Rubailer I (Sâdî)
 

rubai, sadi, rubailer, ebru, kırmızı gül

Rubailer I

Sâdî

Başlangıç

Yalvarışları dinleyen tek Rabb, zorluklara yetişen âcizler sığınağı. Hiçbir kapalı iş, âna (O'na) gizli değildir. Sen, gizli-kapalı her şeyi bilicisin. Saymaya güç yetiremediğim göklerin ve yerlerin yaratıcısı Sen'sin. Sana nasıl şükretmeyeyim? Seni nasıl öveyim? Her hâlin koruyucusu Sen'sin. Ey yalvarışları kabûl eden Allah'ım, Sâdî'nin duâlarını makbûl kıl!

1. Her saat, içim kan ağlar. Dışarıda olup bitenden kimsenin haberi yok. Ancak Leylâ'nın yüzünü görmüş olandır ki, Mecnûn'un neler çektiğini anlayabilir.

2. Gel ey Sevgili! Aşıklar, kapında kul olmuşlardır. Hırçınlığına aldırmazlar. Yaptığın cevr ve sefâlarda mâzursun. Fakat özrünün kabûl edilmemesine meydan vermeden (kıyamet kopmadan) gel!

3. Ey gözleri uykudan mahmûr ve şaraptan baygınlaşmış olan güzel! Nazâr ehli, gönüller vuslatına susamış; sen ise şarapsın. Şu ölümlü-dirimli dünyada, sana benzer bir insan güzelinin hayâli, ancak ya (baktığın) aynada, ya da suda görülür.

4. Gönül, elden gidiyor. Gözümüzü nasıl kapayabiliriz? Zühd olmayınca riyâ satılamaz. Mum, gâmlı pervâneyi yakmadı. O, ancak kendisini böyle parlatmış olanları dağladı.

5. "Yaratıcı'nın meleği" dediğin o ay çehreliyi bir de şimdi gör. Tıpkı Şeytan'a dönüşmüş. Kış gününün ateşi gibi hoş görünen o yanak, şimdi yaz sıcaklığında kıllı bir deri gibi sevimsizdir.

6. İbadetle kendini bir deri bir kemiğe döndürüp de bu hâlin iyi bir kulluk eseri olduğuna inandınsa, çirkin bir iştir bu. Sevgiliyi arayan gerçek âşık, ok temrenin üstünde bile yürüse, yine de dostun minnet ve sevgisini gönlünde taşır.

7. Ah, Ah... Bu düzgün boy, bir kıyamettir. Sendeki bu güzellik, servide bulunmaz. Aman, bir daha kimseyi ziyarete gitme! Sonra ölüler, senin geçtiğini görüp de; "Kıyamet koptu!" demesinler.

8. Gönül, bir kimseye verilebilirse, bâri sana vereyim ey Sevgili! Çünkü güzel huy, hoş koku, sevimli yüz, sendedir. Aşkına dayanamadığım biri varsa, o da sensin. Benim bütün varlığım, ancak senin varlığındandır.

9. Şu kötü hâlim, dostun gözüne iyi göründükten sonra; düşman, dilerse cefâlarla derimi yüzsün. İnsafsız düşmanı gönderen, mâdem ki odur. Bu düşmanı dost edinmezsem, döneklerden olayım.

10. O yâr, dostluk ahdini bozup gitti. Yapıştığım eteği, elimde kaldı. "Bundan böyle, artık beni rüyâda görürsün." diyordu. Sanıyordu ki bundan sonra gözlerime artık uyku girecek!

11. O vefâsız ki; benim katı yürekli yârimdir. Başkalarına ışık, bana yangındır. Ey herkesle barışık, bizimle kavgalı olan Sevgili. Suç, senin değil; benim ara bahtımındır.

12. Gönül, dostlar sohbetiyle şenlenmezse; bunun ilâcı, tahammül ve baş eğmektir. Ya kırmızı gülden ayrı yaşamalı, yâhut dikenin acılarını hoş görmeli.

