Rabıta Nedir
 

Rabıta Nedir

"Müridin "Fena Fillah" makamına ulaşmış olan Şeyh'i nin suretini, hayalinde saklamak suretiyle, O'nun ruhaniyetin-den feyz almak ve istimdad dinlemekten İbarettir."

Rabıta, etrafında kıyametler koparılmak istenen, bazılarınca şirke kadar varmakla itham edilen bir tasavvuf meselesidir. İlk devir sufilerinde lafız olarak rastlanmayan bu kavram, yanlış algılamalar sonucu neredeyse mahkum edilmek istenmiş, ve muhdes, ya da bid'at gözüyle bakılmıştır. Aslında "rabıta" bağ, alaka, artırmak, güçlendirmek, vuslat ve muhabbet anlamlarındadır. Nasıl sevgi; sevgilinin hayalini, güzelliğini, hal ve hareketlerini düşünerek kalbi sevgiliye bağlamak ise, rabıta da aynı şekilde; kişinin mürşidine sevgiyle gönülden bağlanmasıdır. Allah ve Resul'ünün emirleri ile ahlaklanmak gayesini gerçekleştirmek isteyen insanoğlunun, sürüp giden hayatında, canlı ve müşahhas bir modele olan ihtiyacı."insanın insanı taklidi" realitesini ortaya çıkarmıştır.

Kavram olarak rabıta yani Lügat manası:

Rabt kökünden türetilmiş olan Rabıta Lügatte, iki şeyi birbirine bağlayan ip, alaka, bağ, vuslat, münasebet, ilgi ve sevgi ile mensubiyet, cesur ve dayanıklı olmak gibi manalara gelir. Filizlenmesi için saksıya konmuş ve üzeri sulanmış hurma fidesine "Rabıt" dendiği gibi, nefislerini dünyadan çekip kendilerini ahirete adamış zahid, hakim ve rahibe de aynı isim verilir.

Aynı kökten türeyen ve Kur'an-ı Kerim'de yer alan Ribat ve Murabata [1] ise, sınırlarda düşmanı gözetlemek, nöbet tutmak, verilen emrin eksiksiz yerine getirilmesi gibi anlamları ifade eder. Beden ile nefsin irtibatını sağlaması ve "Halk alemi" ile "Emir alemi"ni bünyesinde barındırması dolayısı ile kalbe de "Ribat" denmiştir. Zira tasavvufa, "Nazargah-ı İlahi" kabul edilen ve "masiva"nın girmemesi için her şeyden önce gözetlenmesi gereken yer Kalp'tir. Daha sonra hudut boylarında askerlerin, gurbette misafirlerin, atlarını bağlayıp konakladıkları tekke, kervansaray, imaret gibi müesseselere alem olmuştur.

Kur'an-ı Kerim'de "Rabitü" şeklinde geçen ve emir ifade eden Ribat ve Murabata, yalnızca maddi ve dış düşmana karşı değil, bizi içten vuran ve "kötülüğü emredici" karakteri ile tanımlanan nefs ve şeytan düşmanına karşı da vaziyet almayı, bunların aldatıcı hilelerine karşı kalbi gözetlemeyi amir bulunduğu, başından beri bu ayetlerin iki manayı da aynı anda hedef aldıkları hemen çoğu müfessirlerce söz konusu edilmiştir. Unutulmamalıdır ki hem fertlerin hem de toplumların hayatında sıcak savaşlar arızi, soğuk savaşlarsa sürekli ve daimidir. Sıcak savaşlarda dış, soğuk savaşlarda ise iç düşmanın dikkatle gözetlenmesi gerektiği açık bir husustur. Zamanın icap ve ihtiyaçlarına göre bunların tercih edilip değerlendirilebileceği söylenebilir. Kaldı ki müfessirler, bu terimlerin tasavvufi anlamlarını gösterirken İslami delillere istinat ettirmeyi de ihmal etmemişlerdir.

