Siyon Liderlerinin Toplantı Protokolleri, I
 

Siyon Liderlerinin Toplantı Protokolleri

1. Bölüm

Tatbikatıyla dünyada fırtınalar koparan Siyonistlerin asrımızda ele geçirilen en mühim gizli planlarını ihtiva eden “Siyon Liderlerinin Protokolleri”nin ilk Türkçe tercümesi, Sami Sabit Karaman tarafından yapılmıştır. Bu ilk tercümede Roger Lambelin'in Rusçadan Fransızcaya yapmış olduğu çeviri esas alınmıştır.
Kitabı Fransızcaya çeviren Roger Lambelin, Hıristiyan olan Fransızları göz önüne alarak Siyonist Protokollerde geçen “Yahudi olmayanlar” şeklindeki ibareyi “Hıristiyanlar” şeklinde tercüme etmiş ve Roger Lambelin'in bu ve buna benzer değişiklikleri daha sonra da Sami Sabit Karaman'ın tercümesinden istifade edilerek yapılan diğer tercümelere de aksetmişti.

Türkiye'de kaynağa, yani Rusça tercümeye en yakın olan İngilizce tercümeden, Türkçeye yapılan ilk çeviri budur. Kitap, İngilizceye ilk defa G. Shanks tarafından Rusçadan tercüme edilerek 1930'da “Eyre and Spottiswood Ltd.” Yayınevi tarafından yayınlanmıştır. Aynı çevirinin 1921’de 5. 6. 7. baskıları Britons yayınevi tarafından yapılmıştır.

Britons Yayınevi, yine 1921’de “Siyon Liderlerinin Protokolleri”nin Victor Mars den tarafından İngilizceye yapılan tercümesini “World Conquest Through World Government Protocols Ot The Learned Elders Of Zion” isimle neşretmiştir. Aynı yayınevi, bahis konusu olan tercümeyi: 1921 1956 arasında 75 defa yayınlamıştır. 1958’de 77. baskısı. 1960 da 78, 1963'te 79, 1968 de 80, 1970'te 81. baskısını yayınlamıştır. Böylece aynı Yayınevi, G. Shanks tarafından yapılan tercüme de dâhil olmak üzere Siyon Liderlerinin Protokollerinin; İngilizce tercümesini 85 defa yayınlamış bulunmaktadır. Fakat bu yayınevi, 1976’dan sonra “Word of Government Protocols of The Learned Elders of Zion” isimli kitabın geçici olarak mevcudunun kalmadığını bildirmekteydi. Bu yayınevi, bilahare mali nedenler yüzünden kapanmıştır.

TAKDİM

Bu kitabın ilk defa 1902-03 kışında bir Moskova gazetesinde tefrika, halinde yayınlandığı zannedilmektedir. 1903’te yine Rusya'da diğer bir Rusça gazetede tefrika edilmiştir. Her 2 tefrikada Rusya dışında meçhul kalmıştır. 1905 yılında Rus papazı Profesör Sergyei Nilus tarafından kitap halinde bastırılarak yayınlanmıştır. Sergyei Nilus bahis konusu kitabın baş tarafındaki yazısında kitabın kendisine bir arkadaşı tarafından el yazması halinde verildiğini, o arkadaşının bunları bir kadından aldığını, kadının ise Fransa'daki bir Mason cemiyeti toplantısı sonunda bunları Mason cemiyetinin en nüfuslu liderlerinden birinden çalmış olduğunu beyan etmiştir. Sergyei Nilus aynı yazısında bunların bir toplantı zabıtnamesi olmayıp toplantıda okunan nutuklar olduğunu ve bu protokollerden bir tanesinin kayıp olduğunun açıkça anlaşıldığını belirtmektedir.

Yukarıda sözü edilen Rusça basım komünist ihtilalinden önce Rusya dışında meçhul kalmış ise de komünist ihtilalinden sonra Rusya dışına kaçabilen bir kısım kimseler tarafından Sergyei Nilus'un yayınladığı kitap Amerika ve Almanya'ya götürülmüştür. Bu arada İngiltere'de British Museum Kütüphanesi, bunlardan bir tane elde etmiştir ve hâlen o kütüphanede 3926. d.5 numarada kayıtlı olarak bulunmaktadır.

Sergyei Nilus 1917’de, 1905’te bastırdığı kitabın diğer bir baskısını hazırlamış fakat bu kitap piyasaya çıkmadan Yahudi Kerenski tarafından ihtilal yapılmış ve iktidara geçen Kerenski bu kitabın bütün nüshalarının toplanarak imha edilmesi için emir vermiştir. Daha sonra Sergyei Nilus komünist partisi polis teşkilatı tarafından tevkif edilerek kendisine işkence yapılmış ve Sibirya'ya sürülmüştür. Daha sonra Sergyei Nilus orada ölmüş ya da öldürülmüştür.

Rusya'da komünistler iktidara gelince bu kitaba sadece sahip olmayı dahi ölüm cezası gerektiren bir suç saymışlardır. Bu kanun Rusya'da hâlen yürürlüktedir. Rusya'da bu kitabın basılması ve satılması yasak olduğu gibi bu, kitaptan bir nüshasına sahip olan kimseler de ölüm cezasına çarptırılmaktadır. Diğer komünist devletlerde de durum aynıdır. Komünist olmayan devletlerdeyse Güney Afrika Birliğinde bu kitaba sahip olmak kanunla yasaklanmıştır ve bu kitaptan elde eden kimselere ölüm cezası dışında ağır cezalar verilmektedir.

Siyon Liderlerinin Protokolleri, Rusya'dan kaçan bir kısım göçmenler tarafından Kuzey Amerika ve Almanya'ya götürülmesinden bir süre sonra ünlü olmuş ve 20. yüzyılda siyasî sahadaki kitap satışlarında en çok satılan kitaplardan birisi haline gelmiştir. Yalnız İngilizce nüshası 1.000.000 adetten fazla satılmıştır. İngiltere'de Rusçadan ilk tercüme G. Shanks tarafından yapılmış ve 1920 yılında basılmıştır. Kitabın fazla satışı nedeniyle aynı yıl 4 baskı daha yapılmıştır. Daha sonra 1921’de Victor Marsde'nin Rusçadan yapmış olduğu tercüme yayınlamıştır.

