Sırat-ı Müstakim
 
Sırat-ı Müstakim, صراط المستقيم

Sırat-ı Müstakim

Hazırlayan: Akhenaton

Sırat-ı Müstakim, İslâm, Peygamberlerin yolu, vasat ümmetin yolu, kulluk, hak yol, din, Sebil-i Rüşd, Sebilü’r-Reşad, hidayet, gerçek, Sünnet yolu, en doğru yol anlamlarına gelen bir addır.[1]

Kurân-ı Kerîm’de onlarca âyette geçen bu tamlama, yol anlamındaki sırat’la; doğru, sapmaz, şaşırtmaz anlamındaki müstakîm kelimesinin birleşmesinden oluşmaktadır. Kurân’ın, hedefe götürücü ve erdirici yol olarak gördüğü yol, sırat’tır. Sırat, lügatte cadde, anayol, işlek ve büyük yol anlamına gelir. "Essırât": "Allah’ın yolu" demektir. Müstakim ise, hiçbir yerinde meyil ve eğrilik bulunmayan, dümdüz ve dosdoğru demektir. Sırat-ı müstakim, dosdoğru olan yol anlamındadır. Sırat-ı müstakim (doğru yol): 2 nokta arasındaki en kısa çizgiye denir. Dünya noktasından Cennet noktasına en kısa yoldan eğilip bükülmeden, yalpalamadan gidilecek yolun adıdır.[2]

Kurân-ı Kerîm’de Sırat-ı Müstakim, çok çeşitli biçimlerde birçok âyetlerde vurgulanmaktadır.[3] Bunların ilki Fatiha sûresindeki "Bizi doğru yola ilet" [4] âyetidir. [1]

Bu ayetteki "sırat-ı müstakîm", doğru yol şeklinde tercüme edilir. Hiçbir yerinde meyil ve eğrilik bulunmayan, dümdüz ve dosdoğru yol ya da cadde demektir. Fakat bu cadde, bu yol, manevî bir yoldur. Allah’ın ortaya koyduğu, bâtıl olmayan, izleyenleri hayra götüren hak yoldur. Kurân’da bir kaç yerde geçen "sırat-ı müstakîm", müfessirler tarafından Allah yolu, hak yol, Allah’ın kitâbı (Kurân-ı Kerîm), Îmân, imâna tabi olanların yolu, İslâm, İslâm şeriatı, Hz. Muhammed’in sünnetleri, O’nun ve ashâbının yolu, Ehl-i Sünnet vel Cemâat’ın yolu, Cennet yolu, kısacası İslâm ümmetinin yolu diye tarif edilmiştir.[5]

Bu ayetteki istikamet; marifet gibi Allah’ın verdiği bir hidayet ve rahmettir. Allah’a ihlâs ve samimiyetle inanmanın ürünüdür. Müminlerin Allah’tan en çok istedikleri nimetlerden biri bu yoldur. Ondan sonra gelen ayette, sırât-ı müstakîm’in ilâhî bir nimet, mutluluk ve saadet olduğu, Allah’ın gazabına uğrayan ve sapık olanların yolu olmadığı anlatılmaktadır.[38]

" Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O’na kulluk edin, doğru yol (sırat-ı müstakim) budur" .[6]

Bu ayetteki ifade, hem Hz. Muhammed’in ve hem diğer peygamberlerin ortak ifadesidir.[7] Allah, insanlık tarihi boyunca insanları doğru yola çağıran peygamberler göndermiştir.[3] Bütün peygamberler, insanları Allah’a kullukta bulunmaya davet etmişlerdir.[7] Son olarak Hz. Muhammed’i göndermiş ve ona bir hidayet olan Kurân’ı vahyetmiştir. Allah, Kurân’da doğru yolu açıklamış ve Hz. Muhammed de o yola davet etmiş ve vahyi tebliğ etmiştir. Kurân-ı Kerîm’de tekrar tekrar vurgulanan Sırat-ı Müstakim, Allah’ın nimet verdiklerinin yoludur.[3]

