Sümer, Sami, Akad, Babil Putperestliği
 

Sümer, Sami, Akad, Babil Putperestliği

Sümer, Sami, Akad, Babil Putperestliği

Dr. Halil Bayraktar

Kısaca Babil dini diyeceğimiz, Sümer - Akad - Babil dininin kökleri, Nuh tufanı öncesine ve sonrasına dayanır. Sümer ve Sami dini, geleneksel bir karışım olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu Mezopotamya toplumları yerine, kısaca alışılmış "Babil" deyimini kullanacağız.

SÜMER DİNİ, ÇOK TANRILI

Özellikle Babil dininin, temel dayanaklarından birisi olan Sümer dini, "çok tanrılı" bir dindir. Sümer toplumunun geçmişinde yer almış; ataları olan peygamberler-dini önderler, melekler, bir kısım cinler ve şeytanlar zamanla tanrılaştırılmıştır. Olağan veya olağanüstü tabiat olaylarına; yer, yeraltı, gök, yıldızlar, gezegenler, Güneş, Ay, hava, su, rüzgâr, yağmur v.s. hepsine birer tanrı atfetmişler ve daha da ileri giderek şahsi tanrılar ihdas etmişlerdir.
Özellikle Akad döneminde, Sami putperestliğinin etkisiyle bazı dini-simgesel dönüşümler ortaya çıkmıştır. Bir taraftan, şahsi-ailevi putlar önem kazanırken, diğer yandan "Ay Tanrısı" gibi bir kısım tanrı kültü daha da önem kazanmıştır.

TANRILAR "İNSAN GİBİ"

Babil tanrıları, insan görünümünde ve insanüstü güçleri olan sözde ölümsüz varlıklardır. İnsanlar gibi onlarında çocukları, eşleri, aileleri vardır. İnsanlar gibi üzülür, sevinir, kıskanır ve kavga ederler. Bu tanrıların bazısını da "baş tanrıları" addetmişlerdir.

Sümerli öğretmen Ludingirra, tanrılarını, şöyle tanımlar:

"Öykülerimizin çoğu, tanrılarımızla ilgilidir. Bize göre tanrılarımız, insanlardan üstün ve ölümsüzdür. İstediklerini yapabilirler. Ancak yine de, insanlar gibi sever, sevilir, üzülür, acı çeker, yaralanır, hastalanır, kızar, öç alır hatta kendileri tarafından iyi sayılmayan suçları işlerler."

ŞEHİR TANRILARI

Sümerlerde, her şehrin bir koruyucu "şehir tanrısı" vardır. Hatta Sümerli Ludingirra'ya göre, ataları, Mezopotamya'ya göç ederken, bu tanrılar öncülük etmişler ve hazırladıkları şehirlere, onları yerleştirmişlerdir.

Sümer tanrıları, ne isterlerse yaparlar. Adeta şöyle ifade edebiliriz: "Onlar tanrıdır, ne isterlerse yaparlar yeridir." Onlar ne istediklerini söylemez, ancak insanlar onlara, ne arzu ettiklerini sorarak, öğrenirler.

TANRILARLA İLETİŞİM

Bu iletişimin, birkaç yolu vardır. Tanrılık maskesi takmış varlıklar, ya elçileri olan rahiplere-medyumlara, doğrudan fısıldayarak yahut rüya yoluyla istek ve emirlerini bildirirler. Yahut da, "fal ve büyü aracılığı" ile bu işi yaparlar.

Tanrılara kurban edilen hayvanların karaciğerleri, bu iş için kullanılır. Bu tanrılarıyla iletişimi sağlayan bir araçtır. Karaciğerlerdeki bir takım "işaretler"in neyi anlattığını açıklayan, katalog tabletler mevcuttur. Bunlar, sadece "rahip-medyumların" anladığı şifreli bir konuşmadır. Bu varlıklar, ruhbanları-medyumları aracı olarak kullanarak, istediklerini yaptırırlar.

