Sinatra Doktrini (Sinatra Doctrine)
 

Sinatra Doktrini (Sinatra Doctrine)

Kategori: Tarih, Kamu Yönetimi ve Uluslararası İlişkiler

Frank Sinatra Kimdir?

Frank Sinatra (12 Aralık 1915 – 14 Mayıs 1998), ABD'li şarkıcı, oyuncu. Asıl adı Francis Albert Sinatra olan sanatçı 12 Aralık 1915 yılında Hoboken'de doğdu. Sinema oyuncusu olarak da büyük başarı kazanan ABD'li popüler bir şarkıcıydı. Şarkı söylemeye yaklaşık olarak 1936 yılında başladı. 1937'de kendi kurduğu "Hoboken Four" adlı toplulukla amatör bir yarışmada birinci oldu. 1939'da bir kafede çalıştığı sırada Harry James'in ilgisini çekerek onun topluluğuna katıldı. Aynı yılın Temmuz ayında bu topluluğun eşliğinde söylediği “From the Bottom of My Heart” şarkısıyla ilk plağını yaptı. 1940-1942 yılları arasında Tommy Dorsey Orkestrası'yla çalıştı. 31 Aralık 1942'de New York arasında “Your Hit Parade” adlı radyo programında solo şarkıcı olarak söylediği şarkılarla ülke çapında ünlendi.

Sinatra sinemadaki ilk önemli rolünü “Higher and Higher” filminde oynadı. 1940'lar boyunca çeşitli müzikal filmlerde rol aldı. 1953'te From Here Eternity'de şarkı söylemeden canlandırdığı "Angelo Maggio" rolüyle en iyi yardımcı oyuncu Oscar'ını kazandı. Bu başarısının ardından çeşitli rolleri canlandıran bir oyuncu olarak sinemadaki konumunu pekiştirdi.ilerlemiş yaşına rağmen 1990'lı yıllarda hala konser vermekteydi. 1998 yılında ise ABD'nin Los Angeles şehrinde öldü. Sinatra'nın mafya ile bağlantıları olduğu, hatta The Godfather serisindeki Johnny Fontane karakterinin de Sinatra'yı temsil ettiği iddia edilir.[1]

Sinatra Doktrini

1990'lı yıllarda Sovyetler Birliği'nin Batılı diplomatlar arasında söz konusu edilen gayrı resmi doktrini. Frank Sinatra (1915-1998), bir siyaset ve devlet adamı değil, İtalyan kökenli Amerikalı bir şarkıcıydı. Bu şarkıcının nasıl olup da, bir dönem boyunca heyecan yaratmış bir doktrine isim verdiğini anlamak için, 1990'lı yıllarda Doğu Avrupa'da yaşanan değişime bakmak gerekir.[2]

İkinci Dünya Savaşı Sonrasında Doğu Avrupa

İkinci Dünya savaşı sonrasındaki Doğu Avrupa bugünkü Doğu Avrupa'dan çok farklıydı. Bu statü, savaşın sona erdiği 1945 yılından 1990'lı yılların başına kadar devam etti. Hakim güç, Rusya ve hâkim rejim, Marksist sosyalizmdi. Rusya'nın siyâsî hâkimiyeti, iki siyâsî yapılanmaya yol açmıştı:

1. Rusya Doğu Avrupa ve Asya'da 14 ülkeyle birlikte merkezi yönetimi çok güçlü bir tür federasyon kurmuştu. Bu birliğin adı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ya da kısaca Sovyetler Birliği idi. Diğer birlik cumhuriyetleri şunlardı: Ukrayna, Belarusya, Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan, Estonya, Litvanya, Letonya ve Moldovya. (Son dört ülke İkinci Dünya savaşı sonrasında Sovyetler Birliğine katılmıştı.)

2. Ayrıca Doğu Avrupa'da Marksist rejime sahip çeşitli ülkeler de, Sovyetler Birliği liderliğinde ittifak anlaşması içersindeydiler. Bunlar Avrupa'da Polonya, Doğu Almanya, Çekoslovakya, Macaristan, Romanya ve Bulgaristan ile Asya'da Moğolistan ve Kuzey Kore'ydi. (Doğu Almanya bugünkü Almanya'nın bir parçasıydı. Çekoslovakya ise bu günkü Çek Cumhuriyeti ve Slovakya'nın birliğinden oluşuyordu.) İttifak anlaşmasının askeri ve siyasi ayağını WAPA (Varşova paktı), ekonomik ayağını ise COMECON oluşturuyordu.