Amerika Birleşik Devletlerinde ilk İngilizce tercümeler 1920 yılı sonlarında Boston ve New York'ta yayınlanmıştır. Almanya ve Fransa'da 1920 yılından sonra müteaddit baskılar piyasaya çıkarılmıştır. 1925’te Şam'da Arapça bir tercümesinin yayınlandığı ve ayrıca çeşitli tarihlerde hemen hemen dünyadaki her lisana çevrildiği çeşitli kitaplarda kaydedilmektedir. Türkiye'de Sami Sabit Karaman 1943’te Roger Lambelin'in Fransızca tercümesinden Türkçeye yaptığı tercümeyi yayınlamıştır. Kitap en son 1994 yılında Nokta Yayınlarından aşağıdaki çeviri şekliyle basılmıştır.

Siyon Liderlerinin Protokollerinin Avrupa Amerika ve diğer birçok yerlerde çok miktarlarda basılıp satıldığını gören Yahudiler büyük bir telaşa kapılarak bunların baskı ve satışını önleme çarelerini aramaya başlamışlardır. Komünist devletlerde ve Güney Afrika Birliğindeki basılması ve bulundurma yasağını diğer devletlerde tatbik ettiremeyince bu kitabın Yahudi olmayan bir kısım kimseler tarafından yazıldığını ve Yahudiler tarafından yazılmış şeklinde gösterildiğini iddia etmişlerdir. Yahudiler bu iddialarını bir mahkeme kararıyla güya ispat etme çarelerini bulmak yolunu denemişler ve bir dava yoluna müracaat etmişlerdir. 26 Haziran 1933 tarihînde İsviçre Yahudi Cemiyetleri Federasyonu ve Bern Yahudi Cemiyeti, İsviçre Millî cephesinin 5 üyesine karşı dava açarak mahkemeden Siyon Liderlerinin Protokollerinin sahte olduğu konusunda karar verilmesini ve yayınlanmasının yasaklanmasını istemişlerdir.

Mahkemedeki hâkimin mahkeme sırasında tatbik ettiği usul İsviçre'de uygulanan usul yasalarının çok haricine çıkmış ve onun bu kasti tutumu İsviçre'de büyük hayret ve heyecan uyandırmıştır. Mahkemede duruşmayı yöneten hâkim, davacı tarafın şahit listesinde yazılı 16 şahitten hepsini çağırarak dinlemiş davalıların şahit listesinde yazılı 2 şahit ten ise ancak birinin ifade vermesine müsaade etmiştir. Ayrıca mahkemede resmî zabıt kâtibi tarafından zabıt tutulması gerekli iken, hâkim; davacı tarafa, 2 özel kâtip tayin etme konusunda müsaade ederek, şahitlerin dinlenmesi ve muhakeme celselerinde gerçekleşen hadiseleri, zabıt halinde yazmaları için onlara yetki vermiştir. İsviçre muhakeme usulü yasalarında yeri olmayan, bu ve diğer birtakım tutumları, hâkimin davacı taraf lehine karar verme temayülünde olduğunu ortaya koymuştur.

14.5.1935’te mahkeme Siyon Liderlerinin Protokollerinin sahte olduğuna dair bir karar vermiştir. Bu sırada dikkati çeken bir olay daha olmuş ve mahkeme kararının açıklanması tarihinden önce Yahudi basını mahkeme kararını yayınlamıştır. 1 Kasım 1937 tarihinde İsviçre Federal Mahkemesi (İsviçre Yargıtayı) mahkeme kararının tümünü bozmuştur. O tarihten sonra Yahudi propagandacılar İsviçre Federal Mahkemesinin, Mahallî Mahkeme kararını bozarak, hükümden kaldırdığı hususuna hiç temas etmeden, sadece Mahalli Mahkeme kararını ileri sürerek, Siyon Liderlerinin Protokollerinin sahte olduğunun; mahkeme kararıyla ispat edildiğini iddia etmektedirler. Burada dikkat edilecek bir husus da şudur: İsviçre'de Siyon Liderlerinin Protokollerinin basılması satılması bulundurulması ve okunması hâlen kanunen serbesttir.

3. protokolün baş taraflarında sembolik yılandan bahsedilmektedir. Protokollerin İngilizce tercümesinde bu mevzuda yazılanlara göre Yahudilerce yılanın başı, Yahudilerin planlarını tertip eden kimseleri yılanın gövdesi ise; diğer Yahudileri temsil ediyormuş. Yılanın başı bir yere girince oradaki Yahudi olmayan güçlerle mücadele ederek onları ezmeye çalışırmış ve yılanın başı Kudüs'ten hareket ederek birçok yerleri işgal edip tekrar Kudüs'e dönerek dönemini tamamlayacakmış. İngilizce tercümede yılanın işgal hedeflerinden Kudüs'ten önceki son şehrin İstanbul olduğu kaydedilmekte ve şu not ilave edilmektedir: Bu harita Jön Türk hareketinin yani Türkiye'deki Yahudi ihtilalinin vukuundan yıllarca önce çizilmiştir

14. protokol da Yahudilerin bütün inançların kusurlarını tartışma edeceklerini fakat kendi inançlarının, kendilerinden başka kimseler tarafından tam olarak bilinmemesi nedeniyle onları, kimsenin tartışma edemeyeceğine dair bir nazariye yürütülmektedir. Yahudilerin bu nazariyeleri kendi inançlarına kendilerinin de itimatları olmadığının tam bir tezahürüdür. Ayrıca onların inançlarına dair bilinen kısımlar, gerekli şeyleri söylemek için yeterlidir.

Dikkat edilecek bir nokta da Sosyalizm, Anarşizm ve Komünizmin Yahudilerce desteklenip yürütüldüğünün 3. protokol da açıkça beyan edilmiş olmasıdır.
Yahudiler hayal ettikleri Dünya hâkimiyetini elde edebilmek için komünizm rejiminin yayılmasını arzu etmektedirler. Rusya'daki ve diğer yerlerdeki komünist ihtilalleri Yahudilerin faaliyetlerinin neticesidir. Şu anda da Dünya üstünde tüm komünizm faaliyetleri gizli ya da açık olarak Yahudiler tarafından yönetilmektedir. 1917’de Rusya'nın yönetimini üzerlerine alan 52 kişinin hepsi Yahudi'ydiler. 1919 yılı aralık ayında Rusya'da ihtilal hükümetinin 388 üyesinden sadece 16 kişisi Rus'tu.