Bu durumun sırât-ı müstakîm olduğu, burada vurgulanmaktadır.[7] Gerçekten de Hz. Muhammed de bir hadiste, bu âyetin açıklaması mahiyetinde şöyle buyurmuştur: "Allah’a inandım de ve müstakîm (istikamet sahibi, doğru) ol!.. ".[8]

" Kim Allah’a sarılırsa mutlaka ki o doğru yola iletilmiştir" .[9]

Görüldüğü gibi bu ayette de, müstakîm olan (doğru) yol, Allah’a O’nun dinine sarılmak ya da bütün işlerimizde O’na sığınmak olarak tarif edilmiştir.[10]

" Allah dilediği kimseyi saptırır (şaşırtır), dilediği kimseyi de doğru yola koyar" .[11]

Bu ayete göre ise, Allah müstakîm (doğru) yolu, sapıklığın zıddı ve ilâhî bir lütuf olarak haber vermiştir.[12]

" Sen, onları doğru bir yola çağırıyorsun." mealindeki ayette de sırat-ı müstakîm, Allah ve Peygamber yolu olan İslâm dinî olarak tanıtılmaktadır.[13] Bununla berâber sırât-ı müstakîm, Peygamber yolu olarak tarif edilmiştir.[14] Ayrıca [15] ; sırat-ı müstakîm, Allah yolu bazen hidayet, [16] bazen ibadet [17] ve bazen de adâlet anlamında kullanılmıştır.[1]

Ayrıca sırât 2 âyette “müstakim” anlamındaki “seviy” ve aynı anlamdaki “sevâ’” (sevâü’s-sebîl) kelimesiyle kullanılır. Bu terkip geçtiği âyetlerin bir kısmında Allah’ın doğru yol ve istikamet üzere olduğunu, [18] O’nun dilediğini bu yola ileteceğini, [19] peygamberleri ve inananları doğru yola ulaştırdığını [20] bildirmekte; kimi âyetlerdeyse Hz. Muhammed’in insanları doğru yola davet ettiği [21] ve Kurân’ın insanı doğru yola ilettiği [22] vurgulanmakta ve şeytanın doğru yola girilmesine engel olmaya çalıştığı ifade edilmektedir.[23]

Aynı âyet grubunda Allah’ın ipine sımsıkı sarılma [24], O’na kulluk etme [25] ve Peygamber’e uyma [26] sırât-ı müstakîm üzere olmanın temel ilkeleri şeklinde zikredilmiş, kimi âyetlerde adaletle doğru yol arasındaki yakın irtibata dikkat çekilmiştir.[27] Fâtiha sûresinde geçen sırât-ı müstakîm “kendilerine nimet verilenlerin yolu” şeklinde açıklanmıştır. Bu ifade, ilâhî nimete mazhar kılınanların takip ettiği yolun özelliklerini belirten âyetle birlikte [28] değerlendirildiğinde sırât-ı müstakîmin peygamberlerin, doğruların, şehitlerin ve sâlihlerin yolu olduğu söylenebilir. Buna göre sırât-ı müstakîme “dinde öncülerin takip ettiği yol” anlamı da verilebilir.[29]

Hz. Muhammed’in de, "müstakîm" kelimesinin ifâde ettiği doğruluk, dürüstlük ve İslâm’a tabi olma konusunda söylediği hayli hadisi vardır. Hz. Peygamber;

" Doğru, dürüst olun, felâha kavuşursunuz."

buyurmak suretiyle, felâha kavuşup çeşitli sıkıntı, huzursuzluk ve perişanlıklardan kurtulmanın, müstakîm (doğru, dürüst) olmaya bağlı olduğunu anlatmıştır. Bununla beraber o, "Doğru, dürüst ve birlikte olun!.. "[30] diyerek, Müslümanların bu yolda birleşmelerini emretmiştir.[1]

