Piramitlerin Şeklinin (Üçgenin) Sembolizmi
 

Piramitlerin Şeklinin (Üçgenin) Sembolizmi

Piramitler, şekilsel özellikleriyle enerjileri konsantre etme özelliğine sahip oldukları gibi aynı zamanda şekilsel özellikleriyle ezoterik anlamlara da sahiptir. Koni şeklinin tabanının daire yerine köşeli kare bir biçime dönüştürülmesiyle elde edilen piramit şekli esas olarak ezoterik sembolizmde koni sembolünün içerdiği anlama sahiptir.



Piramidin şekilsel olarak neyi sembolize ettiğini anlamak için önce bu geometrik şekli parçalarına ayırmak gerekir Piramidi oluşturan geometrik şekiller 2 kısımdan oluşur. Temeli kare, yan kenarlarıysa tepede birleşen 4 adet üçgen...

"Ezoterik Semboller Lisanı"na göre "Daire" ile "Kare" sembollerinin birbirlerini tamamlayan anlamları vardın Ezoterik alfabede daire birincil semboldün Kare daireden türetilmiş ikincil bir semboldün Fakat karenin ikincil bir sembol olması, onun daha az değerli olduğu anlamına gelmez. Kare, maddesel âlemin var oluşunu temsil eder. Daire ise, en genel anlamıyla evrensel var oluşu ve birliği temsil eder.

Bu tanımlamadan da anlaşılacağı üzere, Daire'nin spritüel alanda, Kare'nin ise maddesel alanda kullanılan sembolik anlamları vardır. İşte bu anlamları itibariyle Ezoterizmde kare haline getirilmiş daire sembolünden söz edilir. Bu dönüşüm aynı zamanda birbirleriyle ölçülemez 2 unsurun yani tanımlanabilir ve tanımlanamayan unsurların algılanmasını sağlan Kareyle daire daha kolay algılanır. ("Aşağısı yukarıya yukarısı aşağıya benzer" ezoterik tanımlamasıyla bu anlatmaya çalıştıklarımız bağlantılı meselelerdir) [1]

Piramidin Sözlük Anlamı ve Taşıdığı Sırlar

Piramidin sözlük anlamı da başlı başına büyük bir sırrı içinde barındırır. Günümüzde kullanılmakta olan Piramit sözcüğünün kökeni Mısır Lisanı'na değil, Yunancaya dayanır. Piramit sözcüğü Yunancada "Pyros" sözcüğünden türetilmiştir. "Pyros" Yunancada "Ateş" anlamına gelmekteydi. Bu sözcüğün "Muhteşem Işık" anlamında mecazi kullanımı da bulunmaktadır.

İlk başta bu mimari yapıya "ateş" ya da "muhteşem ışık" anlamına gelen bir sözcüğün verilmiş olması biraz garipsenebilir. Fakat bu yapının gizli kalmış kimi özellikleri dikkate alındığında, Antik Yunan'da bu yapıya neden böyle bir sözcüğün seçilmiş olduğu kolaylıkla anlaşılabilir... Bu sözcüğün söz konusu yapı için kullanılmasının 2 ayrı anlamı vardı: 1.si "Ateş Taşı", ikincisiyse "Sirius Takım Yıldızı" ile ilgilidir.

Orijinalleri Atlantis'te bulunan ve az önce üstünde durmuş olduğumuz enerji çeken ve depolayan özel taşlar, bir zamanlar piramidin tepe noktasına yerleştirilmişti. O dönemlerde piramidi görenlerin onun ışıl ışıl parladığından söz etmelerinin nedeni de buydu. İşte Yunanlıların bu yapıya "Ateş" ismini takmalarının 1. nedeni budur.[1]



Eski Mısır'ın Ezoterizme Yansımaları

Ezoterizm ve onun günlük hayatımızdaki etkileri hakkında yapılan araştırmalar, konunun yaygınlığı ve etkisiyle ters orantılı. ‘Ezoterik Mısır’ imgesi bu konuda yapılacak çalışmalar için ideal bir başlangıç noktası gibi görülüyor. Aslında söz konusu imgenin tarihsel gerçeklerle pek bir alakası bulunmuyor. Bu çarpıtılmış imge günümüze kadar süren gelişimini ezoterik gruplara borçlu. Dolayısıyla “ezoterik Mısır” imgesinin evrimi, aynı zamanda ezoterik grupların 2000yıllık bir süreçte geçirdiği değişikliklere de tekabül ediyor.

