Prof. Abdüsselam
 

Profesör Abdüsselam

Prof. Abdüsselam

Kategori: Bilim ve Teknoloji >> Bilim İnsanları ve Hayatları

«Muhal farz, Peygamberimiz, bugün hayatta olsaydı da Ay'a ilk gidenlerin bizden başkaları olduğunu görseydi, muhakkak ki, bizi uyarır: "Sizin cihadınız ilimde üstünlüğü elde etmektir" derdi.»

«Bugün bir hastahaneye girip de hayat kurtarıcı o kadar ilacın bizim payımız olmadan yapıldığını gördükçe kendime güvenim feci şekilde sarsılıyor.» Profesör Doktor Abdüsselam

Nobel armağanı alan ilk Müslüman ilim adamı olan Abdüsselâm, 1926 yılında Pakistan sınırları dışında kalan Jhanga'da doğdu.[1] Pencap ve Cambrige Üniversitelerinde okudu. Buradan 1949 yılında matematik ve fizik dallarında birinci olarak mezun oldu.[2] 1951 yılında hazırladığı doktora teziyle kuantum elektrodinamiğinde temel olacak bir çığır açtı.[1] Bu arada aynı üniversitenin Saint John koleji ile ABD'deki PRINCETON YÜKSEK ARAŞTIRMALAR ENSTİTÜSÜ'NE üye seçildi.[2] Aynı yıl, Pencap Üniversitesi'ne profesör oldu.[1]

1954 yılında Cambridge Üniversitesi'ne okutman tayin edilince, Pencap Üniversitesi'nden ayrıldı.[1][2] Bu vazifesini Londra Üniversitesindeki IMPERIAL COLLEGE eteorik fizik profesörü olarak edildiği 1957 yılına kadar sürdürdü.

1955 ve 1958 yıllarında milletlerarası alanda "ENERJİNİN BARIŞÇI GAYELERLE KULLANILMASI KONFERANSI"nın ilmî sekreterliğini yaptı.[2]

1957 yılında Londra Üniversitesi'ndeki Imperial College'ye teorik fizik profesörü olarak tayin edildi.[1] Böylece, 16 yaşında Lahor'a gelene kadar elektrikle tanışmamış bir köy çocuğu, 31 yaşında Imperial College tarihinin en genç profesörü oldu.[3] Bundan sonra, Abdüsselâm, dünya çapında pek çok akademi, çeşitli komisyon, ilmî dernek ve ilmî heyet üyeliklerinde bulundu. Aynı zamanda pek çok ilmî kuruluşun başkanlığına getirildi.[1]

1957-1958'de fiziğe müstesnâ hizmetlerinde bulunmuş bir kimse sıfatıyla, 1958'de Cambrige Üniversitesi HOPKINS ARMAĞANI aldı.[2]

1970-73 arasında Birleşmiş Milletler Üniversitesi'nin Birleşmiş Milletler Kurucu Kurulu ve Vakıf üyesi oldu.[1]

1958-1974 yılları arasında Pakistan'da Atim enerjisi Komisyonu üyeliği, 1959'dan beri Millî eğitim Komisyonu müşavirliği yaptı. Aynı sene İngiliz Kraliyet Akademisi üyeliğine seçildi.

1960'ta Pakistan guvenörü olarak Milletlerarası Atom Enerjisi Ajansı Genel Konferansı'na katıldı. Dört yıl süren gayretleri sonucu Trieste'deki "Milletlerarası Teorik Fizik Merkezi"nin kurulmasını sağladı. 1961'de ilk defa konan Londra Fizik Derneğinin MAXWELL MADALYASI ve armağanını aldı.

1961-1962 arasında yine Pakistan'da İlmi İlerletme Derneği Başkanlığı, 1961-1964 arasında Uzay ve Yukarı Atmosfer Komitesi Başkanlığı yaptı.[2]

1971-72'de Birleşmiş Milletler İlim ve Teknolojisi İstişârî Komitesi'ne başkanlık etti.

1972-78 arasında Milletlerarası Sırfi ve Tatbiki Fizik Birliği nin ikinci başkanlığını yaptı.

1976'da Guthire Madalyası Armağanı, 1978'de Accedamia Nazionale di XL'nin Malteuecci Madalyası, 1978'de Amerikan Fizik Enstitüsü'nün John Terrance Tate Madalyası. Yine 1978'de İngiliz Kraliyet Akademisi'nin Kraliyet nişanını aldı.

1979'da, ABD Milli Eğitim Akademisi ve İtalyan Milli Lincei Akademisi'ne yabancı üye seçildi. Aynı yıl kendisine Nobel Fizik Armağanı verildi. Ayrıca, biri 9 Eylül 1981'de İstanbul Universitesi tarafından olmak üzere, dünyanın çeşitli üniversitelerinden 15'i aşkın fahri fen doktorluğu payesi vardır.

Bugün bir taraftan Londra Üniversitesi Imperial College'de teorik fizik profesörlüğünü (1957'den beri) sürdürürken, diğer taraftan da Trieste'deki "Milletlerarası Fizik Merkezi"nin direktörlüğünü ifa etmektedir. Görüldüğü gibi, hayatının bütün devreleri milletlerarası başarılarla dolu olan Pakistanlı fizik ilim adamı Prof. Abdüsselâm, ender yetişen İslâm alimlerinden birisidir.

