Rabbim, Ey Kalbimin Menekşesi
 
Allah, aşk, gözyaşı, özlem, ağlayan, ağlama, ağlamak

Rabbim, Ey Kalbimin Menekşesi

Akhenaton

Rabbim, ey kalbimin Gün ışığı. Kimsesizler kimsesiyim. Yalnızlar yalnızıyım. Kalabalıkların içinde bile yapayalnızım. Senden başka hiç kimsem yok. Senden başka içimi dökebileceğim dostum, yârânım, bir dert ortağım yok. Beni Sen anlarsın. Çünkü beni yaratan Sen'sin. Ruhumdaki gel-gitleri, kavgaları, ümitsizlikleri, bir kez nefsimi yenip on kez nefsime yenilişinden haberdârsın. İbadetlerimi şekilden çıkarıp sana ilticâya, bir dost söyleşisine döndür ve içimde bulunduğum her durumda, o durumdan çıkabilmem için rûhumu bilge kıl. Hikmetini kalbime Şeytan'ın ve cinlerin vesveselerine karşı bir miğfer kıl. En büyük düşmanım olan nefsimi sözlerine ve âyetlerine bir Abd, bir köle kıl. Öyle ki, artık dostum ve yârenim olsun. İrâdemi ve arzularımi bir buyrukçu değil; her nefes alışımda bu dünyanın yalanlığını, hiçliğini hatırlatacak dost bir sese dönüştür. Nefsimin amellerimi bana güzel göstermesinden ve kibirlenmekten Sana sığınırım Rabbim. İnsanlar içinde üstünlük taslayıp böbürlenmekten, kendimi âlîm zannedip ahkâm kesmekten ve böylece câhillerden olmaktan Sana sığınırım Rabbim... Nefsimin güç yetiremeyeceği şeyler için Senden başkasında çare aramaktan, Sana şirk koşmaktan, cindârların, medyumların, bilmem ne hocaların, şeyhlerin peşinden gitmekten Sana sığınırım Rabbim. Sahte İslam âlîmlerin vesvese ile dolu fikirlerini ayırt edememekten Sana sığınırım Rabbim. Senden nefsime zulmedecek isteklerde bulunmaktan ve duâlarımı benliğimin keyfiyyet ve arzûlarına göre etmekten Sana sığınırım Rabbim. Sen, yüreğimdekileri bilirsin. Böyle bir yaralı yüreğin ihtiyacı olan şeyleri de bilirsin. Bana sadece BENİM İÇİN HAYIRLI OLAN ŞEYİ VER! Çünkü anladım ki hayır gibi görünen şeylerde hep şer (kötülük), şer gibi görünen şeylerde de bazen hayır (iyilik) vardır. Bizler, meselelerin iç yüzünü bilmeyiz. Ama her şeyin iç yüzünü bilen, yerin ve göğün ilmine vâkıf olan Sana emanet etmişiz TERCİHLERİMİZİ. Seçimlerimizde HASBÜNALLAHU VE NİĞMEL VEKİL diyerek Sana bırakmışız. Çünkü Sen, ne güzel Vekîl'sin... Sen, ne güzel karar vericisin. Kararlarında hiç acele ve haksızlık etmeyen, asla yanlışa düşmeyensin. El-Lâtîf Olan'sın. El-Hakîm bir Rabsin. Ne doğrudur senin hükümlerin, çizgin...