13. Geceler geçer de gözümü kapayamam. Bütün halk, uykuda. Ben, seni düşünmekle mestim. Kendi elinle kanımı döksen bile, niyâz eteğini elimden bırakamam.

14. Yanımda bulunduğun geceler, benim için gündüzdür. Seninle geçen her günüm, nevrûzdur. Emret, mum sönsün, ay batsın... Benim gündüzüm, seni yanımda gördüğüm gecedir.

15. Gece yok ki, gözlerim seni özlemesin. Cânı dudaklarına kadar gelen bu âşık, seni abnasın. Benim yerime bir başkasını seçsen de, yine de senin gibi sözümden dönmeyeceğim.

16.  Diyordun ki, seni bir gecelik şâd edecek, elemlerimi çekmek kaydından âzâd edeceğim. Yazık ki, o günden sonra ne geceler geçti de, verdiğin sözü hatırlamaz oldun.

17. Hatasını doğru gibi gören kimsenin yanında sevaptan bahsetmek, hatadır. O, kendi tiynetinde olan şeyleri görür. Çünkü çarpık ayna, güzelliği doğru göstermez.

18. Servi, senin boyundan yücelik ölçüsü aldı. Deniz, ağzından (dişlerinden) parlak inciler topladı. nerede bir menekşe görsem, rüzgârın senin saçlarından koparıp kırlara attığı bir saç teli zannederim.

19. Altmışı aşan ömrümün ümidi, bir ay gibi battı. Gündüzüm de, gecem de boş yere geçip gitti. Bir ânı, bir cân pahasına olan ömrü, yazık ki bedava harcadım.

20. Dost, dost oldukça hoş geçinmek gerektir.  Kanı, ancak deri içinde saklamak yaraşır. Gözle görülemeyen düşmanı da kendi gönlüne göre dost saymalısın.

21. "Hırçın Sevgiliden uzaklaş," derler. "Onun hoyratlığı yanında güzelliğin bir değeri yoktur." Allah için olsun, benimle dostun arasına girmeyin. Dosttan gelen iyilik de, kötülük de, elem de, rahat da bence hoştur.

22. Ayık başlar, senin aşkınla mest olur. Eldeki bir ümit eteği, tâ başa kadar çıkar. Sensiz her şey, HİÇ'tir. Vücut mülkünde YOK sayılır. Fakat sen VAR oldukça, HİÇ'in değeri yoktur. Her şey, VAR'dır.

23. Kapının kullarına yüz defa söyledim. Kucağına bir daha ayna koymasınlar; çünkü kendini gördükçe; gönlün, yuvasından uçuyor. Sen yalnız aynayı kaldır da gözlerin görünsün.

24.Kalkıp gideyim. Çünkü sabır, taşmıştır. Canımı ayakları altına atayım; çünkü gönül hoşluğu, oradadır. Ancak düşmana söyleyeyim ki, beni öldüren Sevgili, benden daha kıskançtır!

25. Varlığından bir kıl ucu kaldıkça, sendeki puta tapma düşüncesi de devam edecektir. "Şüphe putunu kırdım da kurtuldum." diyorsun. Fakat bu sefer de seni şüpheden kurtaran put yaşayacaktır.

26. İsabetli tedbiri, hoş gönülde arayacaksın. Sağlık ve esenliğin ilk sermayesi de yeter derecede bir varlıktır. Çolak kol, kuvvetli kılıç sallayamaz. Yani, kırık gönülden doğru tedbir beklenemez.

27. Bir semt halkının çektiği zahmet, yahut somurtkan çehre, bizim yüzümüzdense, yarın bu yüz, süt gibi amber rengine girecektir. Biz de yoğurttan kıl çekere gibi kendimizi dışarıda bulacağız.

28. Ey kanın deri içinde ve damarda dolaşması gibi gönlümde kaynaşan Sevgili. Senin elinden elime geçen her şey, iyidir. Ey bülbül; sen, erken uyanırsın ammâ, biz de her gece dostun gâmıyla uykusuz kalmaktayız.

