Sıradışı Kozmik Tesadüfler II
 

Sıradışı Kozmik Tesadüfler

2. Bölüm

Aşkın Böylesi

20 yaşındaki George Selkirk, aşıktı ama bir kadına değil. George, otomobillere aşık görülmemiş bir fetişistti. Austin Metro model bir arabası vardı. Ayrıca Wauxhall Nova, Fiat Uno ve Ford Fiesta marka arabalardan da vazgeçemiyordu. Austin'e günlerce biniyor, mecbur kalmadıkça inmiyor, saatler boyunca tek başına arabasında oturuyor ve kadınlarla hiç ilgilenmiyordu. George, psikiyatri tedavisine alındı. Aylar süren tedaviden sonra Austin'inden vazgeçerek normal yaşama döndü ve sonunda bir kıza aşık oldu. Evlenme teklif ettiği o kızın adı ne miydi: Mercedes!

Başkanların Ölümleri

Abraham Lincoln ve John Fitzgerald Kennedy'nin yaşamları ve uğradıkları suikastler, inanılmaz bir dizi olayla birbirine bağlıdır. Lincoln, ilk defa 1860 yılında kongreye seçildi. Kennedy ise tam 100 yıl sonra 6 Kasım 1960'da. Ölümlerinden sonra yerlerini alan yardımcılarının soy adı, ikisinin de Johnson'du. Andrew Johnson, 1808'de; Lyndon Johnson ise 1908'de doğmuştu. Lincoln'u vuran J. W. Booth, 1838 yılında, Kennedy'nin katili Oswald ise 1939'da doğdu. İkisi de güneyliydi ve mahkemeye çıkarılamadan vuruldular. İkisi de cinayeti bir tiyatro binasında işledi ve daha sonra ikisi de bir ahıra kaçtılar. Suikast günü Lincoln, bir korumasına "Benim canımı almak isteyen bir adam var. Başaracağından kuşkum yok. Olacağı varsa önüne geçilemez." demişti. Kennedy ise eşine ve yardımcısı O'Donnell'e "Biri beni pencereden bir tüfekle vurmak istese, kimse onu durduramaz. Bunun için neden üzüleyim?" demişti. Lincoln ve Kennedy, insan haklarını savunmalarıyla tarihe geçtiler. İkisi de bir cuma günü kafalarının arkasından vuruldular ve eşleri de yanındaydı. Lincoln, Ford Tiyatrosu'nda vuruldu. Kennedy ise Ford Motor Şirketi tarafından yapılan bir arabada hayatını kaybetti. Son uğursuz tesadüfse, Kennedy'nin Evelyn Lincoln adlı sekreterinin olması ve onun Kennedy'e Dallas'a gitmemesini söylemesidir. Evelyn Lincoln, Kennedy'nin de sekreterinin adıdır.

Böyle De Ölünmez Ki!

Sıradışı ölümler vardır. Ama bazıları vardır ki, inanılacak gibi değil... Aralık 1992'de ABD Kuzey Carelona Newton'da yaşayan 47 yaşındaki Ken Barger uykudayken baş ucundaki telefon çaldı. Yanında uyanık olan eşi telefona daha uzanamadan aniden uyanan Ken, elini telefona doğru attı. Ne var ki uyku sersemliğiyle ahize yerine sehpada duran 38'lik Smith Wesson tabancayı aldı ve kulağına dayayarak tetiği çekti. Her şey bir anda olup bittiğinde olaya tanık olan karısı şok geçiriyordu...

Çöpçatan Şişe

Paolina ve Ake Wiking, 1958 yılının sonbaharında uzun bir yolculuk yapmış bir şişe sayesinde Sicilya'da evlendiler. 1956'da açık denizde yol alan gemideki İsveçli genç denizci Ake, canı sıkılınca herhangi bir kızdan kendisine yazmasını istediği belirten mesajını koyduğu şişeyi denize bırakıverdi. Paolina'nın Sicilyalı bir denizci olan babası, mesajı alıp şaka niyetine kızına uzattı. Şakaya devam eden Paolina da genç denizciye bir not gönderdi. Bu mektuplaşma, çabucak samimileşti ve Ake'nin Sicilya'yı ilk ziyaretinden sonra genç çift evlendi.

