çoğu Balkanlardan, fakat bir kısmı da İzmir ve Bursa'dan geliyordu. Gönüllü maranlarda olduğu gibi, başlangıçta, taraftarları ondan 2 yüzlü bir hayat sürdürme talimatı almış oldukları görünüyordu.[4] Çünkü Sabetayistler, İslamiyet'i kabul ettiklerini söylemelerine, görünüşte Müslüman gibi hareket etmelerine rağmen, gerçekte Musevîliğe inanmaktaydılar. En belirgin özellikleri güçlü saklanma yeteneği olup, gerçek Müslümanlara karşı kendilerini iyi korumasını biliyorlardı. Gerçek Müslümanların hayatını yaşamak, özel yaşamlarında onlarla beraber olmak, onların doğru ve hatalı taraflarım iyi taklit etmek, görünüşte İslam'ın amaçlarına iyi hizmet etmek, ancak buna karşılık kendi iç dünyalarında Müslüman vatandaşlardan binlerce fersah ötedeydiler.[12] Her birinin, hem Türkçe hem de İbranîce adı vardı. Türkçe adlar toplumsal yaşamda, İbranîce adlarsa aile ve "cemaat içinde" kullanılıyordu.[7]

Bir süre sonra, özellikle Sabhetai Zvi'nin ölümünden sonra, birçok "inanan", Yahudiliğe yeniden dönmeye karar verdiğinde, tereddütler ortaya çıktı. Sabhetai Zvi'nin öz kardeşi Elijah Zvi'nin durumu da böyleydi. Fakat Sabhetai Zvi'ye sadık kalan "inananlar" grubu, aralarında çok bilgin kabbalist ve rabbinlerin yer aldığı, hatırı sayılır uyumlu bir cemaati meydana getirdi. Bunların çocukları, daha sonra, özel bir statüye sahip olarak, en eski Dönme kolunu teşkil etti. Bunlarla Yahudilik içinde kalan "inananlar" arasındaki ilişki olduğu gibi devam ettirildi.[4]

Sabetayizm, "tikun (onarım) felsefesi" adını verdikleri bir felsefeye dayanır. Tikun felsefesine göre, âlemin yaratılışında bir miktar tanrısal ışık kaynağına geri dönememiştir. Hatta, fizik dünyanın varlık nedeni de budur. Bu hapis kalan tanrısal ışıkların kaynağına dönmek ister ancak bunun için sıkışıp kaldığı 'vazonun' kırılması gerekmektedir. Bu felsefenin sahipleri, bu ışığın kurtarılması görevinin son kurtarıcıya verildiğini düşünmektedirler. Konunun uzmanları, onun fuhuş yaptığı bilinen bir kadınla Sevi'nin evliliğini de tikun felsefesine bağlarlar. Yazar Ilgaz Zorlu da eserinde "serbest seks" dediği gelenekleri bu felsefeyle ilişkilendirir. Sabhetai Zvi, zamanında Yahudi yasalarının kimi temel kurallarının kaldırıldığını belirtilmişse de Mesih'in gelmesiyle beraber Tevrat hükümlerinin yeniden geri döneceğindi söylemiştir. Antinomian olarak adlandırılan düşüncede daha yüze bir iyilik için daha küçük günahlar işlemek serbesttir. Bu düşünce inananlarına iyi-kötü, ahlâklı-ahlâksız, günah-sevap kavramları arasında geçiş yapma serbestisi tanımakta.[6]

