Quorum Guida Crimen Hament
 

Quorum Guida Crimen Hament

Özlem Dağ'ıtmıyor bu gece arasıra içtiğim sigara.
Başıboş ırmaklar gibi, dalıp dalıp gidiyorum yollara.

- bir-

Onu ilk kez kollarını göğsüne kavuşturmuş martıları seyrederken gördüm o bankta. Dudaklarından isteksiz ayrılan dumanın o utangaç ve haylaz öpücükleriydi gözlerine dağılan. Ve ikinci bir adımını daha atamayacak kadar bitkin. Dalga seslerini dinliyordu gönlünde. Belki önünden geçen beyaz bacaklı kadınları düşlüyordu. Azgın bir dalga, az sonra sükutuna kuru bir yaprak düşürdü. Sessizce güneşe dikti gözlerini. ışıkta, koyu elâ üşüdü...

Binlerce gölge arasında açık bir kırmızıydı yere düşen. Sonsuz, uzun koridorlarda bir geceyarısı sessizliğinin kahkahaları, solgun bir mumışığının şaşkın dekoru vardı gözlerinde. Rüzgârlarla uçuşan sarı yaprakları saydı avucunda. Gülümsedi bir annenin sımsıkı ellerine yapışmış, beyaz elbislei mavi bakışlı küçük kıza. Gölgesine dokunnca bir günışığı demeti, dünyasından alıkonulmasına içerledi. Söneli hayli zaman olan sigarasına dönüp, izmaritteki koyu sarı lekelerden anlamlar çıkardı. Dünkü fransızca şarkıya takıldı dudakları:

«Beni burada bulamayacaksın sabah olduğunda. Rüzgârın sesi dolu kulaklarımda; sakın beni çağırma...»


-iki-

ıssız, tenhâ bir yol buldum
birden senle doldum
Kadere teslim oldum
Gözlerinden bu akşam


Sisli bir bulvarda ilerliyordum. Her adım atışımda, sana yaklaştığımı biliyordum. Her adım atışımda, dudaklarını çılgıncasına öpüyordum.

Kırmızı karanfillerle dolu bir bahçe... Yanımda bir kaç silik gölge ve karşımda sen. Sana gözyaşlarımı göstermemek için dudaklarım alayla karışık öylece gülümsüyorum. Taş gibi soğuk, ay gibi yalnız ve hissiz ve acı dolu.. Resmimizi çekmek için karşımızda duruyorsun. Yüzünde anlamsız bir ifade. Yüzünde, heykellerin taştan soğukluğu... Gözlerimle nefretler gönderiyorum sana. Gözlerimde binlerce affetmeyişler.. Birden...

Zaman durdu. Bütün belirsiz gölgeler silindi tek tek. Dudaklarındaki anlamsızlığı daha yakın görebiliyorum ve gözlerindeki,... Gözlerin... Ağlıyorlar mı?! Ben ne yaptım, ben ne yaptım!!! Dokunamıyorum saçlarına, ne olur ağlama sus diyemiyorum. Bütün nefretim, kinim, intikamım... Hepsi, ama hepsi silindiler. Ve birden görüntüler ikileşiyor; ortalık simsiyah bir buz rengi.. Gözlerim dehşetle tavanda karanlığa takılı. Aklımın her köşesi, tutulmuş; aptalımsı, sessizlikle başbaşa sadece bakıyorum, bakıyorum...

-üç-

kalbim etten bir organ sadece

kalbim, yüreğim olur,

Sen gelince...



Bugün okulda ilk günüydü. Sabahın erken saatlerinde uyanmış, taşlı yollarda dudağındaki sigaranın öpücüklerini paylaşıyordu günün ilk ışıklarıyla. Bir uzun gülümseyiş tutturdu simitçinin arkasından bakarken. Çayını yudumlarken, etrafındaki gölgelerin kendisini seyretmekte olduğunu farketti. Başını bulutlara çevirerek, içinden o eski şarkıyı söyledi. Galiba evini özlemişti...

Sınıfa gelince geç kalmış olduğunu anladı. En arka sıralardan birine geçip oturdu. Hocanın anlattığı herşeyi dikkatle dinliyordu. Gözleri ön sırada oturan esmer bluzlu kıza takılıp durdu. Tıpkı eski bir şarkıya benziyordu gözleri. Ona çok eskilerden tanıdığı birini hatırlattığını düşündü. Bu kızı mutlaka biryerlerden görmüş olmalıydı. Mutlaka...

Kantinde çaylar fişle satılıyordu. Bu şehirde ilk öğrendiği şey de buydu. Sınıf arkadaşlarını inceliyordu arasıra. Konuşmalara katılmıyor, sadece arasıra gülümsüyordu. "Şarkı gözlü kız" yoktu bu kez.. Sigara yakıp gözlerini kapamayı tercih etti. Gözkapakları ağırlaştı, ağırlaştı, ağırlaştı... Zihninin bulanık sularında "şarkı gözlü kız" gülümsedi durdu hep.

Gözlerini açtığında nerede olduğunu unutmuş gibiydi...

-dört-

Yabanın gülü dikenli kokusuz

Rengi rengine, adı adına benzer

Koklamak yazısı silinmiş alından

Off.. Yabanın gülü sana nasıl benzer!!!