Sovyetler Birliği, bu statünün değişmesine izin vermiyordu. Nitekim, 1956'da Macaristan ve 1968'de Çekoslovakya'da daha bağımsız bir sistem için yapılan girişimler Sovyetler Birliğince askeri kuvvet kullanılarak bastırılmıştı. (Macaristan ihtilali ve Prag Baharı) Sovyetler Birliğinin bu müdahaleci tutumunun arkasında 1964-1982 yılları arasında Komünist Parti genel sekreteri olan Leonid Brejnev'in adına izafeten "Brejnev Doktrini" denen bir siyâsî görüş vardı. Dönem için "Demir Perde" dönemi de denilir.[2]

1980'lerde Sovyetler Birliği Doğu Bloğu'ndaki ülkeler üzerindeki baskısını azaltarak, bu ülkelerin iç işlerindeki kararlarını belirlemesine izin verdi. Brejnev Doktrini'nin yürürlükten Sinatra Doktrini lehine kalkması Avrupa üzerinde dramatik bir etki yarattı. Doğu bloğu 1989 yılında Sovyet rejiminin Doğu Avrupa'da çökmesi ile birlikte sona ermiş oldu.[3]

Gorbaçov Dönemi

1985 yılında Sovyetler Birliğinde Komünist Parti Genel sekreteri olan Mihail Gorbaçov (1931- ) daha farklı bir politika güttü. Batı ile olan gerginliği azaltırken, ülke içinde de çeşitli reformlar yaptı. Gerek Varşova Paktı üyeleri ve gerekse birlik cumhuriyetleri arasında daha bağımsız politika akımları doğdu.Mesela, Macaristan 1989 yılında çok partili sistemi kabul ederken, Polonya'da da seçimleri sendika lideri Lech Walesa (1943 - ) tarafından organize edilen gayrı resmi muhalefet kazandı. Ancak Sovyetler Birliği, bu gelişmeler karşısında sessiz kaldı.

23.10.1989 tarihinde Sovyet Dişişleri bakanı (ve daha sonranın Gürcistan cumhurbaşkanı) Eduard Şevardnadze (1928- ) bir demeç vererek Sovyet rejiminin Varşova Paktı üyelerinin tercihlerine saygı göstereceğini duyurdu. İki gün sonra ise, Dışişleri bakanlığı basın sözcüsü Gennadi Gerasimov (1930- ) Amerikan televizyon kanalı ABC deki röportajında Şavardnadze'nin demecini değerlendirirken, "Biz şimdi Frank Sinatra doktrinini uyguluyoruz. Sinatra'nın “I did it my way” (İstediğim gibi yaptım) adlı bir şarkısı var. Her ülke de kendi yolunu seçer." dedi. Gerasimov'un bu esprili cevabı kısa sürede büyük yankı buldu ve Sovyetler Birliği'nin yeni politikası olarak algılandı.[2]

Sovyetler Birliği, Doğu Avrupa halklarının vazgeçilmez politik haklarına saygı duymaya ve dış politikasının oluşturulması sürecinde demokratik devletlerin güvenlik endişelerini de dikkate almaya başladı. Diğer bir deyişle, Sovyetler kendi değerlerini Avrupalı ve Batılı değerler ile uyumlaştırma sürecine girdi. Sonuçta Doğu Avrupa'da özgür seçimlere olanak tanındı ve Sovyet kontrolünden çıkmaya çalışan devletlere müdahale edilmeyerek rejimlerin barışçıl bir yoldan demokratikleşmesine yol açıldı. Gorbachev'in sözcüsü Gennady Gerasimov, sanatçı Frank Sinatra'nın “I Did It My Way” şarkısına nazire yaparak, bu politikayı “Sinatra” doktrini olarak adlandırmaktaydı. Gerasimov'a göre Macaristan ve Polonya uluslararası politikada artık “kendi bildikleri gibi” hareket etmekteydiler.(Carter ve Trimble, 1991: 1241) 1990'ların başında Avrupa'daki bu değişimlerin New Haven yaklaşımından güç alarak askeri müdahaleleri destekleyen politikacıların öngördüğünün aksine barışçıl yollardan meydana gelmesi anlamlıdır.[4]