29. Dostunu düşmanını inciten niceleri var ki, güyâ günahlarının rengi değişmiştir. Bir zamanlar onları gâmı, bütün gönülleri tutmuştu. Şimdi ise cihânın bütün gâmları, onların gönüllerine dolmuştur.

30. Derler ki, "Bahar çağları, güzeldir. Gülistan kokusu, bahçesinde ötüşen kuşların nağmeleri, latiftir. İnce saz tellerinin yanık feryatları, hoştur." Fakat ey gâfiller, bunların hepsi de sadece yâr ile birlikte(yken) güzeldir.

31. Ellerini kana batırmış olan o Sevgili, baştan ayağa benim ölçülü tab'ım gibi mevzûndur. Gitti, gizlice gönül evlerini yağmaladı. Şimdi dönmüş; "Töre, benim töremdir." diyor.

32.  Her ne kadar Kusurumu arkamdan söylerler, bana söver, hakkımda yalanlar uydurur, uygunsuz şeyler isnâd ederler. Fakat düşman sözüyle dosttan yüz çevrilmez. Bilirsin ki, âlemin dilinden kurtulmak, imkânsızdır.

33. Kimse yok ki, gönlümüzdeki gâmı dağıtsın; yahut AŞK derdine bir ilaç bulabilsin. Dedim ki, bu gönül, şuhlukla benden ayrılmayacak; çünkü bu sûretle, kaçırıldığı yeri iyi hatırlayacaktır.

34. Benim derdimi hekimler anlayamaz. AŞK, öyle bir derttir ki, ancak sevgililer bilir. Bizim gâmımız, dostluk yüzündendir. Olmaya ki garipler, bu hâli anlasınlar.

35. Ey yüce değerli insan oğlu. Semâlar, sana teslime dilmiştir. Cihândaki bütün yaratıklardan zafer topunu sen çeleceksin. Bak, düşman, kanını dökeceksin diye ne üzülüyor. İnayet gözüyle bakıp da onu öldürmüş sanma.

36. "O uzun boylu servinin peşinden koşma!" diyorlar. Halk, seni daha ne kadar parmakla gösterecek? Ey Bilgin. Bana faydasız öğüt verme! Ben, o yolda koşmazsam; kimi kemende düşürebilirim?

37. Ey rüzgâr, mâdem ki o semte gideceksin, o nâzenîn Sevgili ile yüz yüze geleceksin... Bizden ona çok selam ve saygılar götür.Çünkü o, dostlarını ancak böyle (armağanlarla) hatırlayabilir.

38. Tâlih, tedbîr ile düzelmezse, boşuna çırpınıp sızlanmamalı. Gideyim biraz sabredeyim dedim. Hatta öyle bir halde sabredeyim ki, sabır ve tahammülü mümkün olmasın.

39. Peri yüzlü, tatlı sözlü güzeller, yazık ki tatlı yüzlerini gizler. Gerçi duvaklanma, faydasız bir şey değildir. Çünkü çirkin örtünürler amma,yine güzel görünürler.

40. O yavru yanıma geldikçe bilir misin sevincim, neşem, be kadar tamamlanır. Söylemek istediğin hiçbir acı sözü esirgeme, söyle! Bunlar, nihayet dilinden şeker gibi dökülmeyecekler mi?

41. Sevdân, başımdan gitmiyor. Hayâlin, gözümün önünden uzaklaşmıyor. Yazık ki ey salman servi, daima ayaklarının altına başlar gidiyor. Amma bu iş, başa çıkmıyor.

42. Yolda peşine aslan takılmış ceylânın ona güveni olabilir mi? Bu tuz, su içinde daha ne kadar bekleyebilir? Güneş altındaki bu kar, daha ne kadar yaşayabilir?

43. Gözlerini herkesin üzerine dikenler,  nazâr ehli katında çörçöp gibidirler. Kadı, şeriat fetvasını iki şâhidle verir. Halbûki AŞK mezhebinde bir şâhid, kâfidir.