Diğer 372 kişiden bir kişi hariç 371 kişi Yahudi İdi. 1935’te Rusya'da 3. Enternasyonal îcra Merkezinin 59 üyesînden 57 adedi Yahudi'ydi. İngiltere'de Karl Marks, Rusya'da Trotsky, Macaristan'da Bela Kun ve Mathias Rakosi, Almanya’da Rosa Luxemburg, Amerika Birleşik Devletlerinde Emma Goldman, Polonya'da Jacob Bergman, Romanya'da Anna Pauker, Yugoslavya'da Moishe Pyjede gibi Komünizm faaliyetleri tarihinde en çok isimleri geçen Komünist ihtilalcileri ve Komünist ihtilali kışkırtıcılarının hepsi Yahudi'dirler. Amerika Birleşik Devletlerinde ve İngiltere'de atom bombası sırlarını Komünist Rusya'ya vermekten yakalanıp hapse atılan Frank Rosenberg, Fuchs, Profesör Weinbaum, Judith Caplon, Harry Gold, Davut Greenglass, Julius Rosenberg, Miriam Moskewitz ve Abraham Brothanz'da Yahudi'dirler.

Protokollerde rastlanan Yahudi olmayanlar ibaresinin, yerine göre Yahudi olmayanların hepsini ya da bir kısmını hedef aldığı anlaşılmaktadır.

1. PROTOKOL

Hak güçte yatar Özgürlük sadece 1 fikir - Liberalizm - Altın - İman...Özerklik... Sermaye Despotluğu - Dahili düşman - İzdiham - Anarşi - Politika ahlâka karşı... Güçlü olanın hakkı - Yahudi-Mason Hakimiyetinin yenilmezliği... Son beyanatın anlamı - Şuursuz insan kalabalığı... Siyasi parti ihtilafı - Despotik yönetimin çok daha tatmin edici biçimi - Alkol - Klasik öğreti - Çürüme - Yahudi-Masonik yönetimin ilke ve kuralları - Terör - Özgürlük - Eşitlik - Kardeşlik - Hânedân yönetiminin ilkeleri - Yahudi olmayan aristokrasinin ayrıcalıklarının iptali - Yeni aristokrasi - Psikolojik hesap - Özgürlüğün anlamı - Halk temsilciliğinin kaldırılması -

Zarif cümleleri bir tarafa bırakarak her düşüncenin anlamını söyleyeceğiz; karşılaştırarak ve nedenden sonuca giderek çevremizdeki gerçekleri aydınlatacağız.
Beyan edeceğim şey, sistemimizin 2 görüş noktalarından hareket ettiğidir. KENDİMİZ ve YAHUDİ olmayanlar - .

Dikkate alınması gereken bir noktada, kötülük iç güdüleriyle dolu olan insanların sayısının iyilerden çok daha fazla olmasıdır. Bu yüzden onları yönetirken en iyi sonuçlar, soyut bilimsel tartışmalarla değil, şiddet ve yıldırma politikalarıyla elde edilir.

Her insan iktidarı arzu eder ve eğer mümkün olsa herkes diktatör olmayı ister. Kendi refahını korumak uğruna, başkalarınınkini kurban etmeyecek insan gerçekten çok azdır.

İnsan denen canavarı engelleyen güç nedir? Şimdiye kadar ona ne rehberlik etmiştir?

Onlar, toplumsal yaşamın başlangıcında acımasızca ve gözü siyah bir kuvvetin buyruğu altındaydılar. Daha sonra aynı kuvvet kılık değiştirerek KANUN adını aldı.Buradan da, yaratılış yasanına göre hak kuvvette yatar sonucunu çıkarıyorum.

Siyasi özgürlük bir fikirdir; fakat bir gerçek değildir. Siyasi iktidarı elinde bulunduran bir partiye baskı yapmak amacıyla, halk kitlelerini başka bir partiye yöneltmek gerektiği zaman, bu fikrin bir yem olarak nasıl kullanılacağı bilinmelidir. Eğer karşı tarafta, liberalizm olarak da anılan bu fikrin etkisi altına girmiş ve bu uğurda iktidar gücünün bir kısmından feragat etmeye gönüllü ise, görev çok daha kolaylaşır. Burada teorimizin zaferi tamamen ortaya çıkıyor. Otoritenin gevşeyen dizginleri, yaşamın bir kuralı olarak derhal bir başka el tarafından yakalanır ve bir araya getirilir. Çünkü toplumun kör kuvveti bir gün dahi rehbersiz kalamaz ve yeni otoriteyi, liberalizm sayesinde zayıflatılmış şekilde eskisinin yerine oturtmak kalır.

Günümüzde liberal yönetimin gücü, yerini servetin gücüne bırakmıştır. Bir zamanlarsa iman gücü hükmetmişti. Özgürlük fikri gerçekleştirilmesi mümkün olmayan bir fikirdir. Çünkü hiç kimse onu aşırıya kaçmadan nasıl kullanacağını bilemez. Halkı düzensiz bir kalabalık haline getirmek için, belirli bir süre özerklik tanımak yeterlidir. Bunu yaptığınız andan itibaren, aralarında çok kısa bir süre içerisinde sınıf çatışmalarına dönüşecek olan yıkıcı bir mücadele başlar. Devlet yanıp yıkılır ve itibarı bir yığın külden ibâret kalır.

Eğer bir devlet kendini, kendi içindeki krizlerle tüketirse, ya da kendi içindeki ihtilaflar onu dış düşmanlar karşısında zayıflatırsa, telafi edilemeyecek kayıplara uğramış ve bizim egemenliğimize girmiş demektir. Tamamıyla bizim ellerimizde olan sermaye despotluğu, ona bir saman çöpü uzatır. İster istemez bu çöpe sarılacaktır, aksi takdirde tamamen dibe vurur.

Liberal fikirlere sahip birisi çıkıp da, yukarıda aksettirdiğimiz fikirlerin ahlâk dışı olduğunu ileri sürerse, ben de şu soruları sorarım: Eğer her ülkenin iç ve dış 2 düşmanı varsa ve eğer harici düşman üstünde duracak olursak, bunun her türlü mücadele yöntemini kullanmasında sakınca görülmüyor. Örneğin: Gece karanlığında ya da sayıca üstün bir şekilde saldırmasının, ahlâkdışı olduğu düşünülmüyorsa, toplum hayatını paramparça eden , kamu yararına olan her şeyi çökerten çok daha kötü bir düşmana karşı aynı yöntemleri kullanmak, nasıl olurda ahlâkdışı ve izin verilemez olarak adlandırılabilir.

