Siccîn
 

Siccin

Siccîn

Hazırlayan: Akhenaton

Lütfen arama motorlarında indexlenmeden ve son eklenen 20 makale içindeyken ve izinsiz başka sitelerde paylaşmayın.

Siccîn Nedir?

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

كَلَّا إِنَّ كِتَابَ الفُجَّارِ لَفِي سِجِّينٍ. وَمَا أَدْرَاكَ مَا سِجِّينٌ. كِتَابٌ مَّرْقُومٌ

«Hayır, günahkârların yazısı, muhakkak "Siccîn"dedir. "Siccîn"in ne olduğunu sen ne bileceksin. O, yazılmış bir kitaptır.» (Kurân-ı Kerîm, Mutaffifîn Sûresi, 7-9) [1]

Siccîn (سِجِّينُ), "fâcirlerin amellerinin kaydedildiği defter" anlamında bir Kurân terimidir. Daha kapsamlı bir ifadeyle; "amel defteri" demektir.[2] "Hapsetmek" anlamında olan “secene” (سَجَنَ) fiilinden türetilmiş bir isimdir.[3]

Lügatteki anlamları şöyledir:

  1. Sert, şiddetli olan şey.
  2. Dâim olan.
  3. Fâsık ve fâcirlerin amel defterlerinin konulduğu yer.
  4. Cehennem'deki bir vâdinin adı.
  5. Fâcirlerin ruhlarının gittiği yer.[4]
  6. Açık ve âşikâr olan şey
  7. Dibi kazılmış hurma ağacı [5]
  8. Cehennem'in altında ya da dibinde bulunan büyük bir taş [6]

Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın "Mârifetnamesi"nde ise "siccîn", Cehennem'in 6. tabakasına verilen addır:

«...... Altıncı tabakanın adı: Siccîn'dir. Cehennemliklerin amel defterleri oradadır. Sakinlerine: Kutata derler. Cümlesi kuş şeklindedir. Lâkin elleri adam eli gibi, kulakları öküz kulağı gibi, ayakları koyun ayağı gibidir. Onlar, melekle gibidir; yemezler, içmezler, uyumazlar ve cinsî ilişkide bulunmazlar. Daima Hak Teâlâ'ya ibadet ederler. Bir rivayette, ateşliklerin ruhları, kıyamete kadar orada hapsolmuşlardır.» [32]

Farklı rivâyetlerde, Cehennem'in 5. tabakası olarak geçtiği de görülür:

«Rivayete göre Miraç gecesinde, kapkara yüzlü kedi gözlü, uzunluğu beş yüz yıllık yol mesafesinde olan Mehayil adlı melek, Hz. Muhammed'e Cehennem'i gezdirir. Birinci yerin uzunluğu, yüz yıllık olup içindekilere çeşitli şekillerde azap edilir. İkinci yerde cehennemliklere azap etmek için zincir ve kelepçeler gizlidir. ‘Nar' adlı üçüncü yerin içi; ateş, akrep, yılan ve çıyan doludur. ‘Melut' adlı dördüncü yerin içi ise kibrit doludur. Beşinci yerin ad› ‘Siccin' olup içi kafir ve münafıklarla dolu olup sürekli azap ederler. ‘İcin' adlı altıncı yer, ateş denizidir. Çeşitli azapların bulunduğu yedinci yerin adı ise ‘Sakar'dır.» [6][7]

Siccin'in ne olduğu hakkında değişik açıklamalar vardır. Bir açıklamaya göre Siccin şeytanların ve inkârcıların amellerinin yazıldığı kitaptır. Bir başka açıklamaya göre ise yedi kat yerin altında şeytanların ve askerlerinin toplandığı yerdir. Siccin'in cehennemde bir yerin adı olduğu da söylenmiştir. Bu kelimenin sözlük anlamı ise, "karanlık ve dar bir mahzen"dir.[8]

Siccîn kelimesi, Kurân'da yalnızca iki ayette geçmektedir:

"Hayır, fâcir olanların kitabı şüphesiz Siccîn'dedir. Siccîn'in ne olduğunu sana öğreten nedir? Yâzılı bir kitaptır" (Mutaffîfûn, 83/7-9).