Hadis kaynaklarında, Hz. Muhammed’in teheccüd namazına başlarken yaptığı duada Allah’a, “Sen dilediğini sırât-ı müstakîme erdirirsin” şeklinde niyazda bulunduğu nakledilmektedir.[31] Ayrıca onun sırât-ı müstakîmi Kurân [32] ve İslâm [33] olarak yorumladığı rivayet edilmektedir. Hz. Muhammed toprak üstünde kimi hatlar çizerek sırât-ı müstakîmi açıklamış, bu tür somut açıklama yöntemiyle sırât-ı müstakîmin diğer peygamberlerin yollarıyla ilgisini göstermek istemiş, ardından bunların hepsinin Allah’a götürdüğünü belirtmiş, ancak kendi yolunu diğerlerinden ayırmak amacıyla, “İşte benim doğru yolum!” demiştir.[34][29]

Maide süresinde "Seva es-Sebil" (ana yol, hak yol, dosdoğru yol, Allah’ın yolu) şeklindeki ifade şöyle açıklanmaktadır:

Seva es-Sebil, kişiye tüm güçlerini, yeteneklerini ve melekelerini geliştirme imkanı veren, özlemlerini, arzularını, duygularını, bedeninin ve ruhunun isteklerini uygun şekilde gideren ve doyuran, başka insanlarla çok yönlü karmaşık ilişkilerini dengede ve insanlığın iyiliği için kullanma ve değerlendirmede bireysel ve toplumsal hayatında onu yönlendiren hayat tarzıdır. Kısaca, bireyin ve toplumun manevî, ahlâkî, sosyal, fizikî, ekonomik, siyâsal ve uluslararası sorunlarını doğru, düzgün, sağlam ve adaletli biçimde çözmesini sağlayan hayat tarzıdır.[3]

İslâm bilim insanlarını, yukarıdaki nasların ışığında sırât-ı müstakîmin anlam ve içeriğini belirlemeye çalışmışlardır. Bunlar arasında Allah ve resulüne uyma, Allah’ın kitabı, İslâm, iman, din, hak, cenneti hak etmiş olanların yolu, kurtuluşa ulaştırıp Cennet’e götüren yol, Peygamberle onun arkasından gelen 2 halifenin yolu gibi yorumlar zikredilebilir. Fakat etimolojisinden hareketle yapılacak en kapsamlı tanım “aşırılığa kaçmayan doğru yol” şeklindedir.

Âlimler, kişinin her durumda ve her zamanda sırât-ı müstakîm çizgisinden sapmadan yaşamasının güçlüğünü dikkate almış, bu nedenle olabildiğince istikamet sahibi olmayı tavsiye etmiştir. Gazzâlî, Kurân-ı Kerîm’de kurtuluş için sırât-ı müstakīme yakınlığın yeterli görüldüğünü belirtmiş [35], bunun için her müminin günde 17 defa (beş vakit namazın farzlarında), “Bizi sırât-ı müstakîme ulaştır” [4] niyazında bulunmasının gerektiğine dikkat çekmiştir.[36]

Sırât-ı müstakîm, kulun Allah’tan başka her şeyden yüz çevirerek bütün duygu ve düşüncesiyle O’na yönelmesi, belalara sabretme gibi davranışlarla peygamberlere uyması şeklinde de açıklanmıştır.[37] Kaynaklar, bu tabiri “aklın ve dinin rehberliğinde kulluk yolunda yürüme”, “eğriliği ve sapması olmadan varlığını sürdüren, içinde çelişkiler bulunmayan mânevî yol” olarak da tanımlamaktadır.[29]

Kurân’da Seva es-Sebil ve Sırat-ı Müstakim, doğru yol olarak nitelenmiştir. İnsan, kendisini sayısız, yanlış ve eğri yolların çukurlarından kurtarıp götürecek doğru yolu çizemez. Bu bakımdan Allah büyük lütfuyla insanlığa doğru yolu göstermek için düzenlemelerde bulunmuştur.[3]

Müstakîm kelimesinin, bu kadar âyet ve hadiste anılması ve tavsiye edilmesi, ifâde ettiği geniş anlamı ve bunun İslâm dinindeki önemini ortaya koymaktadır.[1]

