Radyastezi (Radyestezi, Işınım Duyarlılığı, Işımduyu)
 

radyastezi, radyestezi, dowsing

Radyastezi (Radyestezi, Işınım Duyarlılığı, Işımduyu)

Radyastezi Nedir?

Günümüzde, fizik ve madde ötesi varlıkların mevcudiyetine delil olan “radyastezi” ilmi de telestezi'nin bir boyutunu teşkil etmektedir. “Radyastezi”, isminden de anlaşıldığı gibi, "radyasyon ilmi", "radyasyonlarla ilgili" anlamlarına gelmektedir.[1] Türkçe anlamı, "ışın duyarlık", "titreşim duyarlık"tır.[2]

Evrendeki bütün canlı ve cansız varlıklar, etrafa dalgalar halinde enerji yayarlar. Bu dalgalar, enerji yüklü maddelerden titreşirler. Enerjisi olmayan madde dalga yayamaz. Bu dalgaların bir kısmı elektronik aletlerle algılayabileceğimiz haldedir bir kısmı ise henüz bilim insanları tarafından keşfedilememiştir. Mesela; çatal çubuğu hareket ettiren veya durduran sebep, bu bilinmeyen dalgalar yüzünden olsa gerek. İşte varlıkların titreşerek yaydıkları, henüz keşfedilmemiş, çeşitli büyüklükteki enerji dalgalarından yararlanma ilmine "Radyastezi" veya "Işınım Duyarlılığı" denir. Başka bir deyişle radyastezi, henüz fizik ilminin keşfedemediği, eşyadan veya radyastezist'ten yayılan radyasyonun algılanmasıdır.[3]

Radyastezi, Fransızca'ya "Radiæsthesie", "Radiesthesia", "Radiesthésie", "Radiästhesie" olarak 19. yüzyıl sonlarında girmiş, bu tarihten önce dinsel inanç çerçevesinde değerlendirilmiştir.[8] Terim, Latince “ışın” anlamındaki “radius” ile Grekçe’deki “algılama” anlamındaki “esthesis” sözcüklerinden türetilmiştir.[4] Fransız bir rahibin bulduğu bu sözcüğün yanı sıra, aynı kavramı anlatmak üzere İngilizler de "dowsing" kelimesini kullanırlar.[5]

Hakikatte kainatta var olan her şey, canlıdır. Her canlının da kendine mahsus bir titreşim durumu vardır. Cansız zannedilen şeyler, dışarıdan bakıldığında insanların hareketlerini göremedikleri cisimlerdir. Sayın Doç. Dr. Samuel Aysoy, kitabının kapak sayfasında "Her şey, ihtizaz eder.  İhtizaz, her şeydir. Yaşamak, ölmek, ağlamak, gülmek, hep ihtizazdır" ifadesiyle bu hali veciz bir şekilde anlatmıştır. İhtizaz, eski Türkçemizde "Titreşim" anlamındadır.[2]

Radyostezi, insan veya objelerin bio-manyetik alanlarının (negatif-pozitif) birbirlerini çekerek doğadaki saf maddelerin bulunmasında kullanılan bir tekniktir.[6] Önceleri sadece su bulma, maden arama ve kayıp nesnelerin yerini belirleme gibi alanlarda kullanılırken, radyestezi günümüzde alternatif tıpta uygulama alanı bulmaya başlamıştır.[8] Genellikle iki çatallı sarkaç, iki çatallı mıknatıs iki çatallı ağaç dalları ve çelik çubuklarla su bulma, define bulma, maden bulma ve insan fizyolojisinde bel ağrısı noktaların bulunmasında kullanılır.[6]

Dünyada ve hatta kâinatta mevcut olan her cisim (canlı veya cansız) etrafına birtakım radyasyonlar, yani göze görünmeyen tesirler yayarlar. Bunlar, fizik aletleri ile tespit edebildiğimiz vibrasyonlardan (titreşim) farklıdır. Bilinen en ince vibrasyonlar, kozmik şualardır. Bunların dalga boyları o kadar küçüktür ki, kalın kurşun levhalardan bile rahatlıkla geçebilmektedirler. Asrımızda her cisim ve her canlıdan, kendi hususiyetlerini ve o andaki hâllerini belirten, çeşit çeşit radyasyonların intişar ettiği bilim adamlarınca ispat edilmiştir. “Radyastezist” olan bazı kimseler, yeraltındaki bir suyun veya bir madenin neşrettiği tesirleri, herhangi bir emare ve işaret olmadan, tam ve doğru olarak alabilmektedirler. Bunlar, ellerinde bir çubuk tutmak suretiyle arazi üzerinde gezmekte ve su bulunan yere geldiklerinde, bu çubuklar kendiliğinden istikamet değiştirerek, suyun bulunduğu tarafa eğilmektedirler.[1]

