Ramazan'ı Karşılarken
 

Ramazan'ı Karşılarken

Akhenaton

«'En hayırlı genç odur ki, ihtiyar gibi ölümü düşünüp âhiretine çalışarak, gençlik hevesâtına esir olmayıp gaflette boğulmayandır. Ve ihtiyarlarınızın en kötüsü odur ki, gaflette ve hevesatta gençlere benzemek ister, çocukçasına hevesât-ı nefsâniyeye tâbi olur.»

Sayılı günler kaldı Ramazan'a. Bolluğa, berekete, tefekkür'e ve Allah'la bir birliktelik için bir başlangıç noktası aramaya. Tövbeye, ruhsal donanıma, kulluğa, şükre, rûhun kanat takıp çırpınma demlerine, her an'ı Allah'la yaşamanın zevkini tatmaya. Sayılı günler kaldı Ramazan'a; ellerimizde bir demet çiçek, «Gafletle geçen günleri bir yana bıraktım. Sana geldim.» demeye.

Sonsuzluğu düşünüyorum. Nasıl bir şey ki? O'nun cemâlini görüp rûhunun ürpereceği her bir günü asırlara bedel olan sonsuzluğu. Kim istemez sonsuza kadar yaşamayı Cehennem ehlinden, keşke dünyâda iken O'nu arayıp bulsaydım, vah bize ki keşke şimdi toprak olsaydım diyeceklerden başka? Bir avuç toprak olsaydım, anamdan hiç doğmasaydım, gençliğimi keşke boş hayâllerle sahte Leyla'larla geçirmek yerine keşke Mevlâ'ya adasaydım, O'nu arasaydım diyenlerden başka kim istemez ki sonsuz bir yaşamı, bir gün Allah'ın nimetlerine kavuşmayı, dünyanın sahteliğinden ve geçiciliğinden sonsuz ahiret hayatındaki nimetlere giriftâr olmayı... «Gençliğimden tad alayım az. Nasılsa ihtiyârladığımda durumumu düzeltirim. Hacc'a gider, iyi bir mümin kul olurum.» diyenlerin yankılanan sesleriyle dolu kabristanlarda, yarına çıkmaya hiç kimsenin senedi olmadığını, ölüm başa gelmeden, cân kuşu, bu köhne saraydan ayrılıp kendisini Yaratan'a döndürüleceği, gözlerindeki perdenin kaldırılıp hakikâti tüm çıplaklığıyla göreceği; ama iş,  işten geçmiş olacağı bir vakit gelmeden... Kim istemez ki, yarın Rabb'inin karşısına kitapları sağ tarafından verilenlerden, yüzleri nûrlu ve aydınlanmış olarak çıkanlardan olmayı?

Hâni deriz ya, "Benim kalbim temiz." Şöyle açıversek o kalpleri şimdi Ahret'te Rabbimiz'e açacağımız gibi. Bir muhasebesini yapabilsek gönlümüzün Son kuşlar da uçup gitmeden bahçemizden. Ellerimizin, ayaklarımızın, gözlerimizin, tüm bedenimizin bizler ve yaşamlarımız için şahitlik yapacağı o gün, dudaklarımızdan artık kalbim temiz sözleri dökülebilecek mi yine? Sadece hayâl edin. Sadece şu ana kadar yaptığınız iyiliklerin ve kötülüklerin hesabını tartan bir mizan kurun yüreğinize.

Bir sır'at kurun, mâziden istikbâlinize uzanan. Sizin tartınız, nasıl tartardı acaba amellerinizi? Dünya deccalizm'inin materyalizm'in kuklasında bizi hakikatten uzaklaştırıp inananların dinci, bağnaz, yobaz olarak damgalandığı bir çağda inancımızdan utanıp ben de dinci, bağnaz, yobaz olarak damgalanmayayım dedi mi hiç yüreğiniz? Hiç, «Bir yerlerde yanlış mı yaptım? Neden mutsuzum. Huzur'um neden yok. Oysa din adına şunu, şunu, şunu yaptım. Peki içimi boğan bu sessizlik ne? O'nun sesi, yüreğime hiç işlemiyor? Çocukluğumun günahsız saflığını nerede, ALLAH'ı nerede kaybettim, O'na GERÇEKTEN inanıp kalbimi kemiren ölüm hissinden kurtuluş bulduğum o saflığım nerede? Nerde kaybettim peygamberimi, kayboldum mu bu alemin niçin, nasıl, neresinde?» sorularını sormaya hiç cesaret edebildiniz mi? Hiç cesaret edebildiniz mi «Bugün Allah için ne yaptın?» sorusunu kendinize yöneltmeye? «O gün, Cehennem'e doldun mu diye sorarız. O (ise), daha yok mu der.» ayetinin anlamını bir gün olsun tefekkür edebilmeye?

