Sancılar
 

Kelebek, gökkuşağı, rainbow, butterfly

Sancılar...

Yunus Zengin Köfteci

Hep içimde bir kıpırtı vardı. Sanki doğduğum günden beri eksik kalmıştı bir yanım. Gökkuşağının hem mavisi, hem yeşili olmak istiyordum. Lakin bana "Saf tut," dediler. "Ya mavisin ya yeşil..." İkisi de, hatta yedisi de olmak istiyordum; ama ne mavi, ne de yeşil olabildim. "Aranıyor" ilanlarının içindeki siyah-beyaz resimler gibi geçti hayatım. Hem arıyordum, hem aranıyordum... Koşmak istedim zaman mekan eğrisinin üzerinde. Bir yıldızdan diğerine ayaklarıma "proton"dan prangalar vurdular. Bir fidenin can suyu olmak istedim; arsenik oranımı yükselttiler. Kelebeklerin kanadındaki ilâhî desen olmak istedim; meczup ettiler. Velhasıl ne olmak istediysem hayallerimde, "Olamazsın!" dediler.

"Neden?" dedim. "Neden Apollo'nun içinde çıkamayacakmışım uzaya? nNden bir devenin hörgücünde geçemeyeceğim Sinâ'yı? Neden Malazgirt'te üzerine giydiği kefen olamayacağım Alparslan'ın? Neden Gandi'nin oturduğu minder olamıyorum ya da neden Boston'un arka sokaklarında sadece derisinin altındaki pigmentler yüzünden dayak yiyen bir siyâhî? Peki, hepsinden vazgeçtim... Neden çocuk olamıyorum öyleyse elimdeki bastonla parkta yürürken?"

"Çünkü," dediler, "Sen, evlâtsın.". "Çünkü," dediler, "Sen, kardeşsin.". "Çünkü," dediler, "Sen, abisin.". "Çünkü," dediler, "Sen, öğrencisin, işçisin, kocasın, karısın, annesin, babasın, amcasın, halasın teyzesin, nenesin, dedesin, patronsun, amelesin, izleyicisin,reytingsin, tüketicisin, üreticisin, kölesin... sin sin sin..."

Ama hiç kimse, "Sen, insansın!" diyemedi. Hep üstümde elbiseler vardı, etiketler vardı. Bir türlü "ben" olamıyordum. Çünkü boynuma geçirilen yuları elinde tutanların gardroplarında benim için diktikleri binlerce kıyafet vardı daha giyilmeyi bekleyen. Kimisi, korkularını aktarmıştı bana, anne yüreği dayanamadığından. "Soba, sıcak." demişti; ama üstünde kestane pişirilip etrafında sohbet edildiğini anlatmadan. Kimisi, "Sigara içme!" demişti, elinde kısa 216 Samsun'uyla. Kimisi, "Yalan söyleme!" demişti, kapıya dayanan alacaklıya "Babam evde yok de!" derken. Kimisi, "Hiç söyleme!" demişti, rujunu tazelerken...

Ve gün geldi; gardrop sahibi, ben oldum. Farkında olmadan ben de "Soba sıcak..." deyiverdim. "Sigara içme!" dedim, dumanı yüzüne üflerken. "Yaramazlık yapma!" dedim, çamurla oynarken. "Yalan söyleme!" dedim, telefonda borç isteyen arkadaşıma "Vallahi yok!" çekerken. "Allah'tan kork!" dedim, yasak elmayı ve yahut Tuba ağacının meyvesini hem yer, hem satarken...

Yunus Zengin Köfteci,
7 Temmuz 2010, Çarşamba.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: ((calıkusuu)), 08.07.2010, 12:38 (UTC):
Varlık ile yokluk arasında kalmaktır sancılar...Yüzünü her döndüğün yer aynasızdır göremezsin kendini ve sana nasıl bir şekil verilirse o olursun kısa bir sonra Kendin dışında her bir parçanın birleşimi olursun İşte o dolmasını istediğin boşluk sana ait tek yerdir...Çünkü içinde eksik olan sensindir...........Yüreğinize sağlık....



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36677027 ziyaretçi (102709739 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.