Sessizlik Ülkesi
 

susmak, susma, susan, sessiz, sessizlik, deniz

Sessizlik Ülkesi

Ayşegül Osmanoğlu

Artık sessizlik ülkesinin hükümdârıyım ben... Susturdum dış dünyaya uymayan tüm kelimeleri... Beni ben yapan hayatımı anlamlı kılan ne varsa, terk ettim hepsini. Zaman ilerledikçe budadım umut ağacımın dallarını...

Gözlerinde korku büyüten çocuklar, çoğaldı. Adaletin dengesi, her zamankinden daha dengesiz. Çölde bir serabı takip etmeye benziyor dünyada adalet aramak. Belki de bu, safça bir düşüncedir. Yani dünyada adaletin tam olduğuna inanmak... Masum olmak, hiç bu kadar bir suç haline gelmiş miydi ki acaba???

Yüreğimin kulaklarını tıkadım. Duymasın acı çığlıkları... Dünyada zulüm olduğunu, açlık olduğunu, gençlerimizin bir kurşunluk ömrü olduğunu, insanların içinde korku devlerinin saltanat sürdüğünü bilmek istemiyorum... Gözlerimi kapattım gerçeklere...

Aslında kimse, kimsenin hakkını gasp etmiyor ya da koskoca bir millet, üstüne ölü toprağı serpilerek uyutulmuyor. Ve artık hiç kimse, "Ey sevgili, bana sır ol. Seni merak edeyim. Beni peşinden koştur; ama mecnûn eyleme!" demiyor... Gizli-saklı olan, sevgiliye özel kalan hiçbir şey kalmamış... Kimin eli kimin cebinde oyunu, en çok oynanan oyun olmuş...

Değişime herkes kapalı. Sürüden ayrılmaya kimsenin cesareti yok ve asla öğrenemeyecekler, gerçekten onları kurtların kapıp kapmayacağını... Artık neredeyse insan olduğunun farkında olan kalmamış. Öyle ya, kendi insanlığının farkında olsaydı, bilirdi karşısındaki neler hisseder. Kendisinin canı nasıl yanıyorsa, başkalarının canı da aynı şiddetle, belki de daha fazla yanıyor anlardı...

Ve sustum... Çünkü; zaten kelimelerini bir bıçak deliciliği ile hiç düşünmeden kullanan insanlara bir şeyler anlatmaya çalışmak, daha fazla yaralanmaktan başka bir işime yaramadı... Gerçekleri duymak, kimsenin işine gelmedi ve duymak istediğini söylemediğin sürece kimse dinlemek istemedi. Tatlı söz söylemek, dilde; gülümsemek, yüzlerde; iyi niyet, kalplerde azaldı...

Şöyle bir baktım da; sessiz rüzgârlar, yüreğimin çöllerinde kumları savuruyor. Her yer, sarı ve çıt yok. Hani bazen diyorum ki, tutunayım ilk gördüğüm leyleğin kanadına, sadece uçayım... Uçayım... Haberim olmasın aşağılarda neler oluyor, yine kim hangi camiyi bombalıyor veya hangi memleket, başka bir memleketi zorda bırakmak için gerekirse kendi halkına zarar veriyor ya da kutsal olan değerler, hangi akıl oyunlarıyla ustaca siliniyor kalplerden... Ve insanlar, bu aldanışa neden bu kadar hevesli, bilmek istemiyorum...

Kargalar, birbirlerinin sesinden rahatsız olmadan ötmeye devam ediyor. Çünkü hepsi, bir diğerinin aynı... Bülbül ise sabırla gül dalında çilesini dolduruyor. Yüzlerce yıl uzaklardan gelen gülün kokusu, cennet bahçelerini müjdeliyor...

Sessizlik ülkesinin hükümdârıyım. Kalmasın bende kelimelerim... Belki rüzgârlar alır götürür... Başka diyârlarda hayat bulur, ses olurlar... Kim bilir, belki bu sessizlik ülkesinde bir yankı olur...

Ayşegül Osmanoğlu,
19 Temmuz 2010, Pazartesi.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: emre aydın, 11.09.2010, 11:05 (UTC):
ellerine sağlık yüreğine sağlık



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36685539 ziyaretçi (102724396 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.