Sana Aşkı Anlatamam
 

aşk, aşk nedir?, love, what is love, heart

Sana Aşkı Anlatamam

Bircan M.

Bana "Aşk!" dedi… Bir an düşündüm. Neydi aşk, nasıl bir şeydi?

Dilden dile dolaşıyordu ama benim kapımı hiç çalmamıştı ki aşk… Bir an garip bir şekilde utandım. Bilmediğimi söylemek istedim. Sonra "Aşk..." dedim, sustum. Bir an düşündüm.

"Hadi," dedi. "Tarif et. Sence aşk nedir?" Bana göre aşkın mekanı yoktu. İlk önce "Annemin kolları,"  dedim "aşk."... "Yok," dedi. "...o, şefkat.""Peki," dedim, "...ya babam?". "O da değil. O, merhamet.""Ya evlat?" dedim… "O, emanet." dedi…

Gittikçe merak etmeye başlamıştım aşkı… "Peki," dedim, "...ya doğa içine hapis olduğumuz dünya?"… Gülümsedi. "Yok," dedi. "Doğa, mûcizedir. Hapsolduğun dünya ise, sorumluluklarındır…"

"Bu yüzden mi hem mûcizeye bakarken şükredip, dünya hapsinde ise o dört duvar arasında sıkışıp çıkış ararken bu kadar yoruluruz?" diye geçirdim içimden…

Ama bir türlü yakamı bırakmıyordu o ses ve sorularına devam ediyordu… Kulaktan kulağa dolaşıyordu aşk. Ama herkes, bir başka söylüyordu. "Çeşitleri olmalı..." dedim… Gözlemlemeye başladım etrafımı. Hikâyeleri daha dikkatli dinlemeye başladım… Kararımı vermiştim. Ben, aşkı öğrenecektim… Birden efsane aşklar canlandı gözümde. Neden o kadar acı çekmişlerdi acaba? O zamanlar aşka uzanmak, daha mı zordu? Belki de bu yüzden efsane olmuşlardı. Mecnûn, deli olacak kadar sevmişti Leylâ'sını… Ya Kerem ile Aslı? Aşkları yüzünden yanarak ölmüşlerdi… Ama en çok beni düşündüren ve etkileyen, Tahir ile Zühre oldu, neden bilmiyorum... Sanırım aşkı en iyi anlatan hikâye olduğu için... Çünkü aşkın engelleri vardı demek ki… Tahir, ölür. Zühre de dayanamaz, Rabbine yalvarır ve ölür arkasından. Ama Arap köle, yine rahat bırakmaz onları. O da ölür arkalarından..Zühre'nin mezarında bir beyaz gül fidanı biter…Tahir'in ise kırmızı gül fidanı. Ama yine de kavuşamazlar. Çünkü aralarında bir de kara çalı bitmiştir… Her yıl keserler, yine biter. Bir kara çalının aşkı bitirmeye gücü yeter miydi!…

"Evet, evet..." dedim. "Aşk, engelli ve acı bir şey olmalı." Gülümsedi o ses. "O yüzden mi" dedi "korkuyorsun?". "Korkmak mı? İnsan, bilmediği bir şeyden korkar mı ki?"

Gerçek aşkı bilen var mıydı acaba... Ne Leylâ'dan dinleyebilirdim, ne Aslı'dan, ne de Zühre'den... İş, başa düşmüştü yine.

Etrafıma bakarken aşkın abartılı hâlini görmeye başlamıştım… Biri, "Aşığım," diyordu, "...ama güvenmiyorum."… Diğeri, "Aşığım, çok seviyorum. Ama o beni seviyor mu, bilmiyorum."…Bir diğeri, "Bana yalan söylediğini biliyorum; ama ne yapayım, çılgınlar gibi aşığım."… Anlamıştım, bu aşk dedikleri şey, belirsiz bir şeydi… Ya da netleşecek kadar aşık olunamıyordu… Çok seviyorsan, belki de karşılık beklemediğin bir şeydi…

O nedenle mi merak edilirdi aşk… Hep duymuştum... İçimde bir boşluk var. Bir türlü dolmuyor. Bir tek aşk mı doldurur ki bu boşluğu? "Yine de bir yerlerde bir şeyler var." diye düşündüm. Belki de mecâzî aşk yolundan gerçek aşk yoluna bir geçişti aşk…

Türlü sınavlardan geçiyordu… Tabiî ki en büyük aşk, "İlâhî Aşk"tı; ama o "İlâhî aşk"ın içinde bize hediye edilen duygulardı bunlar, "İlâhî Kat" tarafından…

En büyük aşk sınavını ise Hz. Yusuf ile Züleyhâ vermiş olmalı… Bir peygamber, büyük nefs sınavından geçmişti… Hem sabır etmiş, hem de Züleyhâ'ya Rabbin yollarını açmıştı bu aşk… Yusuf, Züleyhâ'nın çektiği aşk acısının farkında olmadı belki de. Vakit gelene kadar bu aşkta sadece Rabbine sığındı Züleyha, farkında olmadan.  Bir hikmet olmalıydı içinde.