RAHİPLER - TANRILAR İLİŞKİSİ: "CİĞER - SU - YILDIZ FALI"

Gerçek vahiy aşamasından kayarak, "şirk-putperestlik periyodu"na dönüşmüş toplumlarda bilgi kaynağı, sayısız "tanrı maskeli varlıklara" dayanmaktadır. Bu konuda Sümerli Ludingirra, şunları aktarmaktadır:

"Bizde fala çok inanılır. Bu falların başında hayvan ciğerine bakıp onu yorumlamak gelir. Krallarımız, savaşa çıkacakları zaman, uygun olup olmadığını ciğer falıyla saptarlar. Ayrıca suya ve yıldızlara bakılarak gelecek hakkında bilgi alınır. Tapınaklarımızda falcılık görevi yapan rahiplerimiz vardır."

Dikkat edilecek olursa, "cin - şeytanlar", insanları yönlendirmek için benzer yöntem ve araçları bugünde yaygın bir şekilde kullanmaktadırlar. Bu konu üzerinde, yazının son bölümünde duracağız.

Anadolu'daki kavimler ve Hititler de, geçmişten aldıkları bu putçu mirası, akla-hayale gelmez putperestlik ve büyücülük olarak devam ettirmişlerdir.

ŞAHSİ - AİLEVİ TANRILAR ve TANRI TİCARETİ

Böylece kendilerinin yaptıkları listelerde; 1000-1500'leri bulan tanrılar, Akad-Harran dininde, şahsî-ailevî tanrılarla, on binleri bulmaktadırlar. Öyle ki, put kırıcı İbrahim'in, babası, tanrı ustalığı yaparken; İbrahim bile, çocukluğunda,  istemeyerekte de olsa, bu tanrıların satıcılığını yapmıştır. Bu, bize Akad-Harran toplumundaki put ticaretinin boyutlarını göstermektedir.
 
Cambridge Üniversitesinden Dr. Joan Oates, Babil  dinini, şöyle özetliyor:

"Resmî Babil dininin merkezî unsuru, tanrı imgesiydi. Tanrının heykelde vücut bulduğuna inanılıyordu. Tanrı imgesinin bireysel tapınmada da önemli olduğu, ucuz kil kopyaların her yerde bulunmasından anlaşılmaktadır. Ayrıca oğula, babasının "tanrılarının" miras kalabileceği, kayıtlarda vardır. Tapınaklardaki tanrı heykellerinin çoğu, değerli ahşap türlerinden yapılır, altın işlemeli kumaşlarla giydirilir, göğsü ve boynu takılarla bezenir ve başına taç giydirilirdi. Özel atölyelerde imal edilip onarılır, çok ayrıntılı ve çok gizli kutsama ayinleriyle yaşam kazandırılırdı."

İNSANLAR GİBİ YİYEN - İÇEN TANRILAR

Dr. Oates, tanrıların nasıl yedirilip-giydirildiğini, şöyle anlatıyor:

"Mezopotamya'da dinsel etkinliklerin merkezinde, insanın, tanrılara hizmet etmek amacıyla yaratıldığı inancı vardı. Harfiyen uygulanan bu görüşe göre, tıpkı maiyetinin krala hizmet etmesi gibi, tanrıya, tapınak görevlileri tarafından bakılır, yemek verilir, giydirilirdi. Tanrı heykeli müzik eşliğinde törenle beslenir; tapınak arazilerinin ve sürülerinin ürünleri ve adak yiyecekleri sunulurdu. Tanrı 'yerken' insanların, hatta rahiplerin 'gözlerinden saklanır'; heykel ve masasının çevresi, keten perdelerle gizlenirdi. Yemek bittiğinde perdeler açılır, ama tanrının elini yıkaması için tekrar kapatılırdı."

"Tanrı, yemeği yedikten sonra, yemekler, krala gönderilirdi. Asıl tanrının, eşinin, çocuklarının ve hizmetkâr tanrıların sofralarına gitmeyen yemeklerse, tapınak yöneticileri ve zanaatçılara dağıtılırdı. Söz konusu yemeklerin miktarı ise çok fazlaydı."

HİNT TANRILARINA NE KADAR DA BENZİYOR?

Bu tanrılaştırılan varlıklar, bugünkü Hint tanrı heykellerine ne kadar da çok benziyor! Onlara da sözde akşamdan süt döküyorlar, sabahleyin sütün içildiğini görerek, "Bakınız, tanrılarımız süt içmiş!" diyebiliyorlar.