Kabbalistlerde ortak olan "Tenasüh" doktrini, Mesih'in Adem'den son Mesih'e kadar değişik şekiller altında görünmüş olduğunu düşünmeye imkan veriyordu. 19. yüzyılda, Dönmeler, Adem'in ve Mesih'in ruhundan 18 tenasüh olduğunu hesaplıyorlardı. Sabetayistler, başkalarının kabul etmediği ya da reddettiği daveti kabul etmiş olmalarından dolayı, bizzat kendilerini seçilmiş aristokratik bir grup olarak saymışlardı. Sabhetai Zvi'nin ölümünden az sonra, 1679'a doğru, Edirne'de, onun taraftarları arasında yazılmış "Mezmurlar Kitabı"nın tefsiri olan elyazması bir nüshaya sahibiz. Bizzat kendisi "Dönme" olmayan bir yazar tarafından yazılmış olmasına rağmen bu tefsir, bize, bu çevrenin mistik din değiştirmeyi (Dönmeliği) nasıl anladıklarını kavrama imkanı vermektedir. Yazar, kendisinin bu "dönmelikten" uzak olduğunu, fakat bu"deneme"de onlara büyük bir saygı duyduğunu savunmakta ve onları kabul etmektedir.

Dönmelerin ilk grupları arasında, bu yeni maranların yaşama durumunu ve tarzını açık olarak tespit eden bir doküman, Sabhetai Zvi'nin ismi altında elden ele dolaştı. Bu eser, ister Sabhetai Zvi tarafından ya da onun isteği üzerine teşkil olunmuş olsun, Tanrı'ya hitap eden Sabhetai Zvi'yi bize takdim ediyor. O eserde, İspanyolca metinle "18 Emir" bulunur. Bu "18 Emir", bütün Dönmelerce davranışlarının temeli olarak kabul edilir. 18 sayısının, ilk planda, Yahudi geleneğinde ve İslam tasavvufunda, özellikle Mevlevi tarikatı, semazen dervişlerde önemli bir rol oynadığı bilinir. 18 Emir, Yahudi liturjisinin ilk temeli olan 18 hayır duaya (benedictions) tekabül eder. 18, İbranice hay kelimesinin matematiksel değeridir de. Bunun için Yahudiler, 18 birimlik ya da 18'in katlarındaki. para tutarına erişen. iyilik ve yardım kabilinden olan, yardımlarda bulunmayı severler. Dervişler için 18, en üst derecedeki kutsal sayıdır. Bu sayının tercih edilme nedenini kesin olarak söyleyememize rağmen, Dönmeler tarafından 18 sayısının bilerek tercih edilmesinin onun özel karakteri dolayısıyla olması mümkündür.[4]

18 Emir olarak tanınan ilkelerinin özellikle 16. Maddesi, Dönmelerin tavırlarının nasıl olması gerektiğini göstermesi açısından oldukça önemlidir:

16. Madde: Türklerin gözlerini örtmek için adetlerine dikkat edilsin. Ramazan orucu ve kurban için sıkıntı gösterilmesin. Zahiri her ibadet uygulansın. [9][13]

Sabetayistler, dışarıda Müslümanlar gibi görünmek istemelerine rağmen Sabhetai'nin önerdiği ve Musevîlikten kaynaklanan geleneklerini sürdürüyorlardı. Özellikle doğum, evlenme ve ölüm ile ilgili gizli âyinleri vardı. Türkler, bu Yahudileri "Dönme" diye adlandırıyorlardı. Kúnos'a göre dönemin en meşhur"dönmesi", maliye bakanı olan Cavit Bey'di.[14]

Cemaat dışından izinsiz evlenenler aforoz edilir, böyleleri “Kararmış” diye anılır. Sabetaycıların kendi aralarında evlenmeleri, onlara has resesif özellikte genetik problemlerin doğmasına yol açmıştır. Sabetaycılar'ın Güneş'eddinzâde Osman Efendi taifesine mensup Ali Efendi'nin 18-20 yaşlarındaki kızı Râbia, Manastırlı Hacı Feyzullah Efendi'ye kaçmış, Dönmeliği bırakarak Müslüman olmak ve onunla evlenmek istediğini bildirmiştir. Israrlı girişimlere rağmen kızın babası Ali Efendi bu evliliğe razı olmamış, bunun üzerine durum Selanik Valiliği tarafından Babiâli'ye bildirilmiştir. Osmanlı Bakanlar Kurulu, 29 Aralık 1891’de yaptığı toplantıda, kız babasının, bu izdivaca muvafakat vermemesine rağmen, kızın reşit ve kendi evliliğine karar verebilecek yaşta olduğunu gerekçe göstererek, bu evliliği onaylamış; ancak Selanik'te olaylar çıkmaması için genç çiftin ilk vapurla ve gizlice İstanbul'a getirilerek, evliliğin Selanik'ten uzakta yapılmasını istemiştir. [6]