Sağlam mantıklı herhangi bir zihin için, insan kalabalıklarını akla uygun düşünceler ve tartışmalar yoluyla (ki bunlara anlamsızca itiraz edenler çıkabilir ve bu itirazlar yüzeysel bir muhakeme yeteneğine sahip olan halk arasında daha çok yandaş bulabilir) rehberlik ederek, herhangi bir başarı elde etmeyi ummak mümkün müdür? Halkın içinde ya da halktan biri olsun; küçük hırsları, değersiz inanışları, adetleri, gelenekleri ve duygusal teorilerinin rehberlik ettiği insanlar tamamen makul tartışma temeline dayansa dahi, herhangi bir fikir birliğine engel olan parti anlaşmazlıklarına dalarlar. Kalabalığın bulduğu her türlü çözüm, ya tesadüfe, ya da politik sırlardan habersiz, gülünç birtakım, çözümler ileri sürerek, yönetime nifak tohumları eken kalabalık çoğunluğa bağımlıdır.

Siyasetin ahlâkla hiçbir ortak yönü yoktur. Ahlaka uygun bir şekilde yöneten yönetici, usta bir politikacı değildir ve bu yüzden tahtı sallantıdadır. Hükmetmek isteyen kişi hem kurnaz hem de yapmacık olmalıdır. Açık sözlülük ve dürüstlük gibi üstün insani nitelikler siyasette kusurdur. Çünkü bunlar yönetimleri en güçlü düşmanlarından daha etkili ve kesin bir şekilde alaşağı ederler. Bu nitelikler, Yahudi olmayanların yönetimlerine ait vasıflar olmalıdır. Ve biz, asla bu vasıfları kendimize rehber edinmemeliyiz.

Bizim hakkımız kuvvette yatar. HAK kelimesi soyut bir kavram ifade eder ve hiçbir şekilde ispatlanamaz. Bu kelimenin anlamı bana ne itiyorsam ver ki , bu şekilde senden daha güçlü olduğuma dair bir delilim olsun dan başka bir şey değildir.

HAK NEREDE BAŞLAR NEREDE BİTER?

Yönetim organizasyonu zayıf bir kişiliksiz yasalar ve liberalizmin sürekli çoğalttığı haklar selinin ortasında, kendi kişiliğini kaybetmiş kişilerin yönetici olduğu her ülkede, güçlünün hakkıyla saldırarak, mevcut kuralları ve düzenlemeleri darmadağın ederek, tüm müesseseleri yeniden kurmak ve kendini liberalizmin altına sererek bize gönüllü olarak terk edenlerin mutlak efendisi olmayı kendimize yeni bir hak olarak görüyorum.

Bizim gücümüz, her biçimdeki iktidarın sallandığı günümüzde, diğerlerinden çok daha fazla görünmez olmalıdır. Çünkü, hiçbir kurnazlığın dibini oyamayacağı kadar kuvvetleninceye kadar görünmez kalması gerekmektedir.

Şimdi geçici olarak işlemek zorunda bırakıldığımız günahtan, liberalizm tarafından hiçliğe indirgenmiş olan ulusal yaşamın tüm mekanizmalarının yeniden düzenli olarak çalışmasını sağlayacak, onarıcı, sarsılmaz bir yönetimin iyi insanları doğacaktır. Sonuç, yöntemleri haklı kılar. Bu durumda planlarımızı yaparken dikkatlerimizi, iyi ve ahlâka uygun olandan çok, gerekli ve faydalı olana çevirelim.

Önümüzde, ilerisi için, stratejik ve yüzlerce yıllık çalışmanın boşa gitmesi riskini göze almaksızın dışına çıkamayacağımız bir plan var.

Hareketimizi tatmin edici ve ayrıntılı bir şekilde hazırlamak için, halkın seviyesizliğini, gevşekliğini, kararsızlığını, kendi hayat şartlarını anlamakta ve ona uymakta gösterdiği yeteneksizliğini dikkate almamız gerekmektedir. Halkın gücünün hedefsiz, duygusuz ve mantık dışı hareket ettiği ve herhangi bir taraftan gelecek telkinlere daima açık olduğu anlaşılmış olmalıdır. Bir kör, bir diğer körü uçuruma yuvarlanmadan karşı tarafa geçiremez. Sonuç olarak; bilgelik derecesinde de olsalar, halkın içinden çıkanlar daha siyaset hakkında bir bilgileri olmadığı için, tüm ulusu helak etmeksizin lider olarak öne çıkamazlar.

Sadece, çocukluğundan itibaren başlı başına yönetmek üzerine eğitilen bir kimse siyâsî alfabeden türetilmiş sözcükleri anlayabilir.

Kendi haline, aralarından çıkan sonradan görmelere bırakılan halk, iktidar ve itibar elde etme çabalarının körüklediği partizanca çekişmeler ve bunların doğal sonucu olan kargaşayla kendi kendini mahva götürür. Halk kitlelerini oluşturan bu insanların sakince, basit kıskançlıklardan arınmış olarak karar vermesi ve kişisel çıkarlarıyla karıştırmadan ülke çıkarlarını koruyabilmesi ve idare etmesi mümkün müdür? Kendilerini dış düşmanlardan koruyabilirler mi? Bu düşünülemez. Çünkü, halkı oluşturan herkesin kendince yorumlayacağı ve böylece birçok parçaya bölünmüş bir planın, yapı bütünlüğü tamamen bozulur ve anlaşılmaz bir hal alır. Bu yüzden de uygulama olasılığı kalmaz.

Planlar ancak despot bir yöneticiyle geniş, net ve ayrıntılı bir biçimde hazırlanabilir ve devlet mekanizmasının çeşitli bölümleri arasında dağıtılabilir. Buradan zorunlu olarak çıkan sonuç şudur ki; herhangi bir ülke için tatminkar bir hükümet şekli tektir. O da sorumluluğun bir kişinin elinde toplamasıdır. Tavizsiz bir despotluk olmadan uygarlık olamaz. Medeniyet, kişiler tarafından değil, yöneticiler tarafından ilerleyebilir. Halk vahşidir ve eline geçen her türlü fırsatta bunu gösterir. Halk hürriyeti ele geçirdiği anda, o hürriyet en çabuk şekilde vahşetin en üst derecesi olan anarşiye döner.