Ayetlerde geçen “siccîn” kelimesine müfessirler tarafından çeşitli anlamlar verilmiş ve ayetler, bu doğrultuda yorumlanmıştır.[9] Bunlardan bazıları, yerin yedi kat altı, cehennemde bir vadi [10], cehennem [11] vb.dir. Ragıp ve Kurtubî, “siccîn” kelimesini diğer anlamlarının yanında “cehennemin bir ismi” [12] olarak açıklarken, Taberî de “kâfirlerin ruhlarının gideceği yerin yedi kat altıdır” [13] şeklinde izah etmektedir.[5]

Siccîn, “En iyi, en sağlam, en iyi korunan zindan” anlamındadır. Anlaşılan o ki, kötülerin işlemiş oldukları amel defterleri (davranış tutanakları) burada olacaktır; yani burada korunacak, kaybolmayacak, çalınmayacak, silinmeyecektir. Adeta mermere işlenmişçesine sağlam kaydedilmiştir; silinmesi, yok olması kesinlikle söz konusu olmayacaktır. “Siccin'in ne olduğunu sana kim bildirdi?” ifadesi ise bu kayıt korunağının boyutlarını kimsenin bilmediği anlamındadır. Yani Siccin, bilinen, duyulan en çetin zindanların da ötesinde bir zindandır. Bilindiği gibi Rabbimiz “… sana kim bildirdi?” şeklindeki soru-cevaplı anlatımı birçok önemli konuda (Karia/2, 10, Hakka/1-3, Müddessir/27, Mürseat/14, İnfitar/17, 18, Tarık/2, Beled/12, Kadir/2, Hümeze/5) uygulamıştır.[33]

Allah, bu surede bunu hile yaparak sapanları ve kanuna karşı hile yapanlar için kullanmıştır.Yani nimete şükür, verilen nimette fakir, miskin, mağdur, mahrum olanların da hakkı olduğunu bilip onları da bu nimetle infak etmek yükümlülükleri olduğu halde bunu yerine getirmemektir. Yani artanı vermemek şeklindedir. Mütaffifin suresinde bunun bir başka şekli ise başkasına ait olması gereken hakkın bir kısmını vererek artık değer şeklinde kendisine geçirmesidir. Her türlü değer değişiminde çok almasına rağmen az vermektir. İster metaa değişiminde, isterse emek ücret değişiminde bu tür, hile, hırsızlık, ihtilas ve zimmet suçunu işeyenlerin durumu nimete nankörlüktür. Öyle ise Kuranda nimete nankörlük fiillerinde başka ayetlerde verilen kavramlarda da “Siccin” kullanılmışsa buna bizde cehennem diyebiliriz. Çünkü cehennem de bir nevi hapishanedir.

Gerçi Kuran cehenneme hapishane deyimini kullanmaz. Bunu kastetmiş olsaydı “her nefis yaptığına karşı bir rehin demez, hapsedilir derdi. Öyle ise buradaki fiil Allah'ın inkarı olmadığına göre, inkar ayetedir. Ayet ise vererek şükretmeyi çok şey vermeye bağlamış ki, bu facir bundan kurtulmanın hileli yolun bulmuş, kanunun dolanarak işi halletmiştir.hakları kıst üzere ver deyince de “bu eskilerin satırların dada vardı. Vermediler de ne oldu” diyor. Veya o senin dediğin eskilerin masalıdır, ütopyadır” diyor.[14]

Kelimenin aslı, yapısı ve kalıbı hakkında özellikle dil açıklaması yapan alimlerce farklı görüşler ileri sürülmüş, buna bağlı olarak da farklı manâlar söylenmiştir.

Aralarında Abdullah b. Abbas'ın da bulunduğu bazı alimler Siccîn'in, arzın en alt tabakası olduğunu ifade ederlerken, Berâ' İbn Âzib (r.a)'e varan bir rivayette Resûlullah (S.A.V.)'ın: "Siccîn, yedi kat yerin en alt tabakasıdır." buyurduğu kaydedilir.[2]

Kelbi ile Mücâhid, Siccîn'in yedinci kat yerde bir kaya olduğunu söylerler. Siccîn'in şeytan ve ona tabi olanların makamı olduğu da kaydedilir.[15]

Zemahşeri ise kelime hakkında yaptığı bazı dil açıklamalarından sonra şöyle demiştir: "Allah Teâlâ facirlerin kitabının Siccîn'de olduğunu haber verdi. Siccîn'i de yazılmış, rakamlanmış kitap diye tefsir buyurdu. Şu halde Onların hesabı yazılmış kitaptadır." denilmiş gibi olur. "Bunun manasına gelince Siccîn kuşatıcı, kapsamlı bir kitap" demektir. O, kötülük divanıdır. Allah Teâlâ onda cin ve insanlardan şeytanların, kâfirlerin, fâsıkların amellerini toplamıştır. O, rakamlanmış, satırlar halinde düzenlenmiş, yazımı açık yahut alâmetli bir kitaptır. Gören herkes onda hayır olmadığını bilir. Dolayısıyla manâ, "facirlerin amellerinden yazılanlar o divanda kaydedilmiştir" demek olur." [16]

