Sırat Köprüsü
 

sırat, köprü, sırat köprüsü, mahşer, ahret, ahiret, haşir

Sırat Köprüsü

Bütün bu tehlikeleri düşündükten sonra Allah Teâlâ'nın şu âyeti üzerinde tefekkür et:

“Takvâ sahiplerini gruplar halinde çok merhametli olan Allah'ın huzurunda toplarız. Günahkârları da susuz olarak cehenneme süreriz.” [1]

“(Allah meleklerine emreder:) Onlara cehennemin yolunu gösterin, onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!” [2]

Bütün mahlûkat, mahşer meydanında yaşadığı bunca felâketin ve korkutucu manzaraların ardından sırat köprüsüne götürülür. Sırat, cehennem üzerine uzatılmış, kılıçtan keskin ve kıldan ince bir köprüdür.

Bu dünyada istikamet üzere olup Allah'ın kendilerine gösterdiği doğru yoldan ayrılmayanlar, sırat köprüsünden kolayca geçerek bu tehlikeden kurtulurlar. Fakat istikametten sapıp sırtlarında ağır günah yüküyle gelenler daha ilk adımlarını atar atmaz ayakları kayar ve cehenneme düşerler.

Sen şimdi, sıratı ve onun ne kadar ince olduğunu gördüğünde kalbinde hissedeceğin o korkuyu, altındaki cehennemin simsiyah ateşini ve o ateşinin çıkardığı uğultuları düşün!

Dermanının tükenmiş olmasına rağmen oradan geçmen gerektiğini, kalbinin yerinden çıkarcasına çarptığını, yeryüzünde yürümeyi değil, sırtındaki o ağır günah yüküyle sırattan geçmeye çalıştığını, korkudan dizlerinin birbirine çarptığını hayalinde canlandır!

Peki, o köprüye daha ilk adımını atar atmaz, keskinliğini hissettiğin buna rağmen ikinci adımını da atmak zorunda olduğunu bildiğin ve önünde tir tir titreyen insanların dengelerini kaybederek teker teker cehenneme düştüklerini, zebanîlerin ellerindeki mahmuz ve çengellerle onları başları üstüne ateşe doğru hızla çektiklerini gördüğünde halin nice olur!

Bu ne korkunç bir manzara! Ne zor bir yokuş! Ne dar bir yol!

Bu arada bir de kendi haline bak! Sürüne sürüne köprüden geçmeye çalıştığını, arada bir kalkmaya çalıştığını ancak günahlarının ağırlığından ötürü sağa sola yalpaladığını ve insanlara çarptığını, köprüden geçmek isteyen çoğu kişinin kayarak cehenneme yuvarlandığını ve bu esnada da Resûlullah'ın (s.a.v), “Ey rabbim! Ümmetimi kurtar, ümmetimi kurtar!” diye dua ettiğini gözünün önüne getir.

Düşün, sırat köprüsünden ayakları kayarak düşenlerin çokluğundan ötürü cehennemin derinliklerinden kulağına kadar gelen çığlık ve feryatları işittiğinde halin nasıl olur? Ya senin de ayağın kaysa! Artık ne kadar pişman ve perişanlık duysan da bu sana fayda vermeyecek ve, “İşte korktuğum başıma geldi. Keşke dünyaya geri döndürülsem (de salih ameller işlesem). Keşke Peygamber'in (s.a.v) yolunu tutsaydım. Keşke falanca kişiyle hiç dostluk kurmasaydım. Keşke toprak olaydım. Keşke kimsenin beni bulamayacağı hatırlamayacağı bir şekilde yok olup gitseydim. Keşke anam beni hiç doğurmasaydı!” diye feryad-ü figan koparacaksın.

İşte sen böyle ahlanıp vahlanırken -Allah hepimizi korusun- cehennem ateşi birden seni pençesine alıverir. Sonra bir münadi, “Alçaldıkça alçalın orada. Benimle konuşacak bir şeyiniz yok artık” [3] der.

Mahlûkat bu sesi işittikten sonra artık ne bağırabilir, ne inleyebilir ne nefes alır ve ne de yardım dileyebilir.

Tüm bu tehlikeler önünde iken acaba aklının nerelerde olduğunu biliyor musun? Şayet bu anlatılanlara bir türlü inanamıyorsan, gerçekten kâfirlerle birlikte cehennemin tabakalarında kalacağın müddet pek uzundur! Eğer bunlara inanıyor, fakat hâlâ gafil davranıyor ve oraya hazırlanmada gevşeklik gösteriyorsan hakikaten büyük bir zarar ve ziyan içindesin demektir.

Eğer imanın seni, Allah rızası uğrunda O'na itaat etmeye ve yasaklarından sakındırmaya sevk etmiyorsa bunun sana ne faydası olur ki?

