Sevgi Sokağı Sakinleri
 

sevgi

Sevgi Sokağı Sakinleri

Bircan M.

Bir zamanlar benim doğduğum sokakta şimdiki hayattan çok daha farklı bir hayat vardı… Komşuluklar farklıydı… Birbirlerine olan sevgileri saygıları sahte değildi…

Ben. babamı hiç tanımadım. Sadece resimlerinden biliyorum... Ama dört tane komşu babam, dört tane de komşu annem vardı… Her zaman yardıma koşarlardı ihtiyacımız olduğunda hiç karşılık beklemeden… O günleri öyle özlüyorum ki…

Selahaddin babam vardı… Bekçiydi kendisi; ama ben, onu hep polis sanırdım belindeki jop yüzünden… Ne zaman komşu çocukları ile kavgaya tutuşsak, Selahaddin babam, benim kahramanım olurdu… "Bak," derdim, "Eğer bana vurursanız; Selahaddin babam, sizi hapse atar…" Çocukluk işte…

İlk onlar TV almışlardı mahallede. O zamanlar küçük ev dizisi oynuyordu… O dizi olduğu geceler sinemaya gider gibi heyecan içinde giderdik Selahaddin babamlara… O zamanlar üç boyutlu sinemalar yoktu… Ama heyecan vardı, sevgi vardı dört duvar arasında… Eşi Gülfiye Teyzem, sade bir kadındı. Her zaman evlerinde garip bir huzur vardı…

Fahri babam, otoriter biriydi… Bizi sokakta gördü mü, "Çabuk içeri, kızlar sokakta oynamaz." derdi… Biz, onu köşe başından dönerken gördük mü saklanmaya yer arardık… Eşi ise tam tersi bizim Adile Naşit'imizdi… Komik hikâyeler anlatır, aynı Adile Naşit gibi gülerdi…

Ama korunduğumu hissederdim… Bu yüzdende seviyordum onları…

Hüseyin babam, gündüz ayakkabıcı dükkanında çalışırdı.. Gece ise ayakkabı tamiri yapardı… Bizim mahalle, öyle zengin değildi… Geçimini bu şekilde ek işlerle sağlarlardı… O zaman, benim çok ayakkabım yoktu. Sadece tek çift… Delindiğinde ya da açıldığında Hüseyin babam tamir ederdi… Ve o zaman, benden para almaması, ona olan sevgimi saygımı arttırırdı…. Öyle öğreniyordum çünkü karşılıksız bir iş yapmayı… İki kızı vardı… Büyük olan, ablalık yapardı… Küçük olanla ise kardeş gibi büyüdük… Eşi Leyla teyzem, bana annelik eden ikinci kadındı… Kurân okumayı, dulârımı bana hep o öğretti. Bu yüzden ona minnettarım…

Ahmet babamı çok severdim. Babamın adı da Ahmet'ti… Ne zaman evimizde tamir edilecek bir yer olsa hemen yardıma koşar, tamirlerimizi hep o yapardı…Rahmetli babamı ağzından hiç düşürmezdi. Yıllarca dinledim ondan babamı. Sevilen biri olup arkasından sevgi ile bahsettirmesi, çok güzel bir duygu… Eşi Emine teyze, çok komik, neşeli bir kadındı. Bulgaristan göçmeniydiler. Bize hep oralardan hikâyeler anlatırdı… Öyle CD'ler yoktu o zamanlar, bilgisayar da yoktu… Biz, doğal hikayelerle büyüdük…

Sanal oyunlar yoktu… Yakar top oynardık bir can bir pas...  Kir pas içinde, ama sevgi çığlıkları yükselirdi sokakta. Şimdiki gibi dört duvar arasında kumandalı sanal değildi oyunlar… Topaç bilir misiniz? Fıldırak da derlerdi… Topacı erkek çocuklar da dahil, benim gibi çeviren yoktu… Hatta yeşil yopacımın peşine düşen çoktu. Bir de ağaca tırmanmayı severdim… Bu yüzden yemiş ağaçlarından yemişleri hep ben toplardım… Annem, düşücem diye ağacın altında çok bağırırdı, ama olsun Harika dakikalardı...

Çamaşır günü olurdu. Bahçelere ateş yakılır… Herkes tatlı bir telaş içinde birbirlerine yardım ederlerdi annemler… Bizde su taşırdık onlara… Şimdi çamaşırı bulaşığı makineler yıkıyor… Ama yine doyumsuzluk ve mutsuzluk var… Duygular, makineler gibi programlı hale geldi... İnsanlar, birbirlerine vakit ayıramıyorlar… Çok kişi, apartmanlarda komşusunun adını yüzünü bile bilmiyor… Güven-saygı kalmamış… Olsa da istisnalar gittikçe azalıyor…

Şimdi çocukların odaları ayrı… Bizim ayrı odalarımız yoktu… Koltuk yoktu o zamanlar, divanlar vardı… Biz, arkadaşım geldiğinde divanın örtüsü altına sokardık belimize kadar kendimizi ve o zamana ait bütün çocuksu sırlarımızı bu divanın altında paylaşırdık.