Kelime hakkındaki görüşleri aktaran Elmalılı, bütün nakillerden sonra kendisi şu manayı vermiştir: "Hâsılı, Siccîn, maddesi itibariyle bir zindan veya zindancı, ya da zindanda mahpus anlamlarını ifade eder. Kelimenin facirlerin yazısına zarf yapılmasına en yakışan manâ ise, Siccîn'in bir zindan sicili veya sicil zindanı olmasıdır." [17]

Siccîn hakkında İbn Cerir iki hadis rivayet etmiştir. Birisi Ebû Hureyre (r.a) den: "Felak Cehennemde örtülü bir kuyudur. Amma Siccîn açıktır (yâni açık bir kuyuya da vadidir)."

İkincisi: Berâ' b. Âzib (r.a)'den: Resûlullah (S.A.V.) fâcirin nefsinin semaya çıkarılmasını anlatarak buyurdu ki:

"Onu çıkarırlar, yanlarında facirin nefsi olduğu halde meleklerden hangi bir topluluğa uğrarlarsa, "Bu pis ruh nedir?" derler. "Onun dünyada anıldığı isimlerin en çirkini ile fülandır." derler. Nihayet dünya semasına varırlar, açılmasını isterler. Ona açılmaz." Sonra Resûlullah (S.A.V.): "Onlara göğün kapıları açılmaz ve onlar deve iğne deliğinden geçinceye kadar Cennete giremezler" (el-A'raf 7/40) âyetini okudu ve devamla:

"Ve Allah buyurdu ki: Onun kitabını yerin en aşağısında, en aşağılık yerde, Siccîn'de yazın." dedi.

Allah-u Teâlâ, fâcir olanların kitabının Siccîn'de olduğunu haber vermiş, sonra da "Siccîn'in ne olduğunu bilir misin?" sözüyle, bunun insanların dirayetiyle, düşünmesiyle bilinebilecek bir şey olmadığını, bu hususta insanların kendi görüşlerine değil, hakiki bilgi kaynağından gelen nakle itibar etmeleri gerektiğini öğretip Siccîn hakkında, "yazılmış bir kitap" açıklamasını yapmıştır. Resûlullah (S.A.V.) de bu yazılı kitabın en aşağı bir yerde olduğunu bildirmiştir.[2]

Mevlânâ, "Mesnevî"sinde şöyle der:

«Hakk'ın cebrinden agah isen feryadın nerede? Cebbarlık zincirini görüsün hani? Zincire bağlanan nasıl olur da neşelenir? Hapiste esir olan nasıl hürlük eder? Eğer ayağını bağladıklarını, başına padişah çavuşlarının dikildiğini görüyorsan... Gayri sende acizlere çavuşluk etme. Çünkü bu vazife, acizlerin huyu ve tabiatı değildir. Madem ki görmüyorsun; Tanrı'nın cebrinden bahsetme! Görüyorsan hangi gördüğünün nişanesi? Hangi bir ise meylin varsa o iste kendi kudretini apaçık görür durursun; hangi ise meylin ve isteğin yoksa... "Bu, Tanrı'dandır" diye kendini Cebri yaparsın! Peygamberler, dünya isinde Cebridirler, kafirler de ahiret isinde. Peygamberlerin, ahiret isinde ihtiyarları vardır, cahillerin de dünya isinde. Zira her kus, kendi cinsinin bulunduğu yere gider, bedeni, geride uçmaktadır, cani daha tez, daha ileri gitmekte. Kafirler Siccin cinsinden olduklarından dünya zindanına rahat rahat gelmişlerdir. Peygamberler, (İlliyyi) cinsinden olduklarından can ve gönül İlliyyine doğru gitmişlerdir.» [18]

Sonuç olarak “siccîn” kelimesinin cehennemliklerin cehennemde hapsedilmelerinden dolayı suçluların ahiret âleminde cezalandırılacakları cehennemin bir adı olduğunu söylemek mümkündür.[5]

Siccîn ve İlliyyûn

Mutaffifin Suresi'nde yer alan “siccîn” ve “illiyyûn” kitapları, alimler tarafından “yazılmış veya insanların işlediği amellerin içinde yazıldığı kitaplar” olarak anlaşılmıştır.