Rabbim... Kalbimin ey menekşe kokulu çiçeği. Ne kadar bunaldım, şu halime bir bak... Ne kadar terk edildim... Sadece Sen kaldın, hiç terk etmeyen Sen, Sen, Sen, Sen!!! İkimiz baş başa bu gece vakti, tüm âşıkları kıskandırırken. Sevgini içimde derinleştirdikçe derinleştir... İçimi AŞK'la, Senin sevginle doldur. Öyle ki baktığım her yerde sadece Seni göreyim. Sokakta yürürken, otobüsteyken, beni hiç yalnız bırakma! Hep elimi tut, yüreğimin hep tercihlerini... Her ân, her sâniye... İnsanlarla bile konuşurken, sadece Seninle olayım. Öyle bir AŞK'la bağla ki beni güzelliğine, Sevgili'den gelen her şey güzeldir fermanınca lütfunu da kahrını da, edânı da gülümseyişlerini de ayırt etmeyeyim. Güzel günlerde Sana AŞK'la bağlıyken, kötü günlerde NEDEN BENİ TERK ETTİN, NEDEN BENİ TERK ETTİN! diye isyan etmeyeyim. Lütfuna da kahrına da şu incecik gönül limanımda sonsuz bir kabul, bağlılık ve VEFA balıkları yüzdür. Beni sana karşı "kötü gün dostu" yapma! İnsanların yaptığı kötülükleri nefsimin sana yüklemesine müsaade etme... Çünkü bilirsin ki ey Sevgilim, insan, nankördür... Bense senin hiç ender hiç, yüzü nûrlu zannedilse bile en değersiz kulunum. HİÇ'im! HİÇ'im! HİÇ'im... Acı çekmem gerekiyorsa, gönlümü de aklımı da râzı et... Bazen yüzünü benden gizlemen ve yalnızlığımda, tüm rahmet ışıkları kesildiğinde ne yapacağımı, sırt mı çevirip vefâ mı göstereceğimi bilmek istiyorsan, buna da râzıyım. Ama bu ayrılıklar, ne olur uzun sürmesin... Çünkü Sensiz bir hayat, hiç çekilmiyor Rabbim... Rahmetini gönlümden gizlediğinde; gönlümün ihtiyâcı olan ışıkları başkaları doldurabiliyor Rabbim... Kızma bana! Çünkü sadece Senin rahmetindir ayakta tutan bu mâşuğu... Mumun etrafında dönüp dönüp de kendini ateşe savuran pervâneyi... Bazen artık gelmez diye pencereden yolunu gözlemezsem; bazen üstümdeki yük, çekilmez hâle gelir de gayri ihtiyâri yere düşürürsem, dâvânı sahiplenecek bir kulunu hep yanımda hazır tut. Çünkü biliyorsun, ben, pek de güçlü değilim...