Ruh  ile ceset arasında 7 katman vardır. Orta katman (bileşke) adı "Nefis" denen enerji bedendir. Radyastezi bu bedenin ürünüdür. Bizim enerji ile girişim yaptığında esrarengiz bir ışıma vermektedir (Enerji kalıbı=Biyo elektro magnetik alan). Kirlian fotoğrafçılığında görünen o ışıklı galaksi gibi şekiller ve renkler...[7]

Radyestezi, insan bedenindeki titreşim alanlarının, canlı ya da cansız nesneler hakkında bilgi sağlamak için faydalanıldığı bir södobilim (sahtebilim) dalıdır yani gerçek bilimsel verilerle desteklenemez. Bu bilgi, hedef nesnenin enerji alanlarıyla eşdeğer rezonansa girmesiyle sağlandığı söylenir. Bilginin deşifre edilebilmesi için özel cihazlar kullanılır.[8]

Radyastezi, daha çok sarkaç (pandül) vasıtasıyla icra edilir. Sarkacın cinsi, ağırlığı ipin cinsi ve boyu deneyin türüne göre ayarlanabilir. Radyastizist kimse duyarlı bir kimsedir. Kendinden çıkan etkiler ile maddeden çıkan etkiler, sarkacın aracılığıyla birbirleriyle karşılaşırlar. Bu karşılaşma sonucu sarkaçta hareketler belirir: Dairesel, ileri, geri, sabit kımıldanma gibi. Şahsın kutupsallık durumu, sarkacın üzerine durduğu cisim (mümkün olan her şey) in kutupsallık (polarite) durumu önemlidir. Yayılan ışınların (insandan ve cisimden) frekansı, şiddeti, amplitüdü, dalga boyu radyastezi çalışmalarında esaslı bir yer tutar.

Günümüzde çubuk yerine sarkaç (pendulum) daha yaygın olarak kullanılmaktadır, özellikle konu insan bedeni olduğunda. Sarkacın cinsi, ağırlığı, ipin cinsi ve boyu deneyin türüne göre ayarlanmalıdır. Radyastezist, duyarlı bir kimsedir. Konsantre olduğunda kendisinden çıkan tesirler ile konu olan maddeden çıkan tesirler birbirleriyle karşılaşırlar ki, bu karşılaşma sonucu sarkaçta birtakım hareketler belirir (saatin yelkovanı yönünde veya ters yönde dairesel, soldan sağa salınımsal veya dik açı tarzında hareketler). Sarkaç yalnızca bu karşılaşmanın sonuçlarını görünür halde arttıran bir araçtır. Radyastezist nesnenin veya durumunu sarkacın bu hareketlerini yorumlayarak anlar. Konu olan maddeden çıkan yayınların vibrasyonel frekansı ya da dalga boyu, şiddeti, amplitüdü radyestezi çalışmalarında önemli bir yer tutar. Hasta organların sağlıklı organlara oranla, yayınlarının farklı oldukları saptanmıştır. Hastalıkların teşhisinde ve organlar hakkında bilgi edinmede radyastezik verilerden yararlanılmasıyla ortaya çıkan tıbbi radyastezi, günümüzde önemli bir uygulama alanı elde etmiştir.

Yirminci yüzyılda bir bilim haline gelen radyastezinin günümüzdeki uygulama alanları arasında, jeoloji, arkeoloji, tıp, madencilik, ziraat, hayvancılık sayılabilir (ayrıca askeri alanda da yararlanılmaya başlanmıştır). ABD’de birçok şirket, yere gömülü borularda veya enerji hatlarındaki hasar noktalarını saptamada radyastezi yöntemlerinden yararlanmaktadır. İnsanın bedenini manyetik bir dedektör sanan Rus bilim adamları, radyesteziyi, “biyofizik tesirler yöntemi” olarak adlandırmışlardır. Ley hatları araştırmacıları yerküreden yayılan elektromanyetik radyasyonların yeryüzünde doğrusal hatlar halinde yayıldığı kanısındadırlar.[4]