Kaçış Yok!

Katil Michael Godwin, ABD'de Colombia'da cinayetten ölüme mahkum edilerek elektrikli sandalyede idamına karar verildi. İdama birkaç saat kala avukatların çabaları sonucunda Eyalet Komitesi tarafından idam cezası, müebbet hapse çevrildi. Haftalar sonra Godwin, yeni hücresinde metal bir iskemleye oturmuş, hücreye yeni gönderilen televizyonu karıştırıyordu. Nasıl olduğu hala bilinmiyor, televizyonun elektrik kablosu, metal iskemleye değdi ve Godwin, çarpılarak can verdi. Aynen kurtulduğu elektrikli sandalyede olacağı gibi...  Kabloda minicik bir sıyrık vardı. Belki bir fare kemirmişti ya da başka bir nedenden. Ama ilahi adalet, Godwin'i bağışlamadı.

Kapıyı Kim Çaldı?

Şimdi 1970 yılına dönelim. Londra'nın banliyö semtlerinden biri olan Surrey'deki evinde uyuyan Helen Tillotson, sabah saat beşte kapısının vurulmasıyla uyandı. Uyku sersemi kapıya gitti ve diyafona basarak "Kim o?" dedi. Dışarıda sabahlığının üstüne mantosunu giymiş annesi vardı ve "Helen, orada mısın? Aç içeri gireyim..." diyordu. Helen, kapıyı açtı. Annesi karşısındaydı ve annesi sordu: "İşte geldim. Ne var? Neden çağırdın?" Helen şaşkındı. Annesine kendisini çağırmadığını ve gece 11'de eve gelip hemen yattığını, kapı çalıncaya kadar da hiç uyanmadığını söyledi. Ama annesi ısrar ediyordu. Çeyrek saat kadar önce kapısı çalınmış ve Helen, evin önünde durarak pencereden bakan annesine hemen arkasından eve gelmesini, hiç soru sormamasını ama çok acele etmesini söyledikten sonra koşarak gitmişti. Genç kadın, bunun imkansız olduğunu, hiç dışarı çıkmadığını tekrarlıyordu. Fakat annesi, kendisini gözüyle gördüğünü ve konuştuğunu ısrarla söylüyordu. İşte tam o anda, iki kadın tartışırlarken, korkunç bir patlama oldu. İki sokak ötedeki Helen'in annesinin oturduğu apartmanda bir gaz kaçağı olmuş ve bilinmeyen bir nedenle alev alan gaz patlayarak evin bir bölümünü yıkmıştı. Ölü yoktu; ama patlamanın en etkili olduğu yer, Helen'in annesinin katıydı ve yangın, orada başlamıştı. Olay yerine gelen itfaiye şefi, "Hiç kuşkum yok. Eğer kadın orada o anda uyuyor olsaydı, sağ kalması asla mümkün değildi." dedi ve iki kadın, yangını seyrederken kazadan çok yaşadıkları inanılmaz olayın etkisindeydiler.

Ölümünden Sonra Doktor Çağırdı

Philadelphia'nın tanınmış psikiyatri uzmanlarından olan Doktor S. Weir Mitchell, bir kış akşamı muayenesinde yorucu bir gün geçirdikten sonra koltuğunda uyuyakalmıştı. Zil sesiyle uyanarak kapıyı açtığında, orada omuzlarında yıpranmış bir atkıyla duran, zayıf ve titreyen bir genç kız gördü. Doktora onunla gelip çok hasta olan annesini tedavi etmesi için yalvarıyordu. Yağmur yağıyordu ve doktor, kızla beraber eski bir eve kadar gitti ve kız, onu orada 1. kata çıkardı. İçerde evinde bir zamanlar hizmetçisi olan hasta bir kadın vardı. Mitchell, kadına zatürree teşhisi koydu ve gerekli ilaçları aldırtmak için odaya gelmemiş olan kızı aradı. Bu arada da kadını elinden geldiği kadar teskin ederek bu kadar iyi bir kızın annesi olduğu için tebrik etti. Yaşlı kadın şaşkındı. Kızının 1 ay önce öldüğünü ve ayakkabısıyla atkısının küçük dolabın üstünde olduğunu söyledi. Dehşete düşen Dr. Mitchell, dolabın üstüne bakınca orada kapısını çalan garip kızın omuzlarındaki atkıyı gördü. Katlanmış ve kuruydu. Yani o gece dışarıda giyilmiş olması imkansızdı. Ve ona yolu gösteren kız yerinde yoktu...