Sabhetai Zvi'nin ölümünden sonra onun yolunda gidenler arasında yorum farkından dolayı bölünme olup cemaat; Yakûbîler, Karakaşîler, Kapancılar olmak üzere 3 ayrı gruba ayrılmıştır.

  • Yakûbîler, muhafazakar Türk adet ve ibadet sistemine uyan ve ayin dili olarak İbranice ve İspanyolcayı kullanan ve çocuklarını yetiştirmek üzere Selimiye Mektebini açan bir gruptur.[3] Yakûbîlerde cemaat 2 ana zümreden oluşuyordu: "Ağniya" (zenginler) ve "Zuafa" (fakirler). Bu 2 grubun arasında da genel olarak ilişkiler yok denecek kadar azdı. Genel olarak giyim konusunda da kimi katı kuralları bulunmaktaydı ve cemaat kuralları gençlere ancak evlendiklerinde verilirdi. Benzeme-benzet prensibini en etkili şekilde uygulayan grup Yakûbîlerdi.[9]
  • Karakâşîlerse bunu reddederek Sabhetai Zvi'nin yolunu izleyip, dışarıya kız vermemek, kadınları boşamamak, çocuklarına 13 yaşına gelince cemaat sırlarını açmak gibi ilkelere bağlı, eğitime önem veren Selanik'te ilk kez Fevziye Mektebini açan Sabetayist bir gruptur.[3] Şemsi Efendi Mektebi, Manastır'da bulunan ve haham Şemsi Efendi'nin (Şimon Zvi) kurucusu olduğu şimdiki Feyziye Mektepleri'nin öncüsü okuldur.[6] İçlerinde iş adamları, sanayiciler zengin tüccarlar, doktorlar, avukatlar, bürokrat, öğretmen ve öğretim üyeleri vardır.[3] İslamiyet'e gösterdikleri bağlılık, Yakûbîlerin aksine bir görüntüden ibâretti. Karakaşilerin ekonomik açıdan çok fazla geliştikleri söylenemese de 19. yüzyıl sonrasında özellikle basın ve ticaret alanlarında ilerleme kaydetmişlerdir.[9]
  • Bir diğer grup olan Kapancılar, Sabhetai Zvi'den gelen inanç ve ayinleri olduğu gibi muhafaza etmeleri nedeniyle Karakaşîler tarafından eskimiş softa olarak adlandırılmışlardır. Kendi aralarında cemaatleşme, yabancı kadınlarla evlenmeme, ticarete ve Batılılaşmaya önem vermeleriyle tanınmışlardır.[3] En kalabalık grup olan Kapancılar, çoğunlukla İzmir'de oturuyorlardı. Cemaat, üst ve orta sınıfı oluşturan tüccarlardan oluşuyordu. Özellikle 18. yüzyılda Avrupa'nın dinsel merkezlerinde oldukça etkili olmuşlarsa da güçlerini giderek kaybetmişlerdir. Kapancılar her ne kadar Karakaşiler'den ayrılmış da olsa, bu 2 grubun arasındaki ilişki Yakûbîler'e oranla daha olumluydu.[9]
Değişik adlar alan bu grupların "nesl-i şerîf" denilen en yüksek asil âilelere mensup birer önderi vardı. Bu önderler, cemâat ihtiyarlarının reyleriyle seçilirler, ölünceye kadar bu mevkide kalırlardı. "Ab-be-din" denilen önderler tarafından tâyin olunan ruhânî önderler, dînî görevleri yerine getirirlerdi. Dönmelerin bu 3 zümresi, dışarıdan ya da birbirlerinden kız alıp vermezlerdi. İlk zamanlar Selânik'te yerleşen Dönmeler, Balkan Harbinden sonra Selânik'ten tamâmen ayrılarak İstanbul'a geldiler. Genellikle Nişantaşı ve Şişli semtlerine yerleştiler. Çocuklarını da Türk okullarına vermemek için "Feyziye Lisesi" ve "Şişli Terakkî Lisesi" adında 2 okul açtılar ve bu okullara gönderdiler. Aralarındaki eski katı gruplaşmaları kaldırıp, dayanışmaya yönelerek ticârî hayatta etkili oldular. Bunun yanında vâlilik, müsteşârlık ve siyâsî olarak da milletvekilliği ve bakanlığa kadar yükselenler ve gazetecilik mesleğinde başarılı olanları da oldu.[15]