Prof. Abdüsselâm, 230'dan fazla orijinal çalışma yaptı. Bunlardan bir kısmını, aralarında birçok Türk fizikçilerinin de bulunduğu mesai arkadaşları ve öğrencileri ile hazırladı. Prof. Abdüsselâm, bu çalışmalarında, İslâmiyet'in ilme verdiği önemi bilen ve bütün ilimlerin kaynağı olduğuna inanan, keşiflerini ona dayandıran bir Müslüman'dır.[1]

Bugün bir taraftan Londra Üniversitesi Imperial College'de teorik fizik profesörlüğü (1957'den beri) sürdürürken diğer taraftan da Trieste'deki "Milletlerarası Fizik Merkezi"nin direktörlüğünü îfa etmektedir.[2]

Prof. Abdüsselâm, tam bir ilim adamına yakışır vakar içerisinde kendisini "İslâm'ın naçiz bir hizmetkârı" olarak görür.[1] Önemli başarılara imza atmış olan Abdüsselâm 21 Kasım 1996 tarihinde vefat etmiştir.[3]

ABDÜSSELÂM VE NOBEL ÖDÜLÜ

Prof. Abdüsselâm, ilimde örnek ve takdir edilecek bir çalışma gösterir. Müslümanların her şeyde olduğu gibi ilimde de öncü olmaları gerektiğini savunur. İlmi, Allah'ın sanatını anlama gayreti olarak tarif eder. Hatta ona Nobel armağanı kazandıran teorisini bile, ilâhî sanatın bir kısmını anlayabilme lütfuna bağlar.[1]

PROFESÖR ABDÜSSELÂM'A NOBEL ARMAĞANINI KAZANDIRAN BULUŞ

20. yüzyılın teorik fizikçileri arasındaki en popüler çalışmalardan biri de, bu dört temel kuvvetin aslında tek kuvvet olarak ifade edilip edilmeyeceğini araştırmak olmuştur. Isaac Newton'un keşfettiği ‘Evrensel Kütle Çekim Kanunu' ile dünya ve uzaydaki mekanik, bir mânâda fizik ile astronomi birleşmişti. Daha sonraları James Clark Maxwell, elektrikî ve manyetik kuvvetlerin aslında tek bir kuvvet olarak ifade edilebileceğini gösterdi. Einstein ise ömrünün son 30 yılını, bütün kuvvetleri tek çatı altında toplayacak bir teori üzerine çalışmaya adadı. Fakat o zamanlardaki teorik altyapının bu zor problemin çözülmesi için yeterli olmayışı, Einstein'ın bu büyük hayalinin gerçekleşmesini engelledi. Teorik fizikçiler arasında Einstein'in öncülüğünü yaptığı ‘Büyük Birleşik Teori' (Grand Unification Theory) geniş bir alâka uyandırmıştı. Bu konuda yaptığı çalışmalar neticesinde Abdüsselâm elektromanyetik ve zayıf kuvvetlerinin yüksek bir enerji seviyesinde birleştirilebileceğini, tek kuvvet gibi ifade edilebileceğini matematikî olarak ispatladı.[3]

Profesör Abdüsselâm'a Nobel armağanını kazandıran, zayıf ve elektromagnetik kuvvetlerin birleşik alan teorisidir. Bu teori, bir yandan öyar simetrisi prensibine, diğer yandan da simetrilerin kendiliklerinden bozulması prensibine dayanmaktaydı. Aynı teoriyi Steven Weinberg de o sıralarda ileri sürdü. Bundan dolayı teori, Selâm-Weinberg teorisi adıyla tanındı. Tabiatta ilk bakışta mahiyetleri itibariyle birbirinden farklı görünen dört çeşit etkileşme görülmektedir. Bunlar:

  1. Gravitasyon etkileşmeleri,
  2. Elektromagnetik etkileşmeler (nötronların beta bozunumlarında olduğu gibi)
  3. Zayıf etkileşmeler,
  4. Kuvvetli etkileşmeler. (Bunlar atom çekirdeklerinin yapı taşlarını bir arada tutmaktadırlar.)

Teorik fizikçiler, 1918'den beri, bu etkileşmelerden en az ikisinin veya hepsinin menşeinin aynı olduğunu ispat etmeye çalıştılar. Bu konuda çalışmalar yapan Einstein, bu işe 35 yılını verdiği halde tatminkâr ve gözlemlere uygun düşen bir netice elde edememişti. Einstein'in gerçekleştiremediği bu teoriyi Profesör Abdüsselâm gerçekleştirdi:

İki ayrı tipten etkileşme aynı bir teorik model içerisinde deneylere uygun ve tatminkâr bir şekilde izah ve tasvir edilebiliyordu, zayıf etkileşmeler ile elektromagnetik etkileşmeler aynı bir teorik çatı altında birleştirilebiliyordu. İşte Selâm-Weinberg Teorisi'nin özü buydu.[1]

Yüce Allah, mikro-âlemden makro-âleme kadar bütün sistemlerde dört temel kuvvet (etkileşim) vazetmiştir. Bunlar kütle çekim (gravistasyon) kuvveti, elektromanyetik kuvvet, nükleer güçlü ve zayıf etkileşimlerdir. Çekim kuvveti, kütlesi olan bütün parçacıklar arasında yaratılır. Her kütleye, diğer bir kütleyi aralarındaki uzaklık arttıkça azalan bir kuvvetle çekme istidadı verilmiştir. Elektromanyetik kuvvet ise yüklü parçacıklar arasında yaratılır. Atom ve moleküllerin bir arada bulunması, elektronların atomun çekirdeği etrafında belirli bir yörüngede tutulması bu kuvvet vasıtasıyla gerçekleştirilir. Güçlü etkileşmeler, atom çekirdeklerinde tesirini gösterir ve dört temel kuvvet içerisinde en güçlü olanıdır. Proton-nötron, nötron-nötron, proton-proton etkileşimleri, bu kuvvet vesilesiyle olur. Zayıf etkileşimler ise, proton ve nötronların içindeki parçacık (nükleon) bozunmalarında vazife alırlar. Radyoaktif bozunmalar ve radyoaktivite bu kuvvetin vazife alanına girmektedir.[3]

Bu teori, eğer zayıf ve elektromagnetik etkileşmeler (yahut kuvvetler) arasında, bunların ayni cinsten bir kuvvetin farklı iki veçhesini teşkil edecekleri şekilde temel bir birlik varsa, bu takdirde nötr zayıf etkileşmelerin varlığının zarurî olduğunu da göstermiştir.

