Post-Mortem Fotoğrafçılığı
 

Post-Mortem Fotoğrafçılığı

Latince kökenli olan “Post" ve "Mortem" sözcüklerinin birleşiminden meydana gelen Post Mortem, [1] “ölümden sonra” demektir. Türkçeye "ölüm sonrası fotoğrafçılığı" şeklinde tercüme edilebilecek, kişilerin öldükten hemen sonra fotoğrafını çekilmesiyle icra edilen fotoğrafçılık akımıdır.[2] Bu fotoğraf türü, "memento mori" (ölümü hatırla) fotoğraf diye de bilinir. Günümüzde bir tabu olarak görülse de, 19. yüzyılda oldukça popüler olmuştur.[3]

Post-mortem fotoğrafları, ölen kişiyle son bir anı olması için çekilen fotoğraftır. 19. yüzyılda fotoğraf çektirmek oldukça lükstü. Fakat yakınlarını kaybeden insanlar ilginç bir geleneği sürdürerek cansız bedenlerle fotoğraf çekiliyorlardı. Üstüne üstlük bu durum, Avrupa ve Amerika’da oldukça yaygındı. Konunun kaynağı, 15. yüzyıla dayanıyordu. O zamanlar ressamlar, ölen rahiplerin resimlerini çiziyorlardı. Şimdi geriye dönüp baktığımızda bu biraz çılgınca görülebilir. Fakat ölü kişinin yakınları ölünün resminin çizilmesindense fotoğraf çektirmeyi tercih ederlerdi. Özetle amaç ölen kişinin ardından son bir anı bırakmaktı.[2]

Yaşadığımız çağa göre delilik olarak görülebilir, ancak ölen kişiden kalan maddi bir anı, onun son halini gösteren bir kağıt parçası da olsa kalıcılığını kaybetmeyecek bir belgeydi. O yıllar fotoğrafçılığın çok pahalı olduğu yıllardı ve insanlar fotoğraf çektiremiyorlar ya da portrelerini yaptıramıyorlardı. Ölen kişilerin çoğunun başka hiçbir resim ya da fotoğrafı olmadığı için aile bireyleri hatıra kalması amacıyla ölülerini canlı gibi giydirir, süsler ve genelde diğer aile bireyleriyle birlikte poz verdirirlerdi. Tabi bunların yanında herkese normal gelen savaşta ölmüş insanların fotoğrafları da her kültürde bulunmaktadır ve ölülerle poz vermekten daha olağan görülür.[3]

19. yüzyılda fotoğraf teknolojisinin ilk ürünlerinden biri olan daguerotip’in icadıyla yas ritüelleri kapsamında, ölü yakının fotoğraflarının çekilmesi -yani post-mortem fotoğrafçılık- Avrupa’da ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde çok yaygın bir hal almıştı. Post-mortem fotoğraf geleneği, kaybedilen kişinin anısını yaşatmak üzere ailesiyle çekilen son bir fotoğrafa olanak sağlamaktaydı. Hafızalarda “sonsuza dek” yer etme iddiası taşıyan bu fotoğraflar, özellikle Victoria Döneminde detaylı ve dikkatlice tasarlanan matem uygulamalarının bir parçası haline gelmişti.[4][5]

Daha eskilere bakılınca ilk Post Mortemler tabut içindeki ölünün çiçekler içindeki fotoğraflarıyken, çocuk ve bebekler de bu stilin öncüleri olmuştur. Küçük bebeklerden geriye pek fazla anı kalmayan aileler post mortemi tercih ederken genelde çocuklarını oyuncaklarla fotoğraflaştırmıştır. Çocukların genelde beşikte ya da kanepede dinlenirmiş gibi çekildiği post mortem fotoğraflarda anneler, babalardan daha sık bulunmuştur. 19. yüzyılda en çok kullanılan fotoğrafçılık çeşidi olan Post Mortem, 20. yüzyılda tamamen yok olmuş ve geriye de çekilen fotoğrafları bırakmıştır. Fakat günümüzde Doğu Avrupa gibi bazı bölgelerde hala uygulanan Post Mortem geleneği, Doğu Katolik ve Doğu Ortodoks Kiliseleri’ne bağlı Hıristiyanlar tarafından tabuttaki cansız bedenlerin anısı için kullanılmaktadır.[1]

