Ramayana Destanı, I
 
Rama

Ramayana Destanı

1. Bölüm

Bala Kanda

Aziz Valmiki ve büyük aziz Narada, karşılıklı oturmuş konuşuyorlardı. Valmiki, aziz Narada’ya:

"Bu dünyaya erdemlerle dolu, yiğit, dürüst, ahlâk sahibi, doğru sözlü, tüm varlıklara iyilik eden gerçekten dürüst ruhla hayata kendini adamış, kindarlığı yenmiş, tüm kıskançlıklardan arınmış, öfkelendiği zaman hem tanrıların hem de insanların kendisinden korktuğu bir insan var mıdır acaba?"

diye sordu. Büyük aziz Narada,

"Valmiki! Anlatacaklarımı dikkatlice dinle. Sorularının cevabını orada bulacaksın."

dedi ve başladı anlatmaya.

Bir zamanlar Treta devrinde, Saryu nehrinin kenarındaki Koşala ülkesinde, İkşvaku soyundan gelen güçlü kral Daşaratha hüküm sürmekteydi. Koşala’nın başkenti Ayodhya’ydı ve bu şehir, yaklaşık 60 kilometre uzunluğunda, 15 kilometre genişliğinde çok güzel bir şehirdi. şehrin dört tarafı yüksek ve geniş burçlarla çevrilmiş, dışına ise derin bir hendek kazılmıştı. Surların üzerinde yüzlerce nöbetçi, binlerce asker devriye gezer, yiğit savaşçılar şehri korumak için her an nöbet tutarlardı.

Kralın sarayı şehrin tam ortasındaydı. Saraydan çıkıp surlara varan yolların hepsi de eşit uzunluktaydı. Şehirde çiçeklerle bezenmiş muhteşem bahçeler, göller ve büyük saraylar vardı. Şehrin yolları geniş ve çok temizdi. Görkemli saraylarda bilge kişiler, kahramanlar, sanatçılar ve tüccarlar yaşarlardı. Bu kişiler saraylarının bir köşesine şans tanrıçası Lakşmi’nin tapınağını yaptırmışlardı. Şehrin insanları sağlıklı ve ahlaklı kimselerdi. Bu di yarın insanları huzur ve gönenç içindeydiler; birlik ve beraberlik içinde, kardeşçe yaşayıp gidiyorlardı.

Ülkenin kralı Daşaratha krallığının zevk ve sefasını yıllarca sürmüştü; zenginlik, itibar, şan, şöhret içinde yaşamaktaydı. Uzun lafın kısası her şeye sahipti. Sahipti sahip olmasına ama, mutlu değildi, zira üç kraliçesi olmasına rağmen tahtını bırakabileceği bir veliahdı yoktu. Bu yüzden yaşam ona boş gelmekteydi. Kraliçeler, Kausalya, Surnitra ve Kaikeyi de mutsuzdu.

Daşaratha en sonunda danışman ve azizlerini huzura çağırıp bu konuyu açmış, onlar da aşvamedha töreni yapılmasını, usulünce at kurban edilmesini tavsiye etmişlerdi. Krallık danışmanlarının lideri Sumantra şöyle dedi:

"Yaptığı törenler sayesinde çocuksuzlara evlat veren, keramet sahibi bir aziz var: Rişyaşringa. Emriniz olursa o yönetsin töreni".

Bu öneriyi huzur da bulunan diğer danışman ve azizler de onayladılar ve hemen tören hazırlıklarına başlandı. Kral Daşaratha, büyük aziz Rişyaşringa’yı çağırmaya bizzat kendisi gitti. Saryu nehrinin kenarında yapılacak törene pek çok kral, danışman, azizin yanı sıra Mithila kralı Canaka da katılacaktı. Ayrıca pek çok Brahman da törende hazır bulunacaktı.

Büyük aziz Rişyaşringa, kurban törenine hemen başladı. Adedere göre, kurban edilecek at safkan olmalı, bir yıl süreyle özgür bırakılmalıydı. İşte böyle safkan bir at seyisler nezaretinde getirildi. Ana kraliçe Kausalya, atın alnına dokunup kurbanı kutsadı. Ardından Veda ve Mantraların ilahileri tören yerinde yükselmeye başladı. Ateşe adaklar sunuldu. Kral Daşaratha son adağı ateşe atınca, ateş tanrısı Agni karşılarında belirdi; elindeki altın kasede tılsımlı bir içki vardı.