Teori, bu türden nötr zayıf etkileşmelerde araç rolü oynayacak olan nötr bir taneciğin mevcut olması gerektiğini de öngörmüştür. (Z vektör bozonu)

Teori, İsviçre'deki Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'nde (CERN'de), ABD'de Fermi, Argonna ve Brookhaven Millî Laboratuarları ve SSCB'de Dubna Laboratuarlarında gerçekleştirilen ve polarize elektronların atom çekirdekleri tarafından saçılmalarına dayanan bir seri deneyle hem kalitatif ve hem de kantitatif bir şekilde tahkîk edilmiştir. Teorinin gerçeği aksettirdiğini dünya çapında yapılan bir çok laboratuar deneyleri de teyit ettiği için 1979'da NOBEL ARMAĞANININ PROF. ABDUSSELAM, PROF. WEINBERG ve PROF. GLASHOWA verilmesi kararlaştırılmıştır.[2]

Abdüsselâm, sadece fizikteki çalışmaları ile değil, idarecilik ve yöneticiliği ile de örnek gösterilecek bir şahsiyettir.

Abdüsselâm, yapmış olduğu bu çalışmalarındaki başarısını İslâm'a bağlar. Şu ayetin anlamında insanları araştırmaya sevk ve kâinattaki her şeyin kusursuz olduğunu ve bunun neticesinde Allah'ın varlığını inkârın mümkün olmadığını söyler; "Rahman'ın yarattığında kusur göremezsin. Haydi çevir gözünü: Kusur görecek misin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir. Gözün sana yorgun ve hakir geri dönecektir." (Mülk-3)

Abdüsselâm'a göre, Müslümanlar ne zaman bu ayetlerin ışığında çalışmalar yaptılarsa büyük başarılar kazandılar ve sahalarında çığırlar açtılar. Ancak ne zaman bu rûhtan uzaklaştılar, o zaman ilimde gerilediler. Kurân'ın yaklaşık 1/8'inin kâinatı incelemeye davet eden ayet-i kerime bulunduğunu belirtir ve bu ayetlerin Müslümanları araştırmaya, tefekküre, akıllarının iyi bir şekilde kullanmaya çağırdığını söyler. Bunun için bütün Müslümanları, bu gerçekler ışığında ilme gereken önemi vermelerini ve bugünkü geri kalmış durumlarından kurtulmaları gerektiğini söyler.

Prof. Abdüsselâm, çalışkan olduğu kadar da dindardır. Başarılarında ve dindar olmasında babasının büyük rolü olduğunu söyler. Ona bu çalışma şevkini ve aşkını onun aşıladığını söyler.

Babasının, dinine çok bağlı olduğunu, ilme ve ilim adamlarına büyük önem verdiğini ve bu tutumunun kendisi için örnek teşkil ettiğini söyler.

İlmi sahada Müslümanların öncü olmaları gerektiğini savunur. Çünkü, Batılıların Müslümanları aşağıladıklarını söyler. Bunun için Müslüman ülkelerin gelirlerinin bir kısmını ilmi çalışmalara ayırmakla, ilmi çalışmaları desteklemekle önemli ilerlemeler kat edileceğini söyler. Abdüsselâm, Müslüman ilim adamlarının ferdi çalışmaları bırakıp bir birlik oluşturmalarını, bu sayede milletlerarası camiada bir güç oluşturacaklarını ve bu sayede daha güzel çalışmalar yapacaklarını belirtir. Tabii ki, bu başarılarının olabilmesi için de idarecilere büyük görev düştüğünü söyler. Geçmişte büyük başarılar gösteren ilim adamlarının yanında, onları destekleyen, himaye eden idareciler olduğunu söyler. İlmin, insanı imana götürdüğünü, yarım yamalak değil, tam ve gerçek olarak ilim yapan kimsenin inanmadan yapamayacağını belirtir.

Prof. Abdüsselâm, nıilletlerarası ilmi kuruluşlarda iyi bir yönetici ve etkili bir organizatör olarak da görev yaptı. Bu konudaki en büyük eseri ve 19 yıl kesintisiz olarak direktörlüğünü yürüttüğü Teorik Fizik Merkezi'nin kurulmasıdır. Yine 1964 yılında Milletlerarası Atom Enerjisi Ajansı'nın kurulmasını sağladı. Bu merkezin direktörlüğüne de Prof. Abdüsselâm getirildi.

Direktörlüğünü yürüttüğü Teorik Fizik Merkezi kanalıyla çeşitli ülkelerin, özellikle gelişmekte olan ülkelerin fizikçilerine büyük imkânlar sağlamaktadır. Bilhassa Türk fizikçilerine gösterdiği özel ilgi ve imkânlar oldukça geniştir. Türk fizikçiler, yaptıkları 80, civarında orijinal çalışmayla bu desteğe layık olduklarını göstermişlerdir. Prof. Abdüsselâm, çağımız Müslüman ilim adamlarına güzel bir örnek teşkil etmektedir. Aynı zamanda günümüz Müslümanlarının yüz akıdır. Onun bu örnek çalışmaları Müslüman ilim adamlarına şevk vermeli, onun açmış olduğu bu çığırdan dünya çapında buluşlar yapacak başka ilim adamları inşallah çıkacaktır.[1]

KURAN'DAN ÇIKARILAN TEORİ

Prof. Abdüsselam 1979 Nobel Armağanı'na lâyık görünen teorisi, içinde her şey bulunduğuna inandığı Kur'an-i Kerim'den çıkardı. Abdüsselam bunu söyle izah etmektedir:

"İslâm tevhid (birlik) dinidir. Şeriatte (dinde) böyle olduğu gibi marifette de tevhîd-i ef'al, tevhîd-i sıfat ve tevhîd-i Zâ mertebeleri vardır (Islam, birlik dini olduğu gibi, ALLAH'IN fiilleri, sıfatları ve Zâtında da bir birlik vardır.) Niçin bütün eşyada da birlik tecellî etmesin?"

