Ruh Çağırma (Ahmet Hulusi)
 

Ruh Çağırma

Ahmet Hulusi

SPİRİTLERİN, ÖLMÜŞ KİŞİLERİN “RUH”U SANARAK ÇAĞIRMA YOLUYLA İLETİŞİM KURDUKLARI, “CİN”DİR!

Kur'an-ı Kerim'de "CİN" kelimesiyle tanımlanan; halk arasında "peri", "dev", "hayâlet", "CİN", "CİNNÎ", "iyi saatte olsunlar" diye bilinen; görüntülerine göre çeşitli isimler takılan; spiritlerin, ölmüş kişilerin "RUH"u sanarak çağırma yoluyla iletişim kurdukları; son olarak da anlattıkları masalları yutacak fikir düzeyindeki kişilere kendilerini "UZAYLI VARLIKLAR" olarak tanıtan görünmeyen "bilinç varlıklar"dır!.

"NEFS"i itibariyle varlığını, hayatiyetini, "ben" bilincini bundan önceki bölümde belirtmiş olduğumuz üzere mutlak "RUH"tan alır.

“CİN” adı verilen yaratıkların yapısı;

“EN İNCE MESAMATA YÂNİ MADDEYE NÜFUZ EDİCİ ÖZELLİĞE SAHİP OLAN DUMANSIZ ATEŞTEN YÂNİ BUGÜNKÜ DİLDE KULLANILDIĞI ŞEKLİYLE DALGADAN (wawe)”

Cinler, orijinleri NUR denilen kuantsal enerjinin mikrodalga enerji şekline dönüşmesiyle meydana gelmiştir.

Bilinç mükemmeliyeti olarak, evrende "İNSAN"dan sonra gelmektedir.

Karakter olarak insandan daha zayıf bir yapıya sahiptirler... Olumsuz olarak adlandırılan davranışları çokça ortaya koymaya yatkındırlar... Ve genellikle bu çeşit işlerle uğraşırlar... Ancak buna rağmen içlerinde, iyileri, dine bağlı olanları ve hattâ ender de olsa evliyaları vardır...

En büyük özellikleri ve eğlenceleri, insanların zayıf taraflarından faydalanarak, müsait olan yapıları dolayısı ve sebebiyle, onları kendilerine bağlı kılmak, istediklerini yaptırmak, âdeta kulları olarak kendilerine hizmet vermelerini sağlamak, taptırtmaktır...
 
“RUH ÇAĞIRMA( !) DALAVERELERİNİN KÖKÜNDE ESKİLERİN "HÜDDAM İLMİ" DEDİĞİ "CİN'CİLİK" YATMAKTADIR!

Bütün bu ruh çağırma (!) dalaverelerinin kökünde eskilerin "Hüddam ilmi", halkın da "CİN'cilik" dediği mesele yatmaktadır.

Bilhassa eskilerin ve Anadolu halkının yakından bildiği bu konu şöyledir:

Bazı tesbih veya duaların birer "HADİMİ" yâni "hizmetlisi - görevlisi" vardır.

Eğer bir kişi oturup, o kelimeyi veya duayı adedince okur, sonra da karşısına dikilen CİNden, o an için korkmadan bir şey isteyebilirse, o şey derhal olur!.

Veya o CİNin kendi emrine girmesini isterse, o CİN artık onun hizmetkârı durumuna girer!. Bunun için de bir çok formül vardır!.

Bu formülleri bünyesinde toplayan bir çok kitaplar yazılmıştır eskiden ki, bunların içinde en meşhuru; "KENZÜL HAVAS" ismiyle bilinenidir.

Bu kitabın içinde bir çok formüller vardır...

Ancak burada şunu da hatırlatalım ki, "HÜDDAM"cılık ile "RUH ÇAĞIRMA(!)-SPİRİTUALİZM" arasında çok büyük bir fark vardır.

İşte o fark da şudur:

Ruh çağırma(!) veya spiritualizm denen oyunda CİNlerle temasa geçen kimseler, daima CİNLERİN elinde oyuncak olurlar...