Gece sokağa çıkma yasağı olurdu… İşleri bittiğinde annemler, komşu teyzemlerle sokakta tahtadan bir oturağımız vardı, orada otururlardı geceleri… O zaman sivrisinekleri kaçıracak ilaçlar yoktu… Annem, beni eteğine sarar, sineklerden korurdu… O anı hiçbir şeye değişmem… Ne şefkatliydi annemin kolları… Şimdi çocuklar, annelerine sarılmaya hasret… Her şey, bir program dahilinde sürüyor… Ve neler kaçırıyoruz kim bilir…

Benim sevgi sokağımın sakinleri, hepsi rahmetli şimdi… Allah nur içinde yatırsın… Bir annem, bir de Leyla teyzem hayatta eskilerden....

Öyle bir sokakta büyüdüğüm için kendimi çok şanslı hissediyorum… Şimdi bana ne istediğimi sorsalar, yine o günlere dönmeyi isterdim… Maddî değerin az, mânevî değerin yüksek olduğu sevgi sokağına… Ne yazık ki geçmişe dönemesem de geçmiş günlerim içimde ilk günkü gibi taze…

Nerede o eski sevgiler? Nerede o eski dostluklar? Nerede saygı, güven, sevgi...? Ne değişti hayatımızda bütün bu güzelliklere karşı gözlerimizi kör edecek…

Ben söyleyeyim… Sadece teknoloji ile birlikte yaşam değişti… Teknolojinin hayatımıza girmesiyle birlikte insanlar, artık hayatı bir camın arkasında paylaşmaya başladılar çoğunluk olarak…

Gittikçe uzaklaşıyoruz birbirimizden…

Ve maalesef değerlerine önem veren insanlar, bu toplumun içinde en çok üzülen, yıpranan kişiler oluyor…

Bircan .M (Kayıpgül)
12 Haziran 2010, Cumartesi.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: kim, 14.06.2010, 18:44 (UTC):
tsk ederim mechul..sende hoşcakal..

Yorumu gönderen: şakird, 14.06.2010, 18:01 (UTC):
ne yani geçmişi düşleyip giden günlerin arkasından bir daha geri gelmeyecek diyerek üzülmek mi ALLAH korusun :)

Yorumu gönderen: meçhul, 14.06.2010, 09:29 (UTC):
KİM!Hayatın rövanşı yok belki ama keşkeleri hiç düşünme..Çocukluk günlerimiz belki çok güzeldi ama şimdi yaptığımız seçimlerimizle de mutlu olmayı becerebilmektir bu hayatın üstesinden gelebilmek..Eskilerde yaşarsak,sağlam bir geleceğimiz olmaz.İçindeki çocuk ölmesin .Sahip olamadıkların için üzülme.Bırak sahip olamadıkların üzülsün senin olamadıklarına...Sev kendini sevebileceğin en iyi şekilde.Sevmediklerin üzülsün onları sevgine layık görmüyorsun diye..Haftanın her günü senin günün olsun.Her sabah uyanıp aynaya baktığında ,karşında sevdiğin kendine bak ve mutlu ol.Her güne bir bahane bulup şimart kendini...Ben meçhulden geldim meçhule gidiyorum..Hayatıma yeni bir yön veriyorum.Bu istikamette internet yok..Teknolojiden uzak bir hayatı seçtim kendime.Sende kendine bir güzellik yap ve hayatını hep son gününmüş gibi yaşa ve yaşat...Hoşçakal...

Yorumu gönderen: Kayıpgül, 13.06.2010, 18:34 (UTC):
şakird...Ben eski günlerimi hatırladığımda hiç bir gelecek ile değişmek istemem...Hiç bir gelecekte o günleri bulabileceğimi sanmıyorum...

Yorumu gönderen: şakird, 13.06.2010, 18:31 (UTC):
eski günleri hatırladığımda unutmaya çalışırım üzülmek ve yüreğimin burkulması bana hiç hoş gelmiyor bunun yerine sadece gelecek güzel günleri düşünürüm bu daha iyi en azından şimdilik

Yorumu gönderen: Kayıpgül, 13.06.2010, 10:24 (UTC):
KİM:)Benim dizlerimden yaralarım hiç eksik olmazdı zaten ama onlar dediğin gibi hiç acıtmıyordu...Keşke büyümeseydik.Teşekkür ederim

Yorumu gönderen: kim, 13.06.2010, 10:17 (UTC):
cocuklugumu ne çok özledigimi hatirlattin..ne yazikki rovansi yok bu hayatin neden gecen o güzel günlerin ..
bize kalan sadece keskeler..keske yüregimiz kanayacagina dizlerimiz kanasaydi..keske hiç buyumeseydik:(..yüregine saglik çok içten bi yazi olmuş..



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36944598 ziyaretçi (103183869 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.