Özgürlüğün getirdiği hakların aşırı kullanılması sonucu, aklı karışmış, alkol yüzünden düşünme yeteneğini kaybetmiş alkolik hayvanlara bakın. Bu bize göre değildir ve bu yol bizim yürüyeceğimiz yol değildir. Yahudi olmayanlar, alkol yüzünden düşünme yetilerini kaybetmişlerdir. Çocuklarda klasizm ve ilk çağ ahlâksızlığıyla aralarına soktuğumuz özel ajanlarımız olan öğretmenler, hizmetçiler, zenginlerinin evlerindeki mürebbiyeler, katipler ve Yahudi olmayanların sıkça gittikleri sefahat yerlerindeki kadınlarımız aracılığıyla zehirlenerek birer ahmak olarak takip eden ve kendilerine sosyetik hanımlar denilen kimseleri de olmak üzere edeceğim.

Parolamız kuvvet ve yapmacıktır. Siyasette sadece yalnızca kuvvet, özellikle devlet adamlarının çok yararlandığı, tanrı vergisi yeteneklerinin içindeki gizli kuvvet zafer kazanır. Taçlarının, birtakım yeni kuvvetlerin uygulayıcılarının ayakları altında ezilmesini istemeyen yönetimler için şiddet; bir ilke, kurnazlık ve yapmacık da kural olmalıdır. Bu biricik yoldur. Bu yüzden amacımıza giden yolda bize hizmet edecekleri zaman; rüşvetçilik, düzenbazlık, ihanet konularında hiç duraksamamalıyız. Eğer egemenliğini temin edecekse, siyaset aracılığıyla başkalarının mülkiyetini tereddütsüz bir şekilde nasıl ele geçireceğimizi bilmeliyiz.

Devletimiz, bu sessiz işgal yolunda ilerlerken, körü körüne itaati sağlamak için gerekli olan dehşet havasını sürdürmek konusunda, savaş korkusunun yerine, daha az dikkat çeken fakat sonuçları daha tatmin edici olan ölüm cezasını koyma hakkına sahiptir. Adil fakat merhametsiz şiddet devlet gücünün en önemli unsurudur. Yalnızca çıkarlarımız uğruna değil, aynı zamanda görevimiz gereği olduğundan ve zaferimiz için şiddet ve yapmacığa dayanan programımızı sürdürmeliyiz.

Bu doktrin, kesinlikle kullanıldığı yöntemler kadar kuvvetlidir. Bu yüzden de, o yöntemlerle olduğu kadar şiddet doktrinimizle de zafer kazanacağız ve bütün yönetimleri kendi süper yönetimimizin bir parçası haline getireceğiz. Tüm itaatsizliklerinin ortadan kalkması için, acımasız olduğumuzu bilmek onlara yetecektir.

Hürriyet, eşitlik, kardeşlik sözcüklerini çok eski zamanlarda halk kitleleri arasında ilk bağıranlar bizlerdik. Bu sözcükler, o günlerden bu yana dünyanın her tarafında, bu yeme takılan budala papağanlar tarafından tekrar edildi. Ve bunlar sayesinde, önceki zamanlarda, halkın baskısına karşın çok iyi muhafaza edilmiş olan dünya refahı ve gerçek bireysel özgürlük fikirleri her tarafa taşındı. Yahudi olmayanların, sözüm ona zeki bireyleri ve bilim insanlarını, bu sözlerin içindeki gerçek anlamları çıkaramadılar, birbirleriyle olan ilişkilerindeki ve anlamları arasındaki çelişkilere dikkat etmediler, doğada hiç bir şekilde eşitlik olmadığını, hiçbir şekilde özgürlük olamayacağını, doğanın bizzat kendisinin zekayı, karakteri ve yeteneği farklı yarattığını göremediler. Halk kitlelerinin kör olduğunu görmediler. Bunların arasından, yönetmek üzere seçilenler de aynı derecede kördürler.

Bu konuda yetişmiş bir kimse budala da olsa yönetebilir. Fakat yetişmemiş olan, çok zeki olsa bile politikadan hiçbir şey anlamaz. Yahudi olmayanlar bu konuların hiçbirisine dikkatlerini veremediler. Bununla beraber hânedân yönetimleri her zaman bu fikirleri esas almıştır. Çünkü baba, siyaset ile ilgili tüm bilgilerini oğluna aktarırdı. Bu yüzden de hânedân mensubu olanlardan başkası bu bilgilere ulaşamaz ve bu nedenle ihanet edemezdi. Zaman geçtikçe siyâsî bilgilerin hânedân içinde aktarılması anlamını kaybetti ve bu durum davamızın başarısına yardım etti.

Özgürlük, eşitlik, kardeşlik sözcükleri, saflarımıza dünyanın her köşesinden bir çok katılım sağladı. Bayrağımızı büyük bir şevkle taşıyan tüm ordumuza ve bilinçsiz ajanlarımıza teşekkür ederiz. Bu kelimeler her zaman Yahudi olmayanların refahını kemiren, her yerde barışa, huzura, dayanışmaya son veren ve Yahudi olmayan devletlerin tüm kurumlarını harap eden musibetler oldular. Daha sonra göreceğiniz gibi zaferimize yardımcı oldu. Ülkelerini ve insanlarını bize karşı koruyan tek unsur olan Yahudi olmayan aristokrasisinin tüm oluşumlarını ortadan kaldırmak için duyduğumuz imkanı sağladı. Yahudi olmayanların soylarından gelen aristokrasilerin üzerine, para aristokrasisi önderliğinde kendi aydın sınıfımızın aristokrasisini kurmamızı sağladı. Büyük bilgelerimizin itici gücü olan bilgiye ve bize tabi olan serveti bu aristokrasinin vasıfları olarak tespit ettik.

Zaferimiz; ihtiyacımız olan insanlarla ilişkilerimizde, daima insan düşüncesinin en hassas duyguları olan para, tamahkarlık ve ihtiyaçları için duyduğu açgözlülük olguları üstünde çalışılmak daha da kolaylaştırılmıştır. Bu insani zayıflıkların her biri bireysel gelişimi felce uğratmak için yeterlidir. İnsanların eğilimlerine göre, istekleri yerine getirilerek, faaliyetlerine engel olunmuştur.

Özgürlük kavramının soyutluğu, bütün ülkelerde halkı; hükümetlerin, ülkenin sahipleri olan insanların kahyası olmaktan öte bir şey olmadığına ve kahyaların eski bir eldiven gibi, yenisiyle değiştirilebileceğine inandırmamızı sağladı.