“Hayır! Hileye sapmayın, âhireti inkâr etmeyin! Doğrusu, yoldan sapan kâfirlerin hesap defterleri Siccîn'dedir. Siccîn nedir bilir misin? Siccîn kâfirlerin yaptıkları işlerin kaydedildiği defterdir. Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!”(Mutaffifîn, 83/18-21) mealindeki ayetlerde “Siccîn” üzerinde durulmuş, “Şüphesiz iyilerin kitabı “İlliyyûn” dadır. İliyyûn'un ne olduğunu sen nereden bileceksin? O, yazılmış bir kitaptır.” (Mutaffifîn, 83/18-21) mealindeki ayetlerde ise, “illiyyûn”a da yer verilmiştir.

Siccîn kelimesi, “Sicn” kökünden gelir ki, daracık yer, zindan, hapis anlamındadır.(krş. Taberî, İbn Kesir, Razî, ilgili ayetlerin tefsiri). Bu anlamıyla, Siccîn, kâfirlerin ruhlarının bulunduğu yer kürenin yedi kat aşağısında bulunan bir zindandır.(a.g.y).

Abdullah b. Abbas, Kâb. B. Ahbar, Üsame b. Zeyd ve Mücahid'e göre, “İlliyyun”, yedinci göktür ve cennetlik olanların ruhları da oradadır. (bk. Taberî, İbn Kesir, Râzî, ilgili ayetlerin tefsiri). Yine Kâb ve İbn Abbas'tan gelen diğer bir rivayete göre, müminlerin ruhu Arşın yanındadır. Başka bir rivayette cennettedir.(a.g.y).

Konuyla ilgili Dahhak'ın görüşü de manidardır: Mümin kimsenin ruhu alındığında, onu alıp dünya semasına götürürler. Her gökte bulunan Mukarreb melekler, onu oradan alıp sırayla ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci semaya çıkarırlar, oradan da Sidretu'l-Muntahaya götürürler ve “Ya Rabb! Bu senin filanca kulundur” derler. Allah o kulunun kim ve nasıl biri olduğunu en iyi bilen olarak, onu azaptan emin kıldığına dair mühürlü bir tezkereyi onlara gönderir. “Şüphesiz iyilerin kitabı “İlliyyûn” dadır. İliyyûn'un ne olduğunu sen nereden bileceksin? O, yazılmış bir kitaptır.” ayetleri bu gerçeğe işaret etmektedir. (a.g.y.)

Bazı alimlere göre, “yazılmış bir kitap”tan maksat kişinin amel defteridir. Hafaza melekleri onları semada mukarreb meleklere teslim ederler. Mümin olan Kitabın sahibi güzel amellerini gördüğünde çok sevinecektir.(Razî, a.g.y).

Bir hadis rivayetine göre Efendimiz (a.s.m) şöyle buyurmuştur: “Melekler Allah'ın kullarından bir kulun amellerini yukarıya çıkarırken, onu çok fazla bulup överler. Nihayet Allah'ın dilediği yere vardıklarında, Allah onlara şu mesajı gönderir; ‘Siz kulumun amellerini muhafaza ettiniz, ben de onun içini kontrol ettim, bu kulumun amelleri halis değildir (içinde Allah'ın rızası dışında başka maksatlar vardır), bu sebeple onları alıp aşağıların aşağısına (Siccin'e) götürün.” Diğer taraftan bir kulun amellerini yukarıya çıkarırken onu azımsar ve küçümserler. Allah yine onlara şu mesajı gönderir: ‘Siz kulumun amellerini muhafaza ettiniz, ben de onun içini kontrol ettim, bu kulumun amelleri halistir, onları en yüksek yere götürün.” (Zemahşeri, el-Keşşaf; Suyutî, ed-Durru'l-Mensur, ilgili ayetlerin tefsiri).

Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, herkesin kitabı ruhunun bulunduğu yerdedir. Buna göre “Siccîn” ve “İlliyyûn” hem kötü veya iyi ruhların bulunduğu bir mekân, hem de o mekânlara girmeye vesile olan iyi veya kötü amellerin bulacağı birer amel defteridir ki, oradaki görevli meleklere teslim edilir.[19]

Rûhun Bedenden Ayrıldıktan Sonraki Durumu

Ölülerin durumu, farklı farklıdır. Muttakîlerin ruhları, “illiyîn”dedir. Günahkarların ruhları ise “siccîn”dedir.[20] “Siccîn” ve “İlliyyîn” içindekilerin silinip kaybolmadığı, yok edilemeyen kayıt yerleri anlamına gelmektedir.[21]