Erik Hornung işe antikçağdan başlıyor. Piramitler, Hermes Trismegistos bu dönemlerde de ilgi kaynağı. İsis ve Osiris kültü dünyaya yayılıyor. Fakat astrolojinin, büyünün, simyanın, gnostizmin ve hatta Tarot kartlarının Mısır ile ilintilendirilmesi daha sonralara rastlıyor. Hıristiyanlığın yayılması ve hâkim hale gelmesi süreci bambaşka bir yöne sevk ediyor. İlk dönemlerinde Hıristiyanlık, paganlığa yönelik bütün itirazlarına rağmen, Eski Mısır’a bağlı kalıyor. Aziz Augustinus bile Hermes Trismegistos için ‘bilge adam’ ve ‘Hıristiyan inancının öncüsü’ ifadelerini kullanıyor. 13. yüzyılda piramitler ve sfenksler Avrupa’da görülmeye başlıyor. Mısır imgesi Hypnerotomachia Poliphili gibi Batı kültüründe önemli rol oynamış eserlerde ya da Albrecht Dürer’in resimlerinde karşımıza çıkıyor; Rönesans’ta etkili oluyor. Paracelsus, Kopernik ve Bruno’nun eserlerinde Hermes Trismegistos’a göndermeler yapılıyor.



Cagliostro’nun engizisyon tarafından mahkum edildiği yıl, Mozart’ın Sihirli Flüt isimli operası sahneleniyor. Mozart bu eserinde İsis ve Osiris kültünden bahsetmekten çekinmiyor. Bu dönemde piramit Amerikan dolarının üzerine bile yerleşiyor.

19. yüzyılda teozofi ve antropozofi gibi ezoterik akımlar Mısır’ı tekrar keşfediyorlar. Helena Blavatsky, Rudolf Steiner gibi simalar tekrar piramitleri, mumyaları, eski bilgelikleri dillerine doluyorlar. Hornung kitabında piramitler ve mumyalar hakkındaki efsanelere de değiniyor. Piramitlerin boylarıyla, enleriyle, yükseklikleriyle ya da birbirleriyle uzaklıklarıyla astronomik veriler arasında ilişki kurgulama çabaları esas olarak 1800’lü yılların başlarında ortaya çıkıyor. Bütün bu iddiaların zaman içerisinde yanlışlığı kanıtlanıyor; fakat piramitlerin kutsal alanlar olduğuna inananların hayal güçleri sınır tanımıyor. Zaman içerisinde iş, piramitlerin ölçülerinde atomların ağırlığının ya da memeli hayvanların gebelik sürelerinin kayıtlı olduğunu iddia etmeye kadar varıyor.[2]



Piramitler, Üçgen ve Ezoterizm

Hangi çağ ve kültürde olursa olsun gizli öğretilerin kuralları vardır. İlk ve değişmez kural gizliliktir. Büyünün ve diğer batini öğretilerin sembolik yanları çok fazladır. Semboller hem açıktır ve hem de kapalıdır. İçerdikleri sırlar, kademe kademe yükselir ve alabilen alabildiği kadarını alır. Nihai sırra ulaşmaksa neredeyse olanaksızdır. Bu yola giren çok sayıdaki müritten ancak bir kaçı çok büyük acılar ve çileler çekerek en son sırra yaklaşabilir.

Sırlar daima sembollerin arkasında saklanır. Kültürlere ve tarihsel kesite göre birçok sembol kullanılmıştır. Hayvanlar çok kullanılan sembollerdir. Yılan, kurt, kartal, koç, aslan, balık, kuş gibi hayvanlar; kare, üçgen, küre, daire gibi geometrik şekiller ya da tüy, asa, kılıç, su, güneş, ay, ağaç, mağara, dağ, gibi nesneler; sarı, kırmızı, mavi gibi renkler güçlü sembollerdir.[3]