Aynen aslan eline düşmüş tavşan gibi; CİN de onları istediği gibi elinde oynatır... Ve onlar bu durumu asla fark edemezler.

"Hüddam" ilminde ise, formül, diğer yan şartlarıyla birlikte tam olarak uygulanabildiği zaman; insan, CİNni tam anlamıyla pençeleri altına alır; ve ona bütün istediklerini yaptırabilir. Hattâ, bir insanı bile, bu yolla o CİNine öldürtebilir. Aksi halde, yâni emre uymadığı zaman o CİN perişan olur.

Bu sebeple, bu ilmin kullanılmasında, insan için öteki sisteme göre mutlak bir avantaj vardır.

İşte aradaki bu fark sebebiyle, eskilerin ve günümüzde de sadece birkaç kişinin bildiği "Hüddam ilmi", spiritualizmden kat be kat üstün durumdadır. Çünkü, anlattığımız üzere, bu ilimde insan için CİNni emri altına almak söz konusudur. "Spiritualizm" diye veya "Ruh çağırma(!)" diye bilinen CİNlerle bağlantı hâlinde ise, CİNni hiç bir şekilde, bir bilgiyi vermek veya bir işi yaptırtmak için zorlamak söz konusu değildir.

Ancak burada şu hususu da çok iyi bir şekilde anlatmak gerekir;

Eğer bir kişi "Hüddam ilmi''nin gereği olan formüllerden birini yapmaya kalkar da; sonra başlamışken, şu veya bu sebeple; meselâ formülü uygularken yarıdan itibaren duyacağı seslerden veya o sırada gözüne görünen acaip şekillerden korkarak yarıda bırakırsa, işte o anda onun için felâket başlar.

Onun, etkisi altına almaya çalıştığı CİN, o anda onu rahatlıkla avlar ve bu kişi CİNi emrine almaya çalışırken, CİN onu ele geçirmiş olur... Ki bundan sonra, o kişi artık CİNnin emrine bağlıdır. Böylece, Dimyata pirince gidilirken evdeki bulgurdan da olunur.

Bu sebepledir ki, "Hüddam ilmi"ne dayanan bir formülü, ya hiç yapmamalı, ya da başlanıldığı zaman, ne pahasına olursa olsun sonuna kadar yapmalıdır.

Nitekim bu formülün tam olarak yapılmaması için o CİN, bir takım gürültüler oluşturur veya sesler çıkartır, âdeta içinde bulunulan evi veya katı yıkılıyormuşçasına gürültülerle sarsabilir; akla hayâle gelmeyecek korkunç şekillerde göze görünebilir!. İşte bütün bunlar olmasına rağmen, kişinin bütün soğukkanlılığıyla elindeki formulü bitirmeye çalışması îcabeder.

Nitekim, "fazla tesbih çekmekten deli oldu", diye halk arasında anılan hal de bu esasa dayanır.

Bir kişinin yönlendiricisi olmaksızın ve formülü bilmeden rastgele tesbih çekmesi, ister istemez bir şifreyi meydana getirir ki, bu durumda, o anda şifreyle bağlantılı olan CİN otomatik olarak harekete geçip, o kişiyi hükmü altına alır... Ve o kimsenin bu durumdan haberi yoktur!. Ve o CİNi kontrol altına alabilecek güce de sahip değildir. Artık ister istemez o CİNle iletişimleri başlamış olur.

Bu ilişkinin başlaması da bazen kulağına, bazen da içine gelen seslerle olur... Kezâ bundan önce de burun yoluyla kokular tesbit eder bazen... Ve sonunda CİNleri çeşitli şekil ve kıyafetlerde görmeye başlar bu yolunda devam ederse...

Bu gibi kişler, duydukları sesleri veya aldıkları kokuları ya da gördükleri şeyleri bu konuyu bilmeyen kişiler içinde açarlarsa, derhal "aklını kaçırdı", "oynattı" diye nitelendirirler ve hastaneye kaldırılırlar. Oysa tıp henüz bu konuda âcizdir. Elektro-şokla tedavi etmek ister fakat bunu da başaramaz!.