İyi olsun kötü olsun bütün ruhlar için tek bir yer yoktur. Aksine durumlarının farklı olmasıyla yerleri de farklı farklı olur. Her ruh, amelinin derecesine göre değerlendirilir. "Sündüs"tekiler “güzel ahlâk” sahipleridir. "Reyhan"dakiler “oruç tutanlar”dır.[20]

mümin öldükten sonra, kendisini rüyâda gösterebilir. Çünkü mü'minlerin rûhu serbest kalır. Kâfirlerin rûhları ise, serbest kalmaz. Siccîn'de hapsolunur. (Selmân-ı Fârisî) [6]

Gerçek müminlerin, âriflerin ruhları, bedenlerinden kurtulduktan sonra Kerîm olan Allah'ın huzûruna çıkarlar. Rahmetle müjdelenirler, tüm engelleri aşarak
Rabbinin huzurunda durur; kendilerine semânın kapıları açılarak bedenlerinin yanına (geri) döndürülürler.

Günahkarların (fâsıkların) ruhları ise sadece kaynar su ve irin ile müjdelenirler. Ona öfke ile rahmetten uzak bir muâmele yapılır, önüne çıkan engelleri aşamaz, acıyla ve azapla baş başa kalır.[20]

Günahkârlar, “Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki, küçük büyük bırakmadan her şeyi sayıp dökmüş.” (Kehf, 18/49) diye şaşkınlıklarını ifade edecek. İyiler ise “Gelin, kitabımı okuyun. Çünkü ben hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum.” (Hâkka, 69/19-20) diyecektir. Günahkârlara ait defterler “siccîn”de, iyilere ait defterler ise “illiyyîn”de bulunmaktadır (Mutaffifîn, 83/7-18) [21]

Hafaza (koruyucu melekler) yâni Kirâmen Kâtibîn, bir kişinin amel defteri ile göğe çıkıp, Allah-u teâlâya arz makâmına vardıklarında; "Siz kullarımın üzerine hafazasınız. Kalbini bilen benim. Amelinde ihlâs olmadığından yâni Allah rızâsı için yapmadığından, defterini Siccîn'e koyun" diye Allah-u teâlâ vahyeder (bildirir). (Ebüssü'ûd Efendi) [6]

Mümin insanın kuyruk sokumu hariç bütün cesedi çürüdükten sonra ruhu Cennete girecek, büyük günah işleyen ve tövbesiz vefat eden Müslümanlardan bazılarının cesedi çürüyüp yok olduktan sonra ruhları birinci kat göğe, bazılarınınki ise yer ve gök arasında bir yere çıkartılacaktır.

Kafirlerin ruhu ise cesetleri çürüdükten sonra yerin yedi kat altında Siccin denilen yere gider ve orada kalır.[22]

Bir insan eğer îmânsız gittiyse, üç yüz altmış Siccîn melekleri, Cehennem'den, katrandan daha kara zakkum yaprağı getirip, o îmânsız çıkan cânı (rûhu), ona sarıp, derhal Cehennem'e iletip yerini gösterirler. (İmâm-ı Gazâlî)

Rûhlar, Siccîn'de iken, ceset olunmaksızın da azap çekerler. (İmâm-ı Yâfiî) [6]

Savaşta Allah yolunda savaşıp şehit olan kişilerin cesetlerinde çürüme olmaz ve ruhları hiç bekletilmeden Cennete girer.[22]

Kabirdeki azap ve nimetin, ruh ve cesedin her ikisine birlikte olacağını bildiren âlimler, ruh ve cesedin aralarında bir bağlantı, bir ittisal bulunacağını, böylece Cennet nimetleri içinde yahut Siccîn'de olan ruhun hissesinden bedenin de nasipleneceğini ifade etmişlerdir. Bu durumu, kendisi gökyüzünde olduğu halde, güneşin ışığının ve ısısının dünya üzerinde hissedilmesine benzetenler olduğu gibi, uyuyan bir kimsenin uykusunda gördüğü bir rüyadan dolayı bedeniyle de acı veya lezzet duymasına da benzetenler olmuştur.[23][24]

İlgili Hadisler

Berâ b. Âzib'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:

Peygamber (S.A.V.) ile birlikte Ensar'dan bir adamın cenâzesini defnetmek için çıktık. Kabre geldiğimizde kabir henüz kazılmamıştı. Resûlullah (S.A.V.), oturunca; biz de onun meclisine saygıdan dolayı sanki başımızda kuş duruyormuşçasına hepimiz hareketsiz bir şekilde onun etrafında oturduk. Elinde bir çubuk vardı ve düşünceli bir şekilde çubuğun bir ucuyla yeri eşeliyordu. Başına kaldırdı ve -iki veya üç defa: "Kabir azabından Allah'a sığının", buyurdu. Sonra şöyle buyurdu:

«Mümin kul, dünyadan ayrılmak ve âhirete yönelmek üzere olduğu zaman ona gökten yüzleri sanki güneş gibi olan beyaz yüzlü melekler iner. Yanlarında cennet kefenlerinden ve kokularından vardır. Onun görebileceği yere otururlar. Sonra ölüm meleği gelir, baş tarafına oturur ve şöyle der: "Ey güzel ruh, çık ve Rabbinin mağfiretine ve rızâsına gel." Bunun üzerine o ruh, tulumun ağzından damlayan bir damla gibi çıkar ve ölüm meleği onu alır. Ölüm meleği, mümin kulun ruhunu aldığında; melekler, onu göz açıp kapayacak kadar ölüm meleğinin elinde bırakmazlar. Onu ölüm meleğinin elinden alırlar ve bu kefene koyarlar. O ruhtan, yeryüzünde bulunan en güzel mis kokusu gibi bir koku çıkar.

(Melekler,) onu melekler arasından geçirirken: "Bu güzel ruh nedir?" derler. Dünyadaki en güzel isimlerini söyleyerek: "Falan oğlu falandır." derler. Dünya semâsına ulaşıncaya kadar çıkarırlar. Melekler onun için kapının açılmasını isterler. Onlara kapı açılır. Bunun üzerine yedinci semâya ulaşıncaya kadar her semâda bulunan Allah'a yakın melekler o ruha eşlik ederler. Nihâyet Allah -azze ve celle- şöyle buyurur: "Kulumun amel defterini, İlliyyîn'e yazın ve ruhunu yeryüzüne geri gönderin. Çünkü ben, onları ondan (topraktan) yarattım ve yine ona döndüreceğim. Bir defa daha onları (hesaba çekmek üzere) topraktan çıkaracağım." Bunun üzerine mümin kulun ruhu bedenine iâde edilir. Ardından iki melek yanına gelip onu oturturlar ve:

Rabbin kimdir? derler. Mümin kul: Rabbim Allah'tır, der. Onlar: Dinin nedir? derler. Mümin kul: Dinim İslâm'dır, der. Onlar: Size gönderilen adam hakkında ne dersin? derler. Mümin kul: O Allah'ın elçisidir, der. Onlar: Sana bunları bildiren nedir? derler. Mümin kul: Allah'ın kitabını okudum, ona inandım ve onu tasdik ettim, der.

Bunun üzerine semâdan bir ses gelir: Kulum, doğru söyledi. Cennet'ten bir yer döşeyin (makamını hazırlayın), onu cennet elbiselerinden giydirin ve ona cennetten bir kapı açın, der. Bunun üzerine ona cennetin esintisinden ve güzel kokusundan kokular gelir, gözünün görebileceği yere kadar kabri genişletilir. Sonra ona, güzel yüzlü, güzel elbiseli ve güzel kokular içerisinde olan birisi gelir ve; "Seni mutlu edecek şeyle sevin. Bugün, sana vaat olunan gündür." der. Bunun üzerine o: "Sen kimsin? Senin o hayırlı yüzün nedir?" der.O: "Ben, senin sâlih amelinim." der. O, bunu işitince, "Yâ Rabbi! Kıyâmeti çabuk kopar ki, âileme ve malıma kavuşayım." der.

Kâfir kul, dünyadan ayrılmak ve âhirete yönelmek üzere olduğu zaman, yanlarında kaba ve sert elbise olan siyah yüzlü melekler gelir ve onun görebileceği bir yerde otururlar. Sonra ölüm meleği onun yanına gelip başucunda oturur ve ona: "Ey çirkin ruh, haydi çık! Allah'ın öfkesine ve gazabına gel!" der. Bunun üzerine ruhu bedenine dağılır ve ıslak yüne dolaşan pıtrağın [31] yünden çekilip çıkarıldığı gibi, ölüm meleği, onun ruhunu bedeninden çekip alır (ruhu bedeninden güçlükle ayrılır). Ölüm meleği ruhunu alınca da, melekler onu göz açıp kapayacak kadar ölüm meleğinin elinde bırakmazlar. Onu ölüm meleğinin elinden alırlar ve kaba ve sert elbisenin içine koyarlar. Ondan yeryüzünde bulunan en pis leş kokusu gibi bir koku çıkar. Onu semâya yükseltirler. Her semâda bulunan meleklerin yanından geçerken onlar: "Bu pis ruh kimindir?" derler.Melekler, dünyadaki en kötü ismini söyleyerek: "Falan oğlu falandır." derler. Dünya semâsına gelince, onun için semânın kapılarının açılmasını isterler, fakat ona kapılar, açılmaz.