Rab'bim. Hayat, bazen öyle üstüme geliyor ki! Her şey! Annem, babam, ailem, eşim, dostum, çocuklarım, dostlarım, öğretmenlerim, beraber çalışmak zorunda olduklarım... İşte böyle anlarda kalbimin sığınağına çekilip kaçma istiyorum her şeyden... Kaçmak... Kaçmak... Kaçmak... Çoook ötelere... Sözlerin kalbimi kıramayacağı, iyi niyetlerin bile bâzen incitmeye neden olamayacağı yerlere... Çünkü bâzen bu hayat, gerçekten içimi acıtıyor, içimi acıtıyor... Peki ama nereye kaçayım?! Her yerde Sen varsın! Doğuya, batıya, kuzeye, güneye dönsem Sen varsım! İşte o zaman, rahmetine en çok muhtaç olduğum saatlerdir. Rahmetinden küçücük, ama küçücük, bir serçenin kanat çırpışına yetecek kadar rahmetine aç olduğum, ışığımı, ümidimi yitirdiğim saatlerdir. Kimi zaman uçsuz bucaksız bir günah denizinde kendimi bulduğum, kirlendiğim ve huzuruna çıkmaktan hâyâ duyduğum, çamurlu ayaklarımla mâbedini kirletmekten korktuğum ve daha da uzaklaştığım saatlerdir. İşte o zamanlar Rab'bim, işte Sen'den ve Senin'le tekrar karşılaşmaktan korktuğum, kendimden nefret ettiğim, bunaldığım, beni azarlamandan korktuğum, "O, artık beni unuttu ya da günahlarım yüzünden sırtını benden çevirdi." dediğim o kaçışlarda, elimden tut ve bana de ki: "Yüzünü saklama... Gözyaşlarını görmediğimi mi sanıyorsun? Utandığını görmediğimi mi sanıyorsun! Yürü hadi dertleşelim seninle. Dert ortağın olayım." ve beni seccademe götür... Seccâdemi gözyaşlarımla ıslat... Hıçkırararak; "Rabbim... Utanıyorum... Sidretü'l Münteha'na gelmekten utanıyorum... Kendimden utanıyorum... Acizliğimden, düşkünlüğümden, zaaflarımın esiri oluşumdan utanıyorum... Yüzüme bakma ne olur... Ben, senin merhametine değmem... Bu aydınlık yüzümün ardında gördüğün simsiyah bu yüz, bana ait! En ağır ceza, yalnız bana ait! Söyle ki geceleri beraber saf tuttuğumuz her nebin, ayaklarıyla bu günahkâr yüzü çiğnesin! Tanınmaz etsin... Utanıyorum Sen'den! Beni hiç kimse tanımasın! Beni hiç kimse tanımasın" diye saatlerce, yüzyıllarca, sen bu canı alana dek secdeye kapanayım! Secdeye kapanayım! Secdeye kapanayım! Yüzüm kirli... Rûhum kirli... Kalbim kirli... Zihnim kirli... Saçlarım kirli... Bakışlarım kirli... Desem, diyebilsem ve sana; Öyle kirliyim ki, yıka beni Rabbim. Güller gibi iffet kokayım. Karlar gibi beyaz olayım. Yollar gibi senin çilende kıvrım kıvrım kıvrılayım. Çünkü senin çilen, bana rahmettir. Her deneyişin, beni sana yaklaştıracak bir sebeptir. Eğer arada sırada sana isyan edersem, ümitsizliğe ya da ye'se düşersem, beni düştüğüm yerden merhametinle kaldır. Çünkü çok âcîzim, güçsüzüm, kimi zaman benliğime ve nefsime yenilmişim. Düştüğüm yerden kaldır ve kalbimde umudun beyaz güllerini açtır. Kalbimi rahmetinle sula. Gönül bahçemin bahçıvanı, bu incecik sırça sarayın budayıcısı sen ol. İçimdeki kötü düşünceleri ayıkla; kin, garez, çekememezlik, gıybet, dedikodu, nefsimi üstün görme, bana helal kılmadığına gönlümü meylettirme gibi nefsimin isteklerini bende yak... Ateşte yakar gibi... Diyebilsem sana, âhhh, yalvarabilsem sana! Kıyamete kadar, ya da Sen beni affedene kadar burda öylece secdeni sürdürebilsem Sana... Biliyorum, çünkü hep affettin... Çünkü öyle merhametlisin ki, en değersiz olan bana karşı şefkât dolsun... Çünkü bilirim; Sen hükümdarsın, âlemlerin Melik'i, padişahı, kerem ve ihsan sahibi olan, şânı yüce bir zâtsın. Bense sâdece bir gedâyım... En günahkar kulun, en değersiz kulun, en âsî bir köle parçasıyım...  Çünkü bilirim, Sultan'a sultanlık yakışır, gedâya ise gedâlık... Yedi Uyuyan'ın Kıtmîr'i bile olamayan, emirlerine bile bile hep karşı gelen, basit, iç alemine bakınca en günahkâr olanın bile utandığı değersizlerin en değersiziyim... Ama Sâhib'im, Sen'sin... Cezâlandıracaksa beni birgün, sadece Sâhib'im cezalandırsın. Affedecekse beni, sadece O affetsin... Çünkü Rabbimsin benim, Rabbim, Rabbim, Rabbim...