Radyastezi'nin çalışma sahası, insanların çeşitli ihtiyaçları ve çevredir. Bazı çalışma sahası başlıklarını sıralarsak;

  1. Radyestezişik İnsan Sağlığı
  2. Beslenme
  3. Hayvan Sağlığı
  4. Mineral
  5. Maden
  6. Tarih (Arkeoloji)
  7. Astroloji
  8. Kriminoloji [8]

Radyastezi çalışmalarında insanın etkisi bariz olarak anlaşılmaktadır. Burada, radyastezinin, diğer radyasyonları algılama çalışmaları ile farkını belirtmek üzere bir tarifini yapmakta fayda var. Bilindiği üzere radyasyonları tespit eden çeşitli aletler vardır. Mesela Geiger-Müller sayacı gibi... Fakat bunlar radyastezi cihazı sayılmazlar. Bu aletler bilinen radyasyonları alırlar; beş duyu organımızın algılayabileceği hale getirirler. Radyastezide ise, henüz bilimin keşfedemediği, eşyadan ve radyastezist’ten yayılan radyasyonların tasarrufu söz konusudur. Vücudumuzdaki her hücre yaşamsal enerji yayar, enerji yaymayan hücre dengesizdir, hastadır.Başka bir enerji alanındadır.[3]

Radyastezi çalışmaları, özel çalışma ve araştırma merkezi olarak, yeryüzünde bir tek Uluslararası Radyastezi Çalışma ve Araştırma Merkezi kimliğinde faaliyetlerini sürdürmektedir. Herhangi bir akademik veya resmi kuruluşa bağlı değildir. Çalışma sonuçlarını dünya üzerinde uygun görülen kurumlara aktarmaktadır.

Radyastezi, insanlığı, mevcut sağlık sisteminin tedavi yöntemleri ile; ilaca bağımlı, uyuşturulmuş yaşam veya yaşam kalitesini yükseltmeye çalışmaktan öteye gitmeyen çözümsüzlüklerine karşı uyarmaktadır.[8]

Tarihçe

Radyastezinin tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Tarih öncesi zamanlardan bu yana, bu tür kabiliyetler kullanılmış, ancak belki de bu faaliyetlere, ilmî bir isim verilememişti.[9][3]

Radyestezi, bilimler arasındaki yerini almasından önce, okültizmde “rabdomansi” adıyla bilinmekteydi. Rabdomansi’nin yani çatal çubukla (baget) yapılan keşfin çok eski bir geçmişi vardır. Çinliler, Mısırlılar, Kaldeliler tarafından kullanılırdı. Çatal çubuğun kullanıldığını gösteren kabartma Çin imparatoru Yu’nun mezar taşında görülmüştür. İmparator Yu, su ve madenler bulabilirmiş. İlk çubuk deneylerinde, kabuğu boylamasına çizgi çizgi soyulmuş bir çubuk havaya atılır ve düşüş tarzına göre bundan bir sonuç çıkarılırdı. Bu keşif çubuğu sonradan çatal çubuk haline gelerek "rabdomansi"yi doğurmuştur.[4]

Şu olay, tarihî bir olay olarak bu mevzuda oldukça ilgi çekicidir:

“Birinci Dünya Savaşı sırasında Gelibolu yarımadasına çıkartma yapmış olan İngiliz kuvvetleri, adaya ayak bastıkları günden itibaren, etrafta içecek su olmadığından, şiddetli susuzluk çekiyorlardı. Su ikmali ancak Malta'dan gemilerle yapılıyordu. Bu da hem çok zaman alıyor, hem de külfetli idi. Ayrıca bu taşıma su, oradaki değirmeni döndüremiyor ve oradakilere kifayet etmiyordu. Bu esnada generale, orduda Saffer Kelly isminde radyastezi kabiliyeti olan birinin var olduğu haberi geldi. General derhal Kelly'nin çağrılmasını emretti. Kelly gelip, ertesi sabah tetkikata başlayacağını söyledi. Radyastezist Kelly ertesi sabah işe koyuldu. Elinde sadece basit bir bakır çubuk bulunduruyordu. Kelly, bu bakır çubuk sayesinde otuzdan fazla yeraltı su kaynağını tespit edebildi. Hatta bu çubuğa bakarak, suyun ne kadar derinde ve ne miktarda olduğunu da haber veriyordu. Hâlbuki aynı bölgede daha önce birçok mühendis tarama yapmış, ancak muvaffak olamamışlardı.”

