Padişah ile Karısı Masalı
 

Padişah ile Karısı Masalı

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken zamanın birinde bir padişah ile karısı varmış. Karı koca çok mutlu yaşarmış.

Günlerden bir gün padişah, karısı ile beraber sarayın penceresinin önüne oturup dışarıyı seyrederken dışarıda sırtında odun yüklü bir adam görmüşler. Bu adamcağız ormandan odun kesip getiren bir oduncuymuş. Adamcağız sırtındaki odunları güçlükle taşırken bacağına da bir yılan dolanmış, gidiyormuş. Fakat adamcağız yılanın farkında değilmiş. Bunu gören padişah, karısına:

“Bak şu adamcağıza, ekmeğini nasıl zorlukla kazanmaya çalışıyor.”

demiş. Padişahın karısı da:

“Bu adamcağızın bu halde olmasının nedeni karısıdır. Eğer karısı akıllı biri olsaydı bu adam bu halde olmaz, zengin biri olurdu. Yuvayı dişi kuş yapar, eğer ben akıllı olmasaydım sen padişah olamazdın!”

demiş. Padişah, karısının bu sözlerine çok kızmış. Kızmış kızmasına ancak karısı inatla söylediklerinin arkasındaymış. Bunun üzerine padişah, karısına:

“Madem böyle düşünüyorsun, gör bakalım öyle bir hayatta adamın fakirliğinin nedeni karısı mıymış değil miymiş?”

deyip yoldan geçen oduncu adamı çağırmış. Sonra ona karısını gösterip:

“Bu benim karım, ama bundan sonra ben onu istemiyorum. Onu al götür, o artık senin karın olsun!”

demiş. Adamcağız padişahın heybetinden korkmuş ve çaresiz padişahın karısını da alıp düşmüş yola. Bu arada padişahın karısı söylediklerine pişman olmuş; ancak ne fayda. Oduncu ile padişahın karısı az gitmişler uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler. Gide gide oduncunun evine varmışlar. Oduncunun evi ev değil yıkık, eski bir kulübeymiş. Bu kulübenin içinde ısındıkları bir ocak varmış. Oduncunun hasta karısı bu ocağın başında hiçbir iş yapmadan akşama kadar yatarmış. Oduncu akşama kadar ormandan odun kesip getirir onu satar, sattığı odunların parasıyla da eve biraz yiyecek getirirmiş. Sonra da bu getirdiklerini karısıyla beraber yiyip yaşayıp giderlermiş.

Padişahın karısı oduncunun evine bakmış, evde hiç yiyecek yokmuş. Oduncunun karısı da ocağın başında bir yün derinin üstünde hasta yatıyormuş. Bakmış olacağı yok, oduncunun karısının üstünde yattığı yün deriyi almış ve onu eğirip büküp ondan bir çift çorap örmüş. Sonra ördüğü bu çorabı satması için oduncuya vermiş. Ona:

“Bu çorabı götürüp pazarda sat, sonra bunun parasıyla yün alıp getir!” demiş.

Oduncu:

“Tamam!”

deyip çorabı pazara götürüp satmış ve onun parasıyla da yün alıp padişahın karısına getirmiş. Kadın bu yünle bu defa iki çift çorap örmüş ve bunları yine oduncuya verip pazarda sattırmış. Yine bunların parasıyla yün getirtmiş. Sonra üç çift, sonra beş çift derken bir sürü çorap örüp pazarda sattırmış. Çorapların parasıyla bu defa oduncuya bir eşek aldırmış ve ona ormandan kestiği odunları eşekle getirmesini söylemiş. Oduncu artık ormandan kestiği odunları pazara eşekle getirip satmaya başlamış. Kadın yine çorap örüp satarken oduncuya bir eşek daha aldırmış. Oduncu bu defa odunları iki eşekle getirip satar olmuş.

Derken birgün oduncunun hasta karısı ölmüş ve oduncu ile padişahın karısı evlenmişler. Artık karı koca olmuşlar. Kadın, oduncuya:

“Benden habersiz sakın hiçbir iş yapma!”

diye tembihlemiş. Oduncu da:

“Olur!”

demiş. Geçinip duruyorlarmış. Günlerden bir gün oduncu yine ormana odun kesmek için iki eşeğiyle düşmüş yola. Giderken yolda iki adamla karşılaşmış. Bu adamlar ormanda kırk küp altın bulmuşlar ve bu 40 küp altını evlerine götürmek için yolda karşılaştıkları oduncudan yardım istemişler. Ona:

“Altınlarımızı eşeklerinle evimize kadar taşır mısın?”

diye sormuşlar. Oduncu da karısından habersiz iş yapmayacağına karısına söz verdiğinden onlara:

“Hanıma bir sorayım, o olur derse gelip taşırım”

demiş. Onlar da kabul etmişler. Oduncu evine gelip olanları karısına anlatmış. Karısı, oduncuya:

“Onlara, eğer 40 küp altına üç ortak olursak taşırım diye söyle!”

demiş. Oduncu tekrar ormana adamların yanına gidip onlara:

“Eğer kırk küp altını üç ortak olarak paylaşırsak altınları evinize taşırım!”

demiş. Onlar da düşünmüşler taşınmışlar, çaresiz oduncunun dediğini kabul etmişler. İki adam altınları paylaşmaya başladıklarında o altın senin bu altın benim diye kavga etmeye başlamışlar. Kavga ederken en sonunda birbirlerini öldürmüşler. Onlar ölünce 40 küp altın oduncuya kalmış. Oduncu korkup ne yapacağını şaşırmış vedoğru karısının yanına gidip ona olanları anlatmış. Karısı da:

“Hemen gidip altınları eşeklere yükleyip getirelim!”

demiş. Birlikte gidip 40 küp altını eşeklerle getirip gelmişler. Oduncu ile karısı çok zengin olmuşlar. Bu altınlarla Padişah’ın sarayının karşısına daha büyük ve daha güzel bir saray yaptırmışlar. Bu sarayın önüne de büyük bir gül bahçesi yaptırmışlar. Oduncu ile karısı saraylarında yaşamaya başlamışlar.

Gel zaman git zaman bir gün oduncu sarayın önündeki gül bahçesinde dolaşırken ayağına gülün zehirli bir dikeni batmış ve zehirlenip ölmüş. Bunu duyan padişah, komşusu olan eski karısına ziyarete gelmiş; ancak oduncunun karısının kendi karısı olduğunu bilmiyormuş. Kadın, padişahı buyur etmiş; fakat padişah karısını tanıyamamış. Kadın durumu belli etmemiş ve başlamışlar sohbet etmeye. Konuşurlarken kadın dayanamayıp padişaha demiş ki:

“Ben senin sarayından kovup yolda geçen bir oduncuya verdiğin karınım. Ben sana yuvayı dişi kuş yapar demiştim. Bak, o oduncu benim sayemde zengin
oldu. Şimdi söyle bakalım ben haklı mıymışım?”


demiş. Padişah çok şaşırmış ve yaptıklarına pişman olup eski karısından özür dilemiş. Kadın, padişahı affetmiş. Sonra birlikte yeniden evlenip sonsuza kadar mutlu yaşamışlar. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine…






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36690744 ziyaretçi (102733255 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.