Bu gibi kişiler, artık halk arasında "meczup" "zararsız deli" tâbirlerine muhatap olarak hayatlarına devam ederler.

Bu gibi kişiler eğer içine düştükleri duruma rağmen, bu sahada yetkili bir şahsın eline geçerlerse, o halden kurtulmaları yollarının düzeltilmesi ve o yolda ilerlemeleri mümkündür.

Aksi halde ömür boyu bu durumdan kurtulamazlar... Artık onlar "deli" olmuşlardır.

İlk yüzyıllardan beri, en ilkel topluluklardan itibaren yeryüzünde görülen bir meslek ve iş vardır;

Bu mesleğe "BÜYÜCÜLÜK", yapılan işe de "BÜYÜ" denir.

Bu işten gaye, bir insanı etki altına alıp, ona istemediği bir şeyi zorla yaptırmak ve bazen da hastaların iyi olmasını temine çalışmaktır.

RUH ÇAĞIRMA CELSELERİNDE ŞU DUAYI OKURSANIZ İLGİLİ KİŞİLERİN CİN İLE İLİŞKİSİNDE KOPUKLUK OLUŞACAK VE Ö KİŞİLERDE DENGESİZ SÖZ VE DAVRANIŞLAR ORTAYA ÇIKACAKTIR!

Tasavvuf önce "nefis mücahedesidir"!.

Bu da Hz Rasûlullah'ın "Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz" ifadesinde açıklanmıştır...

GERÇEK böyleyken; tasavvuf ehli olduğunu söyleyen sayısız insan ve onların süper mürşidleri SİGARA içmeden duramamaktadırlar!.

Bir SİGARAya karşı nefis mücahedesi olmayan kişi, nerede kaldı, daha hassas konularda mücahede yapacak ve veli olacaktır...

CİNlerle ilgili pek çok eserde yazılı olduğu gibi CİNlerin gıdası kokudur!. CİNlerin en çok sevdikleri koku da SİGARA kokusudur...

Sigara içen bir kişiyi buldukları zaman, artık kolay kolay onun yanından ayrılmazlar ve onun peşini de bırakmazlar. Kişinin sigara bağımlılığının artmasında en büyük faktör CİNlerdir.

CİNler, sigaraya yönelik bir kişi buldularmı, hemen onun içine sıkıntı verecek şekilde beynine bir sinyal yollarlar...  Kişi bu sıkıntı ile hemen bir SİGARA yakar!.

Dumanlarını üflemeye başladıktan kısa bir süre sonra içindeki sıkıntı kesilir!. Çünkü, yanındaki CİN, o dumandan gıdalanmaya başlamış ve onun içine sıkıntı veren etkileri göndermeyi kesmiştir... Böylece o kişi sigarasını bitirir ve bir süre rahatlar.

Sonra yanındaki CİN tekrar SİGARA kokusu istedi mi gene beynine içinde sıkıntı oluşturacak bir impuls yollar ve o kişi de elinde olmayarak tekrar bir sigara yakar... Ve bu durum böylece devam edip gider.

Eğer, böyle devamlı SİGARA içen bir hoca veya mürşid, Gavs(!) yanına giderseniz, hemen Kur'ân-ı Kerim'in Sad sûresinin 41, Mü'minun sûresinin 98, 99 ve Saffat sûresinin 7'inci âyetlerindeki dualara devam ediniz...

Göreceksiniz ki, bu duaya devam sûretiyle beyninizin yayacağı belli dalgalar o kişinin ilişkide olduğu CİN ile ilişkisinde kopukluk oluşturacak ve bu yüzden karşınızdaki kişide bazı dengesiz söz ve davranışlar ortaya çıkacaktır.

Ayrıca, Ruh çağırma celselerinde, CİNci, falcı hocaların yanında da bu duayı okursanız, bunun böyle olduğunu görerek söylediklerimize kesinlikle inanabilirsiniz.

RUH'UN GELMESİ GİTMESİ, ÇAĞIRILMASI ASLA VÂRİT DEĞİLDİR. RUH'U SADECE RABBI ÇAĞIRIR VE RUH DA ASLÎ ÂLEMİNE RUCÛ EDER!