Üçgen, ezoterizmde artık sınırlanmış olan enerjiyi sembolize eder. O artık sonsuz dünyadan çıkmıyordur. Üçgen âlemin yaratımını mümkün kılan enerjinin bölünme sürecini temsil eder. Tepe noktasından çıkan 2 çizgi, aynı noktadan çıkan ve maddeye inen 2 enerjinin arasıda büyüyen uzaklığı temsil eder. Üçgenin tabanı düalite içindeki 2 enerjinin zıtlığını sembolize eder. 2 çizgi bir çokkenarın zirvesinde birleşince, bir tezahür noktası oluşturur. Bu tezahür noktası tepe noktasının işaret ettiği yönde bir ışını uyandırır. Açı ne kadar keskinse, ışın o kadar güçlü olur, bu yüzden bir üçgenin tepe noktasının ışıması, bir dörtgenin tepe noktasının ışımasından daha güçlüdür.[4]

3 sayısı, ezoterizmde "Triad" olarak adlandırılır. Monad ile diyad’ın birleşmesinden oluşur. Yani erkekle dişi enerjinin birleşiminden oluşan eser, çocuğu anlatır. Eski Mısır’da Osiris ve İsis’in çocukları olan Horus ile temsil edilir. Bunu akıldan çıkan, fikirle oluşan eser olarak da görebiliriz. 3 sayısı ve üçgen bu nedenle en çok kullanılan ve çok kutsal sayılan bir sembolizmadır. Yaratılışın temelinde birin üçe, üçün bire yansıması yatmaktadır. Birin sembolü olan nokta(Göz de aynı anlama gelmektedir) ve üçün sembolü olan üçgenin iç içe kullanıldığı birleşik sembolde de bu anlatılmaktadır. 3 sembolü ayrıca insanın oluşumundaki ateş, su ve toprak ile tanrının oluşumundaki ruh, can, bedeni anlatır. Ruh ateşten, can sudan ve beden topraktan üretilmiştir. Üçgen aynı zamanda evreni de temsil eder.[5] Tepesi aşağıda olan üçgen ise, eterik olanın maddeye dönüşmesini gösterir.

Piramitler, Tevrat ve Kurân'da da bahsi geçen büyük tufandan önce, Atlantis’ten gelmiş olan inisiyeler tarafından inşâ edilmişlerdi. Bir taban üzerine oturan 4 üçgenden yapılmışlardı ve taban bir dörtgendi. 4 unsurla, yani hava, su, toprak ve ateş ile bağlantı halindedir; maddi dengeyi temsil eder. Kabalanın en önemli kitabı olan Zohar şöyle demektedir: “İnsan, ilahi tarafını bulmadan önce 4 kabuğunu da kırmak zorundadır. “ İnsan, birliği yeniden bulmadan önce içindeki baskıları ve çelişkileri ahenkli bir hale getirmek zorunda kalacaktır.[6]



Mu dinî sembollerinin en önde geleni, “Mu Kozmik Diyagramı”dır. Bu diyagramda, tam merkezde bulunan daire Güneşin, “Ra”nın, yani tek Tanrı'nın kolektif simgesidir. Üçgen içindeki daire, tanrının gözünün daima insanların üstünde olduğunun, iç içe geçmiş 2 üçgen, iyiliğin ve kötülüğün bir arada bulunduğunun simgesidir. Bu üçgenlerden yukarı dönük olanı iyiye, yani Tanrı'ya ulaşmayı, aşağı bakanıysa yeniden doğuş yasası uyarınca geriye dönüşü simgeler. Her ikisinin bir arada oluşturduğu altı köşeli yıldız, adaletin sembolüdür.

Ayrıca bu yıldızın her bir ucu bir fazileti sembolle anlatır ve insan ancak bu faziletlere sahip olunca Tanrı'ya ulaşabilecektir. Altı köşeli yıldızın dışındaki çember, dünyadan başka âlemlerin de bulunduğunu, bunun dışındaki 12 fisto ise, insanın uzak durması gereken 12 kötü eğilimi simgeler. İnsan ruhu, diğer âlemlere geçmeden önce, bu 12 dünyasal kötü eğilimden kurtulmak zorundadır. Aşağı doğru inen 8 şeritli yol ise, ruhun Tanrı'ya ulaşması için tırmanması gereken aşamaların ifadesidir. Ruh, en alt kademeden, cansız varlıktan mükemmele, yani Kamil İnsan’a, Kozmik İnsan’a, ulaşmak zorundadır.