Radyastezi üzerine en ciddî ilmî çalışmalar Rusya'da yapılmıştır. Üstelik bu çalışmalar, madde ötesi varlıkların toptan inkâra uğradığı bir döneme rastlamaktadır. Mesele bu yönüyle de ilgi çekicidir. Bir yandan bu nevi araştırmalar inkâr edilirken, diğer taraftan da kullanma mecburiyeti hâsıl oluyordu. Dolayısıyla Rus ateist bilim adamları, mistik sihir olarak nitelenen bu nevi ilmî araştırmalara bir isim bulmada zorluk çekiyorlardı.

Bu inkârcı yaklaşıma rağmen Rus jeologları, cesaretle meselenin üzerine eğildiler. Nihayet Dr. Bogomolov isminde bir su jeologunun eline aldığı bakır çubuklar, aniden titreşim yaparak, bulunduğu yerde büyük bir yeraltı su deposu olduğunu gösterince herkes dehşete düşüverdi. Zira artık elindeki çubuk ve bedenindeki radyastezi şuaları ile yeraltındaki derelerin derinliğini ve su damarlarının çapını bile anlayabiliyordu. Dr. Bogomolov, nihayet radyastezi çubuklarının maharetini kabul etmiş ve bu mistik hâdiseye inanmayı kendine telkin etmeye başlamıştı. Böylece Rusya'da arka arkaya yapılan testler, insanın, toprağın derinliklerindeki maddelere karşı, tuhaf bir duyarlılık istidadının olduğunu göstermiştir. Bu duyarlılık bilim için oldukça hayatîdir. İlim adamları bunun da mutlaka kullanılıp geliştirilmesi gerektiğine inandılar. O kadar ki, aynı akademiye mensup birkaç bilim adamı, bizzat Stalin'in şahsî arazisi üzerinde araştırma yaparak, buldukları neticeyi bilimsel bir dergi olan “The Journal of Electricitiy” (Ocak 1944)'de yayınlamak cesaretini de göstermişlerdir.

Bu hâdise, o gün Rus bilim adamları arasında bir hayli yaygınlaşmıştı. Bunun üzerine 100'den fazla bilim adamı (bir kısmı Kızıl Ordu'dan) geniş çapta radyastezi alanında araştırma yapmaları için görevlendirildi. Belli bir arazi tayin edildi. Her birinin elinde normal yaş ağaçtan “Y” şeklinde kesilmiş çubuklar bulunuyordu. Bu çubuklar su olan bölgeye gelindiğinde esrarengiz bir şekilde duyarlılık gösteriyorlardı. Sonunda “Bilimsel Komisyon”, radyastezi çalışmalarına “Evet” diyerek, çubuklara da “Büyücü Değneği” ismini verdiler.

İşin ilgi çekici bir yanı da bu radyastezi çubuklarının duyarlılığına hiçbir maddî kuvvet mâni olamıyordu. Kauçuk eldiven takıyorlar, değişik maddelerden mamul zırh giyiyorlar, yine de bu çubuklar harıl harıl çalışıyor ve insandaki esrarengiz istidatlarla alâkaya devam ediyorlardı.[9][1]

Batılı bilim insanları, "Radyastezi", "Psikokinezi", "Kirlian Fotoğrafçılığı" vb. çalışmalar sayesinde ruhun varlığını günümüzde kabul etmişlerdir. Ruhun kabullenilmesi, sonsuzluk için yaratılmış bir insan helezonuna sonsuz damlalar hediye etmek demektir. Sonsuz haz almanın yolu ise, sonsuzluk hamlesine bu partikül seviyesindeki hayatını karıştırmakla mümkün olacaktır.[11]

Bugün artık Sovyet bilimine radyastezi iyice yerleşmiş ve geliştirilerek bilimsel olarak da “The Biophysical Effects Method” kısaca “BPE” olarak adlandırılmıştır. Fakat aynı zamanda “Niçin ve nasıl?” sorularını da beraberinde getirmiştir. Su, insan ve basit bir çubuk arasında nasıl bir ilişki söz konusu idi? Elektromagnetizm gibi bilmediğimiz bir enerji ya da insanın henüz keşfedilmemiş bir duyum organı mıydı? Bunu ileride hep beraber göreceğiz… [9][1]

