Rüyanın Aslı ve Hükmü
 

Rüyanın Aslı ve Hükmü

Rüya işi ve rüyada gaybı (ileride zuhur edecek olayları) bilmek, Allah Teâlâ'nın hayret verici sanatlarındandır ve insanoğlunun yaratılışının güzelliklerindendir. 

Rüya hâdisesi aynı zamanda melekût (gayb) âleminin varlığını gösteren en büyük delillerden biridir, ancak insanlar, kendilerinde olan şu kalbin ve yaşadıkları kâinatın acayip sırlarından gafil oldukları için bundan da gafil ve habersiz kalmışlardır.

Rüya ilminin incelikleri, mükâşefe ilminin inceliklerinde gizlidir; o bakımdan muamelât ilmine ilâveten anlatılması ne mümkün ne de doğru olur. Ancak rüya hakkında maksada ulaştıracak kadar bilgiyi burada zikretmek mümkündür.

Bil ki kalp, şekillerin ve her türlü işin hakikatinin yansıdığı bir ayna gibidir. Allah Teâlâ'nın takdir ettiği her şey; âlemin yaratılışından sonuna kadar olmuş ve olacak ne varsa -Kur'an-ı Kerîm'de de geçtiği üzere- Levh-i Mahfûz, Kitâbu'l-Mübîn, İmâmü'l-Mübîn diye isimlendirdiği levha ya da sahifelerde yazılıdır. Kâinatta olmuş ve olacak ne varsa, hepsi buraya yazılmış ve nakşedilmiştir, fakat onların şu baş gözüyle görülmesi mümkün değildir.

Bu levhanın tahtadan, demirden ya da kemikten veyahut kâğıttan ve deriden yapılmış bir kitap gibi olduğunu düşünme! Şunu kesinlikle bilmelisin ki, Allah'ın zâtı ve sıfatları nasıl ki yaratılmışların zât ve sıfatlarına benzemiyorsa, O'nun Levh'i ve Kitab'ı da bizim şu âlemde gördüğümüz şeylere benzemez. Bu meseleyi anlayışına daha yaklaştıracak bir örnek verelim:

Kâinatta olmuş ve olacak her şeyin, kısacası mukadderatın Levh-i Mahfûz'da yazılı olması, bir hafızın beyninde ve kalbinde Kur'an-ı Kerîm'in harfleri ve kelimeleriyle var olmasına benzer. Zira Kur'an âdeta onun kalbine yazılmıştır. Öyle ki, onu ezbere Kur'an okurken görsen, kitaba bakarak okuyor sanırsın. Şimdi bu hafızın beyni hücre hücre parçalara ayrılsa orada bu kelimelerden ya da harflerden birine rastlayabilir misin? İşte Levh-i Mahfûz'u da bu şekilde anlamalı, Allah Teâlâ'nın takdir ettiği her şeyin ona bu şekilde nakşedildiğini kavramalısın.

Levh-i Mahfûz, şekillerin görüntüsünün içinde belirdiği bir ayna gibidir. Bir aynanın karşısına başka bir ayna konulsa, her iki ayna da birbirinin görüntüsünü diğerine aksettirir, ta ki aralarına görüntüyü engelleyecek bir perde girene dek. Kalp, sadece bazı ilimleri gösterebilecek bir ayna iken, Levh-i Mahfûz bütün ilimleri ve resimlerini kendinde toplar. Kalbin şehevî arzu ve hislerle meşgul olması, onun melekût âleminde olan Levh-i Mahfûz'u görmesini ve onda olanları okumasını engelleyen bir perde olmuştur.

Bir (mânevî) rüzgâr eser de bu perdeyi hareketlendirir ve kaldırırsa, işte o zaman kalp aynası, gözleri kamaştıran bir şimşek edasıyla, melekût âleminin haberleriyle dolar. Bu durum bazen devam eder ki bu çok nadirdir; bazen de kısa sürer hemen kesiliverir.

İnsan uyanık olduğu müddetçe bu dünya ile meşgul olup kendi nefsî hisleriyle uğraştığından melekût âleminden haberdâr olamaz.

KAYNAK BELİRTİLMELİ






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36848905 ziyaretçi (103011747 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.