Naacal tapınaklarında ay, bir sembol olarak güneşin hemen yanında yer alır. Hem baba, hem ana olan Tanrı’nın eril sembolü güneş ise, dişil sembolü de ay’dır. Kozmik diyagram üstünde de görüleceği gibi üçgenin ve 3 sayısının Naacal öğretisindeki yeri büyüktür. 3 sayısına verilen önem Mu kıtasının kendisinden kaynaklanmaktadır. Mu kıtası 3 parçadan oluşmuş ve aralarında boğazların bulunduğu adalar topluluğudur. Bu yüzden de üçgen, hem Mu kıtasını, hem de, Tanrı’nın eril ve dişil yönleriyle onlardan südur eden İlahi Kelamı, yani evreni simgeler. Üçgen içindeki göz, ana kaynağın, yani Tanrı’nın, varlığını insan üstünde daima hissettirdiğini, bir biçimde onu gözlediğini simgeler. Bu sembol, Osiris ile önce Atlantis’e buradan Hermes'le Mısır’a, Mısır’dan Yunanistan’a ve nihayet günümüzde Masonluğa kadar ulaşmıştır.[7]

Naacal kardeşlerinin, öğretilerini yaydıkları ve yeni üyeleri inisiye ettikleri tapınaklar, kıtanın her yerine ve kolonilere dağılmış vaziyetteydi. Dev blok taşlardan yapılan bu tapınakların damları yoktu ve bunlara "şeffaf tapınaklar" deniliyordu. Güneş ışıklarının inisiyeler üzerine doğrudan ulaşması için tapınaklara dam yapılmıyordu. Bu da bir tür semboldü ve Ezoterik anlamı, Tanrı'yla insan arasında hiçbir engel olamayacağı şeklindeydi. Günümüz Masonluğunda da aynı sembol kullanılmakta ve Mason tapınaklarının tavanları, sanki üstü acıkmış gibi, gökyüzünü sembolize eder biçimde düzenlenmektedir.[8]

Mason locaları, 3 temel sütun üstünde yükselir. Bunlar, "Güzellik","Kuvvet" ve "Akıl" sütunlarıdır. Yemin masasının üstünde, Gönye, Pergel ve Kutsal Kitaplar bir üçleme oluşturur. Locayı "Üstad-ı Değerli" ve onun 2 yardımcısı, yani 3 kişi yönetir. Locada mutlak iradeyi temsil eden Üstadı Değerliin sembolü, hemen arkasındaki üçlü ışıktır. Yine doğuda, Ay, Güneş ve Üçgen İçindeki Göz sembolleri de bir diğer üçlemeyi oluşturur. 3 sayısı ve üçleme, Masonlukta daha birçok yerde kullanılmaktadır.[9]

Kozmik Mabet ve Kutsal Mimari

Mabet, zamanın aşkınlaştırıldığı “ebedi şimdi”dir; orada insan “kontamplasyon”a dalar. Gerçekten de, mabet anlamına gelen temple (Latince templum) sözcüğüyle contemplation sözcüğü aynı kökten türetilmiştir. Hint tapınakları plan üstünde projeksiyon olarak birer “mandala”dır. Mandala, Tantrizm, Budizm ve özellikle Tibet Budizmi’nde simge ve meditasyon nesnesi olarak kullanılan daire, kare, üçgen gibi geometrik biçimlerin, çeşitli figür ve motiflerin bir merkez etrafında simetrik olarak yerleştirildiği diyagramlara denir.[10]

Temeli daire olan asıl form kareyle kendisini somutlaştırır. Bu da kutsal tapınakların temel formunu oluşturur; yani temeli kare olan yapıyı. Temeli kare olan yapı, "Kutsal Mimari"de üçgenle yükselmek zorundadır Çünkü üçgen, kozmik hiyerarşinin sembolüdür. Aynı konik yükseliş gibi... Maddesel alanda bu yükselişinin sonu kendisini piramit şekliyle ifade eder. O halde piramit şekline genel olarak bak­tığımızda, spritüel alanın piramit şekliyle maddesel alanda gerçekleşmiş ya da yansımış hali olduğunu söyleyebiliriz. İşte "Kutsal Mimari"nin özünü ve temelini oluşturan ezoterik alfabenin kısa açıklaması budur.