Bunlar bütün eski putperest dinlerde benzeri oynanmış, varlık(cin-şeytan) oyunlarından başkası değildir. Aynı zamanda, aracı ruhban sınıfı(rahipler, keşişler) bu din ticaretiyle; bir taraftan insanları uyuşturmakta, diğer yandan büyük nüfuz sağlayarak, yönetimi elde tutmaktadır. Krallar da ya baş rahiptir ya da rahiplerin oyuncağıdır.

TANRICILIK VE BÜYÜCÜLÜK OYUNU

Bu tanrılar, "iyi ruhlar"dır. İyinin karşısında, "kötü ruhlara - şeytanlara" ihtiyaç vardır. Böylece bu kötülük yapan varlıklara karşı, bu tanrı varlıklardan yardım istenirdi. Bu nedenle de "muskalara - büyülere" ihtiyaç olacaktır. Dr. Oates, bu konuda da şu bilgiyi veriyor:

"Mezopotamya tanrıları, insan görüntüsünde tasarlanırlardı. Daha aşağı varlıkların kusur ve davranış bozukluklarından, yoksun değillerdi. Her Babilli'nin dua ettiği ve adaklar sunduğu kendi kişisel tanrı veya tanrıçası vardı. Bu tanrının görevi, kişiyle diğer tanrıların arasını bulmak ve evrende bolca bulunduğuna, inanılan iblislere ve kötü ruhlara karşı, kişiyi korumaktı. Koruyucu muskalar takılırdı. Görevleri, büyü sözlerini söylemek ve kötü güçleri savacak ayinler yapmak olan "rahipler"(aşipu, maşmaşu) vardı."

KÖTÜ RUHLAR - ŞEYTANLAR DA "TANRI ÇOCUKLARIDIR"

"(Kâhinlik - medyumluk), Babil yaşamının en temel öğelerinden biri olarak ele alınmalıdır. Bu işle uğraşanlar, toplumun en saygın en etkili kişileriydi. Hem bireyler, hem de devlet görevlileri, bütün önemli olaylarda, onlara başvururlardı. Orduya, daima bir bilici(kâhin) eşlik ederdi. Eski Babil döneminde bunların, aynı zaman da bir general oldukları anlaşılıyor."

"Birçok kötü ruhun, iki büyük tanrı Anu ve Enlil'in çocukları olduğuna inanılırdı. Kehanet temelde, tek tek ve toplum olarak bütün insanlığın kaderini belirleyen tanrılarla, bir iletişim tekniğiydi."


Bu "kötü tanrılar-ruhlar" ise aslında aynı "cin-şeytan varlıkları"nın kötü rol üstlenmiş olanlarıydı. Bu insanlık tarihinin başından beri kurgulanan ve sahneye konan bir oyundu. Oyunun baş kahramanı ve figüranları da belliydi.

Maalesef üzerine oyun sergilenenler, insanoğlu ve insan topluluklarıydı!

Kaynaklar:

  1. Kur'an-ı Kerim
  2. Joan Oates, Babil, çev. Fatma Çizmeli, Arkadaş Yy, Ankara,2004.
  3. Egon Friedell, Mısır Ve Antik Yakın Doğunun Kültür Tarihi, Çev. Ersel Kayaoğlu, Dost Yy, Ankara, 2006.
  4. Muazzez İlmiye Çığ, Sümerli Ludingra, Kaynak Yy, İstanbul, 1996.
  5. Muazzez İlmiye Çığ, İbrahim Peygamber, Kaynak Yy, İstanbul, 1997.
  6. Yahudi Ansiklopedisi, "Harran üzerine bir makale",  C. 6, s. 231(Arap coğrafyacısı Yakut'tan alıntı yapmış.)
  7. Barnabas İncili, İng.den Çev. Mehmet Yıldız, Milenyum Yy, İstanbul, 2005.




Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Ahmet, 02.08.2010, 21:41 (UTC):
bu yazının kaynağı olan yaklasansaat isimli sitenin belirtilmesi gerekirdi...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36685628 ziyaretçi (102724588 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.