Öte Dünyadan Gelen Telefon

Rockçu Karl Uphoff, 1969'da ölen babaannesinden telefon aldıktan sonra, ölümden sonraki yaşama inanmaya başladı. Büyükannesi öldüğünde Karl 18 yaşındaydı ve özel bir bağları vardı. Yaşlılığın getirdiği sağırlık ilerlemeye başlayınca, Karl'dan sık sık yardım istiyordu. Fakat Karl hiçbir zaman evde olmadığından, büyükannesi onu bulabilmek için Karl'ın arkadaşlarını tek tek telefonla arıyordu. Numaraları çeviriyor, bir-iki dakika sonra: "Karl, orada mısın? Ona hemen eve gelmesini söyleyin!" deyip bu mesajı birkaç kez tekrarlıyor ve sonra da konuşmayı bitiriyordu. Büyükannesinin ölümünden 2 yıl önce Karl'ın kızkardeşi, onun bakımını üstlendi ve böylece telefonlar durdu. Büyükannesinin ölümünden 2 gün sonra ise Karl, New Jersey'deki arkadaşı Peter'e ani bir ziyarette bulundu. Aşağı katta sohbet ederlerken Peter'in annesi telaşla Karl'ı telefona çağırdı ve büyükannesi olduğunu iddia eden bir kadının ısrarla yardım istediğini söyledi. Ama Karl, telefonu eline aldığında hiç kimse cevap vermedi. O gece eve döndüğünde telefon birkaç kez daha çaldı; ama açıldığında hiçbir ses gelmiyordu. Bu bir şaka olabilir miydi? Karl'ın dediğine göre büyükannesinin yaptığı telefon konuşmalarından haberdar olan hiçbir arkadaşı, o gün Karl'ın nereye gittiğini ve gittiği yerin numarasını bilmiyordu.

Ses, Katilini Buldu

Oğlunun ölümüyle perişan olan 42 yaşındaki Romer Troksell, Pennsylvania Lewittown'da oturuyordu. Charlie Troksell'in cesedi, Indiana'nın Portage kasabasındaki yol kenarında bulundu. Kimlikleri alınmıştı ve acılı baba, şimdi ne olursa olsun intikam arıyordu. Romer, oğlunun cesedini teşhis etmek için Portega'ya giderken kafasının içinde devamlı oğlunun sesini duyuyor ve oğlunun çalıntı arabasını kullanan birini görebilmek için gözlerini dört açıyordu. Anlattığına göre bir ses, nereye bakmasını gerektiğini söyledi ve sonunda Romer, çalıntı arabayı buldu. "Bir U dönüşü yaptım ve arabayı bir blok boyunca takip ettim. Aslında düşüncem, arabaya çarpmaktı; ama oğlum Charlie, beni bu konuda yine uyardı." diyordu ölen gencin babası. Romer, sürücü durup inene kadar arabayı takip etti. Birileri polis çağırana kadar da şüpheliyi gözlemledi. Polisler, verilere dayanarak suçlunun o kişi olduğunu anlayıp onu yakaladılar. Suçlu, yargılanıp cezalandırıldıktan sonra Charlie'nin sesi bir daha duyulmadı. "Charlie, şimdi huzurlu. Belki Tanrı, bunun böyle olmasını istedi." Romer Troksell, duygularını böyle ifade ediyordu.

Uğursuz Apartman Mı?

