Rüyaların En Güzeli
 

Rüyaların En Güzeli

Kategori: Rüya Günlüğü

Ayşegül

Oturduğum yerden yavaşça havalandığımı hissettim. Baktım; uçuyorum, uçuyorum, dağları aşıyorum. Manzara, öylesine güzel ki; yukarıdan bakarken öylesine kusursuz ve mâsûm... Sanki aşağıda hiç kötülük yok, acı yok, günah yok...

Tanımadığım bir şehirde durdum. Yavaşça aşağı indim, karşıma biri çıktı; "Buradan 3 günlük yolun var Mekke'ye ama yürüyerek gitmelisin." dedi. Nasıl? Nasıl yürüyecektim o çölleri yalnız başıma; yol bilmeden, iz bilmeden?! Hem ne yer ne içerdim? "Hele sen bir başla bakalım!" dedi bir ses. Korktum. Tanımadığım yerler, tanımadığım yüzler, farklı bir dil; ama her ne hikmetse anlıyordum onları.

Pazar yeri gibi bir yerdeydim. İnsanlar, farklı giyinmişlerdi. Bu kıyafetleri biliyordum; Arap kıyafetiydi. Çaresiz yürümeye başladım. Dar sokaklardan geçtim, açıklığa çıktım. İşte korktuğum sonsuz kum denizi, karşımdaydı. Yavaş yavaş yürümeye başladım. İçgüdüsel bir yol tutturmuştum.

Akşam üzerine doğru, iyice susamış, yorulmuş, acıkmıştım ve çölün ortasındaki bu yalnızlık, beni oldukça korkutmuştu. Ya karanlık basınca ne yapacaktım? Birden arkamda hafif hışırtıya benzer ayak sesleri duydum. İçim ürperdi; "Allah'ım, sana sığındım. Beni yalnız bırakma, kendimi sana emanet ettim Yarabbi!"

"Selamün aleyküm" dedi bir ses. Dönmeden; "Aleyküm selam" dedim. "Nereye gidersin evladım?" dedi, "Mekke'ye!" dedim. "Önce bana yardım etsen..." dedi. Döndüm baktım, ihtiyar bir adamdı: "İyi de babacığım, ben ne yapabilirim ki?!" dedim. "Oğlumun mezarını arıyorum. Bana yardım et! Eğer sen bana yardım edersen, ben de sana dua ederim, yoluna çabuk varırsın." dedi. Düşündüm; "Tamam!" dedim.

Beraber çölü aşıyorduk; ama, sonsuz kumdan başka hiç bir şey yoktu. Bir ara sordum; "Babacığım, emin misin yolun doğru olduğundan?" Cevap verdi; "Eminim." dedi.

Çok acıkmıştım, susamıştım; ama ihtiyarın yanında da bir şey yok gibiydi. Sanki düşüncelerimi duymuş gibi; "Ben de acıktım, gel bir şeyler yiyelim." dedi. Küçük bir mendil açtı; ama, o da ne? Türlü türlü yiyecekler belirdi. Yemek bittiğindeyse sanki sofra hiç dokunulmamış gibiydi. "Elhamdülillah, sonsuz nimetleri ile bizi rızıklandıran Rabbime şükürler olsun." dedi. Tekrar yola koyulduk.

Derken kum, ayağımın altından kaymaya ve zemine batmaya başladı. Peşimden de ihtiyar geliyordu. Oda gibi bir yere düştük. Saf altından, çok büyük, üstünde Arapça yazılmış bir levha vardı. Birden; "Bulduk!" dedi ve ağlamaya başladı; "Yusuf'um, Yusuf'um, seni buldum, sana kayıp dediler; ama ben, seni buldum. Evladım, var git yoluna, bana çölde Yusuf'umu bulduran sana da kaybettiğini buldurur. Artık yolun açıldı ve kısaldı." dedi. "Babacığım, kimsin sen?" dedim."Ben, Yakub'um. Yıllardır Yusuf'umu arardım. Bak, artık buldum." dedi. Çok şaşırdım...