Radyestezi Öğrencisi Olmak

Yapılmış deneylerden anlaşılmıştır ki, her insan vücudunda, radyestezi dalgalarına karşı doğal bir tepki gösterme yeteneği gizlenmiştir. Ve bu gizli alıcılık yeteneğini geliştirmek mümkündür. İlk deneylerde pek az tepki göstermiş bulunan öğrencilerden birçoğu tatbikat sayesinde radyestezi dalgalarını alıp veren insandan bir cihaz haline gelebilirler. Bu gelişmeler tespit edilmiştir. Örneği çoktur. Çoğu zaman bu öğrenciler, radyesteziyle yüklü olurlar.

Bir radyestezi öğrencisinin deneylere girişebilmesi için: "öğrenci", "numuneler" ve "alet". denilen üç faktörden oluşan bir düzenleme kurması gerektiğini bilmesi şarttır.

  1. Öğrenci: Radyestezi dalgalarını “Ancak insanoğlu şuurlu bir şekilde fark edebilir. Bunu nedeni, yalnız insanoğlunun özellikli bir şuura sahip olmasıdır. İçimizdeki en olgun insanın dahi evriminde gözümüze çarpan bir nokta vardır ki, bu çok saygısızca bir kabul gibi gözükebilir. Ama bu kabulün amacı bakımından insan evren içinde dönüp duran, sayısı ve sonu olmayan milyonları, trilyonları bulan cisimler kütlesi içerisinde bir obje’den başka bir şey değildir.” dediğimiz zaman, Barbanell gibi, bir gerçeği anlatmış oluruz. Bu anlatışın, insanın fizik bedenden ötede bir varlık olduğu genel bilgisiyle bir ilgisi yoktur. İnsan yeryüzündeki evrimi gereği, fizik bedene bürünmüş bir ruhtur, ama burada kastedilen onun fizik bedenidir. İnsanın fizik bedeni de bir birimdir. Bu birim, radyestezi tetkikleri için gerekli bir elemandır. İnsan sadece alıcı bir araç değil, aynı zamanda bir dalga ve radyasyon vericisidir. İnsan vücudunda bu konuyla ilgili olup bitenlerden pek haberimiz yoktur, ama sinir sisteminin radyestezi çalışmaları üzerinde önemli rolü olduğu bilinmektedir. Adale reflekslerine tesir eden bir tepki mevcuttur ki, bu da sarkaca intikal etmektedir. İşte öğrenci budur.
  2. Numuneler: Numune deyimi, deneylerde kullanılacak malzemeleri ifade eder. Bunlar bilinen her türlü madde olabilir. Altın, gümüş, bakır, demir ve diğer bütün madenlerle kil, toprak, tuz, kireç hatta bahçe gübresi bile numune deyiminin içine girer. Kuşkusuz ki, her tür sıvı ayrıca bitkiler, hayvanlar ve bunların ürünleri de balıklar da. Aklımıza gelmeyen varlıklar ve cisimler de bu sözcüğe dâhildir. Hatta el yazısı, fotoğraf, renkler, haritalar yani insanlarca bilinenlerin tamamı bu kapsam içindedir. Çalışmalar için etkili birer numunedirler.
  3. Alet: Bu alanda kullanılan aletler, çatal çubuklar ve sarkaçlardır.[10]