Ragıb el-Isfahani, Ribat ve Murabata'nın ikili anlamına işaret ederken: "Bir vakit namazdan öteki vakit namaza kadar beklemek ve kalbi mescitlere bağlı tutmak."[2] hadis'ine dikkat çekiyor ve Kur'an-ı Kerim'de "rabt" kökünden türetilmiş kelimeleri ihtiva eden ayetleri sıraladıktan sonra, bu ayetlerdeki "rabt"ın: "O Allah, mü'minlerin kalbine sekinetine (iç huzuru, manevi kuvvet ve sabrı) indirendir.[3] Ayetinden hareketle kalp sekinetine delalet ettiğini söylüyor.

Kelimenin gerek lügat anlamı, gerekse İslam alimlerinin yukarıda işaret ettiğimiz fikirleri, Ribat ve Murabattını sadece sufilerce değil, diğer alimlerce de tasavvufi bir muhtevaya sahip olduğunu gösteriyor. Bu kelimelerden türetilerek vücut bulan müesseselerin, hem asgari ve idari, hem de dini ve tasavvufi sahalarda hizmet veren kuruluşlar olarak faaliyette bulunduğu tespit edilmiştir.

Rabıtanın İstilahi Tasavvuftaki manası

Ribat ve Murabata ile aynı kökten gelen ve tasavvufi bir terim olarak kullanılan Rabıta ise:

"Şuhud ve ıyan makamına ulaşmış kamil bir şeyhe kalbi bağlamak" "İlahi ve Zati sıfatlarla mutavassıf, müşahede mertebesine ermiş kamil bir şeyhe kalbi bağlayıp, huzur ve gıyabında o şeyhin sureti, sıreti ve özellikle ruhaniyetini hayalen kendisiyle birlikte farz ederek, yanında iken takındığı tavır, gıyaben de sürdürmeye çalışmak demektir".[4]

Rabıta konusunda müstakil bir Risale yazan Mevlana Halid-i Bağdadi'ye göre Rabıta: "Müridin (fena fillah) makamına ulaşmış olan şeyhinin suretini, hayalinde saklamak suretiyle, onun ruhaniyetinden feyz almak ve istimdad dinlemekten ibarettir."[5]

Abdülhakimin Arvasi'ye göre Rabıta:

"Mürşidi, Allah ile aranızda vesile ve vasıta mevkiindeki zat olarak düşünecek, onu yanınızda ve karşınızda farz ederek , alınan yani iki kaşı ortasına gözlerinizi dikecek, keskin bir aşk iradesiyle o zatın simasını hayalinizde saklayacak, hayalen onun siretini kalbinizde durdurarak, kendisiyle manevi bir beraberlik te'sis edeceksiniz.[6]

Bu tariflerden Rabıta'da en önemli hususun, şeyh'in suretini sıcak ve canlı bir şekilde hayalde tasavvur ve gözleri keskin bir dikkatle onun iki kaşı arasına dikmek olduğu anlaşılıyor. Bu keyfiyet, müridin zamanla şeyhini benimsemesi, onun ahlak ve faziletiyle bezenmesi, şahsiyetinin onun şahsiyetinde erimesi ve onunla aynileşmesini te'mine yarayan bir vasıtadır. Tasavvuf literatüründe "Fena fi'ş-şeyh" denilen hal işte budur.[7]

Tarikatlar ve sufiler arasında erdirici ortak bir yol kabul edilen Rabıtaya riayet eden mürit, zamanla şeyh'in hal ve vasıfların kendisine yansımasına sebep olur. Daha sonra bu durum müridi, "fenafi'r Rasul", nihayetinde de "Fena Fillah"a ulaştırmayı hedef alır. Bu yüzden kabiliyeti, vasıtasız olarak Allah'tan feyz almaya muktedir olan müritlere Rabıta tavsiye edilmemiş, aksine terk etmeleri gerektiği tavsiye edilmiştir.

Rabıta'nın üzerinde önemle durulması gereken bir yanı da, onun mutlaka Allah'a vasıl olmuş, Fena ve Beka (Fena:Allah'ü Teala'da yok olmak, Beka ise: Allah'ü Teala'da baki olmak, Allah (Celle Celalühu) ile var olmak demektir.) mertebelerini aşmış, kamil ve salih bir zata yapılmış olmasıdır. Bu özellikleri taşımayan zat, hal ve ahlakı düzgün olsa da Rabıta'ya yetkili sayılamaz. Olsa olsa mahalli bir çevrede bulunan müritlere zikir telkinine yetkili olabilir.[8]