Büyük aziz Rişyaşringa, Agni’den içki kasesini aldı, kral Daşaratha’ya uzattı ve şöyle dedi:

"Bu içki oğul veren içkidir, bunu kraliçeleriniz arasında pay edin, hepsi içsin".

Kral, kraliçelerden, Kausalya, Surnitra ve Kaikeyi’den, içkiyi tatmalarını istedi. Tılsımlı içki kadehini alnına doğru kaldırdı ve ana kraliçe Kausalya’ya uzattı:

"Bunu aranızda pay edin."

dedi. Kausalya içkinin yansını içti; kalan yansını Surnitra’ya verdi. Surnitra da kendisine düşen kısmı içtikten sonra kalanını Kaikeyi’ye verdi. İşte böylece büyük aziz Rişyaşringa’nm söylediği gibi, tılsımlı içki kraliçeler arasında pay edilmiş, üç kraliçe içkiyi bölüşmüştü.

Gel zaman git zaman, yeni yılın başlangıcında, Çaitra ayının parlak yarısının dokuzuncu gününde kral Daşaratha’nın üç karısı ona 4 çocuk doğurdu. Çaitra ayının on birinci gününde de, kral oğullarına isim töreni yaptırdı. Aziz Vasiştha, ana kraliçe Kausalya’nın, bedeninde Vişnu’nun ruhunu taşıyan güçlü koli u, pembe gözlü ve kızıl dudaklı oğluna Rama; ortanca kraliçe Surnitra’nın ikiz oğullarına Lakşmana ve Şatrughna; Kaikeyi’nin oğluna da Bharata adını koydu.

Kral bu doğumları görkemli şenliklerle kutladı. Brahmanlara ziyafet verdi, halka değerli mücevherler dağıttı. Kraliyet sarayında günlerce ilahiler okundu. Tanrılar çiçeklerden yağmur yağdırdılar. Peri kızları Apsaraslar dans ettiler. Bu çocuklar hem kralı, hem kraliçeleri, hem de Koşala halkını çok mutlu etmişti.

Prenslerin dördü de çok güzeldi, ama bunların en parlağı, en büyüğü Rama’ydı. Kısa sürede babasının gözdesi haline gelmişti. Öyleydi, ama kardeşler birbirlerine derinden bağlıydılar. Lakşmana daha çok Rama’yla, Şatrughna da Bharata’yla zaman geçirdi. Mutlu bir çocukluk dönemi geçirdiler hep birlikte.

Derken prensler serpilip geliştiler. Zamanı geldiğinde kral Daşaratha Rama’yı, Veda, Şastra ve siyaset konularında yetişsin diye saygın hocaların yanına gönderdi. Rama kısa zamanda bütün bilimleri öğrendi. Bu arada okçulukta da hüner sahibi olmuştu. Rama çok cesurdu; dindar, saygılı, bilgiliydi, ama oldukça da mütevaziydi. Kral ile kraliçeler bu nitelikleri· gördükçe, onun boyuna posuna, görünüşüne baktıkça mutlu olmaktaydılar.

Nihayet prensler büyüyüp gelişmiş, yiğit birer genç olmuşlardı. Kral onların artık evlenme vaktinin geldiğini düşündü ve konuyu danışmanlarla azizlere açtı. İşte tam bu sırada, onlar henüz konuyu görüşmeye başlamamışlardı ki, aziz Vişvamitra’nın teşrif ettiği bildirildi. Kral Daşaratha onu karşılamak üzere sarayın kapısına kadar gitti. Göğsünün üstünde ellerini birbirine kavuşturan Daşaratha azizi saygıyla selamladı ve şöyle dedi:

"Ey Saygıdeğer Efendimiz! Gelişinizle şehrimizi ve bizi çok onurlandırdınız. Sizin için yapabileceğimiz ne varsa emrediniz yapalım".

Vişvarnitra;

"Ey Kral! Buraya kahraman oğlunuz Rama’nın yardımını istemeye geldik. Mariça ve Subahu adında iki rakşasa yönettiğim kurban törenine engel oluyor. Töreni koruması için Rama’ya ihtiyacımız var, onun hemen bugün benimle gelmesine izin veriniz. Korkmayın bu Rama’nın iyiliği içindir."

dedi. Bunları duyan kral, korkuya kapılarak aziz Vişvamitra’ya;