2. PROTOKOL:

Ekonomik savaşlar... Yahudi üstünlüğünün dayanağı - Kukla hükümetler ve gizli danışmanları - Yıkıcı doktrin başarıları - Siyasete uygulanabilirlikleri - Basının rolü - Altının bedeli ve Yahudi kurbanların değeri -

Amaçlarımıza ulaşabilmemiz için, savaşların mümkün olduğunca toprak kazançları ile sonuçlanmaması gerekir. Böylece savaşlar ulusların, üstünlüğümüzün gücünü yaptığımız yardımlarda görmezlikten gelemeyeceği, ekonomik alana kayacaktır ve bu durum, savaşan her 2 tarafı, sürekli olarak gözlem yapan milyonlarca göze sahip ve hiçbir kısıtlamanın engelleyemediği uluslararası ajanlarımızın insafına terk edecektir. Sonra uluslararası hakkımız, tüm ulusal hakları tamamen ortadan kaldıracak ve devletleri; kendi uygar yasaları, buyruğu altındakileri, nasıl yönetiyorsa aynı şekilde yönetecektir.

Halkın içinden kölece itaat etme kapasitelerini çok sıkı bir şekilde inceleyerek seçeceğimiz yöneticiler, yönetim sanatı alanında eğitilmemiş kişilerden oluşacaktır ve bu yüzden kendilerine danışmanlık yapacak olan, bütün dünya işlerini yönetmek amacıyla çocukluğundan beri özel olarak yetiştirdiğimiz zeki ve bilgili kişilerin elinde oyunumuzun piyonları haline gelecektir. Çok iyi bildiğiniz gibi, bizim uzmanlarımız yönetmeye hazırlanırken, ihtiyaç duydukları bilgiler için, siyâsî amaçlarımızdan, tarihten aldıkları derslerden ve her an vuku bulan olayların gözlenmesiyle, elde edilen sonuçlardan ilham alıyorlar. Yahudi olmayanlar; ön yargısız, tarihi gözlemler aracılığıyla yönlendirilemezler. Onlar, eleştirel sonuçlar çıkmayan kuramsal yöntemlere alışıktırlar. Bu yüzden onları hesaba katmamız gerekmez. Bırakın zamanı gelinceye kadar kendilerini avutsunlar, ya da keyifli anılarıyla yaşasınlar.

Bırakın onlara bilimin emrettiği şeyler olduğuna inandırdığımız kuramımızın başrolünü oynasınlar. Bunu basın organlarımız aracılığıyla devamlı şekilde, bilimin gereği olarak gündemde tutmamızdaki amaç, teorilerimize olan güvenlerini körü körüne canlı tutmaktır. Yahudi olmayanların bilim insanları, bilgileriyle şişinecekler. Düşüncelerini kendi istediğimiz doğrultuda eğitmek amacıyla, uzman ajanlarımızın kurnazca bir araya getirdiği parçaları hiçbir mantıksal sorgulamadan geçirmeden bilimsel sonuçlar olarak uygulayacaklardır.

Bir an bile bu söylemleri boş şeyler olarak değerlendirmeyin. Planladığımız Darwinizm, Marksizm, Nietzsceizmin başarılarını dikkatlice düşünün. Her sınıftan biz Yahudilerin, bu yönergelerinin Yahudi olmayanların düşünceleri üstünde yaptığı bölücü etkiyi açıkça görmesi zor olmasa gerektir.

Bizim için ulusların düşüncelerini, karakterlerini ve eğilimlerini hesaba katmak, siyasette ve idari işlerin yönetiminde hata yapmaktan kaçınmak adına en büyük zorunluluktur. Mekanizmanın bir parçası olan sistemimiz, karşımıza çıkan halkların yaratılışına göre farklı şekillerde düzenlenebilir. Bunun uygulamasını, geçmişten alınan derslerin bugünün ışığında değerlendirilmesi temeline oturtmazsak sistem başarısız olacaktır.

Günümüzde devletler, halkın düşüncelerini harekete geçiren çok büyük güce sahipler. Bu gücün ismi BASIN. Basının rolü, ihtiyaçları zorunluymuş gibi göstermek, halkın şikayetlerini dile getirmek ve hoşnutsuzluk yaratmaktır. İfade hürriyeti basın sayesinde oluşur. Fakat Yahudi olmayan devletler bu büyük gücü nasıl kullanacaklarını bilemediler ve bu olağanüstü güç ellerimize geçti. Basın sayesinde kendimizi perde arkasına gizleyerek halkları etkileme gücüne kavuştuk. Her ne kadar okyanuslar gibi kan ve gözyaşı döktüysek ve birçok insanımızı kurban verdiysek de basın sayesinde altını elde ettik.

3. PROTOKOL

Sembolik yılan ve anlamı - Anayasal dengelerin zayıflığı - Saraylarda terör - Güç ve hırs - Parlamento gevezeleri - İktidarın suiistimali - Ekonomik kölelik - Halkların hakları...Tekelci sistem ve aristokrasi - Masonik-Yahudi halk ordusu - Yahudi olmayanların azalması... Sermayenin özlemi ve hakları - Dünya hükümdarının taç giyme töreni - Geleceğin Masonik okullarında uygulanacak olan eğitim programının temel hükümleri - Toplumbilimin gizi - Evrensel ekonomik krizler - Güvenliğimiz - Masonik despotluk - Rehberlikten mahrum kalma. Masonluk ve Fransız devrimi - Siyon kanının despot krallığı - Masonluğun yenilmezlik nedenleri - Mason ajanların rolü - Özgürlük -

Bugün size hedefimizin sadece 1 kaç adım uzakta olduğunu söyleyebilirim. Çıktığımız bu uzun yolda, halkımızı sembolize eden yılanın çizdiği dairenin tamamlandığı zaman, tüm Avrupa devletleri, yılanın bükümleri arasında, güçlü bir mengene tarafından eziliyormuşçasına sıkıştırılacaklardır.