Odanın ucunda beliren kapıdan çıktım. O da ne?! Birden yeşil bir bahçede buldum kendimi. Kadınlar, erkekler ve çocuklar, abdest alıyorlardı. Bir söğüdün altına saklandım ve  izlemeye koyuldum. Herkes, saf tutmaya başladı. En önde uzun boylu, heybetli, cübbeli ve fesli bir imam vardı. Arkası dönüktü. Herkes neşeli bir uğultuyla yerini aldı. İmam, birden arkasına döndü ve bana bakarak; "Haydi sen de namaza!" dedi. "Aman Allahım, beni nasıl fark etti?" diye düşündüm. "Dilinle inkâr etmen, kalbinde doğruluğunu bildiğin gerçeği değiştirdi mi?" dedi.

Esâsen, çok uzun zamandır derin bir özlem duyduğum; ama beni reddetmesinden korktuğum sevgilinin huzuruna varacak yüzüm yoktu. Sonra; "Hadi gel; bu kapı, umutsuzluk kapısı değil, bin kere tövbeni bozmuş olsan da sen yine gel!" dedi. "Olamaz," dedim "Olamaz, nasıl olur?!" "Haydi," dedi. "Şimdi ikindi, orta namazı..."Korka çekine abdest aldım, cemaate katıldım. İçimde bir hafifleme, bir serinlik oluştu. Namaz bitince yanıma geldi; "Gel, üstümü ört de sen de yoluna git. Seni bekliyor..." dedi.

Mevlana'nın türbesindeydik... Sanduka, uçarak geldi ve onu içine aldı. Kollarımda bir ağırlık hissettim. O muhteşem siyah örtü vardı kollarımda, anladım yapmam gerekeni. Üstünü örttüm. Sonra gözlerimden akan yaşlara daha fazla engel olmaya çalışmadım.  Ağladım, ağladım; "Affet Yarabbi, affet! Ben, Sen'i yok saymaya çalışsam da; bana izin vermediğin için şükürler olsun Allah'ım."

Sonra beyaz bir at verdiler bana; "O, yolunu bilir merak etme!" dediler. Adeta uçarcasına gittik, bir şehre geldik. (Seneler sonrasında gördüğümde hiç de yabancılık çekmediğim) şehirde ilerlemeye başladım. Toprak yollar, hurma ağaçları, bahçe içinde mütevazi evler... Birden biri çıktı karşıma; atımın yularından tuttu; "Artık burda dur ve attan in! Seni mescidin duvarının önünde bekliyor." dedi. Onu da içgüdüsel olarak tanıdım; Hz. Zeyd idi.

Başımı salladım, attan indim. Ayaklarım, yolunu bilir gibiydi. Daha ben düşünmeden, onlar yönünü buluyordu. Mescide vardım. Duvarın dibinde çömelmiş, elini güneşe siper etmiş oturmaktaydı. Beni görünce gülümsedi. Aman Allah'ım, bu nasıl bir gülüş; Güneş'i kıskandıracak kadar parlak, yüzü tamamen nûr içinde, bana elini uzattı; "Seni epeydir bekliyorduk, hoş geldin. Allah, bir daha kıbleni kaybettirmesin." dedi. Hıçkırarak eline sarıldım; "Ya Rasulallah; ben, aldananlardan oldum." dedim. Sonra bir nida; "Şüphesiz Allah, affedendir, bağışlayandır, her şeyi hakkı ile gözeten ve bilendir." dedi. Gözlerimi kapattım, secdeye vardım. Hıçkırmaya başladım...

Kendime gelip gözlerimi açtığımda, evimde koltuğumda buldum kendimi. Kucağımda da artık son zamanlarda çok başka bir hâlet-i rûhiyye içinde okuduğum Kurân-ı Kerîm vardı ve son okuduğum âyetler, hâlâ açıktı.