Anı portleri, ölüm sembolü ve matem portleri (memorial portraiture, memento mori, mourning portraits) olarak da geçen Post-Mortem, Türkçeye “otopsi ya da kadavra fotoğrafçılığı” olarak çevrilirken çıkış noktası -tahminen- 15. yüzyıla dayanmaktadır. O dönemler ölen kişinin, sevenlerine son bir anısı olarak (kiliselerde) resmi çizilirken, oldukça masraflı olan bu resim çizimleri yerini gelişen teknolojiyle ucuz ve pratikliğe bırakmıştır. Alternatif olarak fotoğraf makinesinin icadı görülen bu durum, 1839'a denk gelmektedir. Yani 19. yüzyılda oldukça popüler olan “kadavra fotoğrafçılığı/ post mortem” ölü kişilerin canlı gibi giydirilip boyanarak, yanına da aile bireyleri konarak fotoğraflanmasıyla yaygınlaşmıştır. Post Mortem’in ilginç tarafı tıpkı günümüz fotoğrafçılığındaki gibi anıları taze tutmak olurken, yas zamanındaki anıları unutmamak ve ölen kişiyi ebediyete kadar hatırlamak geçerli bir neden olmuştur. Odak noktasında melankoli olan Post Mortem’te bir diğer ilginç nokta da (dezavantaj), o dönemler pozlama tekniğinin çok gelişmediğinden dolayı uzun süren fotoğraflama tekniği ve bu sırada flu olarak çekilen canlı kişilerin kimi zaman ölü gibi görünmesine neden olmuştur (ölülerin yanaklarını pembeye boyadıkları ve fotoğrafı çeken kişinin de pozlama sırasında kolunu koyacak mekanizma olmadığını unutmazsak, normal gelebilir).[1]

Ölen kişilerin daha önce çektirdikleri herhangi bir fotoğrafı yoktu. Aile bireyleri de hatıra kalması amacıyla ölülerini canlı gibi giydirir, süslerlerdi. Fotoğraflarda genelde diğer aile bireyleriyle birlikte poz verilirdi.[2] Kimi zaman salgın hastalıklar, kimi zaman savaşlar nedeniyle genç yaşta ölümlerin arttığı bu dönemde ölülerin hazırlanarak fotoğrafının çekilmesi oldukça normal karşılanmaktaydı. Nadir de olsa çok sevilen evcil hayvanların da bu şekilde örnekleri bulunmaktadır.[6] Bu fotoğraflar üzerine birçok yazarın tezler geliştirdiği, fotoğraf sanatçılarının ise araştırmalar yaptığı bilinir.[2]

Özellikle 19. yüzyılda fotoğraf çekilmek şimdiki gibi kolay bir iş olmadığı için özellikle Avrupa ve Amerika'da yakınları kaybeden insanlar öldükten hemen sonra fotoğraf çekiliyorlardı. Bu durumda çekilen resim büyük ihtimalle bu hayattan göçen kimsenin ilk ve son resmi oluyordu. Yakınını kaybeden kimse ölüyü giydirip süsleyerek bir anı olması amacı resim çekiliyordu.[7]

Post mortem fotoğraflarının insanı çeken de bir yanı olduğu söylenir ve bir çoğu melankoli kokuludur. Bu arada dikkatli baktığınızda kimi fotoğraflarda o dönemde pozlama tekniği uzun sürdüğü için ölü kişiler canlı ve net çıkarken.fani kişiler flu bir şekilde çıkmıştır. Bazılarının ise ölü mü yoksa diri mi olduğunu ayırt edemeyebilirsiniz.[2]