Kalbimdeki şu katılığa bak... Çöl sıcağında siyâhî Bilal'in böğründeki taştan ne farkı var kalbimin? Semsert... İç yüzüm, onun görünüşünden de kara... O, en ağır işkencelerde Sen'den bir gram bile vazgeçmezken; ben, unutulduğumu sandığım her hicran anında Sana sırtımı çeviriyorum! Sınanmaların ve meselelerin iç yüzünü unutup, her nefesimde daha da dünyevîleşiyor, sekülerleşiyorum! Hüzün yılında, Sana iman eden o sahabelere, gökteki yıldızlar gibi parlayan o inci tanelerine benzemek ve sabretmek bir yana, Seni sürekli manipüle ediyor ve nefsimin isteğini, benim için kötü olan ama benim bunu bilmediğim dualarımı kabul etmedin diye Seninle sürekli kavga ediyor, basitleşiyorum! Diyemiyorum ki, Rabbim; bana sadece HAYIRLI OLANI ver! İzin vermiyor ki nefsim! Diyemiyorum ki Rabbim, o hüzün yılında Sana bir kere bile küsmemiş ilk Müslümanların sabrını bana da ver! Sürekli madde, sürekli madde... Diyemiyorum ki Rabbim, bana Senin yolunda şehadet nasip et; nefsim dikiliyor karşıma! Ne ölümü! Hayat, güzel... Keyif almana bak. Bir defa geliyorsun bu dünyaya! Diyemiyorum ki Rabbim, bana İhlas ve Tevazû ver, kalbim karşıma dikiliyor. Daha nereye kadar! Hep Rabbin için mi yaşayacaksın! Biraz da güzel kadınlar ayak bassın gönlündeki Kabe'ne... Diyemiyorum ki Rabbim, ne kadar yükün varsa benim üstüme yığ! Minyeli Abdullah olurum, ben taşırım senin çileni... Bacaklarım karşıma dikiliyor! Hey, şu zayıflığımı, çelimsizliğimi görmüyor musun! Ne davası! Çağ'ın Müslümanları gibi yaşa.... Abdullah olmak kim, sen kimsin! Diyemiyorum ki, Rabbim. Bana senin için hiç tükenmeyen gözyaşları ver! Diğer sevgilerim karşıma dikiliyor. Ağlamak? Neden? Niçin! Üniversite kapılarından kovulan bacıların için mi? Filistin'de öldürülen çoluk-çocuk, yaşlı analar için mi? Toplumun iffeti için aşağılayan ve seçim zamanlarında iffetin tellallığını yapan Osmanlı'nın torununun düştüğü bu hâl için mi? Kim ağlıyor ki bir bak çevrene... Bu gece yarısı, senin gibi bir aptaldan başka kim uyanık! Diyemiyorum... Diyemiyorum... Bırak haykırmayı, kalbimin içinden geçirmek için bile en ufak bir arzu duymuyorum, duyamıyorum.