Gorbaçev'in Batı ile ilişkilerin iyileştirilmesi politikasının temelinde ABD, ayrıca İngiltere, Fransa ve özellikle de Batı Almaya ile ilişkilerin normalleştirilmesi yatıyordu. Özellikle Berlin Duvarının kaldırılmasına ve Doğu ile Batı Almanya'nın 1989'da birleşmesine rıza göstermesi ilişkilerin iyileşmesine önemli katkıda bulundu. Dış politikanın bir diğer önemli ayağını sosyalist kampla ilişkilerin yeniden düzenlenmesi oluşturdu. Sovyetler kendi değerlerini Avrupalı ve Batılı değerler ile uyumlaştırma sürecine girdi. Sinatra Doktrini ile Sovyetler Birliği, Varşova Paktı ülkelerinin içişlerine karışmaya manevi ve siyâsî hakkının olmadığını ilan ederek Doğu Avrupa'da özgür seçimlere olanak tanındı ve Sovyet kontrolünden çıkmaya çalışan devletlere müdahale edilmeyerek rejimlerin barışçıl bir yoldan demokratikleşmesine yol açıldı. Sinatra Doktrini ile sosyalist ülkelere gerektiğinde askeri güç kullanmayı da kapsayan Brejnev anlayışı, resmen geçerliliğini kaybetti. Yeni anlayış çerçevesinde Sovyet yönetimi Doğu Avrupa'da komünist yönetimlerin iktidardan düşürülmesine sessiz kaldı. Yeni anlayışın sonucu olarak askeri ittifak işlevini kaybeden Varşova Paktı, Haziran 1991'de sona erdirildi.[5]

Varşova Paktı'nın Sonu

Sinatra doktrininin açıklanmasından sonra Varşova Paktı üyeleri Marksist rejimden süratle vazgeçmeğe başladılar.Gerçi Doğu Almanlar'ın Macaristan üzerinden Batı Almanya'ya kaçışları ve Romanya'daki darbe gibi bazı sıkıntılar yaşandı. Fakat değişim genellikle çok süratli ve nispeten barışçı oldu. (Buna karşılık Marksist olmakla birlikte, Varşova Paktı üyesi olmayan Yugoslavya'da çok kanlı olaylar yaşandı.) Varşova Paktı, resmen 1 Temuuz 1991 tarihindeki Prag toplantısı sonunda dağıldı.[2]

Sovyetler Birliği'nin Sonu

Varşova paktı dağılırken, hiç beklenmedik biçimde Sovyetler Birliği de ortadan kalktı. Birliğin en küçük üyelerinden biri olan Litvanya 11 Mart 1990'da Vytautas Landsbergis (1932- ) liderliğinde tek taraflı bağımsızlık ilan etti. Gerçi merkezi yönetim, bu kararı desteklemedi ve Litvanya'ya müdahale etti. Ama Litvanya direndi ve kısa süre sonra, önce Letonya ve Estonya, daha sonra da diğer diğer birlik cumhuriyetleri bir bir bağımsızlık ilan etmeğe başladılar. Böylelikle, 1990 ve 1991 yıllarında Sovyetler Birliği de dağıldı. 08 Aralık 1991'de Belarusya'daki Belavezha ve 21 Aralık 1991'de Kazakistan'daki Alma Ata protokolleri ile üye ülkeler birliğin sona erdiğini ilan ettiler. Makamı kalmamış olan Gorbaçhov da 25 Aralık 1991'de görevinden istifa etti.

Sovyetler Birliğinin dağılışı sırasında en önemli sıkıntılar Orta Asya cumhuriyetlerinde (bazı Ahıska Türkleri'nin de hedef alındığı) etnik çatışmalarda ve Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki savaşta yaşandı. Kimi birlik cumhuriyetlerinde ise dönüşüm nispeten sakin oldu.[2]

Sinatra Doctrine (English)

 "If the Soviet Union can give up the Brezhnev Doctrine for the Sinatra Doctrine, the United States can give up the James Monroe Doctrine for the Marilyn Monroe Doctrine: Let's all go to bed wearing the perfume we like best." - Carlos Fuentes [6]

The Sinatra Doctrine was the name that the Soviet government of Mikhail Gorbachev used to describe their policy of allowing neighboring Warsaw Pact nations to determine their own internal affairs. This doctrine, named after the Frank Sinatra song "My Way" because it allowed these nations to go their own way, contrasted with the earlier Brezhnev Doctrine, which had been used to justify the Soviet invasion of Czechoslovakia in 1968.

The phrase was coined by Gorbachev's Foreign Minister Eduard Shevardnadze. As a result of this new policy, the various Eastern bloc allies of the Soviet Union initiated democratic reforms and, in 1989, the Berlin Wall was torn down, signalling the end of the Cold War.[7]

The Sinatra Doctrine was the name Mikhail Gorbachev gave to the policy that replaced the Brezhnev Doctrine. Under the Brezhnev Doctrine, countries that were part of the Warsaw pact were not permitted to leave it and the Soviet government could intervene in their affairs in any way they saw fit. This policy was named after "My Way" by Frank Sinatra because it permitted these countries to manage their own affairs and "go their own way".