Numunelerin Hazırlanması

Her cismin çevresine radyasyonların yayıldığını biliyoruz. Bunlar sadece etrafa yayılan radyasyonlar olarak kalmamakta; aynı zamanda temas ettikleri her şey üzerinde bilinen, belirli bir tesir yapmaktadırlar. İnsan vücudu gibi her cisim de alıcı ve vericidir. Bir limonu, cevizi, altın yüzüğü kısacası her hangi bir cismi, bir tahta masa üzerine koyduğumuz zaman, masa dâhil her cisim diğerinden yayılan radyasyona kendisininkini de katacak veya onun bir kısmını emecektir. Bir limonun masa üzerinde kısa bir süre durması, pek az bir fark oluşturacaktır. Fakat radyasyon etkisi, yine de sarkaçla tespit edilecektir. Aynı şekilde limon, masadan gelen radyasyonların bir kısmını emecektir. Müspet sonuç almak istiyorsak, radyasyon emilmesinin deneyler için çok önemli olduğunu unutmamalıyız. Bir numunenin işimize karışan radyasyonlarından korunmak için, küçük tabakalar halinde temiz beyaz kâğıt kullanmamız gerekecektir. Bu kâğıt tabakaları masa üzerine sermeli ve onların üzerine de numuneleri koymalıyız. Bir numuneden diğerine geçince yeni bir kâğıt kullanılmalıdır. Kullanılan da hemen yok edilmelidir ki, bir karışıklık olup işimizi bozmasın. Hatalar için bu bir önleyici tedbirdir. Kullanacağımız numunelerin büyüklükleri çok değişeceği için, çeşitli boyda kâğıtlara ihtiyacımız olacaktır. Kâğıdımız basılı ve üzeri yazılı olmamalıdır.[10]

Deneylerin Zamanı

Deneyleri günün herhangi bir saatinde yapmanın büyük bir önemi yoksa da, bu iş için gündüzü seçmek, geceden iyidir. Dolunayın, dönüşlerin sayılarını azalttığı bilinmektedir. Teşhis için bu husus önemlidir.

Deneyler, dinlendikten sonra yapılmalı ve her ne pahasına olursa olsun, saatlerce çalıştıktan sonra hemen deneylere girişilmemelidir. Maden, kâğıt, yiyecek, kimyasal maddeler, hayvanlar, sıvılar veya toprak gibi maddelerle çalışılmışsa, bu nokta dikkatle göz önünde tutulmalıdır. Cisimlerden çıkan radyasyonlar, ellerimizde birikmiş ve dolayısıyla deneylerimizin sonuçlarını etkilemiş olabilirler. Mutlaka zorunluluk yoksa da, operatörün ellerini yıkaması, en az bir saat dinlenmesi ve bunlardan sonra emin bir sessizlik ve ihtiyatla yapmak istediği deneye başlaması gereklidir.

Bazı unsurlar radyastezi üzerine tesir ederler. Şiddetli yağmurlar, gök gürültüsü ve yıldırım esnasında ayrıca televizyon seyredilen ve radyo dinlenilen odalarda karışmalar olabilir. Bir boş oda kuşkusuz en uygun olanıdır. Bir sandalye, bir masa ve âletlerimiz deney için yeterlidir. Oda dışında da sakin bir gündüz gereklidir.

Tecrübeli radyastezistler, çoğunluk; deneylere bir kez başladılar mı, saatlerce sürdürürler. Ama hiç tecrübesiz olanın ilk birkaç gün deneylerini 15 dakikadan fazla sürdürmemesi şarttır. Aradan bir hafta geçince, deney süresi yavaş yavaş arttırılır. Öğrencinin zihinsel durumu, diğer çalışmalarda olduğu gibi büyük önem taşır. Radyastezi çalışmalarına da, güven ve istekle girişilmeli ve her ne olursa olsun bu işin dostlar arasında bir salon oyunu haline getirilmesine izin verilmemelidir.

Duyarlık Deneyleri

Bu deneyler öğrencinin radyastezi dalgalarına karşı gösterdiği tepkiyi tespit ve ölçmek için yapılır. Bu konuda birçok metotlar kullanılabilir ve her metot diğerleri kadar iyi sonuç verir. Ama çeşitli metotlarla aklımızı karıştırmamak daha iyi olur. Bu nedenle burada öğütlenen metot, deneyin başarıyla uygulanmasını sağlayacaktır:

Deney odasında, önce yüz tam batıya döndürülmelidir. Ayakta düz durup, mümkün olduğu kadar serbest olmalıdır.Sol el vücudun mide üzerindeki üst yere (solar plexus bölgesine) konmalıdır. Elin parmakları birbirlerine değmelidir.

Bu koşullar sağlandıktan sonra sarkaç, sağ elimizde sallandırılma­lıdır. Sicim veya ipliğin tamamı bırakılmalıdır. Sarkaç, sol elden 23 san­tim kadar uzakta olmalı ve "solar plexus"ün merkezine zıt yönde durmalıdır. Bu durumu elde etmek için, sağ ele sarmak suretiyle sarkaç boyunu kısaltmak gerekecektir. Solak olanlar, bu anlatılanların tersini uygulamalıdırlar.