Kurân-ı Kerîm’de “Allah’a ortak koşmamak, anaya babaya iyilik etmek, evlâtlarının canına kıymamak, her türlü kötülük ve iffetsizlikten uzak durmak, yaşama hakkına saygı göstermek, yetim malına yaklaşmamak, ölçü ve tartıda dürüst olmak, yalan söylememek, Allah’a verilmiş olan ahde vefâ göstermek” şeklinde özetlenebilecek olan belli başlı dinî ve ahlâkî görevler sıralandıktan sonra bunlara riayet etmenin Allah’ın dosdoğru yolu (sırât-ı müstakîm) olduğu, başka yollara sapmadan bu yolda yürümenin gerektiği bildirilmektedir.[39] Buna göre sırât-ı müstakîm müminler için İslâm dışı her türlü inançtan, Kurân ve Sünnet’e aykırı davranışlardan uzak durarak yaşamını sürdürme idealini ifade etmektedir.[29]

Kaynaklar

[1] Nurettin Turgay, "Müstakim" maddesi, Şamil İslam Ansiklopedisi.
[2] Kavramlar Ansiklopedisi, "Sırât-ı Müstakîm; Anlamı ve Mâhiyeti" maddesi.
[3] Şamil İslam Ansiklopedisi, "Sırat-ı Müstakim" maddesi.
[4] el-Fatiha 1/6.
[5] Elmalılı Hamdi Yazır, "Hak Dini Kurân Dili", İstanbul 1971, 1, 123 vd
[6] Al-i İmrân, 3/51.
[7] ez-ZemahŞerî, el-Keşşaf, Kahire 1977,1, 176.
[8] Müslim, İmân, 67; Ahmed b. Hanbel,3.413, 4, 385.
[9] Al-i İmrân, 3/101.
[10] Kâdî el-Beydâvî, Envâru’t-Tenzîl ve Esrâru’t-Te’vîl, Mısır 1955, I, 73.
[11] el-E’n’âm, 6/39.
[12] ez-Zemâhşerî el-Keşşâf, 2, 66.
[13] Tefsiru’l-İmâmeyn el-Celîleyn, Dımaşk, s. 458
[14] Yasin, 36/4; el-Har 22/54; eş-Şurâ 42/52; ez-Zuhruf 43/43
[15] el-En’âm, 6/126, 135; Hud, 11/56.
[16] el-En’âm, 6/87; Yunus 10/25; es-Saffât 37/118; en-Nisâ, 4/68, 175; el-Feth 48/2, 20.
[17] Meryem, 19/36; Yasin 36/61; ez-Zuhruf, 43/64; en-Nahl 16/76).
[18] Hud 11/56.
[19] el-Bakara 2/ 142, 213; el-Mâide 5/16; el-En‘âm 6/39; Yûnus 10/25.
[20] el-En‘âm 6/87, 161; en-Nahl 16/121; el-Hac 22/54; es-Sâffât 37/118.
[21] Âl-i İmrân 3/51; el-En‘âm 6/153; el-Mü’minûn 23/73; eş-Şûrâ 42/52.
[22] el-Mâide 5/16.
[23] el-A‘râf 7/16.
[24] Âl-i İmrân 3/103.
[25] Âl-i İmrân 3/51; Meryem 19/36; Yâsîn 36/61; ez-Zuhruf 43/64.
[26] ez-Zuhruf 43/61.
[27] en-Nahl 16/76.
[28] en-Nisâ 4/69.
[29] Hülya Alper, "Sırat-ı Müstakim" maddesi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, cilt:37, s.119-120.
[30] Ahmed b. Hanbel, 4, 231.
[31] Müslim, “Müsâfirîn”, 200.
[32] Tirmizî, “Feżâilü’l-Ķ urân”, 14.
[33] Müsned, 4, 182
[34] İbn Mâce, “Muķaddime”, 1.
[35] krş. et-Tegābün 64/16.
[36] İhyâ, 3, 63-64.
[37] Fahreddin er-Râzî, I, 206.
[38] Muhammed Ali es-Sâbûnî, Revâi’l-Beyân Tefsir’u Ayâti’l-Ahkâm Mine’l-Kurân, Dımaşk I977, I, 35, 36
[39] el-En‘âm 6/151-153






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36744656 ziyaretçi (102830258 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.