İşte Abdüsselam, birliğin kâinatta da ayni şekilde tecellî edeceğine inandı ve bu dört kuvvetin kaynağının ayni olması gerektiği kanaatine vardı.[2]

Çalışmalarında Tevhid ve Kurân'ın Tesiri

Abdüsselâm: “İslâm tevhid dinidir. Dinde böyle olduğu gibi marifette de tevhid-i efâl, tevhid-i sıfat ve tevhid-i Zât mertebeleri vardır. Niçin bütün eşyada birlik tecelli etmesin?” diyor ve Allah'ın zâtında, fiillerinde ve sıfatlarında bir ve tek olmasıyla, sözü edilen dört kuvvetin birliği ve tekliği arasında münasebet kuruyordu. 20. asrın büyük mütefekkirlerinden Bediüzzaman Hazretleri ise: “Her birliği bulunan, yalnız birden sudûr edecektir. Mâdem her şeyde ve bütün eşyada bir birlik var; demek onlar bir tek zâtın îcâdıdır.” (30. Söz) demiştir. Dolayısıyla, bugün fizikçilerin peşinden koştukları bu teori gösterildiği takdirde, bilhassa Bediüzzaman'ın Kurân'ı tefsir eden eserlerinde vurguladığı tevhid hakikatinin binlerce delilinden biri daha aydınlığa kavuşacaktır.

Kendine Nobel kazandıran çalışmada Abdüsselâm tevhidden ilham almıştır. Onun böylesine büyük bir buluşa dinî inançlarından yola çıkarak ulaşmış olması, günümüzde din ile bilimin çeliştiğini iddia eden materyalist düşünce sisteminin ne kadar yanlış bir yolda olduğunu gösteren en güzel örnektir. Abdüsselâm aynı zamanda temel parçacıkların simetri özellikleri üzerine de bazı çalışmalarda bulunmuştur. Simetrilerle neden ilgilendiğini Abdüsselâm: “Kainatın güzellik, simetri, âhenk ve intizam içinde, kargaşaya yer verilmeden Allah tarafından yaratıldığını düşünmek belki de benim İslâm mirasımdan geliyor olabilir. Bu yüzden benim ilim anlayışımda İslâm'ın büyük rolü var.” sözleriyle açıklamaktadır.

Mehmet Akif Ersoy'un veciz ifadelerle açıkladığı:

“Doğrudan doğruya Kurân'dan alıp ilhâmı,
Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm'ı.”

Ufkunu Abdüsselâm'ın hayatında ve eserlerinde görmek mümkündür. ‘İslâm ve İlim' konulu bir konuşmasına başlarken sarf ettiği şu sözler, Abdüsselâm'ı daha yakından tanımamızı sağlayacaktır:

“Her şeyden önce ifade edeyim ki, ben Müslümanlığa hem inanan, hem de onu tatbik eden bir insanım. Ben bir Müslüman'ım; çünkü Kurân'ın ruhî davetine inanıyorum. Kur'ân benimle kozmolojiden, fizikten, biyoloji ve tıptan alınan misâllerle, tabiat kanunları üzerindeki ilâhî in'ikasların bütün insanlığa hitap eden deliller olduğuna dikkat çekerek konuşuyor.”

Bu büyük fizikçi, kendisine Nobel takdim edilirken yaptığı kısa konuşmasında da yine Kur'ân-ı Kerîm'den âyetler okumayı ihmal etmemiştir:

“İslâm'ın Mukaddes Kitab'ında Allah şöyle buyuruyor: ‘Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan O'dur. Rahmân'ın yaratmasında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Gözünü çevir de bak: Herhangi bir kusur görebilir misin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir de bak, gözün bir kusur bulamadığından, eli boş ve bitkin geri döner. (Mülk:3-4)' Netice olarak bu, bütün fizikçilerin inancıdır; araştırmalarımız derinleştikçe, hayranlık ve heyecanımız artar, gözlerimiz daha fazla kamaşır.” [3]

TEORİK FİZİK MERKEZİ'NİN KURUCUSU

Profesör Abdüsselâm milletlerarası ilmi kuruluşlarda tesirli bir organizatör ve idareci olarak da görev yaptı. Bu konuda en büyük eseri hiç şüphesiz Trieste'deki Teorik Fizik Merkezi'nin kurulması hususunda oldu. 1960'ta Milletlerarası Atom Enerjisi Ajansı'nın Genel Konferansına Pakistan guvernörü olarak katıldı, Bu merkezin kurulması gerektiği fikrini ilk defa ortaya attı. İlgilileri, dört sene boyunca ikna etmeye çalıştı. 1964'te de merkezin kurulmasını sağladı. Bu merkez İtalyan hükümetiyle Milletler arası Atom Enerjisi Ajansı'nın patronajı altında kuruldu ve direktörlüğüne Prof. Abdüsselâm getirildi.[1]

FAHRİ FEN DOKTORU

Profesör Abdüsselâm, fizik alanında büyük hizmetler yaptı. Bunlar tek kelimeyle üstün ve armağana layık hizmetlerdi. O fiziği, milletleri yaklaştırıp kaynaştırmada güçlü bir faktör olarak kullanmasını bildi. Türk fizikçilerine de fazlasıyla ilgi gösterdi. Maddi ve manevi yardımlarda bulundu. Türk fiziğinin gelişmesine çalıştı. İstanbul Üniversitesi, bu hizmetlerinden dolayı Prof. Abdüsselâm'a 9 Eylül 1981'de, Fahri Fen Doktoru payesi verdi.[1]