Dönmelerin sosyal ve siyâsal alandaki etkilerini Tanzimat döneminden başlayarak araştırmak gerekir. Çünkü “dönmelerin” en etkin oldukları dönem Tanzimat dönemidir. Avrupa'daki yeni gelişmeleri “modern fikirlerin” Türklere ulaşmasında kanal görevi görenlerin önemli roller üstlenenlerin menşei, meşrebi, inanç ve adetleri itibariyle şaibelidir. Genellikle bunlar; Yahudi, Mason, Devşirme ve Dönmelerdir.[16] Her yönden şaibe altında bulunan bu kimseler tarafından önerilen modeller ihtiyatla karşılanmıştır. Fakat çalışmalar devam etmiş ve fikri plandaki gelişmeler 1908 ihtilaliyle fiiliyata dönüşmüş; İttihat ve Terakki sayesinde Osmanlı üstünde söz sahibi olmayı başarmışlardır. Böylece koskoca bir imparatorluk bir avuç Dönmenin elinde oyuncak olmuş ve en nihayetinde de yıkılmıştır.[2]

2. Abdülhamit'in Siyonizm geçit vermez tutumu Selanik'in o zaman 140.000 olan nüfusunun 80.000'i Yahudi, 20.000'i Sabetayist olan kısmı, Abdülhamit'e düşman kesilip İtalyan Mason localarına yazılmışlar ve kısa zamanda Makedonya'daki tüm Mason localarını ele geçirmişlerdir. Bu dönemde siyasî yaşamda çok önemli roller oynayıp, Sultan 2. Abdülhamit'in tahttan indirilmesinde aktif olarak yer almışlardır.[3]

Sabetayistlere ait mesihçi inanışlar, cemaatin manevi dünyasında, son derece, kök salmıştır. Çelişkili bir bilgiyle verilmiş ve desteklemiş bu inanç, eski Türkiye'nin bütün dönemlerinde varlığını sürdürebilmiştir. Fakat onun bozulması, parçalanması yeni Türkiye’yle başlamıştır. Modern hayatın şartları, Dönmelerin çoğunu asimile olmaya sevk etmiş; o zamandan sonra da cemaat, varlığını uzun zaman devam ettirememiştir.