Kemal elde niyetinde olan samimi bir mürit, aynı niyetle kalbini kamil bir mürşide bağlar ve davranışlarını onun davranışlarına benzetmeye çalışırsa, ancak böyle bir rabıta yetiştirici olur. Eğitici kabul edilir. Hatta bu konuda, zikirsiz tek başına rabıta erdirici ve yetiştirici kabul edildiği halde, rabıtasız zikrin olgunlaşmak için yetersiz sayıldığı söylenmiştir.[9] [a]

Râbıtayı İnkâr ve İtirazlara Verilen Cevaplar

Her devirde olduğu gibi, bu devirde de râbıtayı inkâr edenler bulunmuş; İslâm'da râbıtanın olmadığını, hatta bunun Hint yogasından tarîkatlere girdiğini iddiâ ede gelmişlerdir. İmâm-ı Rabbânî (k.s.) hazretlerinin ifâdesi ile bunlar; kötü âlimlerdir, din hırsızlarıdır! Onların; halk nazarında bir makam-mevki ve itibar sahibi olmaktan başka arzu ve istekleri yoktur… Fitnelerinden Allâh'a sığınırız.

İNSANLARIN EN KÖTÜSÜ ÂLİMLERİN EN KÖTÜ OLANIDIR

Evet, âlimlerin en fazîletlisi, mahlûkâtın da en üstünüdür. Hatta, Beyhâkî'nin (rh.) İbn Mes‘ûd'dan (r.a.) rivâyet ettiği bir hadîs-i şerifte şöyle buyrulur: “Âlimlerin mürekkepleri, kıyâmet günü, Allah yolunda şehit olanların kanları ile tartılır; âlimlerin mürekkepleri daha ağır gelir.” [10]

Kezâ, insanların en kötüsü de, âlimlerin en kötü ve fenâ olanıdır.[11]

Binâenaleyh insanların kurtuluşu, âlimlerin varlığına bağlı olduğu gibi, âlemin hüsrânı da aynı şekilde onlara bağlıdır! Bu sebeple Ehl-i Sünnet âlimleri, dilleri ve kalemleri ile bu kötü âlimlerin hücumlarına mukâbele etmişler, onların inkâr ve itirazlarına cevap vermişlerdir.

Dilerseniz onlara da bir göz atalım…

DÜNYADA RÂBITASIZ İNSAN YOKTUR

Meselâ deniliyor ki;

“Mürîde, şeyhini tasavvur sûretiyle yapması emredilen râbıtanın me'mûrun bih olması gerekir… O zaman da, bu husustaki hükmün, vâcib veya mendub olması îcap eder. Bunlar, her ikisi de şer‘î birer husus olması hasebiyle, kendilerine edille-i şer‘iyeden delil lâzımdır. Binâenaleyh râbıtanın câiz olduğuna delil nedir? Ayrıca, Peygamberimiz (s.a.v.) ashâb-ı kirâmın şeyhidir; bütün zikir ve fikirleri ondan öğrenmişlerdir… Bununla beraber ashâbına, sûretinin tasavvur edilmesini emretmemiştir. Halbuki onun sûreti, insânî sûretlerin en kâmilidir.”

Bu ve benzeri itirazlara değişik tarzlarda cevaplar vermek mümkün… Şöyle ki: Her şeyden evvel dünyada râbıtasız insan yoktur… Hemen herkes hatta her şey mutlaka bir yerlere, bir şeylere bağlıdır…[12]

Bu sebeple aklı başında bir insanın, râbıtayı inkâr etmesi mümkün değildir…

Hatta inkâr eden insan, bir lahza düşünse, inkâr ettiği şeyin kendisinde var olduğunu görecektir…

Meselâ, namaz kılacak olan bir kimse, şayet gâfillerden ise, namaza durduğunda aklı, çeşitli evhâm ve efkâra dalar; Rabb'inden yüz çevirir… Ya çoluk-çocuğu ile, ya malı-mülkü veya bir başka sevdiği şeyle meşgul olur… Onlara bağlanır, onlara râbıta yapar!

Fakat ne gariptir ki, namazdan sonra da râbıtasını inkâr eder! [13]

Ayrıca râbıta-i şerife; gafleti giderme, hâtırâtı def‘etme ve nûr-i İlâhî'yi celbetme vâsıtalarının en başta gelenlerindendir.

