Ramayana Destanı, IX
 

Ramayana Destanı

9. Bölüm

Khara ve Duşana'yla Savaş

Pançavati'ye varınca, Lakşmana Godavari nehrinin kenarında çok güzel bir kulübe yaptı. Sita, kulübeyi çok beğendi. Pançavati'nin evleri hem Rama'nın hem de Sita'nın hoşuna gitmişti. Kulübe de bu evlere benzemişti. Zamanlarını Godavari'nin kenarındaki bahçeleri ve ormanları seyrederek geçiriyorlardı. Lakşmana çeşit çeşit meyve, bitki, kök topluyor, bunları hep birlikte yiyorlardı. Lakşmana gece olunca kulübenin üstüne çıkıyor ve Rama ile Sita'yı tehlikelerden koruyor, sabaha kadar nöbet tutuyordu. İşte bu şekilde üç yağmur mevsimi daha geçip gitmişti.

Birgün Rama, Lakşmana ve Sita kulübelerinin önünde otururlarken Ravana'nın kız kardeşi Şurpanaka çıkageldi. Koyu mavi nilüfer rengindeki teni, nilüfer gözlü, görünüşü aşk tanrısı gibi güzel, ince belli, zarif başlı, tatlı sesli, nazik ve çok genç, erdemli, İndra gibi güçlü, keçeleşmiş saçlarıyla bir fil gibi yürüyen Rama'yı gören yaşlı ve iri Şurpanaka, ona hemen aşık oldu. Süslenip-püslenip Rama'nın yanına geldi:

"Ey güzel kişi! Keçeleşmiş saçların, elinde ok ve yayın rakşasaların bölgesine bir kadınla beraber niçin geldin?"

diye sordu. Rama:

"Ben kral Daşaratha'nın en büyük oğlu Rama'yım. Bu yanımdaki küçük kardeşim Lakşmana ve bu da karım Sita. Babamın ve annemin dileklerini yerine getirmek üzere bu arınana geldim. Şimdi sen bana kim olduğunu söyle!"

Şurpanaka:

"Ben Lanka'nın şerefli kralı Ravana'nın kız kardeşiyim. Dünyada benden daha güzel biri yok. Üç dünyada da benim gibi bir güzel daha bulamazsın. Bugüne kadar kimse bana el süremedi. Seni görene kadar kimseyle evlenmeyi düşünmedim. Ey güzel kişi benimle evlenmelisin. Bu evlilik, herkesin çıkarına olacak. Karın Sita, çok talihsiz ve çirkin. Onu bırak. Benimle evlen, saraylarda zevk ve sefa içinde yaşa!"

Rama, böyle bir terbiyesizliğe katlanamazdı. Öfkeyle:

"Tanrıça! Var git Lakşmana'yla eğleş, onun henüz karısı yok"

dedi. Şurpanaka, Rama'nın kendisine ilgi göstermeyeceğini anlayınca şansını Lakşmana'da denemek istedi ve Lakşmana'nın yanına gitti. Ama onunla Lakşmana da ilgilenmedi:

"Ben sadece bir hizmetkarım ve eğer benim karım olursan senin de köle olarak yaşaman gerekir. En iyisi sen Rama'ya git, çünkü kral odur."

dedi. Şurpanaka, tekrar Rama'ya gitti. Rama, onu yeniden Lakşmana'ya gönderdi. Bu şekilde birçok kez Rama ile Lakşmana arasında gidip gelen Şurpanaka'nın kalbi kırıldı, öfkesi kabardı. Birden onları bırakıp Sita'ya doğru koşmaya başladı. Olacakları gören Lakşmana karşısına dikildi, bir hamlede burnunu, kulağını kesip attı. Şurpanaka acı içinde ağlayıp bağırarak oradan uzaklaştı. Ravana, üvey kardeşleri Khara ve Duşana'nın yanına gitti.

Kız kardeşinin bu kötü durumunu gören Khara, Şurpanaka'dan her şeyi anlatmasını istedi. Neler olup bittiğini öğrenince hırsından deliye döndü. Bir alay askerini Rama'yı öldürmeleri için Şurpanaka'yla birlikte gönderdi. Bütün bir orduyu karşısında gören Rama, hiç yılmadan savaştı ve bütün rakşasaları öldürdü. Rakşasaların yenildiğini gören Şurpanaka Khara'nın ne denli zayıf olduğunu, erkekliğinin hükümsüz olduğunu haykırıp onu aşağıladı.

Rama yüzünden düştüğü bu durum, Khara'yı çok derinden sarsmıştı. Bir insan tarafından aşağılanmayı hazmedemedi. Bütün ordusunu alarak yeniden Rama'ya saldırmak üzere yola çıktı. Bu sefer çok daha büyük bir ordunun geldiğini gören Rama, Sita'yı Lakşmana'yla beraber aziz Agastya'nın inziva yerine gönderdi, kendisi de savaş için hazırlık yapmaya başladı.

Rakşasa ordusu, Pançavati'yi dört yandan kuş attı. Rama, kutsal silahlarıyla binlerce rakşasa öldürdü. Duşana'nın da öldüğünü haber alan güçlü Khara, Rama'yla savaşmaya geldi. Khara, emrindeki rakşasalar gibi kolayca yenileceğe benzemiyordu. Korkunç bir savaşma tarzı vardı. Saldırıları etkili, darbeleri güçlüydü. Hatta bu çetin dövüş sırasında yaptığı bir hamle sayesinde Rama'nın zırhını bile kesmiş, Rama savaş alanında epeyce uzağa savrulmuş ve kanlar içinde kalmıştı. Ancak bu duruma öfkelenen Rama hemen toparlanıp yakınında bulunan Khara'nın adarıyla sürücülerini kolayca alt etmişti.

Rama'nın atlarını sürücüleriyle birlikte öldürdüğünü, çevredeki askerleri de darmadağın ettiğini gören Khara, öfkeden deliye döndü. Bir sıçrayışta eline geçirdiği uzun bir sopayla döğüşmeye başladı. Düşmanını bu şekilde alt etmenin zor olduğunu gören Rama geriye çekildi, Agastya'nın verdiği yayı eline aldı, İndra'nın okunu yerleştirdi ve yayı tüm gücüyle kurup bıraktı. Ok, Khara'nın göğsüne saplandı, kalbi delip geçti. Bundan sonra kısa sürede diğer rakşasaları da öldürdü.

İşte Rama, ülkesindeki rakşasa korkusunu böyle yok etmişti. Khara'nın ölümü, tanrıları çok mutlu etti. Mutluluklarını belli etmek için çiçekler saçtılar, türlü türlü çalgıyla, ilahiyle ortalığı şenlendirdiler. Aziz Agastya, muzaffer Rama'yı kutladı. Savaş alanına gelen Sita ve Lakşmana Rama'yı sağ salim görünce sevinçlerinden havalara zıpladılar.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36716356 ziyaretçi (102780393 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.