Şayet önünde sırat köprüsünün felâketleri ve oradan geçerken kalbinin yerinden fırlarcasına çarpmasının dışında başka hiçbir korku olmasa ve oradan sağ salim geçsen bile o anda hissedeceğin korku ve dehşet sana yeter de artar bile!

SIRAT KÖPRÜSÜNDEKİ TEHLİKELER

Resûlullah (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

«Sırat köprüsü cehennemin bir başından öbür başına kurulur ve peygamberlerden ümmeti ile ilk geçen ben olurum. O gün peygamberlerden başkası konuşmaz. Peygamberlerin duası şöyledir: “Allahım, ümmetime selâmet ver, onları sağ salim buradan geçir.”

Cehennemde Se'dân Dikeni'ni [4] andıran demirden çengeller ve mahmuzlar vardır.»

Bundan sonra Resûlullah (s.a.v) ashabına yönelerek:

“Siz hiç Se'dân dikeni gördünüz mü?” diye sordu. Ashab, “Evet ey Allah'ın Resûlü, gördük” dediler. Resûlullah (s.a.v):

“İşte cehennemin çengelleri Se'dân dikenleri gibidir, ancak çok daha büyüktürler. Büyüklüklerini de yalnız Allah (c.c) bilir. Bu çengeller herkesi ameline göre (cehenneme) çekerler. Kimisi amelinin azlığından helâk olur, kimisi de hardal tanesi gibi parça parça olur ve bundan sonra kurtulur (cennete gider).» [5]

Ebû Saîd el-Hudrî (r.a) rivayet ediyor: Resûlullah (s.a.v) buyurdu ki:

«İnsanlar cehennem köprüsünün üzerinden geçerler. O köprünün üzerinde dikenler, çengeller ve demir kancalar vardır. Bunlar sağdan soldan insanları çekip yakalarlar. Köprünün yan taraflarında ise melekler, “Allahım! Bu insanları buradan kurtar” diye dua ederler. Kimileri oradan şimşek gibi, kimileri rüzgâr gibi, kimileri hızla koşan bir at gibi, kimileri de koşarak geçerler. Bazıları ise normal bir yürüyüşle, bazıları da emekleyerek bazıları ise sürünerek geçerler. Cehennemliklere gelince, onlar ne ölür ne de rahat içinde kalır; onların yeri orasıdır. Günahları ve hataları sebebiyle yakalananlara gelince, onlar kömür gibi olana dek ateşte yakılırlar. Sonra onlar için şefaat izni çıkar (ve cennete giderler).» [6]

SIRAT KÖPRÜSÜNDEN GEÇENLER

İbn Mes'ud'un rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Allah Teâlâ öncekileri ve sonrakileri o malûm yerde (mahşerde) ve zamanda (kıyamette) bir araya toplar. Bütün mahlûkat kendileri hakkında verilecek hükmü görmek için kırk yıl süreyle gözlerini gökyüzünden ayırmazlar.”

Resûlullah (s.a.v) bir hayli uzun olan bu hadisi, müminlerin Allah'a secde etmelerine kadar olan kısmını anlattıktan sonra şöyle devam etmiştir:

“Sonra Allah (c.c) müminlere, “Başlarınızı kaldırın” der. Müminler de başlarını kaldırır. Allah (c.c) onların her birine amelleri miktarınca nur verir. Kimine verilen nur büyük bir dağ kadardır; onun önünü aydınlatarak ilerler. Kiminin nuru ondan daha küçüktür. Bazılarına verilen nur ise bir hurma kadardır. Hatta bazılarının nuru ondan bile azdır. Kendisine en son nur verilen kişiye bu nuru, sadece ayak parmağının ucu kadar bir kısmını aydınlatır. Bu ışık da bazen yanar bazen söner. Yandığı zaman yürür, söndüğü zaman olduğu yerde kalakalır.”

Resûlullah (s.a.v) bu hadisin devamında, müminlerin nurları nispetinde sıratı geçtiklerini anlatırken şöyle buyurmuştur:

«Kimileri göz açıp kapayacak kadar bir zamanda, kimileri şimşek gibi, kimileri bulut gibi, kimileri yıldızın kayması gibi, kimileri hızlı koşan bir at gibi, kimileri de koşarak sıratı geçer gider. Nuru sadece ayak parmaklarının ucunu aydınlatan kimse ise sıratı yüzükoyun sürünerek geçmeye çalışır. Öyle ki, bir eliyle kendine çekerken diğerini sürür; bir ayağıyla sürünürken diğerini çeker. Ateş ise onu her taraftan kuşatmış ve dokunmaya başlamıştır. Nihayet o kimse böyle sürüne sürüne köprüyü geçer ve kurtulur. Sonra ayağa kalkar ve, “Allah'a hamdolsun! O, hiç kimseye bahşetmediği bir nimeti bana verdi, zira o felâketleri görmeme rağmen beni onlardan kurtardı” der. Daha sonra melekler bu adamı cennetin kapısının önünde bulunan bir suya götürüp yıkarlar.» [7]