Dönmeleri Yahudi cemaatine katılmaya ikna etmek için girişimler yapılmıştır. Kimi Dönmeler, Yahudi geçmişlerine bağlılığı ve ilgiyi muhafaza etmiş olmalarına rağmen, Sabhetai Zvi'ye inançlarının yok olmasından sonra bile, denemeler sonuçsuz kalmıştır. Bununla beraber, inanan Dönmelerin günümüze kadar varlıklarını sürdürdükleri doğrulanmıştır.[4]

Sabetayizm'in Esasları

Selanikli bir Dönme, yeleğini tamir ettirmek için bir terziye bırakır. Yeleğin cebinde İspanyol Yahudicesiyle yazılmış bir belgenin unutulmuş olduğunu gören terzi belgeyi Journal de Salanique'in yayın yönetmeni Sadi Levy'e gösterir. O da belgenin bir kopyasını hemen kaydeder. Belge, çok kapalı bir cemaat olan Dönmeler'le ilgili ele geçen ilk yazılı belgelerden biridir. Ve bu belge 1897’de Paris'te Doğuiyat Kongresi'nde tebliğ olarak sunulmuştur. Bu belgede maddeler halinde 'Sabetaycılık'ın gizli esasları ve gizli rituelleriyle ilgili son derece açıklayıcı bilgiler bulunuyor. Selanikli Dönme'nin cebinden çıkan belge 3 bölümden oluşuyor. Bunlar oruçla ilgili dualar, inançla ilgili esaslar, üçüncüsüyse Sabetaycı bayramlarına ilişkin esasları belirliyor.[6]
  • Tek ve eşsiz olan ve onun dışında hiçbir benzeri mevcut olmayan yaratıcıya olan imanı korumaya itina göster.
  • Gerçek mesih olan Mesih'ine inan; şanını artıran Davud'un soyundan gelen senyörümüz, Kralımız Sabhetai Zvi dışında hiçbir kurtarıcı yoktur.
  • Ne tanrının ne de Mesih'in adına sahte yemin etme! Çünkü senyörün adı, ondan alınmıştır ve bu kutsal varlığa saygısızlık edilmez.
  • Tanrı’nın ve Mesih'in adı geçtiği zaman saygı duyulur. Hemcinsine göre üstün olan doğası nedeniyle her kim olursa olsun ona saygı göstermelidir.
  • Mesih'in sırrını anlatmak ve incelemek için toplantıdan toplantıya koşuşturulmalıdır.
  • Onlardan ne kadar nefret ederse etsinler, başka ulusların mensuplarını öldürmek için bile olsa kendi aralarında kâtil olamaz.
  • 16 Kislev günü herkes bir araya gelir ve herkes Mesih'le ilgili başkalarından duyduğunu ve Mesih'e olan inancın gizemi hakkında ne anladıysa yanındakilere anlatır.
  • Zina, onlar arasında hüküm süremez. "Beriya kuralı" mevcut olsa bile, buna rağmen hırsızlar yüzünden önlem almak gerekir.
  • Yalan tanıklık yapılmaz, mümin olmasalar bile hem cinsine yalan söylenmez ve birbirini ele vermek olmaz.
  • Türban inancı taşıyan birini, inandığı bir yer bile olsa, zorla bir yere sokulmaya izin verilmez, çünkü üstat mücadeleciler gurubuna ait bir kimse eksiksiz bir kalp haliyle ve istençli bir ruhla hiçbir şekilde zorlamadan kendiliğinden oraya girer.
  • Aralarında kıskançlık yoktur ve kendilerine ait olmayan şeyleri açgözlülük ve hırsla istemezler.
  • Kislev ayının 16'sındaki bayram büyük sevinçle kutlanır.
  • Kişiler, birbirine karşı iyiliksever ve merhametli olmalıdır ve hemcinsinin istenci için kendi istenci gibi çaba sarf etmelidir.
  • Her gün gizlice Mezmur okunmalıdır. (Hz. Davud'a indirilen kutsal kitap)
  • Her ayın doğuşu izlenmelidir ve ayın çehresini güneşle karşı karşıya gelmek üzere çevirmesi ve ay ile güneşin yüz yüze bakmaları için dua edilmelidir.
  • Türklerin gözlerini örterek gizleme adetlerine, ramazan orucu tutmak için ve keza kurban kesmek için sıkışmadıklarına dikkat edilmelidir. Gözün gördüğü her şey kusursuz olarak yerine getirilmelidir.
  • Onlarla evlilik sözleşmesi yapılmamalıdır.
  • Oğulların sünnetine itina gösterilmelidir ve bunu aziz halkın utancını kaldırmak için yapmalıdır.[6]
Selanik Dönmelerinin lideri olan Yakup, tahminen 1683’te arkadaşlarıyla yaptığı istişare toplantısı sonucunda Dönmeliğin esaslarını tespit etmiş ve şu yöntemleri benimsemişlerdi:
  • Her kabile reisi öğle ve ikindi namazlarını çarşı ve pazaryerlerinde kalabalıkla kılacak.
  • Hac mevsiminde hali-vakti yerinde olan 3-5 kişi hacca gidecek.
  • Mevlit törenlerinde cami ve tekkeler Mehmet Aziz (Sabhetai) Efendi cemaatiyle dolacak.
  • Cenazelerde Selanik caddelerini titreten tekbirler getirilecek. Böylece Müslüman cemaatinin mühtedi taifesi hakkındaki su-i zanları az zamanda çok menfaatle giderilecektir.[8]
Bayramlar