Ezoterizmde piramitolojik mimarinin Kozmik Mabed'in bir yansıması olduğunun söylenmesinin nedeni sanırım şimdi daha iyi anlaşılacaktır. Evet... Piramit şekilsel özelliğiyle "Kozmik Mabedi" yani spritüel ve maddesel alanlarıyla birlikte, kozmik hiyerarşik var oluşu sembolize etmektedir.

Konuyla ilgili ünlü araştırmacı John Michell şunları söyler: Piramit'in orijinal işlevi, "Dünyasal Güçler"le "Kozmik Güçler"i bir araya getirmek ve bu sayede yeryüzünün bu güçlerin verimli işbirliğini sağlamaktır. Bu olgu, piramidin geometrik sembolizmi içinde açıkça ortaya konulmuştur. Çünkü piramit dairenin kare haline; getirilme sanatının yüce bir abidesidir. Bu abide, üçgenlerle yükselir ve konik tarzdan piramidal tarza dönüşür. Bu dönüşüm, konik tarzdan piramidal tarza olduğu gibi tersine de olabilir. Böylelikle piramitten koniye geçilir ki, bu ruhsal yükselişe karşılık gelir. Zaten piramidin içinde gerçekleştirilen inisiyatik çalışmalarla hedeflenen de buydu.

Piramit üst tepe noktasından aşağıya doğru Kozmik ya da spritüel bir kaynaktan tesirin aşağıya inişini ve kozmik hiyerarşiyi sembolize eder. Tepe noktası İlâhi Kelâm'ı. kozmik ya da spritüel kaynağın merkezini; tabanıysa esirin hedefi olan mekânı temsil eder.

Piramidin tabandan (epeye doğru olan çıkışı ise, varlığın kozmos içindeki yükselişini, gelişimini ve ruhsallığa doğru olan ilerleyişini, geldiği kaynağa geri dönüşünü ifade eder.[1]



Gize'deki Keops, Kutsal Geometri'nin Merkezi mi?

Mısır'da inşâ etlikleri Keops Piramidi'ne şifreli bir şekilde sakladıkları anlamına gelmektedir. İşte konunun belki de üstünde durulması gereken en önemli noktalarından biri budur Keops bulunduğu coğrafik konumu itibariyle geçmişin büyük bir kehanetini taşımıştır. 30. Enlem'le 30. Boylam üstünde bulunan Keops, bulunduğu nokta itibariyle aynı zamanda, Dünya'nın diğer gizemli noktalarıyla de büyük bir uyum içindedir. Keops'un tam olarak tabanından geçen.30. Kuzey Enlemi
de Dünya üstündeki kimi gizemli noktalarla bağlantılıdır Gize'den ayın uzaklıkta olmak üzere Batı'da Bermuda Üçgeni, Doğu'daysa Japonya açıklarındaki Ejder Üçgeni bu enlemin üstünde yer alır Merkezi Gize olan bu her 2 simetri içinde bulunan bölgelerin geçmişi bugün bile açıklanamayan yaşanılmış bir dizi gizemli olaylarla doludur Üstelik aynı enlem Tibet'in gizemli başkenti Lhasa üstünden de geçmektedir.

Gize'yi coğrafi özelliği bakımından dikkat çekici hale getiren bir diğer belge de kuşkusuz ki, bir zamanlar tüm dünya kamuoyunu meşgul eden ve çeşitli iddiaların ortaya atılmasına neden olan ünlü Piri Reis Haritası'dır. Elimizdeki mevcut parçalardan anlaşıldığı kadarıyla bu haritanın projeksiyon sistemi Gize üstünde odaklanmıştır.