"Saygıdeğer Aziz! Neler söylüyorsunuz? Bu rakşasaları şimdiye kadar ne tanrılar ne de kötü ruhlardan biri yenebilmiştir. Onlarla savaşmak kolay değildir. Benim Rama’nın henüz çok genç. Bizzat ben ordumla gelip kurban töreninizi tamamlamanıza yardım ederim. Biricik oğlum Rama’yı bana bağışlayınız. Beni bu ihtiyarlık günlerimde oğlumdan ayırarak kederlere boğmayın."

diye yalvararak aziz Vişvamitra’nın ayaklarına kapandı. Vişvamitra öfkeyle:

"Kral! Daha önce isteklerimi yerine getireceğine dair söz verdiğiniz halde, şimdi sözünüzü neden tutmuyorsunuz? İkşvaku soyundan gelen birine yakışır mı bu?"

diye çıkışınca baş aziz Vasiştha kralı sakinleştirdi:

"Verdiğiniz sözden dönmemelisiniz. Halk sizi sözünün eri diye bilir. Aziz Vişvamitra Rama’yı kendi canı gibi koruyacaktır, tıpkı ateşin tanrısal nektarı koruduğu gibi. Yüce Vişvamitra sayısız gizli bilimlerin öğreticisi ve hayatın sırrına ulaşmış bir çilecidir. Rama’nın onunla gitmesine gönül rahatlığıyla izin verebilirsiniz. Aziz Vişvamitra rakşasaları kendi de yok edebilir, ama o Rama’nın iyiliği için kendisiyle gitmesini istiyor. Korkmayın Rama’ya hiç kimse zarar veremez."

dedi. Vasiştha’nın sözlerinden derin bir şekilde etkilenen kral Daşaratha, Rama’nın aziz Vişvamitra’yla gitmesine razı oldu. Lakşmana da ağabeyisiyle beraber kötü ruhları öldürmeye gidecekti. Kraliçe Kausalya ve kral, Rama ve Lakşmana için uğurlama törenleri düzenlediler. Aziz Vasiştha da kutsal metinlerden ilahiler okudu. Y aylarını, oklarını, kılıçlarını kuş anan iki kardeş aziz Vişvamitra’nın peş ine düştüler ve yola koyuldular. Ayodhya’ dan yaklaşık üç kilometre sonra Saryu nehrinin kenarına vardılar. Vişvamitra yumuşak bir sesle Rama’ya:

"Rama, oğlum! Nehrin suyuyla temizlenip bedenini arındır. Daha fazla kaybedecek vaktimiz yok. Sana Mantraların sırlarını öğreteceğim. Bu uzun, yorucu ve çetin yolculuk boyunca Mantralar bütün zorlukların üstesinden gelmeni sağlayacak, asla açlık ve susuzluk çekmeyeceksin."

Yiğit Rama Mantralardaki adaklan yerine getirdi ve sonbahar güneşi gibi parladı. Rama, gece olduğunda bir çömezin yapması gereken her şeyi Vişvamitra’nın nezaretinde yerine getirdi. Geceyi Vişvamitra Saryu nehrinin kenarında, Rama ile Lakşrnana ise atların üstünde geçirdiler.

Ertesi gün Saryu kıyısında yollarına devam ettiler. Üç yönde hızla akan Saryu ve Ganj’ın birleştiği yerde azizlerin ve çilecilerin inziva yerlerini gördüler. Bu inziva yerlerinin kimlere ait olduğunu öğrenmek istediler. Aziz Vişvamitra gülümseyerek şunları söyledi:

"Dinleyin. Bu gördüğünüz yerler, halkın Kama diye bildiği aşk tanrısının soyuna aittir. Tanrı Şiva meditasyonuna ara verdikten sonra tam tanrılarla birlikte olmaya gidecekken aptal Kama aklını karıştırma cüretini göstermiş. Bunun üzerine fırtına tanrısı Rudra hiddetli gözlerini Kama’ya dikmiş ve onu küle dönüştürmüş. Bundan sonra Kama bedensiz anlamına gelen Ananga adıyla anılmış. Geceyi Saryu ve Ganj’ın birleştiği işte bu yerde geçireceğiz".