KESİNTİSİZ 19 YIL

Prof. Abdüsselâm, kesintisiz 19 yıldız Trieste Milletlerarası Teorik Fizik Merkezi direktörlüğünü yürütüyor. Merkez kanalıyla çeşitli ülkelerin, bilhassa gelişmekte olan ülkelerin fizikçilerine büyük imkanlar sağlıyor. Bilhassa Türk fizikçilerine gösterdiği özel ilgi ve imkanlar oldukça geniştir. Türk fizikçileri, 80 civarında yaptıkları orijinal çalışmayla bu desteğe layık olduklarını göstermişlerdir.[1]

İLME YAPTIĞI HİZMETLER

Prof. Abdüsselam, 230'dan fazla orijinal çalışma yaptı. Bunların bir kısmını, aralarında birçok Türk fizikçilerinin de bulunduğu mesâî arkadaşları ve öğrencileriyle birlikte hazırladı.

Çalışmalarını bütünüyle fizikî konulara tahsis eden Abdüsselam, daha çok kuantum elektrodinamiğinin rönormalizasyonu ile temel tanecikler fiziği alanlarında çalıştı. Abdüsselam, 1951-1952 yıllarında bu konu ile ilgili çok temel bir inceleme yaptı. Sıfır spinli mezon teorilerinin rönormalize edebilir olduğunu ispat etti. 1956'da ise yani bir invaryans nötrino için geçerli olduğunu ve buna dayanarak da nötrinonun yalnızca sol el spinli halde bulunabileceğini ileri sürdü. Nitekim bunun tabiatta gerçekten de böyle olduğu sonradan deneylerle tespit edildi.

Prof. Abdüsselam, kuantum alanları teorisinde âyar simetrisi denilen prensibin önemini ilk defa idrak eden ve bunun vüs'atiyle inceleyen bir kaç kişiden biridir. 1957'de temel tanecikler fiziğine, simetrilerin kendiliklerinden bozulması fikrini kazandıran odur.[2]

İnancında Samimiyeti

Abdüsselâm Imperial'da iken Bertrand Russell, Einstein, Robert Oppenheimer ve Wolfgang Pauli gibi tanınmış düşünce ve bilim adamlarıyla bir arada bulunmuştur. Abdüsselâm bir konuşmaları esnasında Allah'a iman etme şerefine eremeyen Bertrand Russell'a; “Allah'a iman olmadan insan, hata yapmaya daha çok meyillidir. Tarih gösteriyor ki Allah'a imanı olan insanlar, imanı olmayanlara kıyasla daha çok fedakârlıkta bulunarak insanlığa daha faydalı olmuşlardır.” diyerek imanın bu dünya için bile ne kadar gerekli ve önemli olduğunu vurgulamıştır.

Abdüsselam'la Einstein'ın ilk buluşmalarında bütün konuşmaları din üzerine olmuştur. Abdüsselâm, Einstein'a İslâm'daki tevhid hakikatini anlatmıştır. Einstein, onun fikirlerini dikkate almış, hattâ bu konuşmalar, aralarında belli bir yakınlığın doğmasına vesile olmuştur. Abdüsselâm derslerinde ve konuşmalarında yeri geldiğinde Kurân'dan âyetler okuyor ve inancını diğer insanlarla da paylaşıyordu. O, hiçbir zaman inancını saklama gereği hissetmemiş, inandığı değerleri hep savunmuş ve bu samimi davranışları dolayısıyla meslektaşları ve öğrencilerinden her zaman saygı görmüştür.[3]

İLMİ KİŞİLİĞİ VE ILIM ANLAYIŞI

Prof. Abdüsselam, çalışkan olduğu kadar da dindardır. Başarılarında ve dindar olusunda babasının büyük rolü olduğunu belirtir. çalışma sevk ve aşkını onun aşıladığını söyler ve söyle der:

"Babam benimle mukayese edilemeyecek ve benim burada anlatamayacağım kadar dindar bir kimseydi.Dinine ve ilme sonsuz bağlılığıyla, önümde takip edebilecek bir örnek teşkil etmiştir."

Prof. Abdüsselam İslâmiyet ile pozitif ilimleri birleştirmesini bilen bir ilim adamıdır. İslâmiyet'in bütün ilimlerin kaynağı olduğuna inanan, kesiflerini ona dayandıran geniş idrak sahibi bir Müslüman'dır.

İslâmiyet bütün berraklığı ve aydınlığıyla kavrayan Prof. ABDUSSELAM, İslam'ın sevk ve heyecanını ilmî, idârî ve içtimaî çalışmalarıyla bütünleştirebilen birisidir. Prof. Abdüsselam tam bir ilim adamına yakışır vakar içerisinde kendisini "İSLAM'ın naçiz bir hizmetkârı" olarak görür.[2]

Allah'ın (cc) Sonsuz İlmine Teslimiyeti

Bilim tarihine bakıldığında bilim adamlarının yoğun çaba sarf ettikleri hâlde çoğu zaman hakikate ulaşamadıkları, sınırları zorlamalarına rağmen öteye geçemedikleri görülecektir. Abdüsselâm, bu gerçeği ifade bâbında: “Bizler, Allah'ın hikmetini keşfetmeye çalışıyoruz. Elbette ki çoğu zaman tam mânâsıyla buna muvaffak olamıyoruz; ama bazen hakikatin küçük bir parçasını görmekle büyük bir memnuniyet duyuyoruz.” demiştir. Ünlü fizikçi Newton'un ölümüne yakın söylediği: “Ben kendimi sahilde oynayan ve parlak, güzel çakıl taşları arayan bir çocuğa benzetiyorum. Öte tarafta büyük bir hakikat okyanusu keşfedilmemiş olarak duruyor.” sözleri de aynı noktaya işaret etmektedir.