Bilinsin ki, “RUH” orijinali itibariyle tektir ve Rabbin hükmüdür!

Onun, ne yemesi ne içmesi, ne yorgunluğu, ne gıdası, ne hastalığı, ne terbiyesi, ve ne de ölümü olur.

Ruh insana hayatiyet verir...

Hayâtiyetimizin cevheridir. Varlığımızı meydana getiren ana cevherdir. ki bu “Ruh-u A'zâm”dır!

Bir de “kişilik ruhu”(1) vardır ki; bu beyinden oluşur! Ruhun ne sağlığı gibi bir kavram; ne de hastalığı gibi bir olay vardır!

Kişilerin bu mevzudaki bütün ithamları bulguda beyne aittir. Rabbin hükmü bütün bu ithamlardan uzaktır.

Keza ruhun gelmesi, gitmesi, çağırılması gibi hâller dahi asla vârit değildir!

Ruhu, sadece Rabbı çağırır; ve Ruh da asli âlemine rücû eder, cesedi terkederek!

Bütün ruha atfedilen hâller, gerçekte fıtrî tecelliler; zâhirde ise beyne ait fizik bulgulardır.

Gerek Efendimizin devrinde ve gerekse kendisinden bir süre sonra büyüklerin hiçbiri bu mevzûda Ruha böyle bir ithamda bulunmamış; ancak daha sonraları yaşamış olan bazı kişiler, bu mevzuda konuşmak zorunda bırakıldığında, müşahede ettiklerinin gerçek mânâsını değil, sadece olduğu gibi gördüklerini izah yoluna gitmişler ve biraz açılmak zorunda kalmışlardır. Ve böylece bugüne kadar gelinmiştir.

Vazifemiz, gerçekleri, Rabbin izniyle, izahtır..

Şüphesiz ki herkes ilmi kadar konuşur.

Şurası muhakkaktır ki, her bilgi sahibinin fevkinde ondan daha iyi bilen vardır.



Bu sayfa hakkındaki son yorum:
Yorumu gönderen: serdar (zamanın ruhu), 16.12.2010, 22:52 (UTC):
CİN zamaninruhu n e t

Kuran'da cinlerin dumansız ateşten yaratıldığı bildirilmektedir. Dumansız ateş sözcüğü cinin mahiyetini anlamamızda anahtar bir sözcüktür.

İnsan , hayvan, bitki vs. varlığın tümünün kendine özgü doğal bir ısı derecesi vardır. Stabil olan bu ısı o varlığın sağlıklı ve düzenli varoluşunu devam ettirir. Herhangi bir nedenle bir varlıktaki ısı seviyesinin yükselmesi ile o varlığın tabii yaşam durumunda bozulmalar meydana gelir. Biz buna varlığın cinnet hali diyoruz. Tüm varlıklarda zaman zaman ortaya çıkabilen bu durum insanlarda daha net ve gözlemlenebilir sonuçlar doğurur. Örneğin küçük çocuklarda ateş yükselmesi onlarda sayıklamalara ve halüsinasyonlara neden olurken yetişkinlerde bu hal kalıcı veya geçici cinnet halleri olarak görülür. Cinnet hali içinde olan bireye cin veya cinnet halinin varlıksal görünümü diyebiliriz. Cin de peygamberlerin subjektif algılarındandır. Melekten farkı cin'nin genellikle negatif tezahürleri olmasıdır.

Özetlersek cin varlıkta açığa çıkan bir davranış biçimidir. Bu davranış biçiminin temel tetikleyicisi yüksek ateştir. Zannedildiği gibi hammaddesi dumansız ateş olan nesnel bir varlık değildir. Dumansız ateş gördüğümüz ve bildiğimiz herşeyin kendisidir. Herşey enerji olma yönüyle dumansız ateşin kendisidir. Zaten normal ısının yükselmesi ile bütün varlıkların durumu negatif anlamda bozulur ki biz buna cinlenme hali diyoruz. İş böyle olunca bizim dışımızda vücudu olan bir cinin olamayacağı, bu nedenle cin çarpmalarının ve cin çıkarmaların şarlatanlıktan başka şey olmayacağı açıktır.