Günümüzün anayasal terazileri, üzerlerinde döndükleri ekseni aşındırıncaya kadar sürekli salınsın diye, dengesiz kurduğumuz için, kısa zamanda bozulacaktır.
Yahudi olmayanlar bu terazileri; eksenin üzerine yeterince sıkı bir şekilde kaynak yaptıklarını sanıyorlar ve dengeye geleceğini umuyorlar. Fakat eksenler (tahtlarındaki krallar) sahip oldukları kontrolsüz ve sorumsuz güçle aklı başından gitmiş, ahmakça davranan temsilcileri tarafından çembere alınmışlardır. Tahtlarındaki krallar, halklarıyla ilişkilerini kestikleri anda, artık iktidara göz dikenlere karşı halklarıyla birlik olup, halklarının desteğini arkalarına alarak güçlerini yeniden kazanma şanslarını yitirirler. Biz ileriyi gören hükümdarla halkın kör kuvveti arasında derin bir uçurum yarattık ki, her ikisi de anlamlarını kaybetsin. Kör ile değneğinin farklı yerlerde olduğu zaman, ikisini de iş göremeyeceği gibi.

İktidar peşinde olanların iktidarlarını kötüye kullanmalarını teşvik etmek için, iktidarların bağımsızlık eğilimi taşıyan liberal düşüncelerini bozarak, birinden ötekine, tüm iktidarı muhalif hale getirdik. Bu amaçla her türlü girişimi destekledik, partileri teçhiz ettik ve iktidarı her türlü hırsın hedefi haline getirdik - Karışıklıklar ve iflaslar çok kısa bir süre sonra tüm dünyaya yayılacaktır.

Parlamento oturumlarında ve yönetim kurullarında bitmek bilmeyen gevezelikler, hitabet yarışmaları halini aldı. Küstah gazeteciler ve vicdansız yazarlar her gün yöneticilere saldırıyorlar. İktidarın suiistimali, tüm geleneklerin, kuralların yıkılmasına ve her şeyin çıldırmış halk kitlelerinin darbeleriyle parça parça olmasını tetikleyen son hamle olacaktır.

Bütün halk yoksulluk nedeniyle, ölesiye çalışma zorunluluğuyla zincirlenmiştir. Öyle ki, bu zincirler daha önceden toprak kölesi oldukları zamankinden çok daha sıkıdır. Halk bir şekilde bu zincirleri kırıp kendini kurtarabilir; fakat yoksulluktan asla kurtulamayacaktır. Biz anayasaya halk kitlelerinin yararınaymış gibi görünen fakat gerçekte var olmayan uydurma haklar ilave ettik.

Halkın hakları da denilen bu haklar, sadece fikir olarak; gerçek hayatta asla uygulanmayacak fikirler olarak var olabilirler. Ağır yükünün altında 2 büklüm olmuş, kaderi tarafından ezilen işçi sınıfı, bizim talimatlarımız doğrultusunda, iktidara gelmesini istediğimiz ajanlarımızın uşağı olan kişiler lehine oy kullanmaları karşılığında, sadece sofralarımızdan arta kalan kırıntılardan başka bir şey kazanamadığına göre, hatiplerin gevezelik yapma hakkına sahip olmaları ya da gazetecilerin iyi şeyler yanında saçma sapan karalamalar yazma hakkı elde etmeleri işçi sınıfı için ne anlam taşır. Cumhuriyetin sağladığı haklar, yoksul bir insan için acı bir alaydan fazla bir şey değildir. Çünkü, neredeyse her gün ölesiye çalışmak zorunda olması, ona bu hakları kullanmak imkanı tanımaz. Diğer taraftan bu haklar kendisini yoldaşlarının grevlerine ve işverenlerin lokavtlarına tabi hale getirdiği için, düzenli ve belirli bir gerilim tüm güvencelerden de mahrum bırakır. Halk bizim telkinlerimizle tek ve biricik savunma aracı birbirlerine ayrılmaz şekilde bağlı toplum refahı ve toplum çıkarlarının analığı olan aristokrasiyi yok etti.

Bugün aristokrasinin yıkılmasıyla halk, işçilerin boynuna acımasız ve zalim bir boyunduruk vuran, acımasız ve alçak para babalarının eline düştü. Biz işçileri bu zulümden kurtaracağımızı öne sürerek sahneye çıkacak ve onlara Sosyal Masonluğumuzun kuralı olan, sözde tüm insanların dayanışması gereği sürekli desteklediğimiz, savaş gücümüzü oluşturan sosyalistlerin saflarına katılmalarını telkin edeceğiz. Kanunlar yardımıyla işçilerin emeğini kullanan aristokrasi kendi çıkarı için işçilerin sağlıklı ve güçlü olmalarıyla ilgilenirdi. Biz ise bunun tam tersini, Yahudi olmayanların ölmesini istiyoruz. Kronik kıtlık işçinin fiziksel zayıflığı, bizim ise gücümüzdür. Çünkü, işçinin bizim arzularımızın kölesi olduğu ve kendisinde bizim arzularımıza karşı koyabilecek gücü bulamaması anlamına gelir.

Kralların otoritesinin aristokrasiye verdiği işçileri yönetme hakkını, açlık bize çok daha güçlü bir şekilde verecektir.

Halk kitlelerini; açlığı yaratan yokluk, fesat ve kinle harekete geçirip, yolumuzun üstündeki tüm engelleri yine kalabalığın kendi elleriyle yok edeceğiz.

Bütün dünyaya hükmedecek olan hükümdarımızın taç giyme zamanı geldiğinde, ona engel olmak isteyen her şey yine aynı eller tarafından ortadan kaldırılacaktır.
Yahudi olmayanlar, uzmanlarımızın önerileri aracılığıyla, teşvik edilmeden düşünme alışkanlıklarını yitirmişlerdir. Bu yüzden acil olarak yapmaya çalıştığımız işi görmüyorlar. Krallığımız kurulunca yapacağımız ilk iş, insan hayatının yapısı ve onun sosyal varlığının iş bölümü yapmayı gerektirdiğini ve bu nedenle insanların farklı sosyal şartlara ayrılmaları gerektiğini okullarda öğretmek olacaktır. Şunu herkesin bilmesi gerekir ki; insanların faaliyetlerinin farklı amaçlara dayanması yüzünden, insanlar arasında herhangi bir şekilde eşitlik söz konusu olamaz. Bir kimsenin kendi onurunu zedeleyecek hareket yapması halinde, kendi onurundan başka kimseyi etkilemediği için, bu fiilden dolayı yasalar önünde, mensubu olduğu tüm sınıf eşit şekilde sorumlu tutulamaz. Yahudi olmayanların öğrenmesine izin vermediğimiz, sırlarla dolu toplum hayatının gerçek bilgileri, herkese iş ile mevkiin kesin bir daire içinde korunması gerektiğini gösterecektir. Şunun için; bireyler eğitimlerine uygun olmayan işlere yöneltilerek eziyet kaynağı olmasınlar. Bu bilginin tam olarak öğrenilmesinden sonra, insanlar otoriteye gönüllü olarak boyun eğecekler ve devlet tarafından kendilerine tahsis edilen görevi kabul edeceklerdir.