Allah'a olan inancım, güvenim, hayat içerisinde başıma gelen birtakım acı olaylar yüzünden yıkılmıştı. Kötü giden bir evlilik, geçim sıkıntısı, kendi ailem ve çevremle yaşadığım sorunlar, kaybettiğim yakınlarım ve ne kadar çabalarsam çabalayayım hiç bir şeyin düzelmemesi, ettiğim duaların aksine her şeyin daha kötüye gitmesi... Hatta dua ettikçe o kadar kötüye gidiyordu ki, kendi kendime; "Ya beni duymuyor ya da beni yok sayıyor, belki de aslında yok... Belki de ben, hiç olmayan bir varlığa aslında hiç cevap gelmeyecek bir yere dua ediyorum." dedim. Ve ne büyük bir hadsizlik ki; "Sen, beni yok sayarsan; ben de seni yok sayarım." dedim. Yaklaşık 3 yıl süren bir inkâr sürecim oldu. Ne Allah adına, ne ezan sesine tahammülüm oluyordu. Aslında bir yanım, sızlıyordu; ama Allah tarafından reddedilmişlik, terkedilmişlik duygusu, beni O'ndan uzak tutuyordu.

Peki ben, daha mı mutlu oldum; hayır! İçimdeki derin boşluk, aynada gördüğüm gittikçe çirkinleşen ve şeytânîleşen yüz, beni iğrendiriyordu.artık. Sadece madden değil; mânevî olarak da bataklıkta gibiydim. Herkese her şeye kızgın ve öfkeliydim. Ben hariç; geriye kalan herkes, suçluydu. Sonra birgün, Evde iş yaparken tozunu aldığım raftan bir kitap düştü. Baktım, Kurân, açılmış bir şekilde yerdeydi. Önce almak istemedim; ama içimden bir ses, yakamı bırakmıyordu: "Al onu, al onu, al onu..." Israr, ısrar, ısrar... Eğildim, onu yerden aldım. Sonra açılmış olan kitabı tam kapatacakken, üstünü işaretlediğim ve ne zaman yaptığımı dahi hatırlamadığım iki ayet ilişti gözüme:

«EY İMAN EDENLER! ALLAH'A KARŞI GELMEKTEN SAKININ VE PEYGAMBERİNE İMAN EDİN Kİ, SİZE RAHMETİNDEN İKİ KATI PAY VERSİN, SİZE KENDİSİYLE YÜRÜYECEĞİNİZ BİR NUR VERSİN VE SİZİ BAĞIŞLASIN. ALLAH, ÇOK BAĞIŞLAYICIDIR VE MERHAMET EDİCİDİR. BUNLARI AÇIKLADIK Kİ KİTAP EHLİ, ALLAH'IN LÜTFUNDAN HİÇBİR ŞEYİ KENDİLERİNE HAS KILMAYA GÜÇLERİNİN YETMEYECEĞİNİ VE LÜTFUN ALLAH'IN ELİNDE OLDUĞUNU, ONU DİLEDİĞİ KİMSEYE VERECEĞİNİ BİLSİNLER, ALLAH, BÜYÜK LÜTUF SAHİBİDİR...» (HADİD:28-29)

Okudum... Okudum... Tekrar okudum... Kendimi yargıladım ilk defa; "Dua ettim, kabul olmadı." diye inkâra giden kolay yolu seçmek yerine, hiç anlımı secdeye koymuş muydum? Kurân-ı Kerîm'i ölüler kitabı dışına çıkarabilmiş miydim? Hiç sabrettim mi? Hep pazarlık yapmadım mı Yaradan'la; "Şu kadar zamana kadar şunu yaparsan, ben de şunu yaparım." diye.. Menfaatim için dua etmenin dışında hiç şükür için el açtım mı? Şu kadar para, bu ev, şu araba, şu eşya diye dünyanın peşinden koşarken, hiç huzur diledim mi? Peki ben, bu kadar hırs içinde Allah'tan dünyayı talep ederken, O'nun bana rızasını kazandırabilecek azıcık olsun ne yapmıştım? Hemen abdest aldım, namaz kıldım tövbe ettim, sonraki birkaç ay boyunca böylece devam ettim ve işte birgün, Kurân-ı kerim elimde iken kendimden geçmiş bir uyku ile uyanıklık arası hal içerisindeyken, yukarıda sizinle paylaştığım rüyalar zincirini gördüm. Sonrasında Cenab-ı Mevla, dünya gözü ile o mübarek beldeleri de görmeyi nasip eyledi. Allah, inanan herkese kalbindeki imanı tutmayı, henüz gerçeğe uyanamamış tüm kardeşlerimize de hidayete ermeyi nasip eylesin.... Ayşegül.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Çağdaş Çelik, 02.11.2009, 22:00 (UTC):
:) ben siteyi inceliyorum zaten ama aradığım şeyleri burada bulmak mümkün değil. öğrenmeyi istediğim şeyleri anlatmadı o değerli zat. ailesine bıraktığı o eşsiz benzeri olmayan kitabı bulman gerekir isteklerimi öğrenmem için. İlmi karşısında aciz kaldığım Allah a.c'yi ondan başka kimin aracılığıyla tanıyabilirmki:) Ben de Allah resulünü bir çok kez gördüm ve daha fazlasını. o yüzden ilgimi çekmişti yaşadıklarınız. sizin göremediğiniz ama benim fark edebileceğim şeyler vardı yaşadıklarınızda ben bunları görmek istemiştim. Neyse yine de tşkederim:)