Yorumu gönderen: adamın biri, 13.11.2010, 16:35 (UTC):
şu uğraklar veya bir takım rahatsızlıkları olanlar için bir şey demek istiyorum bende.

Allahtan korkarsanız başka hiç bir şeyden korkmazsınız. çünkü silahı tutan elden korkmak varken, silahtan korkmak niye?.. Allahtan korkmazsanız da, diğer bütün her şeyden korkular duymaya başlarsınız. insanlardan, yalnızlıktan, karanlıktan. falandan filandan.. bunun içindir ki Allahtan çok korkun.

Yorumu gönderen: tacı tevhid , 12.10.2010, 13:39 (UTC):
Allahın rahmeti bereketi selamı üzerinize olsun öncelik size konu hakkında bir şey peylaçmak istedim.Mevzu bahis odur ki bir zat Myyiddin arabi hazretlerine gelerek şöyle bir soru sordu; "Efendim ruhlar ile nasıl görüşüyorsunuz?" dedi.Onlara verdiği cevap; "Üç şekilde 1)rüya yoluyla 2)Onların ruhlarını çağırıp görüşerek 3)Bedenimden ruhumu ayırıp onların yanlarına intikal ederek (batında). diye cevap vermiştir efendi şimdi yazılanlarla bu açıklama çelişmektedir yorumu size bırakıyorum saygılarımla.

Yorumu gönderen: seyfettin, 25.09.2010, 11:08 (UTC):
ALLAH'ın selamı uzerınıze olsun hocam, sitenizi dolaşırken bu sayfaya rastladım guzel bı konuya değinmişsiniz, bu konuda yetersız olduğumuzdandır hıç bı soru soramıyoruz. inşallah rabbimizin size verdiği ilimden bizede nasip olur

Yorumu gönderen: okan, 07.09.2010, 15:57 (UTC):
eVt abi bu anLattığın şeLeRi an ve an yaşadım ama pes etmiştim evt bodrumda bi akşam bayaa bi mucadele ettim ama gittikçe arttırıyodu şiddetini dayanamadım istemedim giT başımdan falan dedim be istemedim onu ve senin dediğin gibi giT geLLeR Le yaşıyorum şimdi... onu yeniden kendi kontrolume alabilirmiyim acaba abi ne oLur YARDIM Et BANA ...........

Yorumu gönderen: üc harf, 04.09.2010, 03:08 (UTC):
tehlikeli cok bu isler...

Yorumu gönderen: abdullah mollaoğlu, 21.07.2010, 21:34 (UTC):
bu yazının bir bölümünde"mürşit ve gavs" kelimelerini son derece yanlış ve yersiz kullanmışsınız. söz nereye varır kime gider sanki hesap edilmemiş gibi.bu konuda tepkimi koyuyorum ve bu yanlışı düzeltmenizi temenni ediyorum. konuyla alakası olmayan terimleri kullanmayın lütfen.

Yorumu gönderen: ahmet , 27.06.2010, 20:16 (UTC):
slm benım ustume bı hava gıbı bişeyler gelıyo vuçudumda dolaşıyo zarar vermıyo gıbı bunu dukkatlı bı şekılde defalarca gözledım bı hava gıbı bişe konuşmaya çalışıyom konuşmuyo gıt dıyom gıtmıyo anlamadım nasıl ıletışıme gecerım zararda vermıyor gıbı ama bol bol gaz cıkarıyom nasıl kurtulçam yardım çı olurmusunuz

Yorumu gönderen: cebrail , 08.01.2010, 14:35 (UTC):
vallahi anatılanlar doğru ben bi gece sigara içmeden yattım allahım o nasıl bir sıkıntı ve üstüme bir çıktı sanki eziyodu beni uykumda besmele çektim kayboldu

Yorumu gönderen: recep, 14.08.2009, 10:06 (UTC):
ah senı bır oturup dinlesek be abi. fatih istanbulu fethediyor bizans meleklerin cinsiyetini tartışıyor misali olmuşuz



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36874628 ziyaretçi (103057212 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.