Sonra Resûlullah (S.A.V.), şu âyeti okudu:

"(Öldükleri zaman) onlar (ın ruhların)a gök kapıları açılmaz ve deve, iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremezler. Suçluları işte böyle cezâlandırırız." (Arâf Sûresi: 40)

Allah -azze ve celle- şöyle buyurur: "Onun amel defterini Siccîn'e (en aşağı tabakaya) yazın". Sonra onun ruhu, gökten yere fırlatılıp atılır. Sonra Resûlullah (S.A.V.) şu âyeti okudu: "Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki o, gökten düşüp de parçalanmış da kendisini kuşlar kapmış veya rüzgâr onu uzak bir yere sürükleyip atmış kimse gibidir." (Hac Sûresi:31). Ardından ruhu bedenine iâde olunur da (Münker ve Nekir adlı) iki melek ona gelip yanına oturur ve:

Rabbin kimdir? derler. Kâfir kul: Hah…Hah… Bilmiyorum, der. Onlar: Dinin nedir? derler. Kâfir kul: Hah…Hah… Bilmiyorum, der. Onlar: Size gönderilen adam hakkında ne dersin? derler. Kâfir kul: Hah…Hah… Bilmiyorum, der.

Bunun üzerine semâdan bir ses: "Yalan söyledi, ona cehennem'deki yerini hazırlayın ve ona cehennemden bir kapı açın!" der.Cehennem ateşinin sıcağından ve sıcak rüzgârından gelir ve kaburgaları birbirine geçecek şekilde kabri ona daraltılır. Çirkin yüzlü, kötü elbiseli ve pis kokulu bir adam ona gelir ve şöyle der: "Seni üzecek şeye sevin! Bugün, vaat olunduğun gündür." Kâfir ruh, ona: "Sen kimsin? Çirkin yüz kötülük getirdi", der. O da: "Ben senin çirkin amelinim, " der. Bunun üzerine: o rûh; "Rabbim! Kıyameti koparma, " der.» [25]

Bu sebeple doğru olan, iki melek, kabrindeki ölüye ancak tevhîd ve akîde ile ilgili sorular sorar. Bu ise açıkça bellidir. Yine en doğrusunu Allah Teâlâ bilir.[26]

Türk Edebiyatında Edebî Bir Remiz Olarak Siccîn

«Tâ ki ehl-i fenâ vü fakr ü salâh
Ola âzâde-i gam-ı siccîn
» (Abdurrahman Râmî Çelebi) [27][28]

«Sünnet imiş kafir de olsa, incitme sen,
Huda bîzârdır, katı yürekli gönül inateden,
Allah şâhit, öyle kula hazırdır siccîn,
Bilginlerden duyup bu sözü söylemedin işte.»
(Hoca Ahmed Yesevî) [29]

«Âh, vâh bu çarh-ı gerdûn âkibet,
Öldürür her şey'i, dûn gûn âkibet.
Ger yaşarsa dünyada bin yıl âhir,
Mevt yelî seni koparur; bil âhir.
Pes bu siccîn mü'minün yeri değil,
Dâr-ı ukbâ dürür, âhir doğri yol.»
[30]