Sabetayistlerin yılın çeşitli günlerinde ve her biri ayrı bir anlam taşıyan 16 tane bayramı vardı.[18] Bunların içinde en ilginciyse Mart 22'de yani baharın 1. gününde kutlanan "Kuzu Bayramı", "Dört Gönül Bayramı" ya da diğer bir deyişle "Mum Söndü" diye bilinen gizli bayramdı. Bu kuzu bayramı hakkında Sabetay zümresi mensuplarından Karakaşzade Rüştü, 1924’te Vakit gazetesi muharririne su izahatı vermişti: [6]

"Kuzu bayramı, 22 Adar'da yapılır. Bu bayram geceye mahsustur. Her yıl kuzu eti ilk defa bu bayram ilişkisiyle ve hususi törenle yenir. Bu merasimde en aşağısı ikisi erkek ikisi kadın olmak şartıyla evli 4 kişinin bulunması lazımdır. Bu çiftlerin sayısı artırılabilir. Kadınlar iyi giyinmiş ve elmaslarla süslenmiş oldukları halde sofra hizmetinde bulunurlar. Yemekten sonra biraz eğlenilir ve muayyen zamanda ışıklar söndürülerek karanlıkta kalınır... Bu bayram vesilesiyle doğacak çocuklar bir çeşit kutsiyeti haiz tanınırlar. Ona (Dört Gönül Bayramı) adı verilir." [18]

İsrail'in 2. Cumhurbaşkanı olan tarihçi Itzhak Ben-Zvi, "The Exiled and the Redeemed" adlı eserinde ”The Sabbateans of Salonica” başlıklı bir bölüme yer vermektedir. Bu eserde, Sabetaycı kökenli olup, Selanik'ten mübadeleyle gelerek İzmir'e yerleşen ve de gerçek anlamda ihtida eden Dr. Ismail Eden adındaki şahıstan öğrendiklerini nakletmektedir. Bu kişiye göre Sabetaycılık hareketi artık tamamen tarihe karışmıştır. Dr. Eden, ”eş değiştirme töreninin” 1800'lerde Kapancıların lideri olan Derviş Efendi'nin Kabbalah ve Zohar'ı çarpıtarak yorumlamasıyla başladığını, 1870'lere kadar da (Sultan Abdülaziz dönemine dek) uygulandığını duyduğunu belirtmiştir. Fakat bu tarihten sonra Kapancılar zümresinde bu adete son verilmiştir.