As a result of this doctrine, countries involved began to make democratic reforms and in 1989 the Berlin Wall was torn down, ending the Cold War.[6]

EU Tries to Avoid "Sinatra Doctrine" in Crisis

As the Soviet empire began to crumble in 1989, Soviet President Mikhail Gorbachev's spokesman coined the phrase "the Sinatra doctrine" to describe the process of each nation going its own way. "The days of the Brezhnev doctrine are over," Gennady Gerassimov said, referring to former leader Leonid Brezhnev's iron rule that no communist state could leave the fold. "We now follow the Frank Sinatra doctrine: I'll do it my way."

The European Union has struggled to overcome an outbreak of the "Sinatra doctrine" since the global financial crisis swept into Europe from the United States last month, felling giant banks, rattling markets and panicking savers. Each country began by acting for itself, some taking measures with negative consequences for neighbours or partners. The Irish enacted an unlimited guarantee for deposits in Irish-owned banks, sucking cash away from British rivals. National regulators and governments in various countries banned some or all short-selling of shares.

The Dutch and Italians called for a U.S.-style bank rescue fund for Europe. France canvassed the idea privately, then disowned it when Germany objected loudly. French President Nicolas Sarkozy, holder of the 27-nation bloc's revolving presidency, tried to assert leadership, convening a summit of leaders of the major European economies and EU institutions who pledged to coordinate their response.

That irked smaller EU states which felt excluded without immediately instilling much more discipline. The very next day, German Chancellor Angela Merkel issued a blanket guarantee of savers' deposits apparently without having informed EU partners or the European Commission in advance.

RENATIONALISATION?

By this week, European Commission President Jose Manuel Barroso was warning: "A succession of national responses may cause the renationalisation of the European financial system, which would be a setback for European integration."

He rejected accusations that the Commission, seen by some critics as a slave to free-market dogma, had failed to press for greater European regulation of banks and markets. "We all know that before this crisis there was no chance to introduce more European regulation. Some of the most relevant member states in economic and financial dimension would not ever have accepted it," he told the Friends of Europe think-tank.

Behind the finger-pointing is fear in Brussels of a rise of protectionism and disregard for EU competition rules that could wreak economic damage and lead to big gains for Eurosceptics in next year's European Parliament elections. Another casualty could be governments' willingness to adopt ambitious but initially costly measures to fight climate change and promote renewable energy, due to be enacted this year.

Public anger at bankers' excesses and fear for savings, jobs and pensions may fuel support for the anti-globalisation left and the nationalist right, while disenchanted mainstream voters stay home. "No" votes in 2005 to the EU constitution in France and the Netherlands, and Ireland's rejection this year of the Lisbon treaty containing the same reforms were warning signs. "We will have a very, very tough election campaign because the Eurosceptics ... are coming together. From Ireland to Denmark, Austria and other countries," said European Parliament President Hans-Gert Poettering.

LEAP FORWARD

None of this means the EU is about to fall apart. Divergent national reactions to a crisis are sometimes a prelude to a major advance in European integration. The fall of the Berlin Wall in 1989 and the unification of Germany led to the Maastricht treaty on European economic and monetary union in 1991 creating the single European currency, an idea that had seemed utopian in the 1980s.

The Sept. 11, 2001 attacks on the United States led to the adoption of a European arrest warrant, replacing centuries of slow and cumbersome extradition proceedings with a swift and automatic handover of serious crime suspects within the EU. That might point to a leap forward in European banking supervision and financial regulation, as the European Parliament demanded again in a resolution on Thursday.

"So far, it is fair to say the EU response has been inadequate, and it is always through crisis that the EU becomes a bit less inadequate further down the road," former European Competition Commissioner Mario Monti said. A greater role for the European Central Bank in cross-border banking supervision is one widely-canvassed option, although the ECB cannot be a lender of last resort.

Barroso said some EU governments, which he did not name, were still resisting even the idea of colleges of national supervisors to invigilate insurance companies. It remains to be seen whether the crisis will soften British resistance to a stronger EU regulatory hand on the City of London financial centre, or German opposition to any common European guarantee fund or regulator.[8]

Kaynaklar / Sources

[1] www.dizifilm.com/forum/showthread.php?t=78093
[2] tr.wikipedia.org/wiki/Sinatra_Doktrini
[3] www.delinetciler.net/forum/dunya-tarihi/69423-dogu-blogu.html
[4] www.cumhuriyet.edu.tr/edergi/makale/1283.pdf
[5] acikarsiv.ankara.edu.tr/fulltext/2546.pdf
[6] everything2.com/title/Sinatra+Doctrine
[7] 216.93.184.240/kr/encyclopedia/Sinatra_Doctrine/
[8] www.javno.com/en-economy/eu-tries-to-avoid-sinatra-doctrine-in-crisis_190784






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36709808 ziyaretçi (102768347 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.