Önce sarkaçta hafif bir hareket hissedilir. Bu hareket, çabucak bir dönüş halinde gelişir. Hareket, yelkovan yönünde olmalıdır. Dönüşlerin, saat göstergelerinin ters yönünde olduğu, az rastlanan bir kaç durum vardır. İlk tam dönüşü elde eder etmez saymağa başlayıp, son tam dö­nüşe kadar saymağa devam edilmelidir. Deneyin başındaki ve sonundaki tam olmayan dönüşler sayılmaz. Ve böylece elde edilen dönüşler, aşağı­dakilerle karşılaştırılabilir:

1) 15'in altında: Dönüş sayısı artıncaya kadar, numunelerle ya­pılacak ileri deneyler için yetmez tepkiler.
2) 25 ilâ 35: Çok zayıf; fakat deneylere devama yetecek kadar güçlü.
3) 35 ilâ 60: Orta.
4) 60'ın üstünde: İyi.

Daha ilk deneylerde 500'e yakın, hatta 1.000'e kadar dönüşler sağ­landığı zaman şaşırılacaktır. Bazı öğrencilerin 2.000'in üstüne çıktıkları gerçektir. Birincideki düşük sayının altında kalanların, bu sayıyı 25'in üstüne çıkarana dek, aynı deneyi her gün tekrarlamaları gerekecektir.[10]

Yiyecek Maddesi Deneyi

Bu ilk, hazırlık niteliğinde olan yiyecek maddesi deneyi, iki numuneye bağlı kalmalıdır. Bu deneye, diğer her hangi bir deneyden sonra değil, inceleme süresinin ilk deneyi olarak girişilmelidir. Önce deney kâğıtları ve numuneleri hazırlamak gibi, gerekli bütün hazırlıklar ta­mamlanmalıdır.

Deneyde kullanılacak iki tür yiyecek maddesinin seçimi, tamamen deneyciyi ilgilendirir. Fakat birinin hoşa giderek yenen; diğerininse, yendiğinde rahatsızlık verdiği bilinen bir yiyecek maddesi olması, deney için önerilir. Şayet peynir hazımsızlık veriyorsa (bazılarına verir), bu, kötü bir yiyecek maddesidir o kişi için. Belki elmanın midemize iyi gel­diğini anlamışızdır. Bu durumda deneyi, peynir ve elmayla yapmakta yarar vardır. Bir bütün veya yarım elmayla, yumurta büyüklüğünde bir peynir parçası maksada yeter.

Deneye tamamen hazır olunca, sarkaç, seçilen numunenin üzerine tutulur. Sarkaç, numuneden 8 ilâ 15, vücudumuzdansa, en az 30 santim uzakta olmalıdır. Bu durumlar ayarlanınca gözler kapatılır. 10 saniye kadar sonra gözler açılınca, sarkaç, dönüyor olmalıdır. Şayet numune sağlık için yararlıysa, sarkaç, saat göstergeleri yönünde döner. Ters yönde dönüyorsa, numunenin sağlığa (o kişinin, yani deneycinin sağlı­ğına) zararlı olduğu anlaşılır. Yeni bir tabaka kâğıt kullanmak suretiy­le, diğer, yiyecek maddesi de (elma da) deneye tâbi tutulur. Sarkaç, düz­gün veya düzgün olmayan yönlerde sallanıyorsa (gidip geliyorsa), söz konusu yiyecek maddesinin de sağlık için (deneycinin sağlığı için) pek yararı yok demektir. İlk deney için 15 dakikalık süre aşılmamalıdır. Ve iki numuneden fazla numune üzerinde deney yapma hatası işlenmemelidir.

Solaklık birçok çalışmalar için sıkıntı verici bir sorundur. Ama radyastezi deneylerinde herhangi bir güçlük çıkarmaz. Bu yalnızca bir anlayış meselesidir. Şayet solaksanız ve deneyleri sağ el ile yapıyorsanız, bütün dönüşlerin normal olarak beklenilen yönün tersine olması muhtemeldir. Asıl mesele, gerçekten solak olup olmadığının tespitidir. Gerçekten solaklarda sağ menfi, sol müspettir. Solağın kendi elleri üzerinde yapacağı deneyleri bunu ortaya koyar. Bu deney, sarkaç sırayla sağ ve sol el üzerinde sallanmak suretiyle yapılır. Sarkaç, müspet üzerinde saat yönünde, menfi üzerinde ters yönde dönecektir. Gerek şimdide (halde) ve gerek gelecekte (istikbalde) daima müspet olan elin kullanılması önerilmektedir.