Sabetaycıların kendilerine has 16 bayram ve ayin ayrı olarak diğer Musevi'lerle ortak birtakım bayram ve yortular da söz konusu. Bunlar, Yusuf Bayramı, Meyve bayramı, Fecir bayramı gibi isimlerle anılır. Ayrıca Sabetaycı her grubun da kendi içinde geliştirmiş olduğu bayramlar da var. Bunlardan Osman Ağa bayramı en önemlilerindendir. Karakaşlar grubunun kurucusu Osman Aga için bu ritüel düzenlenir. Kimi Sabetaycılar, Ortodoks Yahudiler gibi, Şabbat (cumartesi) günü iş yapmamak konusunda katı bir tutum sergilemektedirler.[6]

Ek Okuma Listesi
  • Benzion Dinur, "The Origins of Hasidism and Its Social and Messianic Foundations, ‛ Essential Papers on Hasidism: Origins to Present", ed. Gershon David Hundert, New York: New York University Press, 1991, s. 86-142.
  • Marc Baer (University of California at Irvine), "The Double Bind of Race and Religion: The Conversion of the Dönme to Turkish Secular Nationalism", http://aaargh.codoh.info/turk/baer.pdf
  • Vangelis Kechriotis (Boğaziçi University), "From Oblivion to Obsession: The Uses of History’in Recent Public Debates’in Turkey", http://nnet.gr/historein/historeinfiles/histvolumes/hist11/historein11-kechriotis.pdf
Kaynaklar

[1] Prof. Dr. Abdurrahman Küçük, "Müslümanlar ve Diğer Din Mensupları", Türkiye Dinler Tarihi Derneği Yayınları, Ankara 2004.
[2] Hasan Başar, "Sabatayizm", Burhan Dergisi, Aralık 2008, sayı:39, s.34-36.
[3] Vedat Mol, "Türkiye’de Aydın Sınıf ve Toplum İlişkileri", libris.bahcesehir.edu.tr/dosyalar/A.Erisim/051443.pdf
[4] Gershom G. Scholem, "La Secte crypto-juivc des Dunmeh de Turquie", çev. Prof. Dr. Abdurrahman Küçük, Calmann.Levy 1974, France.
[5] Cengiz Şişman; "Sabatay Sevi ve Sabataycılar: Mitler ve Gerçekler", Aşina Kitaplar.
[6] tr.wikipedia.org/wiki/Sabetaycılık
[7] Soner Yalçın, "Efendi: Beyaz Türklerin Büyük Sırrı", Doğan Kitapçılık, 31. baskı, Haziran 2004, ISBN 975-293-203-7, s.37-40.
[8] Prof. Dr. Abdurrahman Küçük, "Dönmeler Tarihi", Son Saat Gazetesi, s.351.
[9] "Sabetayizm ve Türkiye Dönmeleri", İlmi Mercek Dergisi, ilmimercek.net/makale/112467/sabetayizm-ve-turkiye-donmeleri
[10] Abraham Galante, "Nouveaux Documents sur Sabbatai Sevi", İstanbul, 1935, s. 17.
[11] Josef Kastein, "Sabbatai Zewi der Messias von İzmir", Berlin, 1930, s. 21-22.
[12] M. Danon, "Tarih ve Toplum", çev. Rıfat N. Bali, Aralık 1997, İstanbul.
[13] Gershom Scholem, "Le Messianisme Juif", Paris, 1970.
[14] Szilárd Szılagyi, "Ignác Kúnos" (Doktora Tezi), Ankara 2007.
[15] Yeni Rehber Ansiklopedisi, "Dönmeler" maddesi, İhlas Gazetecilik, İstanbul 1993.
[16] Samih Nafiz Tansu, "İttihat ve Terakki İçinde Dönmeler", çev. Galip Vardar, Yeni Zamanlar Yayınları, 2003.
[17] John Freely, "Kayıp Mesih", Remzi Kitabevi, 2002, ISBN:9751408814, s. 254-255, 258.
[18] İbrahim Alaaddin Gövsa, "Sabatay Sevi", Elips Kitap, 2009 ISBN:6054138913.




Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36921228 ziyaretçi (103140421 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.