Abdüsselâm modern bilimin düştüğü hataya düşmemiş ve her zaman Hakk ve hakikat karşısında haddini bilmiştir. Yüce Yaratıcı'nın sonsuz ilmine teslimiyetini: “Fiziğin bugün sessiz kaldığı, belki yarın da sessiz kalacağı problemler hakkındaki şahsî inancım, İslâm'ın zamanlar üstü mânevî mesajıyla ifade edilmiştir. ‘İşte kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir muttakilere. O muttakiler ki görünmeyen âleme inanırlar…” (Bakara/2-3) diyerek belirtmiştir. Abdüsselâm'ın ilmin sınırlı olduğunu belirtmesi ve gözüyle görmediğine inanmayan bilim adamlarına ‘gayb'ı hatırlatması dikkate değerdir.

Abdüsselâm, İslâm'ın bilime katkısını görmezden gelen bilim adamlarına en büyük dersi yine Nobel alırken yaptığı konuşmada vermiştir: “Bilim dünyası bütün insanlığın ortak mirasıdır. Doğu ve Batı, Kuzey ve Güney eşit olarak bilime iştirak etmiştir.” O, 8. asır ile 12. asır arasında gelişen ilmin tamamıyla Müslümanlara ait olduğunu üstüne basarak ifade etmekte ve “Ben sadece bu geleneği devam ettiriyorum.” demektedir. Fakat daha sonraları ilmî gelişmenin İslâm dünyasında duraklamaya girmesi ve bugünün bilim alanında Müslümanların söz sahibi olamayışı, Abdüsselâm'ın içinde bir ukde olarak kalmıştır. Bilimin İslâm ülkelerinde yeniden canlandırılması gerektiğini düşünür ve bu geri kalmışlığa çözüm yolları arar:

“Tarihin sayfalarını geriye çevirip, tekrar ilimlerde liderliğimize kavuşabilir miyiz? Bizler, bilhassa da genç nesil bunu takip edilmesi kaçınılmaz bir hedef olarak kabul etmek durumundayız. Yeter ki, fikri inançlarımıza sarılalım ve İslâm'ın ilk çağlarındaki hayatlarımızı unutmayalım. Ancak bu rönesansa gidişin hiçbir kestirme yolu olmadığını da aklımızdan çıkarmayalım. Bugünün şartlarında bunu yapacak bir ülkenin gençliği teşvik edilmeli ve millet arzulu bir fedakârlıkla kendisini bu yola adamalı, insanlara müspet ilim eğitimi verilmelidir.”

Evet, “Bir toplum durumunu değiştirmedikçe, hiç şüphe yok ki, Allah da o toplumun hâlini değiştirmez.” (Rad-11)

Dolayısıyla öncelikle ferdî plânda ilme verdiğimiz önemi gözden geçirmeli, gücümüz yettiğince ilimlerle meşgul olmaya gayret etmeliyiz. Bugün hiçbir gayret göstermeden bilimde söz sahibi olmayı istemek, yukarıdaki Kur'ânî gerçekle bağdaşmayacaktır. [3]

"ILIM ALLAH'IN SANATINI ANLAMA GAYRETİDİR"

Prof. Abdüsselam ilimde örnek bir çalışma sergiler. O Müslümanların ilimde rönesans yapmaları gerektiğini devamlı savunur. İlmi, ALLAH'IN san'a tını anlama gayreti olarak tarif eder. Hatta ona Nobel Armağanı'nı kazandıran teorisini bile, İlahî sanatın bir kısmını anlayabilme lütfuna bağlar.

Abdüsselâm, sadece fizikte bir çığır açmakla kalmadı, dirayetli sevk ve idareciliğiyle fiziği bir sulh vasıtası olarak kullanmasını da bildi.[2]

İSLAMİYET KADAR MÜSPET İLMİ DESTEKLEYEN BİR DİN YOKTUR

Prof. Abdüsselam: "İslâm müsbet ilme karşıdır" seklinde İslam'a atılmak istenen çamuru, cağımızda silen bir şahsiyettir. Çalışmalarında en güzel bir şekilde İslâm'ın müsbet ilme karşı olmadığını ortaya koymuştur. Prof. Abdüsselam, fen ilimleriyle müsbet ilimlerin ayrılamayacağını söyler. fiziği İslâm bünyesinde kabul eder. Bu konuda söyle der:

"eğer fizik ilminin İslâmiyet'le doğrudan ilgisi yok derseniz, fiziği İslâm nazarında öldürmüş olursunuz."

Bütün insanların ortak çalışmalarının mahsûlü olan fiziğin su Ayet-i Kerîme meâllerinde belirtilen mânâyı tasdîk ettiğini söyler:

"Rahmân'ın yarattığında kusur göremezsin. haydi cevir gözünü: Kusur görecek misin? Sonra tekrar tekrar gözünü cevir. Gözün sana yorgun ve hakîr geri döner." (Mülk-3)

Bu ayeti okuyan Abdüsselâm, düşüncelerini de su şekilde dile getirir:

"Bu aslında bütün fizikçilerin inancıdır. Bizi harekete geçiren ve yaşatan inanç budur. Araştırmalarda derinliklere indikçe hayretimiz daha da artıyor, gözlerimiz kamaşıyor."

Abdüsselâm, bu Âyetlerin ışığında hareket eden Müslümanların bir çok ilim dallarında çığırlar açtıklarını, kesifler yaptıklarını belirtir ve bu ruhtan uzaklaşmanın ilimde gerilemelere sebep olduğunu söyler.

Kur'an-î Kerîm'de hukukla ilgili 250 civarında âyet-î kerîme bulunurken, 750 civarında (yaklaşık Kur'an-i Kerîm'in 1/8) kâinatı incelemeye davet eden Âyet-î Kerîme bulunduğunu belirtir ve bu âyetler, Müslüman'ı tefekkür etmeye, akıllarını en iyi şekilde kullanmaya, ilmî teşebbüsü içtimâî hayatin bir parçası haline getirmeye çağırır der.