Ertesi gün sabah erkenden duasını bitiren Vişvamitra Ganj kıyısına indi. Çileciler güzel bir sal getirdiler. "İki prens bu sala binsinler ve Ganj’ı geçsinler" , dediler. Aziz Vişvamitra, Rama ve Lakşrnana sala binerek okyanusa doğru hızla akan Ganj’ı geçmeye başladılar. Uzun bir yolculuktan sonra korkunç bir arınana vardılar. Orman bin bir çeşit böceğin, kurdun kuşun, yırtıcı hayvanın ürkütücü sesleriyle inliyordu. Ortalıkta dev cüsseli filler, aslanlar, kap lanlar, yaban domuzlan dolaşıyordu. Rama ve Lakşmana arınanın niye bu halde olduğunu sordular. Yüce Vişvamitra şöyle söyledi:

"Sevgili oğullarım! Buradan dört fersah uzakta Taraka adında büyük bir ağzı ve güçlü kolları olan kötü bir ruh yaş ar. O çok korkunçtur. Oğlu Mariça’yla birlikte buradaki köyleri yerle bir etti. Gördüğünüz bu korkunç orman işte onların eseridir. Taraka’yı şimdiye kadar hiç kimse yok edemedi, onu ancak sen yok edebilirsin. Senin gücüne inanıyorum. Sakın kadın olduğu için ona acıma!".

Bunları duyan Rama:

"Yüce aziz Vişvamitral Babam sizin bütün emirlerinize itaat etmemi istemişti. İşte o an geldi. Taraka’yı öldürüp insanları onun zulmünden kurtaracağım"

dedi, yayını kurdu ve ipi bıraktı. Yayın çıkardığı ses etrafı inletti. Bu sesi duyan rakşasi Taraka bir an ürktü; öfkeyle sese doğru yöneldi. Rama’nın üzerine tozdan bir bulut serpti, taş tan yağmur yağdırdı, ancak Rama bunlardan kurtulmayı başardı. Rama oku bu sefer Taraka’ya fırlattı. Yaralanan Taraka uzun tırnaklarını çıkarıp Rama’ya saldırdı. Ama Rama onun bu hamlesini de savuşturmuştu. Bunun üzerine Taraka görünmez oldu, yeniden taş yağdırmaya, tozdan bulut serpmeye başladı. Rama oklarını ona doğru fırlatıyor, Taraka bunları savuşturmakta zorlanıyordu. Nihayet uzun bir mücadeleden sonra Rama okunu Taraka’nın kalbinin tam ortasına sapladı. Taraka sendeledi, korkunç bir ses çıkararak yere yığıldı. Aziz Vişvamitra, Rama’nın bu zaferini on.u kucaklayarak kutladı. Rama’nın bu kahramanlığı karşısında, aziz Vişvamitra birçok tanrısal silahı Rama’ya teslim etti.

Rama ve Lakşmana, aziz Vişvamitra’nın isteğiyle inziva yerine doğru yola koyuldular. Yüce Vişvamitra’nın inziva yerindeki çileciler onları büyük bir sevinçle karşıladılar. Bir süre dinlenen Vişvamitra aynı gün kurban törenine başladı. Tören beş gün boyunca aralıksız devam etti. Altıncı gün korkunç bir gök gürlemesi oldu. Siyah buluta benzer iki rakşasa çıkageldi. Bunlardan biri Taraka’nın korkunç oğlu Mariça, diğeri de Mariça’nın arkadaşı Subahu’ydu. Bu rakşasalar arkalarına çok büyük bir ordu alarak tören yerine gelmişlerdi. Mariça ile Subahu kurban törenin yapıldığı yere kan yağdırmaya başladılar. Bunun üzerine Rama, Mariça’nın üstüne fırtına silahı Manavastra’yla saldırdı. Mariça fırtınayla sürüklenip uzak bir okyanusun kenarına düştü. Kendine gelir gelmez güneye doğru kaçmaya başladı. Sıra Subahu’ya gelmişti. Rama Subahu’yu ateş silahı Agneyastra’yla öldürdü. Geri kalan rakşasa ordusunu da rüzgar silahı Vayavastra’yla yok etti. Böylece aziz Vişvamitra kurban törenini tamamlayabildi. Herkes Rama’ya methiyeler düzmeye başladı.

Rama, azizin ayaklarına kapandı ve ellerini birleştirerek

"Şimdiki emriniz nedir?"

diye sordu. Aziz Vişvamitra büyük bir sevgiyle:

"Oğlum! Mithila kralı Canaka’yı bilirsin. O çok büyük bir kurban töreni yaptırıyor, bizim de oraya gitmemiz gerekir. Seninle birlikte Lakşmana’nın da bizimle gelmesini istiyorum. Çünkü kral Canaka bugüne kadar kimsenin yerinden bile oynatamadığı muhteşem bir yaya sahip. Senin o yayı mutlaka görmeni istiyorum."






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36630380 ziyaretçi (102628996 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.