Sabah Çayı
 

çay, tea, love, aşk

Sabah Çayı

Yazan: Sessiz Öykü

- İsmail, uyan artık... Geç kalacaksın işe. Hadi çayını da doldurdum. Soğuyacak...

İçerden beklediği ses gelmedi. Oyalandı mutfakta. Kulağı İsmail'de biraz daha işlendi. Yoktu hala... Odaya yöneldi... Kapıda karşılaştılar. Giyinmişti İsmail. Suratı da bir karıştı.

- Hayrola, iyinmişsin?... Çayımızı içmedik daha!..

Baktı İsmail eşinin yüzüne; cevap vermedi. Kapıya yöneldi. Ayakkabılarını giydi ve çıktı.... Kadın, yatak odasının kapısında kaldı öylece. Gözlerinden yaşlar boşalıyordu. Çayını içmedi... Bana hoşçakal demedi. Neden?

Oturdu masaya. Soğumuş çaya uzandı. İçemedi onsuz çayı... Bahçeye çıktı. Dantelini eline aldı ve sabahın serinliğinde çiçeklerle dolu bahçesinde örmeye başladı. Onu sakinleştiren tek şeydi dantel örmek. İlmek ilmek hayallere dalmak... Her ilmekte bir hayale kavuşmak... Seviyordu kendiyle başbaşa kaldığı bu anları... Kapının sesiyle kendine geldi. Telaşla açtı kapıyı... İsmail'i görünce korktu... Sesi titredi:

- Ne oldu? Hasta mısın, neden geldin?

- Hasta değilim, izin aldım.
- İzin almazsın sen hiç. Neler oluyor?
- Çay içmeye geldim...

Önüne bakıyordu. Eşi sessizce girdi bahçeye. Gülümsedi kadın. İçi coştu, gözleri doldu. Şimdi sevinçten akıyordu gözyaşları... Çay yaptı. Karşılıklı içtiler. Eşi, özür dilemişti kendince. Kadın da kabul etmişti. Hep sessizdi zaten eşi. Duygularını dile getiremez, çok konuşmaz; ama hep bilirlerdi sevgilerini. Çocukları için hayatını feda eden bir babaydı o. İçi burkuldu kadının. 40 yaşına yeni girmişti; ama yüzü öyle yorgun, öyle mutsuzdu ki... İşi, çok ağırdı. Yükü çok fazlaydı. 4 çocuk, büyük şehir, tek maaş... Kadın, sevgiyle baktı eşine. Zor hayatlarına inat, daha sıkı kenetlendi elleri...

-İsmail, uyan artık, geç kalacaksın... Çayını da doldurdum, soğumasın...
- bir sabah da farklı bir şey de hanım...

Gülümsedi kadın. Olur, dedi neşeli sesiyle. Çaylarını içtiler. Gitmeden yemek menüsünü de verdi İsmail, her sabah yaptığı gibi. Türlü yap hanım akşama, dedi. İstekle ne zamandır yemedik. Hoşçakal...

Hoş da kaldı kadın... Gün boyu şarkılar söyledi. Çocuklarını okula gönderdi. Yemeğini yaptı. İşlerini bitirdi. İçi kıpır kıpırdı. Dün, ne güzel özür dilemişti eşi... Sessiz kocası, yine kelimelere dökememişti duygularını; ama yaptığıyla onu ne çok sevdiğini göstermişti. 25 yıldır her sabah günün ilk ışıklarıyla uyanır, çaylarını içerek güne başlarlardı. Bunu değiştiren hiç bir olay olmamıştı dün dışında. Ama işte onu da aşmışlar, yine sıkıca sarılmışlardı birbirlerine...

Akşama doğru kapı çaldığında kadın bocaladı. Erkendi daha İsmail için. Kapıda iş arkadaşı vardı İsmail'in. Yorgun bir sesle

- Yenge, abim iş kazası geçirdi. Sizi almaya geldim. Hastanede.
- Ama olmaz türlü istemişti... Hazır... Soğuyacak...

İsmail, bir daha evine gelemedi. Üç gün sonra ailesi onu kaybetti "Türlü", üç gün ocağın üstünde kaldı ve bir daha İsmail'in evinde "türlü" hiç pişmedi

SESSİZÖYKÜ.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Akhenaton, 20.04.2010, 01:06 (UTC):
Aslında bu hikayenin başlangıcı da olmalıydı diye düşünüyorum. Bir diyalogla başlamak yerine kadın ve erkeği ve olayın geçtiği yeri ve zamanı anlatan bir kaç tasvirlik giriş paragrafı. Bunun dışında hem kelime örgüsü hem de olay akışı çok güzel. Zarif ve herşey yerli yerinde. Yani cümleler arasına yeni bir tümce eklemek ya da bir tümceyi çıkarmak hemen hemen imkansız. Eylemi ya da tasviri dolandırdıkça dolandırmak yerine her sade ve öz. Hatta çoğu kez gizli özne kullanılmış aynı zamirleri tekrarlamak yerine. Sıkıcı değil. Yani artıları, eksilerinden kat kat fazla olan ZORLAMASIZ, yapmacıksız bir anlatım. Kaleminize sağlık...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36792377 ziyaretçi (102914750 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.