Siz hiç, gece namazlarınızda, kapkaranlık, ölümü hatırlatan o kabir gibi odada alnınız secdede, hebâ ettiğiniz bir hayatın nedâmetiyle; «Allah'ım... Pişmanım... Gerçekten pişmanım... Sana karşı suç işledim. KENDİ NEFSİNE ZULMEDENLERDEN OLDUM. Bu günâhkâr kulunu affet!!! Bu günâhkâr kulunu affet!!!» diye göz yaşlarınızın seccadenizi ıslattığı bir gecede boşala boşala ağladınız mı? Yoksa nefsiniz, amellerinizi size güzel gösterip; «Nasılsa yarın şefaat var. Cennet'e gitmem garanti...» diye kendinizi teselli edip Hz. Muhammed'in «Ey kızım Fâtıma. O gün, seni ben bile kurtaramam.» sözünü görmezlikten mi geldiniz? Siz hiç, «Dost istersen Allah yeter.» sözünün ne manaya geldiğini uzun uzun düşünüp, ismini çokça anıp kendisini hiç aramaya çıkmadığınız o Yüce Yaratıcı'ya gönül kapılarınızı açtınız, O'nunla en yakın dost, mahbub gibi dertleşip kalbinizdeki sıkıntıları O'na döktünüz mü? Hiç O'nu tanımayı, yüceliğini, sıfatlarını tefekkür edip kâinattaki yarattığı onca muhteşem varlık'ta O'nun sanatını, eserlerindeki sonsuz irâde ve dengeyi görmeyi istediniz mi? Yoksa onun sıfatlarını ve 99 GÜZEL İSMİNİ  sadece sevap ve dileklerin yerine gelmesi için belirli sayıda okunması gereken TILSIMLI CÜMLELER OLARAK görmeyi mi tercih ettiniz?

İşte, «Sayılı günler kaldı Ramazan'a.» diye hatırlatıyorum tekrar. Allah'ı aramak ya da yüreğinize çeki-düzen vermeniz için BİR BAŞLANGIÇ NOKTASINA. Beden'de bereket, hikmette bereket, rûhsal görü'de bereket, bâsiret'te bereket, huzurda bereket, yaşanılan her ânın dolu dolu geçirilmesinde nûr üstüne nûr, bereket üstüne bereket. Böbürlenmeden. Ben namazımı kılıyorum, orucumu tutuyorum; şu, şu kişiler, namaz tutmuyor, oruç tutmuyor diye kibirlenmeden ve kibirle dudak bükmeden, tevâzûyla, vakârla, önce kendimize bakarak, başkalarını yargılamadan, pişmanlıkla, nedâmetle,  özlemle, AŞK'la geçirilecek bir AY. Yüreğimizdeki depremlerden, tüm sıkıntılardan, kalp hüzünlerinden bir çıkış noktası. Ve her ânımızı bilen, gören BİRİSİ var hakikâtini yine her ânımızda keşfederek, bir saniyemizi bile O'ndan uzak geçirmeden...

Günahlarınız arşa kadar uzansa bile, merhamet ve rahmet kapısının sonuna dek açılacağı, mağfiret olunacağı, yaşamlarınızın bağışlanacağı bu Ay'ın her saniyesinin değerini bilebilmeniz temennisiyle...

www.gizliilimler.tr.gg Admin.
13 Ağustos 2009, Perşembe.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36631291 ziyaretçi (102630760 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.