Bu safhada bir deney yapılabilir. Amacı, radyastezi radyasyonlarının belirli bir hacme sahip olduklarını ispat etmektir. Deneyi yapmak için sarkaç bir cismin üzerinde dönerken, sol elinizi, sağ bileğinizin üzerine koyun. Sarkacı hızla durması gerekir. Buna en iyi bir deyimle “kısa devre” diyebiliriz.

İnsanlarda (canlılarda) ve diğer cisimlerde müspet ve menfi kutupların bulunduğu genellikle bilinir. Örneğin deneyi kurşun kalem, küçük bir ağaç parçası veya uzunluğu olan bir cisim üzerinde yapalım. Her defasında sağın müspet (pozitif), solun menfi (negatif) olduğu görülecektir. Aynı deneyi kare şeklinde bir cisim üzerinde yaparsak, sarkaç köşeler üzerinde dönecek ve kenarlar üzerinde boylu boyunca sallanacaktır. Tabak veya benzeri daire biçimindeki bir cisim üzerinde sarkaç, cismin çevresi boyunca, saat göstergeleri yönünde dönecektir.

İnsan vücudu üzerindeki tepkileri bir yana; bu deneyler uzun bir cismin bir ucunun daima müspet, diğer ucunun menfi olduğunu göstermez. Bunun taşıdığı anlam şudur: Kuzey müspettir, sağa karşılık olur. Güney menfidir, sola karşılık olur. Daha önce de belirtildiği gibi, insan vücudunun kendine özgü daimî müspet ve menfi kutupları mevcuttur. Kurşun kalemin ve diğer cismin uçları yönüne göre pozitif veya negatif olur. Yani dönüş şekillerine göre kuzey yahut güney olur. Birçok operatörler bunun ifade ettiği anlamı unutmuş gözükürler. Bununla beraber kurşun kalemin ucunu aksi yönde döndürüp, deneyi tekrarlamak bu hususu kanıtlamaya yeterdir.[10]

İlgili Yayınlar

  1. Serge G. King, "OLAĞANÜSTÜ ENERJİLER PİRAMİTLER, BİOMANYETİK, RADYASTEZİ, FENG SHUİ", Ege Meta Yayınları, İzmir 2002.

Kaynaklar

[2] www.bioenerji.org/radyestezi.htm
[3] www.defineyolu.com/dibek-kuyu-dut-agaci-yardimlarinizi-bekliyorum-kolay-gelsin-t34740p2.html
[4] www.parapsikoloji-tr.org/makaleler/rady.html
[5] www.webnaturel.com/index.asp?alt_cat_id=102&cat_id=4&ayrintiid=690
[6] metafizikuzmani.blogcu.com/radyastezi-ellerle-maden-bulma/4161149
[7] www.hanifislam.com/sohbet/050.2002.01.22.htm
[8] tr.wikipedia.org/wiki/Radyestezi
[9] Sheile Ostrander & Lynn Schroeder, "Sovyet Rusya’da Olağanüstü Ruhsal Araştırmalar", s.151-161.
[10] www.dostsite.org/public/yazicidostu.aspx?id=224
[11] www.sezgiler.com/yazar/sizin-yazilariniz/metafizik-olgu-gursel-copur/





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Hayal , 28.07.2016, 19:26 (UTC):
Önemli bilgiler içermekte ve de konuyla ilgili bilgi sahibi oldum ,arazimde çubukla su bulduğunu iddia eden bir şahsın bilgi ve becerisi ne baş vurdum ve o yüzden bu durumun bilimle alakası var mı yok mu derken bu konuyla ilgili açıklayıcı yazıyla kalbim rahat !

Yorumu gönderen: SALİH GÜNEŞ, 22.12.2014, 07:36 (UTC):
TEŞEKKÜRLER AYDINLATICI BİLGİLER İÇİN.

Yorumu gönderen: selanickli, 01.11.2010, 00:18 (UTC):
sitenizle yeni tanıştım.çok ilgi çekici buldum.faydalanıyorum.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36669327 ziyaretçi (102696889 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.