Seviyorsan Özgür Bırak
 

Seviyorsan Özgür Bırak

Ayşegül (Hiçdüşünce)

Penceremin şu benim meşhur penceremin önünde otururken; aklıma bir olta attım, ucuna takılanları çektim çıkardım. Ne varsa, şu pencerenin önünde oturmakta. Bütün bu fikirler, burada geliyor aklıma... Gelecekle ilgili planlar yapıyordum. Ne bileyim, tatil planları falan... Sonra neler giyeceğimi planlarken; konu, konuyu açtı kafamın içinde, yine erkeklere dayandı mevzu... Tüm standartlarımızı belirlemeleri, çok sinir bozucu. Giydiğimiz kıyafetleri bile onlar yönlendiriyor. Ya da hangi renk ayakkabı vs..vs.. Ya, hiç olmazsa bizi ilgilendiren şeylere burunlarını sokmasalar olmaz. Örneğin kuaförlerde ya da mağazalarda çok görürüm, ellerinde telefon;

"Hayatım, saçımı tam senin istediğin gibi yaptırdım; ama değiştirmemi istediğin bir şey varsa değiştireyim"

Bana göre en uygun cevap; "Kendi kendine karar veremeyen aklını değiştir." demek olurdu. Eğer aldığın kıyafette onun istediği gibi değilse, "Seni kandırmışlar. Bu, hiç de güzel değil..." gibi abuk-sabuk bir eleştiri gelir. Sanki onun beğenmesi, güzel olmasının garantisi ve kadın, giyeceği kıyafeti seçemeyecek kadar bilinçsiz. (Aslında burada kadına daha çok kuş beyinli muamelesi yaptıklarını belirmek isterdim; ama yinede zarif bir dille anlatmak istedim. Kadınlık, bende kalsın.)

Ne çok bilmiştir bu erkekler; her şeyi onlar bilir. Dünyada anlamadıkları, bilmedikleri hiçbir şey yoktur. Bir tek onların kafası çalışır... Hah! Öyle ise neden ayaklarına giyecekleri çorapları bile bize sorarlar? Çok ilgili olmamızı isterler, sonra da "Annem gibi davranıyorsun." derler... Ekonomiden anladıklarını söylerler; ama nedense evi çekip çeviren, hep kadındır.

Canım, kim söyledi "Yuvayı diş kuş yapar." diye?.. Kuşlarda bile cinsiyet ırkçılığı yapılıyor. Demek ki.dışarıda çalışıp eve ekmek getiriyorlarmış -sağolsunlar- kadın da akşama kadar evde otuyormuş da keyif yapıyormuş; o gezme senin, bu TV programı benim... Peki neden kadın, erkekten önce çöküp gidiyor? Bir bakmışsın; saçı-başı ağarmış, yüzü kırışmış...

Peki erkek, kendisi için yapılan fedakârlığı nasıl değerlendiriyor? Meşhur erkek deyişlerine bir numaradan giren bir cümle, buna açıklık getirebilir: "Bir çiçekle bahar olmaz..." Kimse, kimsenin kölesi değil. Hayat, müşterek ya; gerçekten müşterek olmalı. Aslında haklısınız erkekler; biz kadınlar, hak ediyoruz pek çok şeyi. Ne de olsa gözü kapalı sizlere inanan, güvenen biziz. En büyük yanılgı da burada başlıyor. Dünya, kadınlar ve yüce haşmetmaab erkeklerden oluşuyor sanıyor pek çoğumuz.

Bazen erkekler, kadınları nasıl görüyor diye düşünüyorum... Hımm... Tavuklar, kediler, kadınlar kuşlar vs vs..  Eşitsizliğimiz, haklardan kaynaklanmıyor, bunu anlayın artık. O da insan, siz de insansınız. Kendisini size bahşedilmiş büyük bir nimet gibi hissettirmesine izin vermeyin. Hayatta hiç kimse, vazgeçilmez değil... Kimsenin yeri, doldurulamaz değil... Yaşama nedeni gibi sarıldığınız dallar, sizden daha sağlam değil; hatta bazen sizden daha dayanıksız olabiliyor.

Beni en çok sinir eden şeylerden biri de; boşandıktan sonra karısının yakasını bırakmayan erkekler veya kadınlar... Ya, sanki doğarken beraber mi doğdunuz? Olmuyorsa olmuyor, neyi zorluyorsunuz? Dünyada kadından bol ne var ya da kadınlar için erkek mi yok? Bırakın birbirinizin yakasını... Siz, birbirinize rakip değilsiniz ki; neyin kavgasını yapıyorsunuz?

Şunu söyleyeyim; erkekler, artık kadınlarda güzelliğin yanı sıra başka bir şeyler de aramaya başladılar tek başına boş bir güzelliğin tüm ömür boyu yaşamı dolduramayacağını keşfettiler... Kendine saygı duyan, aklını kullanmaktan çekinmeyen, sohbet edebilecek kültüre, anlattığında dinleyecek sabıra ve her şartta cesurca(bazen karşı koyduğu kendisi olsa bile) fikirlerini ve düşüncelerini paylaşabilen, varlık gösterebilen karakterli kadınları tercih ediyorlar... Ve kadınlar, sağlam karakterli, cesur, sevdiğini söylemekten ve göstermekten çekinmeyen, saygı göstermenin insânî bir gereklilik olduğunu bilen; yaşam, hangi şartları getirirse elini tutmaktan vazgeçmeyen (benim için kapıyı açıp ben geçmeden geçmeyen ve bir restoran ya da kafeye gittiğimizde ben oturmadan oturmayan) erkekleri istiyor. Olumsuz yönde istisnalar yok mu? Her iki tarafta da elbette ki istisnalar var. Ama bu, kaideyi bozmasın.

İki farklı insan, bir çatı altında yaşamaya başlıyor. Uyumu yakalamak ve farklılıkların aslında uzun ömürlü bir beraberlikte ne kadar gerekli olduğunu anlamak için sabırlı olun...

Aynaya bakar gibi birbirinin aynı olan çiftlerin sıkıcı olacağını düşünüyorum. Tıpkı şu birbirlerinin aynı giyinmeyi seven çiftler gibi... Birbirinizin yaşam alanına saygı gösterin. Birliktelikler, bu alanı ortadan kaldırmaz. Herkes, birtakım şeyleri kendine özel olsun ister. Buna saygı göstermeli, eksi bir şekilde algılamamalısınız. Yani sizi sevmediği ya da hayatından dışladığı gibi bir duyguya kapılmayın... Hani derler ya, "Seviyorsan özgür bırak" diye. Gerçekten de öyle... Ellerinizi birbirinizin boğazından çekin. İnsan, sevdiğine zarar vermez. Sevgi, öldüren değil; yaşatan bir duygudur... Birini ölecek kadar sevmek, kimseye bir şey kazandırmaz. Ne gidene, ne kalana... Çünkü kalan için yaşam, devam ediyor..

İşte böyle... Ya kısmet dedik, akıl deryasında ağlarımıza, oltamıza bunlar takıldı. Adem Baba ile Havva Ana'dan bugüne devam eden bu konu, kıyametin kopması ile kapanacaktır. Hiç üzülmeyin, sadece birkaç bin yıl daha sabır...

Ayşegül,
23:34:55, 23 Mayıs 2010, Pazar.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36744687 ziyaretçi (102830348 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.