44. "Gül, dikensiz olmaz." derler. Düşmanla da dostla da iyi geçinmek gerek. Sözün perde dışına çıkmamasını istiyorsan, zamânenin perdesi arkasına gizlenmemelisin.

45. Elin kanımda da olsa, canımın acıyacağını düşünme. Benim gibi zavallının ne günâhı olabilir ki diyorum, o benden incindi, işte buna üzülüyorum.

46. Zamâne, senin gibi nice sultanları tahta çıkardı. Herkes, kendi murâdınca devrânını sürdürdü. Herkesten geri kalan cihana zamane sana verdi. Anla ki, senden de böylece başkalarına kalacaktır.

47. Birkaç gün, hırkamı örtünüp tövbeye başladım. Gözümü vâizin ağzına, kulağımı öğütlerine diktim. Ansızın o düzgün boylu yüce serviyi görünce, vâizin öğütlerini toptan unuttum.

48. Mum, her ne kadar ağlaya ağlaya canını yakar; amma başını iyi kesmişsen, yalancıktan gülmeye başlar. O şûh, başımı kesti, ayağına düşürdü. Şimdi de durmuş ona dil uzatıyor.

49. Hiç kimsenin, sözünde durmamak hususunda pervâneye yaraşan bir vefâkârlık gösterip de dostluğu sonuna kadar götürdüğünü hiç işitmedim. Makas, düşmanlıkta daima başını yukarıda tuttu. Pervâne, dostunun ayağı altında cân verdi.

50. Allah'ın erleri, ne cennet, ne de renk ve koku isterler. Hatta hoş çehre, güzel huy da istemezler. Onların eşsiz bir sevgilileri vardır ki, dünya ve ahirette ancak onu isterler.

51. Erenler, bütün ömürlerince hırkalarına yama vurmuşlar, azıklarını bin zorlukla toplayabilmişlerdir. Belki de bu bağrı yanıklar, kıyamet gününde günahları yüzünden yanmayacaklardır.

52. O düzgün boylu yüce servi, gözümün önüne geldi. Gönlümü elimden kaptı, ayaklar altına attı. Bu şûh gözler, gönülleri kemende düşürür. Kimseye gönül kaptırmamak istersen, gözlerini kapa!

53. Sana meftûn olan zavallılarda eğer bir gönül varsa, senden uzakta o gönül kan ağlar. O âşığın ki sensiz bir ân bile karârı yoktur. Düşün bir de, günlerce senden ayrı kalıp nasıl yaşasın?!

54. Sana karşı biz, ne yüzden sabırlı olabilir, yahut AŞK'a, hicrâna nasıl tâkat getirebiliriz? Kırmızı gül ağacının bulunduğu bir yerde; bülbüller, inlemekten kendilerini alabilirler mi?

55. Sana karşı sabırlı olduğumu, yahud sevgi ve hasretine katlandığımı söylersem, inanma! Fakat sabır ve tahammül etmeyeyim de ne yapayım? Aşıklar için kanaat ve tevekkül, zarûrîdir.

56. Bilir misiniz, içimdeki sırlar, niçin dudağıma kadar geldi? Gönlümün kuşu, niçin kanatlandı. Benden tunç bir havan gibi ses geldiğine şaşmayın. Bu ses, yârdan gördüğüm cefâların sesidir.

57. Sevgiliyle birgün hamam halvetinde idik. Gül yüzüne hamam kili sürmüştü. Artık bu yüzü kim sever diyordu. Cevap verdim: Güneş, balçıkla sıvanmaz.

58. Ne giysen, sana hoş yaraşır. Ham kumaş bile üstünde atlas ve diba görünür. Bir kerecik yüzünü görebilenin hâlini düşünme. Bütün ömrü boyunca sana sabır ve tahammül gösterecektir.

Sonraki Sayfa >>






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36822706 ziyaretçi (102967320 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.