Sadece beni affet! Bütün kapasitem bu! Beni değiştirecek olan, yine sadece Senin gücün. Seni unutmayı tercih ettiğim için beni affet! Nefsimin istekleriyle Senin arandaki seçimlerimde Sana karşı haksız davrandığım ve Sen'den, merhametinden, bağışlayıcılığından gaflette bulunduğum ve ümitsizliğe düştüğüm her ân için beni affet! Şunu yaparsan ben de bunu yaparım diye Sana hep pazarlıkla yaklaştığım, isteklerimi Senin isteklerinden daha üstün gördüğüm, haksız ettiğimiz bu kavgalar için beni affet! Artık inan, inan Seni hiç üzmeyeceğim! Sana asla küsmeyeceğim! Anladım... Anladım... Lütfun da hoş nazın da... Anladım... Anladım... Aşk, hesap yapmazmış kör kuyuların ağzında... Bu kuyu, Yusuf'un kuyusundan bile daha derinken, gel, tutun İp'ime çıkarayım o kuyudan deyişinde, çıkarım, ama bir şartım var diye kendi nefsime nankörlük ettiğime hep tanık, hep tanık, hep tanık bu gökyüzü... Bana bir işaret ver, ben de seninle anlaşayım dediğime hep tanık, hep tanık, hep tanık bu gökyüzü... Ama bir şeye daha tanık gökyüzü... Sana kırgınken bile içimde kendimden bile sakladığım bu sevgiye de tanık...Hayatın kimi dolambaç yollarında Seni defalarca inkâr etmişken, rûhuma koyduğun bu Sen'i arama istidâdına da tanık gökyüzü... İçimde hep vardın! İçimde hep varsın! İçimde hep olacaksın! Çünkü kalbin Seni anmadan mutmain olması, huzuru bulması, eşyânın tabiatine aykırıdır. Çünkü kalbimin yakıtı, bu AŞK! Olmasa AŞK, ne ibadetlerden zevk alabilirim ne de kelâmını okumaktan... Başkaları iyi bir kul desin diyen, senin değil sadece kulların görsün diye gösterişle ibadet eden ZİYANKARLAR'dan kalmaz bir farkım! İşte o aşkı rûhuma, kalbime öyle tattır ki, o incecik pervâne gibi nûrunda dönüüüp dönüüüp durayım! Mecâzî aşklardan gerçek aşka yelken açayım... Başım dönsün Rabbim bu sarhoşluktan! Başım dönsün Rabbim bu sarhoşluktan! Takatsiz kalıp yıkılınca yere, ve kendime gelip gözlerimi açınca... HİÇ OLMANIN lezzetini tattır bana! Seni BULMANIN lezzetini tattır bana... Gerçek mutmainliğin, kalp huzurunun, tüm kâinata meydan okuyabileceğim bir gücün, cesaretin lezzetini tattır bana! Yokluğa ermenin lezzetini tattır bana! Eşyâ'daki mânâyı seyretmenin lezzetini tattır bana... En yıkıcı rüzgarların değil sökmek, EĞEMEDİĞİ DİMDİK BİR AĞAÇ, ama Sen'ın karşında İKİ BÜKLÜM ZAVALLI BİR VİRGÜL OLMANIN zevkini tattır bana! Sadece Senin istediğin şeyleri isteyebilme cesaretinin zevkini tattır bana... Her sâlisemde içimi Esmâül Hüsnâ'yla doldurup her eşyâda isimlerinin o ahenkli raksini seyredebilme zevkini tattır bana... Kendimi Senin katında EN DEĞERSİZ BULABİLMENİN zevkini tattır bana... Sözleri, benliğin istekleri değil Senin isteklerinle dolu konuşabilmenin zevkini tattır bana... Senle geçirdiğim uzun ve şu yıldızlı gecelerin zevkini tattır bana... Alnımı seccademe koyduğumda, hiç kaldırmak, hiç kaldırmak, hiç kaldırmak istemediğim bir arzunun lezzetini tattır bana... Seni andığımda ve gözlerimdeki her yaş, gönlümdeki mabedi temizlemeye giriştiğinde, bu gözyaşları hiç tükenmesin Rabbim diyebilmenin zevkini tattır bana... Mahşerde, bedenimi öyle büyüt ki Rabbim, Cehennem'e benden başkası sığmasın... Sadece beni yak, sadece beni yak, sadece beni yak diyebilmenin lezzetini tattır bana...  Bana SENİ gerek SENİ diyebilmenin lezzetini tattır bana... Kalbime musallat olan her vesveseyi daha kalbime girmeden ayak seslerini duyabilmenin ve şirke, kibre ya da gaflete düşmekten kendimi koruyabilmenin lezzetini tattır bana... Son nefesimi Seninle verebilmenin üstünlüğünü, yoluna her şeyimi pul edişimin değersizliğini, Habîbine lâtık ümmet olabilmenin liyâkâti, sorumluluğu ve hazlarını, her bahar, karların altında yeniden filizlenip büyümenin sırrını, her besmelemde B harfinin sırrını anlayabilmenin, çözebilmenin, lezzetini tattır bana...

Rabbim... Ey kalbimin menekşesi......





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Ebruli..., 13.11.2010, 10:28 (UTC):
Amin..

Yorumu gönderen: birisi, 25.02.2010, 12:39 (UTC):
güzel yürekli akhenaton insan sevdiğiyle berabermiş:) aradığını bulman dileğiyle

Yorumu gönderen: Önder, 17.02.2010, 16:50 (UTC):
Yüreginize ve kaleminize saglik.

Yorumu gönderen: bence..., 17.02.2010, 08:58 (UTC):
dayanabilirim...çünkü,O'dayanamayacağım yük yüklemez,geri dönüp hayatına bi bak"ne dertler atlattım" dersin,peki nasıl olduğunu bu gücün kaynağını merak edermisin???.değiştiremeyeceklerim için dayanabilirim,bunu kabullenmek sağlar...değiştireceklerim için dayanabilirim bunu cesaretim sağlar...dayanabilirim,anlamamı aklım sağlar...tüm herşeyin cevabı-tüm kainat beş harfte gizli'ALLAH'kapalı kapıların anahtarı-hasta kalplerin ilacı-varlığınıkabullenip kendini O'na teslim ettiğinde seni ASLA! bırakmayan-ihanet etmeyen-unutmayan-sen görmek istemesende kendini senden saklamayan,tek olanın kendi olduğunu ispatlarcasına sana senden daha yakın olacak kadar yanlız bırakmayan...seni,senden hatta dünyanın tümünden daha özgür bırakan...O'aşkın ta KENDİSİ...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36627375 ziyaretçi (102623062 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.