Demek ki aşk, sabırdı. Ancak gerçek anlamda aşkına sabredersen kazanıyordun hakkıyla…

Düşündüm yine, insanın gerçek aşkı bulması için ağır sınavlar mı vermesi gerekiyordu? Ya da aşkta isim tanımlaması mı gerekiyordu? İnsan, kendi gibi sevme hakkına sahip olamaz mıydı?

Her bir aşk hikâyesi, bir başka soruların kapılarını açıyor ve o üç harfin içinde koskocaman bir hazinenin gizlendiğini çıkarıyordu ortaya… Hazine bulmak, kolay değildi… Ne diyordu Şems; "Gerçek hazineler, yıkıntılar arasında bulunur…" Elini uzattığında hemen ulaştığın değildi. Demek ki aşk, emek edip derinlerden o hazineye ulaşmaktı… Yıkıntılar arasında canın yanarak geçmekti aşk… Ve gerçek değerini bulana kadar aramakla bulunmayacağı kesindi…

Aşk, gerçekten hak ettiğin zaman hiç beklemediğin anda karşına çıkan bir duygu olmalıydı… Ne bir günde ne de bir ömürde öğrenilecek bir şeydi… Yaşam boyunca şekil değiştirip kendini ancak emek karşılığında tanıtacak kadar gizemliydi… "Bu yüzden, gerçek aşkların değerleri bilinmedi belki de..." dedi yine o ses içimden… Evet, evet. Sihirli kelime, buydu. Gerçek aşklar, yıkıntılar arasında ise; onlara ulaşmak zor olduğu için yüzeysel yaşanıyordu…

Bayağı yol gelmiştim aşkın tanımlamasını ararken; ama daha çok uzun yolum olduğunu biliyordum… Bu yüzden son sözümü söyledim sessizce bana durmadan o soruyu soran sese:

"SANA AŞKI ANLATAMAM… ÇÜNKÜ KENDİM BİLMİYORUM…"

Sadece öğreniyorum… En küçük ayrıntısından…

Bircan M
08 Temmuz 2010, Perşembe.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: hatidce, 30.11.2015, 05:51 (UTC):
ask 4ooook sabir ister. emek ister

Yorumu gönderen: Dilan, 16.09.2014, 17:36 (UTC):
Aslında askin anlami yoktur. Yani çeşit çeşittir. Benim dusuncem şu, ask yoktur ne eskiden vardi nede bu devirde evet sevip birbirine kavusanlar var allah bozmasin aralarini da ben şahsen asik olmaktan korkarim sürekli aklimda " ya beni birakirsa? " sorusu olur o yüzden asil olmak ostemiyorum. Sirf aci çekmemek için..

Yorumu gönderen: derya, 29.01.2014, 21:08 (UTC):

Bir an düşündüm. Neydi aşk, nasıl bir şeydi.
Demek ki aşk, sabırdı. Ancak gerçek anlamda aşkına sabredersen kazanıyordun hakkıyla…
Gerçek aşkı bilen var mıydı acaba... Ne Leylâ'dan dinleyebilirdim, ne Aslı'dan, ne de Zühre'den... İş, başa düşmüştü yine.
Her bir aşk hikâyesi, bir başka soruların kapılarını açıyor ve o üç harfin içinde koskocaman bir hazinenin gizlendiğini çıkarıyordu ortaya… Hazine bulmak, kolay değildi… Ne diyordu Şems; "Gerçek hazineler, yıkıntılar arasında bulunur…" Elini uzattığında hemen ulaştığın değildi. Demek ki aşk, emek edip derinlerden o hazineye ulaşmaktı… Yıkıntılar arasında canın yanarak geçmekti aşk… Ve gerçek değerini bulana kadar aramakla bulunmayacağı kesindi…


Yorumu gönderen: ukala, 16.10.2010, 13:33 (UTC):
aşkın tarifini yapmak okdar zorki dediğiniz gibi yaşamak gerekiyo hiç kimse onların acısını çekmesede hala efsane oluşlarından bahsediyosak demekki aşk çok acı olduğu kadar güzel olan bişey ama aşkı nerede neyde aradığında önemli bi kalptemi yoksa güzelliktemi o zaman belki anlatırsın.... yüreğine sağlık bircan M

Yorumu gönderen: a.ra, 12.07.2010, 11:54 (UTC):
aşk
acaba aşkı anlatabilmek içinmi evrenler yaratıldı
resamların elinde çıkmişçasına
bu doğa güzelliği kim için
bu çiçeğin zerafeti kokusu kim için
belkide senin için belki benim için belkide hepimiz için farkındamıyız !!!



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36622094 ziyaretçi (102613418 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.