Enes b. Mâlik (r.a), Resûlullah'ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Sırat (köprüsü) keskin bir kılıç ya da ince bir kıl gibidir. Melekler mümin erkek ve kadınları kurtarırlar (kurtarmaya çalışırlar). Cebrâil de benim kuşağımdan tutar (öylece sırattan geçerim) ve, “Ey rabbim, ümmetimi kurtar, ümmetimi kurtar” derim. O gün nicelerinin ayakları kayar (cehenneme düşer).” [8]

İşte bunlar Sırat'ın tehlikeleri ve dehşetleridir. O halde bu hususta uzunca düşün! Çünkü o gün kıyametin dehşetinden ve felâketinden sağ salim kurtulanlar, ancak dünyadayken onu tefekkür edip tedbirini alanlar olacaktır. Zira Allah (c.c) bir kulunun kalbinde iki korkuyu bir arada bulundurmaz. Kıyametin bu tehlikelerinden dünyadayken haberdar olup onlardan korkan, sakınan ve tedbirini alan kimse, yarın âhiret günü emniyette olur. Korkudan bahsederken kadınlarda olduğu gibi, yufka yürekliliklerinden kaynaklanan ağlamayı, kıyametin dehşetlerini işittiğin vakit mahzûnî tavır takınmanı ve kısa bir müddet sonra unutarak oyun eğlenceye dalmanı kastetmiyorum. Böyle bir korkudan ne çıkar ki!

Bir şeyden korkan ondan kaçar; bir şeyi ümit eden de onu arar. Seni ancak, Allah'a isyan etmekten engel olan ve O'na itaate teşvik eden bir korku kurtarabilir.

Kıyametin felâketlerinden kadınların yufka yürekliliği gibi korkanlardan başka bir de ahmakların korkusu vardır. Çünkü onlar kıyametin felâketlerini işittikleri vakit hemen, “Allahım! Sana sığınırız, senden yardım dileriz. O gün bizleri koru ve kurtar” derler; ancak felâketlerini hazırlayan günahları işlemeye devam ederler. Şeytan ise onların bu gayr-i samimî sözlerine gülmekle yetinir.

Bu kimsenin durumu şu adama benzer. Adamın birisi tek başına çölde giderken, kendisine doğru yedi aslanın gelmekte olduğunu gördü. Bu kimsenin arkasında sığınacağı bir kale olmasına rağmen, yere oturup, “Ben kaleye, onun sağlam duvarlarına ve temellerine sığınıyorum” demeye başladı, koşarak kaleye sığınmadı. İşte bu kimsenin hali ne kadar gülünç ise, ‘ben ateşten Allah'a sığınırım!' deyip de kendisini ondan koruyacak şeylere koşmayan kimsenin sözleri de o derece tuhaftır. Çöldeki adamın bu sözleri kendisini aslanların saldırısından koruyabilir mi?

İşte kıyametin dehşet ve felâketleri de bunun gibidir. İnsanı bu tehlikelerden ancak, sadık ve samimî bir kalp ile söylenen, “Lâ ilâhe illâllah” kalesi kurtarır.

Sadakatin ve samimiyetin mânası, Allah'tan gayri maksudun ve mabudun olmamasıdır. Kim ki, hevâ ve hevesini ilâh edinmişse o, rabbini tevhitte sadık ve samimî olmaktan çok uzaktır ve tehlikededir.

Eğer bunları yerine getirmekten kendini aciz görüyorsan o zaman Resûlullah'ı (s.a.v) sev, onun sünnetlerini uygulama hususunda hırslı ol, ümmetinin salihleriyle beraber bulun ve onların bereketli dualarını almaya bak. Belki bu sayede, amel sermayenin az olmasına rağmen, Peygamber'imizin ve ümmetinin salihlerinin şefaatine nail olur ve kurtulursun.

Kaynaklar ve Dipnotlar

[1] Meryem 19/85–86.
[2] Sâffât 37/23–24.
[3] Müminûn 23/108.
[4] Bir çöl bitkisidir. Dikenleri kalın, uzun, geniş ve sivridir.
[5] Buhârî, Tevhîd, 24; Müslim, İmân, 299; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned 2/275–276; İbn Hıbbân, es-Sahîh, nr. 7429.
[6] Buhârî, Tevhîd, 24; Müslim, İmân, 302; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/25–26; Nesâî, es-Sünenü'l-Kübrâ, nr. 11327;
[7] Hâkim, el-Müstedrek, 2–376, 3591; Münzirî, et-Terğîb ve't-Terhîb, nr. 5265; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, 10/340–343;
[8] Beyhakî, Şuabu'l-İmân, nr. 366–367. Ayrıca bkz: Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 6/110; Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, nr. 1597.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: engin, 10.07.2010, 20:43 (UTC):
çok etkilendim açıkcası allah hepimizi bütün iman edenleri korusun



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36857408 ziyaretçi (103027376 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.