Şifreli geometriyle ilgili Gize'nin bir başka bağlantısı da Anadolu topraklarında kendisini gösterir. Şimdi si/.e ilk bakışta belki de tesadüfmüş gibi görünebilecek aşağıdaki şekilden bahsetmek istiyorum. Görmüş olduğunuz gibi, Gize'deki Büyük Piramit'in bulunduğu bölgeyle Anadolu'muzun 2 tarihi merkezini birleştirdiğimizde bunlar arasında mükemmel bir "eşkenar üçgen" meydana gelmektedir. Haritamızda görmüş olduğunuz her 3 merkez de bir zamanlar önemli inisiyatik merkezlerdi. Bu merkezlerin böylesine bir geometrik bir düzen içinde yer alması sadece basit bir tesadüf müdür? Belki de evet... [1]

Hz. Süleyman, Hz. Davut ve Üçgen

Sultan Süleyman büyü sanatıyla uğraşanların efsanevî bir figürüdür. Sultan Süleyman, Hz. Süleyman ya da Kral Solamon denen bu peygamber azametli ve güçlü bir kraldı. Söylencelere göre de gelmiş geçmiş en büyük büyücü idi. Süleyman adını doruğa çıkaran esas güç, sahip olduğu efsanevî yüzükteydi. Kimi dinî mitoloji kaynaklarına göre, açıkça söylenmese bile, bu yüzüğün Tanrı tarafından adaletle hükmedebilmesi için ona verildiği ima edilir. Bu öyle bir yüzüktür ki yalnız meleklerin bildiği Tanrı’nın gizli ismini saklar. Tanrı’nın bu bilinmeyen adının yaratma ve hükmetme özellikleri vardır. Kimilerine göre de Adem’in taşıdığı bir yüzüktür bu ve Adem Cennet’ten çıkarılırken onu Arşta (İslam inancına göre göğün en yüksek kısmı) bırakmıştır. Daha sonra Cebrail Tanrı’nın emriyle onu Hz. Süleyman’a getirmiştir.

Süleyman’a iyilik, güzellik ve adalet için verilen bu yüzük aynı zamanda bir mühürdür. Süleyman’ın mührü aslında 5 kollu bir yıldızdır. Fakat Mühr-ü Süleyman çift üçgenin kesişimi olarak yani altı kollu yıldızla sembolize edilmiştir. Gerçekteyse altı kollu yıldız Süleyman’ın değil, babası Davut peygamberin kullandığı bir semboldür.

Bu altı kollu yıldız iç içe. 2 üçgendir. Üçgenlerin biri yere biri göğe bakar. İnsanın maddi ve manevi dünyasını, dişi ve erkek güçleri, dünyaya giriş ve çıkış kapılarını ve daha kim bilir neleri sembolize eder, edebilir. Bu tip sembole yüklenecek ulvi değerler ve anlamlar tamamen insanın hayal gücünüze kalmıştır. İsrail bayrağının da sembolü olan bu altı kollu yıldız, yüzlerce yıl kutsal bir sembol olarak İslam dünyasında kullanılmıştır. Cami ve medrese duvarlarında, mezar taşlarında, çeşitli nesnelerin süslemelerinde kutsal bir nesne olarak, pâdişâh gömleklerinde beladan koruyucu bir tılsım olarak Mühr-ü Süleyman motifini çokça görmek mümkündür.[3]

İç içe geçmiş 2 üçgenden oluşan Davut Yıldızı, önemli ezoterik bilgiler içerir: Aşağı dönük üçgen, ruhların Tanrı'dan kopuşunu, yaradılışı, yani Tanrı'nın 'Sol Elini', su elementini ve dişil enerjiyi; yukarıya bakan üçgen de evrimi, Yaratan'a dönüşü, Tanrı'nın 'Sağ Elini', ateş elementini ve eril enerjiyi sembolize eder. Anne Marie Schimmel'in ifadesiyle 6, "yaratılmış dünyanın mükemmel sayısıdır." Ahengi, hizmeti, sosyal bilinci, cömertliği, merhameti, güzelliği ve sanatı simgelemekle birlikte; tereddüt ettiğimizi, içinde bulunduğumuz duruma, ya da ilahi enerjilere uyum sağlamakta güçlük çektiğimizi, tutku ve mantık arasında karar vermekte zorlandığımızı gösterebilir.[11]

Selçuklularda örnekleri bolca görülen bu sembol, Hint'te Siva ve Şakti'nin birliğini ya da evlenmesini temsil eder (sriyantra, yantra). Sembol çeşitli betimlemelerinde genellikle çift renk kullanılarak temsil edilmiştir; ya bir üçgen beyaz, diğeri siyah renkle ya da bir üçgen kırmızı, diğeri mavi renkle gösterilmiştir. 12 köşesi ve 12 kenarı olan bu sembolün bugüne kadar birbirinden farklı birçok bir yorumu yapılmıştır.[12]