23 Ağustos 1980'de New York'ta gece yarısı NBC televizyonunda yayınlanan bir talk-showda ruhçuluğa meraklı Alex Tanous'un söyledikleri aylar sonunda gerçekleşecekti. Talk-showun yöneticisi Lee Spiegel'in amacı, yetenekli gördüğü insanlarla deneyler yapmaktı. Spiegel, NBC'de yayınlanan "Açıklanamayan Olaylar" adlı programın yapımcısı olarak ün kazanmıştı ve 73. Cadde'de bulunan Amerikan Ruhsal Olaylar Derneği önünde bir deney yapmak üzereydi. Aynı caddede bulunan Dakota apartmanları ise ünlülerin oturduğu bir yer olarak tanınıyordu. Ve Spiegel, Tanous'la beraber apartmanların önünde durarak gelecek birkaç ay içinde ünlülerin yaşamında neler olabileceğini sordu. Bir an düşünen Tanous, gözlerini kapadı ve konuştu: "Bu sözlerim gerçekleşecek. Çok ünlü bir rock yıldızının zamansız ölümünü görüyorum ve bu ölüm, şu andan itibaren her an gerçekleşebilir. Tekrar ediyorum, bu, çok zamansız bir ölüm ve garip bir yabancı, onun ölümüne neden olacak. Bu ölümün etkisi, sayısız insanın bilincini etkileyecek. Çünkü o kadar ünlü biri..." Bu talk-show, 5 Eylül 1980'de yayınlandı. Ama 8 Aralık 1980 günü, bir kez daha yayınlanacaktı. Çünkü o gün, dünyanın en ünlü müzisyenlerinden biri olan pop-star John Lennon, karısı Yoko Ono ile beraber Dakota apartmanlarında bulunan dairesine giderken, uzak bir eyaletten gelen bir psikopat tarafından vurularak öldürüldü. Tanous, kimin öldürüleceği sorulduğunda bir isim vermemişti. Ama program yapımcısı Spiegel, aylar önce programı yayınlandığında bir liste yapmıştı ve listenin başında John Lennon bulunuyordu. Bir şey daha var... Korku sinemasının en iyi örneklerinden sayılan ve başrolünü Mia Farrow'un oynadığı "Rosemary'nin Bebeği" adlı film çekilirken ard arda bir sürü uğursuzluk yaşanmış ve oyunculardan bazıları, psikiyatrik tedavi görmüşlerdi. Yani film, aynı yerde, yani Dakota apartmanlarında çekilmişti.Yani film, Lennon'un vurulduğu yerde çekilmişti ve katil, soruşturmada Lennon'u neden vurduğunu bilmediğini söylüyordu. Taonus'un kehaneti de böylece gerçekleşmişti.

Uğursuz Arya

1852 yılında Paris Operası Kral 6. Charles tarafından açıldığında öylesine olay olmuştu ki; gazeteciler, açılışı "ezici bir başarı" olarak nitelediler. Açılış gecesinde dönemin en ünlü tenoru Mafiani başroldeydi. İkinci tenor, "Tanrım, onları ez!" diye başlayan aryasına başladığında Mafiani'nin gözleri tavana ilişti. Kubbenin hemen altında bulunan "kedi balkonu" denen çember balkondan dev bir parça yerinden koparak düştü. Beton blok, doğrudan talihsiz tenorun üzerine geldi ve onu ezerek öldürdü. Her şeye rağmen gösteri sürecekti. Ertesi gün Mafiani, ön sıraları boş olan salonda yine sahneye çıktı ve o an geldi, yine "Tanrım, onları ez!" aryasına başladığı anda tenorlardan biri, göğsünü tutarak yere düştü. Kalp krizi geçiriyordu ve kurtarılamadı. Yapımcılar ve sorumlular panik halindeydi. Ölümün üçüncü kez geleceğine inanıyorlardı. Ama Mafiani direndi ve lanetli aryanın söylenmemesine karar verdi. O an geldiğinde orkestra susacak ve sonra devam edeceklerdi. Gerçekten de öyle oldu. Orkestra sustu; fakat müzisyenlerden biri refleks olarak o sözcükleri mırıldandı. Mafiani, adamı duydu ve ona ters ters bakarken kemancılardan biri aynen önceki geceki gibi kalp krizi geçirerek o anda yaşama veda etti. Artık herkes pes etmişti. Opera kapatıldı. Oyun kaldırıldı. Aylar sonra başka bir oyunla açıldı; fakat o oyun bir daha hiç oynanmadı.