Avrupa ve Amerika’da en çok Katoliklerin arasında yaygın olan bir gelenek olsa da, benzer şekliyle Osmanlı imparatorluğunda da ölü fotoğraflama işi yapılmıştır. Fakat Müslüman bir toplum oldukları için ölen kişinin bekletilmemesi nedeniyle, fotoğraflar mezarlıkta, cenaze sırasında çekilmişlerdir.Asya ve Afrika ülkelerinde de bu gelenek görülmüştür.[3]

Amerika ve Avrupa ülkelerinde kimi zengin kesimler, sadece akrabalarıyla değil, evcil hayvanlarıyla, özellikle köpekleriyle birlikte bu fotoğraflardan çektirmişlerdir. Ölen kişinin fotoğrafı çekilirken çoğunlukla yaşadığı izlenimi uyandırılmak istenmiştir. 19. yüzyılda salgın hastalıklar ve yetersiz tıbbi hizmetler yüzünden ölen insanlar çok fazlaydı. Ölenlerin çoğunu çocuklar ve bebekler oluşturuyordu. Ölülerinin fotoğrafını çektirmekte böyle bir zamanda moda oldu. 1. Dünya Savaşı sıralarında çok fazla olan ölülerin fotoğrafını çektirme geleneği, savaş sonrasıysa nedeni belirsiz bir şekilde azalmıştır.

Post -mortem ya da memento mori fotoğrafçılığı çok az da olsa devam edebilmektedir. Artık maddi imkansızlıklardan kaynaklanan hatıra fotoğrafı işlevi olduğu söylenemez. Kimi fotoğrafçıların post- mortem fotoğraf sergilerinin cansız modelleri olabilmektedirler.[3]

Post-Mortem Fotoğraflardan Örnekler

































Kaynaklar

[1] yenidenbaslasin.tumblr.com/post/81764598671/olum-sonras-fotografc-l-g-post-mortem
[2] listelist.com/en-rahatsiz-edici-post-mortem-fotograflari/
[3] facebook.com/media/set/?set=a.464244050339572.1073741828.223791194384860
[4] Elizabeth A. Burns, Stanley B. Burns, "Sleeping beauty: Memorial photography’in America", Altadena, California 1990, Twelvetrees Press.
[5] Pelin Aytemiz, "Arada Kalmış İmgeler: Ölüm, Fotoğraf ve Ölü-Doğan Fotoğrafçılığı", Pivolka, Haziran 2012, Sayı: 22, Yıl: 7.
[6] alkislarlayasiyorum.com/icerik/190413/post-mortem-olu-fotografciligi
[7] nkfu.com/post-mortem-nedir-post-mortem-fotograflar/



Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Ayşegül, 15.07.2014, 22:08 (UTC):
Ay amanın gecenin şu saatinde çok ürpertici bir yazı okumakla kalmadım, resimlerde gördüm... Hmmm... Bir önceki yazıyla benzeşen bir yanı da var gibi aslında... Ölüm sonrası sevdiklerini kalıcı kılabilmek adına oldukça ilginç yollara başvurulmuş doğrusu... Bilemiyorum ben tercih etmezdim doğrusu.... Her baktığımda yeniden kaybettiğimi düşünürdüm sanırım.Onun orada cansız haliyle duruyor olduğunu bilmek daha çok canımı yakardı diye düşünüyorum.... Ama tabii o insanların ruh halinde anlamak gerekiyor... Aslında ilk defa burada haberdar olmadım bu konudan; yine bir film vasıtasıyla öğrenmiştim: "Diğerleri" adlı Nichol Kidman'ın çok güzel bir filmiydi... Benim gibi korku filmlerinden ödü patlayanlar için dozajında ve ideal bir gerilim filmiydi... Neyse, çok ilginç ve değişik bir mevzuya değinilmiş çok da güzel olmuş... O zamanlar için ilginç bir meslek olsa da bu zamanlar için pek de delilik sayılacak türden değil bence; o zamanlar en azından ölüye saygı varmış. Şimdilerde internette her tür ölü resmine rastlamak mümkün... Bence asıl bu zamanda kiler delice ve saygısızca...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36843130 ziyaretçi (103002226 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.