İşte Prof. Abdüsselâm bu gerçeğe dayanarak Müslümanların ilme gereken önemi vermeleri gerektiğini savunur.[2]

MÜSLÜMANLAR İLMÎ RÖNESANS'A MUHTAÇTIR

Prof. Abdüsselam, Müslümanların ilmî rönesans yapmaları gerektiğini de şiddetle savunur. Bunun için gerekli gördüğü beş şartı da söyle açıklar:

  1. İLME ihtiras derecesinde bağlılık,
  2. Hükümetlerin cömert himayesi,
  3. Emniyetin sağlanması,
  4. Kendi kendini idare
  5. İLMÎ Teşebbüslerin beynelmilelleşmesi.

Ayrıca Abdüsselam, bu ilmî teşebbüsler için Müslüman ülkelerin hiç olmazsa gelirlerinin %1 veya %2'sini ayırmaları gerektiğini de söyler. İlimle meşgul olmayı niçin bu kadar hararetle müdafaa ettiğinin sebebini izah ederken de söyle der:

«Sadece ALLAH bize öğrenme isteğini verdiği için değil, sadece bugün kuvvetin ilimde olduğu sebebiyle değil. Bunun sebebi ayni zamanda milletlerarası cemiyetin mensupları olarak bizim bugün ilimde öncülüğü ellerinde bulunduranlar tarafından aşağılanmamızdır. Bir kaç sene önce fizikte Nobel mükâfatı kazanmış bir Avrupalının bana söylediği su sözleri hâlâ hatırlarım:

"Selâm, insanlığın ilim hazinesine bir zerre kadar yardımları dokunmamış ülkelerin yardımına koşmaya ve onları ayakta tutmaya gerçekten mecbur muyuz?"

Aslında bu sözleri söylememiş olsa bile, bugün bir hastahaneye girip de hayat kurtarıcı o kadar ilacın bizim payımız olmadan yapıldığını gördükçe kendime güvenim feci şekilde sarsılıyor.» [2]

DİNİMİZ, İLİMDE İLERLEMEYİ EMREDER

Prof. Abdüsselam, Müslümanların ilimde üstün olmaları gerektiğini söyler, hatta «Muhal farz Peygamberimiz bugün hayatta olsaydı da Ay'a ilk gidenlerin bizden başkaları olduğunu görseydi, muhakkak ki, bizi uyarır: "Sizin cihadınız ilimde üstünlüğü elde etmektir" derdi.», diyerek ilimde geri kalmanın İslâm'ın ruhuna aykırı olduğunu söyler:

-"KIYMET KEMİYETTE DEĞİL, KEYFİYETTEDİR"

Abdüsselam, Müslüman ilim adamlarının mükellefiyetleri kadar hakları da olduğunu , sayıları az olsa da bir ilim cemaati olarak bir araya geldiklerinde büyük bir kıymet ifade edeceklerini, kıymetin kemiyette (sayı çokluğu) değil, keyfiyette olduğunu dile getirir.

Müslüman ilim adamlarının ilmî teşebbüslere muhakkak gerektiğini söyler;

«Eğer Yunanistan fizikteki sinirli gücüne rağmen, Cenevre'de yarim milyar dolara mal olacak Avrupa Nükleer çalışma Teşkilâtı'na tam üye olabilecek sevki kendisinde duyabiliyorsa, Türk-Arap-Islam sevkinin bundan aşağıya kalmasına mânâ veremem.

Kuvvetli bir niyet ve gayretle beraber maharet de gelecektir. Zira bu "ARANIZDA AMEL EDENİN AMELİNİ ZÂYİ ETMEM." buyuran ALLAH'IN vadidir.» [2]

MÜSLÜMAN İDARECİLERE DÜSEN GÖREV

Müslüman ülkelerin idarecilerine de söyle seslenir:

"İlim ehemmiyetlidir. Çünkü etrafımızdaki dünyayı ve ALLAH'IN san'atını anlamamızı sağlamaktadır İlim ehemmiyetlidir. Çünkü cihanşümûldrr. Bütün insanlığın ve bilhassa Müslüman milletlerin işbirliğini sağlayan bir vasıtadır. Beynelmilel ilme borcumuz vardır.

Kendimize saygımız bu borcu ödememizi gerektirmektedir. Fakat ilmî teşebbüsler, İslâm'ın geçmiş asırlarda olduğu gibi devletin cömertçe hâmilliği olmazsa gelişemez. Milletlerarası ölçüler içinde gayr-i sâfî millî hâsılanın yüzde 1 veya 2'si, her yıl Arap ülkeleri için 2 veya 4 milyar dolar, İslâm dünyası içinde bir o kadar demektir.

Bu miktar araştırma ve geliştirmeye, bunun onda biri ise temel fen ilimlerine ayrılmalıdır. İstikbalin tarihçelerine, "Hicretin 15. yüzyılında ilim adamları vardı, ama onları cömertçe himaye eden idarecilerin kıtlığı da vardı dedirtmeyelim." [2]

Türkiye Hakkındaki Düşünceleri

Abdüsselâm, ülkemizde yaptığı konuşmada Türkiye'nin İslâm dünyasına tesirinden ve bilimde önder olma potansiyelinden bahsetmiştir: “Türkiye, kardeş milletlerle olan münasebetleriyle dâima hep lider olagelmiştir. Bu ülke, İslâmî ilimlere ve müspet ilme çok şey kazandırmış büyük bir milleti temsil eder. Günümüzde bilimde ilerlemiş bazı ülkelerin önde gelen akademik kuruluşlarında çalışan mümtaz Türk ilim adamları ve uzmanları İslâm âlemindeki meslektaşlarının medâr-ı iftiharıdır. Bu yüzden Türkiye'nin fıtrî canlılığıyla ilim liderliğindeki rolünü alacağından eminim. İlme gerekli öncelikler verildiği takdirde, Türkiye'nin 2025 yılına kadar ilimde lider olmaması için hiçbir sebep yoktur.”