İslâm dîninde, vâsıtalar için, maksatların hükmü vardır…

Meselâ, zina haram olduğu gibi, zinaya götüren öpmek, şehvetle bakmak, kendisine nikâhı düşen birisi ile halvet, yani başkalarının izinsiz giremeyeceği hususi bir mekânda başbaşa kalmak da haramdır.

Müslümanlar'ın Mevlâ'ya yönelip, feyz-i İlâhî ile nurlanmaları maksud ve matlub olunca, bunu temin eden râbıta-i şerife ile zikr-i kalbî de matlub ve maksud olur. Allâh'ın sevgili kullarını tasavvur etmenin faydasız olduğunu söylemekse, kesinlikle mümkün değildir.

İnsan; haram ve çirkin olan bir şeyi düşündüğü zaman, kalbini ve rûhunu kirlettiği gibi; güzel olan şeyleri, Allâh'ın Habîbi'ni ve onun vârisi olan Allah dostlarını tasavvur ettiği zaman da, feyz-i İlâhî'ye mazhar olur.

Demek ki râbıta-i şerife, şerîatın dışında bir husus değildir.[14] [b]

Dipnotlar

[1] Al-i İmran 200 / Enfal 60
[2] Buhari,Vudu 6 Müslim , Taharat 34 41, Tirmizi, Taharat 39 -103
[3] Feth Süresi 4
[4] Haydar Zade İbrahim Fasıh Meci Talid Ter.T.Yakup 105
[5] Mevlana Halid, Risale-i Halidiye Ter. Şerif Ahmet b. Ali 1257, 6 7
[6] Abdülhakim Arvasi, Rabıta-i Şerife1342 8
[7] Abdülhakim Arvasi, Rabıta-i Şerife 2
[8] Arvasi, Age 25
[9] Gümüşhanevi, Camiu'l Usul 1276 – 224
[10] el-Mektûbât, 2, 30.
[11] İmâm Süyûtî (rh.), İmâm Beyhakî'nin (rh.) İbn Mes‘ûd'dan (r.a.) merfûan rivâyet ettiğini ifade ediyor. M. İ. R. hâşiye, c. 1, s. 166.
[12] el-Mektûbât, İmâm-ı Rabbânî, 1, 194.
[13] Evet, bu âlemde her şey râbıta ile kaimdir, onunla ayakta durur, varlığını, nizam ve intizâmını bir başka şeye râbıta ile devam ettirir. Meselâ Dünya, Ay ve diğer bazı gezegenler Güneş'e râbıtalıdır… Güneş ise, Arş-ı A‘lây'a, o da sıfât-ı İlâhî'nin nûruna râbıta hâlindedir.
[14] Hüseyin ed-Devserî, er-Rahmetü'l-Hâbita…, Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbâni, c. 1, s. 218-219.

Kaynaklar

[a] Mehmet Talu, "Rabıta Nedir?", Beyan Dergisi, islammektebi.blogcu.com/rabita-nedir_10435131.html
[b] yukarikayalar.wordpress.com/2008/03/31/rabitayi-inkar-ve-itirazlara-verilen-cevaplar/#more-1463





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: islam dostu, 02.07.2015, 20:48 (UTC):
bu adamın yazdıkları tamamen saçma ne kurandan nede sünnetten hiçbir delil getirmeemiş zaten getiremezde çünkü öyle bi şey yoktur.kassas 50.allahtan bir delil getiremeyen sapık ve delalettedir diyor.fenafillah tam bir küfür sözüdür kimse allahlaşamaz hemen tövbe edin ayetleri cıkbızla çekip kafalarına göre yorum yapandan daha zalim kim vardır.tarikat ve tasavvuf ehli islam ümmetinin hristiyanlarıdırlar

Yorumu gönderen: Furkan, 03.11.2014, 06:10 (UTC):
Hani inkar edenler nerde goremedim ?? Sustunuz mu ? Allah razi olsun.. Allahin rahmeti ve bereketi butun islam alemi uzerine olsun..

Yorumu gönderen: samira , 24.05.2014, 16:41 (UTC):
Allah razı olsun.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36868303 ziyaretçi (103045796 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.