Adını ilk duyduğunda birden irkilmişti. Onu nerde gördüğünü, onu nereden tanıdığını.. Fakat bu imkansızdı. Beyninin kendisine oyun oynadığını düşünmüştü. Onu en son elinde kırmızı karanfillerle ziyarete gittiğinde görmüştü. Yüzü bembeyazdı. Yeşil gözleri buğulanmış, çektiği derin ızdırabı göstermemek istercesine dudaklarına zoraki bir tebessüm yaslamıştı.. Annesinin elini tutarken, arada sırada gözlerini silip, derin iç çekişlerini izliyordu. Ne yapacağını, ne diyeceğini bilmiyor ve buna da sinir oluyordu. Bütün vücudu taş kesilmiş, ne çıkıp gidebiliyor ne de tek kelime edebiliyorduç Onun bu hali, karşısındakinin gözünden kaçmıyor, onu güldürebilmek, teselli edebilmek için yayla anılarından bahsediyor, sık sık konuşurken yoruluyor, bazen serumun etkisiyle gözlerini aniden kapatıp derin bir uykuya dalıyordu. O zaman onu uyandırmadan, ayaklarını battaniyeyle usulca örter, ateşi olmadığını bildiği halde elini alnına koyup sessizce "dinler"di. Bir hırçınlık seziyordu sözlerinde. Kimsenin ona acımasını istemiyor, bazen bütün sevenlerini kırıyor, bütün ilaçları reddediyor, annesini babasını çaresizlikten yokediyordu.

Bir sonraki gelişinde yine elinde o çok sevdiği kırmızı karanfiller vardı. Çimenlerin üstüne diz çökmüş, tanrıya lânetler ediyor, başucunda duran taze mermer taşını yumruklayıp duruyordu. O'nu her gece düşlerinde yüzündeki serum beyzalığıyla görüyor, ona koşuyor, koşuyor, yaklaştıkça kaybediyor, üzülüyor, hırçınlaşıyordu. Hayattan bıkmış, ölümü biir an kucaklayabilmek için sabırsızlanıyor, tam tetiği çekecekken ona verdiği söz aklına geliyor, kızıyor, kendine lanetler yağdırıyordu. O'nu bir kerecik düşünde göstermesi için tam 4 yıl tanrıya her gece aynı duayı etmişti. Bir kerecik, düşümde de olsa göreyim, ey tanrı, sonunda beni ateşinde yak razıyım buna.. Sen varsan, eğer gerçekten varsan, bir kerecik onu düşte de olsa doya doya seyredebileyim...

Tüm bunları düşünürken, elinde yarım kalmış cigaradan bir nefes daha çekip söndürdü. Bu, tatsız bir şaka olmalıydı. XXXXX BİRXXX ve XXXXX XXX. Gözleri siyah değil yeşil olsa, yüzünün sağ yanağında o küçücük ben de olsa, O'nun yeniden dirildiğine binlerce kez iman edebilirdi. Peki ya,...!?

-beş-


Günler su gibi akıp geçti. Artık o eski çekingenliği de kalmamıştı. Bazen tenefüslerde arkadaşlarıyla volta atıyor, bazen fikrî konularda tartışıyor, bazen de birbirlerine hüzünlü aşk şiirlerinden beyitler okuyorlardı. Ara sıra gözleri ona takılıyor, gözgöze gelince bakışlarını hemen çeviriyor, bunun için de kendine hep kızıyordu. Sen benimdin diyebilsem, sevgilimdin diyebilsem.. Dalga geçip gülerdi. Kendisiyle alay ediyor zannederdi.

O hafta kaldığı yurdu alelacele değiştirmişti. Nedeni basitti: Sigara! Özgürlüğe alışkın rûhunun insanlar tarafından kısıtlanmasına asla tahammül edemezdi. Kişiliğinden ödün vermek, yenilgiyi kabul etmek yerine yine terketmeyi seçmişti. Kimse ona, istemediği birşeyi yaptıramazdı. Ölse bile bile yaptıramazdı!!

O gün eve dönerken, minibüste o ve yanındaki o ufak-tefek şirin kız da araka sıraya oturmuşlardı. Kendisine uzatılan dolmuş parasını gülümseyerek geri çevirdi ve ısrarlarına rağmen kendi uzattığı paradan üç kişi istedi. O güne kadar ilk kez onlarla bir-iki çift söz edebilme imkanı bulmuştu. Bunu tanrı'nın bir uğuru saydı. Ertesi gün son sınavı da verip memleketine dönecekti. Erkenden yurda varıp kafasını boşaltmak, rûhunu dinlendirmek için tek kişilik odasındaki dağınık yatağa uzandı be bugünkü olayı düşündü...

-altı-

Hâlimi arzetmeyi yâri tenhâ bulamam
Yâri tenhâ bulsam, kendimii asla bulamam


...Otogara geldiğinde biletini alıp çantasını yerleştirdi. Otobüsün hareket saatini beklemeye koyuldu. Birden! Gözleri, ufuktan gelen mavi tişörtlü gölgeye takıldı. Tanrım.. Bu, bu oydu.. "şarkı gözlü kız".. Hayatının belki en büyük fırsatıydı. Onun yüzüne baktıkça hep "gülgün çiçeği"ni anımsıyor, hırçın kalbi bir parça da olsa teselli buluyordu. Bir anda bütün cesaretini toplayıp karşısına dikildi. Gülümseyerek merhaba dedi. Kız, şaşırdı. Sonra o da gülümsedi. Birkaç kelime konuşup ayrıldılar. Dünyanın en kalas adamı benim diye düşündü o an. "gülgün çiçeği"nin karşısında da hep böyle tutuk olduğunu hatırladı ve gülümsedi.

11-18 Temmuz 1998

Gizli İlimler Admin






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36690765 ziyaretçi (102733289 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.