Yorumu gönderen: ayşegül*, 02.11.2009, 21:44 (UTC):
öncelikle ilginize teşekkür ederim,ancak ben anlatmam gerekenleri değerli adminimizin de hoşgörüsüyle burada dilim döndükçe anlatıyorum.diğer türlüsü çok özür dilerim mümkün değildir.ama buraya eklemediğim bir ayrıntı;peygamberimizin yanına mescide gittiğimde aslında oranın kabenin duvarı olduğunu gördüm,ayrıca peygamber efendimizin elini öperken hakkını helal et ya rasulallah dedim oda güldü ve helal etti. bunu ölünce bile unutmayacağım:)site çok zengin bir içeriğe sahip istediğiniz ve merak ettiğiniz herşeyin cevabını bulabilirsiniz:)Allah'ın selameti üzerinize olsun...

Yorumu gönderen: Çağdaş Çelik, 02.11.2009, 21:09 (UTC):
olmaması için bir neden yok elbette. ayrıca bu bir çağrı değil. bence soyunuzu yani ceddini araştırmalısın cevabı burada bulacaksınız. gördüklerinizi ve bildiklerinizi bana da anlatır mısnız? Allah a.c ile ilgili bildiğiniz şeyleri başkalarına aktarmak bi görevdir. istediğim şey sizi dinlemek. ben almam gerekenleri görüp alacağım. lütfen bana mail atar yada msn eklermisiniz? c_celik_gs@hotmail

Yorumu gönderen: ayşegül*, 02.11.2009, 20:51 (UTC):
ewet kesinlikle doğru neden olmasın ki?bu rüyayı yaklaşık 7-8 yıl önce gördüm aslında daha ayrıntılarda var.hayatımın çeşitli dönemlerinde bu tarz rüyaları gördüm mesela mevlanayı iki kez gördüm,mekkeye ve medineye çok fazla yolculuk yaptım rüyalarımda en son abdülkadir geylani hazretlerini gördüm 3.5yıl oluyor bunun bi çağrı olduğunu söylediler ama ben öyle hissetmedim,üstelik onuda iki kere gördüm.Cenab-ı Allah'a beni böylesi rüyalara layık gördüğü için şükran doluyum.

Yorumu gönderen: Çağdaş Çelik, 02.11.2009, 20:17 (UTC):
Ayşegül hanım bu yazdıklarınız doğru mu? bu rüyayı ne zaman gördünüz? Sizi tanımamız mümkün müdür acaba?

Yorumu gönderen: ayşegül*, 02.11.2009, 08:04 (UTC):
selamınız başımızın üstüne yunis bey;benimki sadece acemice bişeyleri paylaşmaya çalışmak,onu mükemmel gören sizin güzel yüreğiniz lütfedip okuduğunuz için ben size teşekkür ederim:)

Yorumu gönderen: Yunis Halilov, 01.11.2009, 10:43 (UTC):
Yürekdolusu selamlar! Bu yazı kelimenin tam anlamıyla MÜKEMMEL! İnanılmaz hissler yaşatan bu yazıya göre Ayşegül hanıma BÜYÜK HARFLERLE TEŞEKKÜR EDİYORUM!!!



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36868294 ziyaretçi (103045735 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.