Abdüsselâm'ın bu konuşmasından bugüne kadar geçen süre zarfında bizleri daha da ümitvâr olmaya sevk eden gelişmeler oldu. Okullarımızda yetişen gençlerimizin milletlerarası bilim olimpiyatlarındaki üstün başarıları ile millet olarak bilimde müspet yönde ivme kazanmaya başlamış bulunuyoruz. Fizik, kimya, biyoloji ve matematik gibi temel bilimlerin ortaöğretimden başlanarak sistemli bir şekilde öğretilmesinin bu başarılara katkısı büyüktür. Olimpiyatlarda madalya kazanmış gençlerimizin çokluğu ve bu gençlerin 5–10 yıl içerisinde bilim dünyasına adım atacakları göz önüne alındığında Abdüsselâm'ın Türkiye için belirlediği 2025'te bilimde söz sahibi olma hedefinin çok da uzak olmadığını söyleyebiliriz. Son yıllarda akademik çalışmalarıyla bilim dünyasında adını duyurmaya başlayan başarılı genç Türk bilim adamları da geleceğine umutla bakmamıza vesile olan gelişmelere imza atmışlardır. Burada unutulmaması gereken en önemli husus, bu gençlerin akıl ve kalbin rehberliğinde araştırmaya yönlendirilmeleridir.

Abdüsselâm, Türkiye'de yapmış olduğu bir konuşmasında: “Sizden hep, konuşmasına Allah'ın ismiyle başlayan bir ilim adamının var olduğunu hatırlamanızı isterim. Bunu sadece burada (İstanbul'da) yapmış değilim. Batı'da, nerede olursa olsun, konuşmama hep besmele ile başlamışımdır. Böyle konuşmamdan, onlar da memnun oluyorlar. Bu, benim için bir ümit kaynağı.” demiştir. Bu sözlerle de inancının gereklerini samimi bir şekilde yerine getirmenin diğer insanların tepkisine değil saygısına mazhariyet getireceğini belirtmiştir.

Abdüsselâm'ın bilim dünyasına katkısı, sadece teorik çalışmalardan ibaret değildir. Bilimin dünya barışı ve milletlerin bir araya gelebilmesi için kullanılmasında da büyük katkıları olmuştur. Sanayileşmiş ülkelerle bu yolda ilerleyen ülkeleri birleştirme ve aradaki farkları kapatacak köprüler kurma idealiyle büyük bir merkez açılmasını sağlamıştır. Kurulmasına vesile olduğu Milletlerarası Teorik Fizik Merkezi (ICTP), her yıl bilhassa gelişmekte olan ülkelerdeki bilim adamlarını ağırlayarak bilimin yaygınlaştırılmasını hedeflemektedir. Bu merkez, vefatından sonra ‘Abdüsselâm Milletlerarası Teorik Fizik Merkezi' olarak anılmaya başlanmıştır. Abdüsselâm bu merkezi plânlarken iki hedefleri olduğundan bahseder. Bu hedeflerden birincisi Doğu ve Batı fizikçilerini bir araya getirmek; ikincisi de gelişme yolundaki ülkelerin aktif ve üst seviyedeki fizikçileri için olabildiğince kolaylıklar temin etmektir.

Abdüsselâm'ın çalışma arkadaşlarından fizik profesörü John Ziman, onu tarif ederken: “Sadece birleştirmek… Abdüsselâm'ın hayatının ve eserlerinin ana fikri budur.” demektedir. O, Kurân-ı Kerîm'den ve tevhidden aldığı ilham ile iki temel kuvveti birleştirmeyi başarmış ve bütün kuvvetlerin birleştirilmesi yolundaki teorik çalışmaların önünü açmıştır. İslâm'ın evrensel mesajını hem dinî, hem ilmî, hem de sosyal ve kültürel alanlarda uygulamaya gayret gösteren Abdüsselâm, geleceğin Müslüman ilim adamları için çok güzel bir örnek teşkil etmektedir. Nobel Mükâfatı almış ilk ve tek Müslüman ilim adamı olan, geliştirdiği teoriyle iki farklı kuvveti birleştirmeyi başaran, İslâm medeniyet ve kültür mirasının tesiri altında kaldığını iftiharla söyleyen Abdüsselâm'ın hayatından genç nesillerin alacağı mühim mesajlar vardır.[3]

ILIM, İNSANI İMANA GÖTÜRÜR

Prof. Abdüsselam ilmin insanı imana götürdüğünü , yarım-yamalak değil, tam ve gerçek olarak ilim yapan kimsenin inanmadan edemeyeceğini belirtir ve; "Ben insan beynindeki 10 milyar sinir hücresinin birbiriyle bağlantılarını görünce iman etmekten başka çare bulamıyorum" der. İlim adamı için iman etmekten başka çare ne olabilir?

Bugün İslam dünyası, Prof. Abdüsselam'a tek kelimeyle minnet borçludur. Çünkü cağımızda örnek çalışmalarıyla Müslümanların yüzünü ağartan bir ilim adamı olarak tarihe kaydolmuştur. Yeni bir ilmî rönesansı başlattığı ümidindeyiz. İnşallah onun açtığı bu çığırda dünya çapında kesif ve buluşlar yapacak ilim adamları yetişecektir.[2]

Kaynaklar

[1] davetci.com/d_biyografi/biyografi_abdusselam.htm
[2] ikrateam.de/1.html
[3] sizinti.com.tr/konular.php?KONUID=3485




Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36848933 ziyaretçi (103011817 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.