Yeryüzü ve Gökyüzü'nün Evliliği

Hz. Musa, Mısır'dan ayrıldıktan sonra bu ezoterik sembolizmi 2 üçgenin iç içe geçmesiyle dile getirmiştir. Bu sembol, daha sonraları İsrailoğulları'nın dinsel ve ulusal simgesi haline gelmiştir. Şu anda Siyonizm'in sembolüne dönüşmüş olsa da temeli yukarıda dile getirmiş olduğumuz gibi çok eskilere dayanmaktadır.



Gökyüzüyle yeryüzünün evliliğini belirten bu sembolün içerdiği ezoterik anlam, günümüzde bu sembolü bayrak yapanlarca unutulmuş durumdadır. Tepe noktası yukarıya bakan üçgen göğü, aşağıya bakan üçgen ise yerin sembolü konumundadır. Bunların iç içe geçmesi tasavvufta "Vuslat" olarak ifade edilen göğün ve yerin evliliğinin yani göksel bilgilerin yeryüzünde ortaya çıkmasını ifade eder ki, bu durum varlığın şuurlanmasıyla ortaya çıkacak bir sürece karşılık gelir. Bir başka deyişle göksel bilgilerin insanda tezahür etmesi anlamına gelir. Bu, aynı zamanda inisiyasyonun sonunu gösterir. Amaçlanan hedefe artık ulaşılmış ve inisiye adayı büyük zincirin bir halkası haline gelmiş demektir.[1]

Bir üçgenin tepesi yukarı, diğerininkiyse aşağı doğru bakar. Burada gizli olan anlam şudur: Tepesi yukarıda olan üçgen, insanlığın Tanrı’ya ulaşma çabasını, tepesi aşağı bakan üçgen ise, Tanrı’nın yukarıda olduğunu ve insanlığa giden temeli oluşturduğunu ifade eder.[13]

Kaynaklar

[1] Ergün Candan, "Eski Mısır Sırları", Sınırötesi Yayınları, ISBN: 975-8312-24-3.
[2] Tolga Erdem, "Eski Mısır İmgesinin Evrimi", Suluca Karacahöyük (günlük siyâsî gazete), Yıl:4, Sayı: 867, 17 Nisan 2009.
[3] Evin Esmen Kısakürek-Arda Kısakürek, "Bizimkiler: Anadolu Merkezli Dünya Tarihi", cilt 2, s.31,114-115.
[4] Kaynak belirtilmeli..
[5] muratag.tripod.com/sembolizm.htm
[6] Gülfer Ülgentay, "Mısırlıların Kökeni", Ruhsal Araştırmalar Bülteni (Aylık e-bülten), IRAD (İzmir Ruhsal Araştırmalar Derneği), bültenAralık 2011 Yıl: 1 Sayı: 11, s.7.
[7] mardukevleri.com/batik_kita_mu_mu_uygarlığı_sembolleri-sayfa_id-333-id-27366
[8] golgelerkitabi.com/forum/index.php?topic=6955.0;imode
[9] BOUCHER Jules-Naudon Paul- "Masonluk Bu Meçhul"-Okat Yayınevi, İstanbul 1966, s. 170.
[10] Metin Bobaroğlu, "Simge Kavramı ve Simgesel Düşünme", Anadolu Aydınlanma Vakfı, s.9.
[11] enerjininkalbi.com/forum/archive/index.php/thread-1197.html
[12] spiritualizm.com/birbilgi/bbsembollera7.html
[13] esinuzer.com/haber.php?islem=oku&haber_id=1120



Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Serhat Erten, 19.10.2013, 19:24 (UTC):
"12 köşesi ve 12 kenarı olan bu sembolün bugüne kadar birbirinden farklı birçok bir yorumu yapılmıştır."
Süleyman mührünün 6 köşesi değil, 12 köşesi vardır. Bu saatin doğuşudur. Aynı şekilde Mu sembolizmasında 12 fisto saat sembolizmasının yansımasıdır.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36928090 ziyaretçi (103155181 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.