Yazar Mı Yoksa Terörist Mi?

1972'de ABD'de Regency Press adlı yayınevi, "Siyah Kaçırıcı" adlı bir roman yayınladı. Yazarın adı, James Rusk Jr'ydi. Romanın konusu, bir grup teröristle ilgiliydi. Bir zencinin liderliğini yaptığı bu terör gurubu, çok ünlü sağcı bir iş adamının kızını kaçırıyordu. Kızın adı, Patricia'ydı. Kolejde okuyordu ve teröristler tarafından kolejin yanındaki kampüsten kaçırılıyordu. Genç kız, kaçırıldıktan sonra önce direniyor, fakat daha sonra siyahi liderin etkisinde kalıyordu. Teröristler, kızın babasına, kızının poloroid resimlerini yolluyorlar ve kaçırılmanın Amerika'daki ilk politik kaçırma olduğunu ilan ediyorlardı. Kitabın sonunda çete ve rehine, saklandıkları çiftlik evinde FBI tarafından sarılıyor, göz yaşartıcı bombalar patlıyor teröristlerin birkaçı öldürülüyor, Patricia ise kurtuluyordu.

Buraya kadar her şey roman.Aradan sadece üç hafta geçti. ABD'nin ünlü gazete kralı sağcı milyarder Randolph Hearst'ın kızı Patricia Hearst, okuduğu kolejin yanındaki kampüsün bitişiğindeki apartmandan kendilerine "Symbionese Özgürlük Ordusu" adını taka bir grup terörist tarafından kaçırıldı ve grubun lideri, bir zenciydi. Aradan uzun zaman geçti. Örgüt, baba Hearst'a kızının poloroid fotoğraflarını yolladı. Sonra Patricia'nın kendi sesiyle doldurduğu teyp kasetleri geldi. Genç kız, babasını faşistlik ve özgürlük düşmanlığıyla suçluyordu. FBI, işi ele aldı ve ülke çapında bir av başladı. Derken teröristlerin ve rehinenin iç eyaletlerden birinde ücra bir çiftlik evinde saklandıkları öğrenildi. FBI ajanları tarafından sarılan eve göz yaşartıcı bombalar atıldı. Çıkan çatışmada teröristlerin ikisi vurularak öldürüldü. Patricia ise sağ kurtarıldı.

Aradan 1 yıl geçti. Patricia kaçırılırken yanında bulunan ve fena halde dayak yiyen nişanlısı Steven Weed, yanındaki FBI ajanlarıyla beraber romanın yazarı James Rusk Jr'yi ziyaret etti. Weed, kitabı duymuş ve okumuştu. Şimdi ise kaçırılma olayının suç ortağı olarak Rusk'u suçluyordu. Oysa Rusk, kendi halinde yaşayan mazbut bir emekliydi. Zaten romanı da o kadar ilgi görmemişti. FBI, romanı alıp okudu. Sonra, sağ kalıp mahkum olan teröristleri sorguya çekerek kitabı okuyup okumadıklarını araştırdı. Zenci lider de dahil olmak üzere hiçbirinin kitaptan haberi yoktu. Olay da öyle kaldı ve kapandı.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: meraklı, 23.07.2014, 01:39 (UTC):
çok güzel bir yazı .tşk

Yorumu gönderen: Ayşegül, 21.07.2014, 19:22 (UTC):
Hıııı... Bitt mi yani bu kadar mıydı sıra dışı kozmik tesadüfler?:) Sanki kulağım çınlıyor ve kozmik bir ses yankılanıyor kafamın içinde: "Kolaysa siz hazırlayın Ayşegül Hanım!" diyen azıcık sitemkar bir ses... O zaman bu tadına doyulmaz yazı için teşekkür edeceğim noktaya çabuk gelmişimdir demektir; teşekkür ediyorum çok zevkli ve öğretici bir yazıydı...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36936207 ziyaretçi (103169510 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.