Kaynaklar

[1] www.kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=83
[2] Şamil İslam Ansiklopedisi, "Siccîn" maddesi, madde yazarı Seyfettin Hoca, www.sevde.de/islam_Ans/S/S2/95.htm
[3] İbrahim vd., 1986: 418; er-Râğıb, 1986:330.
[4] Abdullah Yeğin, "İslâmî-İlmî-Edebî-Felsefî Yeni Lügât", "Siccîn" maddesi, Hizmet Vakfı Yayınları, İstanbul 1997, s.630
[5] Cemal Ergün, "Kurân'ın Cennet-Cehennem Anlayışının Diğer Dinlerle Karşılaştırılması", (yüksek lisans tezi), tez danışmanı: Prof. Dr. M. Kemal Atik, Kahraman Maraş Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı, 2006 Kahraman Maraş, kutuphane.ksu.edu.tr/e-tez/sbe/T00531/Cemal_ERGUN_TEZ.pdf
[6] Ahvâl-ı Kıyâmet, SK, y. 53a-b ve sozluk.ihya.org/dini-terimler/siccin.html
[7] Erzurumlu İbrahim Hakkı, "Mârifetnâme", www.aydinlar.gov.tr/ilceSayfalar/marifetname/marifetname.pdf
[8] www.vahdet.com.tr/meal/sayfalar/588.html
[9] Bkz: et-Taberî, 2002: XV, 199; XXX, 94; Yazır, tsz: VIII, 5652–5656
[10] el-Fîruzabâdî, 1987: 1554; bn Manzur, 1994: XIII, 204.
[11] er-Râğıb, 1986: 330.
[12] el-Kurtubî, 1994: XII, 113; er-Râğıb, 1986:330.
[13] et-Taberî, 2002: XXX, 94.
[14] ilhami46.blogcu.com/mutaffifin-8-bildin-mi-siccin-nedir-makale-72/3062928
[15] Fahruddin er-Razî, et-Tefsîrul-Kebir, XXXI, 92-93.
[16] Zemahşeri, el-Keşşâf, IV, 720-721.
[17] Elmalılı Hamdi Yazır, "Hak Dini Kurân Dili", VIII, 5652-5655
[18] www.bozkurtyeri.com/forum/1.pdf
[19] www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=10950
[20] Cemal Acer (araştırmacı-yazar), "Azîz Mahmud Hüdâyî'nin Hayâtü'l-Ervâh ve Necâtü'l-Eflbâh Adlı Eserinin Değerlendirilmesi", www.uskudar-bld.gov.tr/portal/doc/sempozyum/sempozyum3/Teblig 20.pdf
[21] 18 Ocak 2010 tarihli Diyanet takvimi arka sayfası, www.diyanet.gov.tr/yayin/diyanet_takvimi/arka2010/Ocak.pdf
[22] www.darulfatwa.org.au/languages/Turkish/Ahiret.pdf
[23] Süleyman Toprak, "Ölümden Sonraki Hayat: Kabir Hayatı", Esra Yay., 7. Baskı, Ankara 1997.
[24] Ali Böcü, "es-Suyûtî'nin 'Şerhus's-Sudûr Bi Şerhi Hâli'l-Mevtâ Ve'l-Kubûr' Adlı Eseri Bağlamında Kabir hayatı İle İlgili hadislerin İncelenmesi" (yüksek lisans tezi), tez danışmanı: Prof. Dr. Ali Osman Ateş, Çukurova Üniversitesi, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı, Ocak 2005, s.79-90., sosyalbilimler.cu.edu.tr/tezler/783.pdf
[25] Ebu Dâvud, hadis no: 4753, İmam Ahmed, hadis no: 18063, Lafız İmam Ahmed'e âittir. Elbânî de Sahîhu'l-Câmi', hadis no: 1676'da hadis sahihtir, demiştir
[26] Muhammed b. Salih el-Muneccid, "ﺔ;ﺛ;ﻼ;ﺜ;ﻟ;ا ﻘ;ﻟ;ا ﺔ;ﻠ;ﺌ;ﺳ;أ" (Kabirde Sorulan Üç Soru), 2007, www.islamhouse.com/files/tk/ih_articles/tk_questions_sepulcher.pdf
[27] Dr. Selâmi Şimşek, "Türk Edebiyatında İbnü'l Arabî Methiyeleri Üzerine Bir inceleme", Tasavvuf | İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi (İbnü'l-Arabî Özel Sayısı-1), yıl: 9, Tarih: 2008, sayı: 21, s.389-425.
[28] www.tasavvufakademi.com/indir.php?tur=2&no=1364
[29] Güven Aykan, "Hacı Bektâş-ı Velî Nerede Doğdu, Kimdir, Soyu nereye Dayanıyor?", www.hbektas.gazi.edu.tr/dergi_dosyalar/15-213-242.pdf
[30] www.mardin.gov.tr/turkce/kutuphane/pdfdosyalar/ArtukluMelikleri.pdf
[31] Pıtrak: Dikenli tohumları hayvanların kıllarına ve insanların giysilerine takılan bir yıllık ve otsu bir bitkidir.Botanik (Bitki Bilimindeki) adı; 'Xantium spinosum'dur.
[32] Yrd. Doç.Dr. Bahattin Yaman, "Ahvâl-ı Kıyâmet Yazmaları Resimlerinde Kıyamet Sonrası Hayat" (Life after Doomsday in the Illustrations of the Ahvâl-i Qiyâmeh Manuscripts), Süleyman Demirel Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Türk İslam Sanatları Tarihi Anabilim Dalı, s.14, www.edebiyatdergisi.hacettepe.edu.tr/eng/2007242BahattinYaman.pdf
[33] www.istekuran.com/index.php?page=mutaffifin





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: ALEM-İ DEVRAN, 01.03.2015, 10:04 (UTC):
google plusta kendimizin oluşturduğu dini toplulukta ve kendi profil sayfamda paylaşmam yasak mı?



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36936186 ziyaretçi (103169462 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.