Bilimin bugünkü durumu ve bizim yönlendirdiğimiz gelişimi sayesinde, insanlar basılı şeylere körü körüne inanıyorlar. Halkı yanlış yönlendirme çabalarına ve halkın kendi cehaletine minnettarız. Bir kör, kendisinden üstün olduğuna inandığı her şeyden nefret eder. Çünkü sınıf ve şart kavramlarının ne ifade ettiğinden haberi yoktur. Ticari faaliyetleri durduracak ve sanayiyi felce uğratacak olan ekonomik krizler, bu nefreti daha da körükleyecektir. Bildiğimiz tüm, gizli ve yasadışı yöntemler ve tamamen elimizde olan altının yardımıyla, tüm dünyada yaratacağımız ekonomik krizler sayesinde, Avrupa'daki tüm ülkelerde, işçi sınıfını aynı anda sokaklara dökeceğiz. Bunlar cehaletinin budalalığıyla, memnuniyetle kan dökmek için her yere akacaklar ve doğdukları günden bu yana kıskançlıkla baktıkları her şeyi yağmalama şansı bulacaklardır.

Bizim olanlaraysa dokunamayacaklar. Çünkü biz saldırı zamanını biliyor olacağız ve bize ait olanları korumak için gerekli tedbirleri almış olacağız.
Göstermiş bulunmaktayız ki, bu gelişmeler Yahudi olmayanların hepsini aklın yoluna sokacaktır. Despotluğumuz bütün karışıklıkları, dozu ustaca ayarlanmış bir şiddetle kontrol altına alacağı ve liberalizmi tüm kurumlarıyla yakıp yok edeceği için kusursuz olacaktır.

Halk kendisine özgürlük adıyla tanınan hoşgörü ve ayrıcalıkları görünce, kendisini hükümdar sanarak iktidara saldırdı. Fakat doğal olarak bütün körler gibi birçok engele takılarak, bir kılavuz bulma telaşına kapıldı. Önceki konumuna dönme akıllılığını asla gösteremedi ve bütün iktidarını ayaklarımızın altına serdi. Büyük sıfatını bizim verdiğimiz FRANSIZ İHTİLALİNİ hatırlayın. Onun hazırlanışındaki sırları oldukça iyi biliyoruz, çünkü o tamamıyla bizim eserimizdir.

O zamandan beri insanları hayal kırıklıklarının birinden diğerine yönlendiriyoruz, ta ki en sonunda bizden bile sapıp dünya için hazırladığımız Siyon Kanının Despot Kralına yönelene dek. Günümüzde uluslararası bir güç olarak yenilmez durumdayız. Çünkü, herhangi bir devletin saldırısına uğrarsak, diğer devletler tarafından destekleniriz. Güçlünün karşısında yerlerde sürünen ama, günahlara müsamaha gösteren, hür bir sosyal sistemin çelişkilerine tahammül etmeye gönülsüz; fakat koyu bir despotun zorbalıklarına ölesiye sabır gösteren Yahudi olmayan halkların bu alçakça vasıfları, bağımsızlık yolumuzda bize en değerli yardımı sağlıyor. Yahudi olmayan halklar günümüz diktatörlerinin her türlü eziyetine katlanıyorlar. Fakat bu kötü muamelenin çok daha azı için 20 kralın kellesini uçururlardı.

Halk kitlelerinin, aynı niteliklere sahip olaylar karşısındaki davranışlarında görülen bu dikkat çekici tutarsızlığın açıklaması nedir?
Bu, diktatörlerin ajanları aracılığıyla halkın kulağına, devletlere zarar veren bu suiistimallerin aslında halkların refahının korunması, tüm halkları kapsayan uluslararası kardeşlik, halkların dayanışması ve hak eşitliği gibi yüce amaçlara hizmet ettiğinin söyleniyor olmasıyla açıklanabilir. Tabii onlar bu birleşmenin bizim mutlak egemenliğimiz altında başarılabileceğini söylemezler.

Ve böylece halk dürüst olanı kınar, suçluyu beraat ettirir. İstediği her şeyi yapabileceğine gittikçe daha çok inanır. Ve çok şükür ki, bu durum sayesinde halk her türlü dengeyi bozar ve her adımda karışıklık yaratır.

Özgürlük kelimesi insan topluluklarını her türlü kuvvete, her çeşit otoriteye, hatta Tanrı'ya ve yaratılış yasalarına karşı dahi savaşmaya teşvik eder. Bu yüzden krallığımızı kurduğumuz zaman, ima ettiği anlamlarla insan kitlelerini kana susamış hayvanlara çeviren bu kelimeyi hayat sözcüğünden silmiş olacağız.
Bu hayvanlar kan içerek doydukları zaman yeniden uykuya dalarlar. Bu uyku zamanlarında kolaylıkla zincire vurulabilirler. Fakat eğer kan verilmezse uyumazlar ve mücadeleye devam ederler

4. PROTOKOL

Cumhuriyetin aşamaları - Yahudi olamayan masonluk - Özgürlük ve inanç - uluslararası endüstriyel rekabet - Spekülasyonun rolü - Altın mezhebi.

Her cumhuriyet birtakım aşamalardan geçer. Bunlardan ilki, kör kitlelerin oraya buraya atılarak yaptıkları çılgınca şamatalardır. 2.si demagojidir ki, demagoji anarşiyi doğurur ve bu da kaçınılmaz olarak despotluğu getirir. Fakat, artık bu yasal ve açıktan açığa ve bundan dolayı sorumlu tutulan despotluk değil; görünmeyen, gizemli bir şekilde gizlenmiş, bununla beraber, perde arkasında gizlenen gizli örgütlerin elinde olduğu hissedilen despotluktur.

Görünmeyen bir gücü; kim ya da ne gibi bir durum yıkabilir? Bizim gücümüz tam anlamıyla, böyle gizli bir güçtür. Yahudi olmayan Masonluk, bize ve amaçlarımıza körü körüne bir paravan gibi hizmet eder. Bu sayede gücümüzün hareket planı hatta asıl hedefi, tüm halk için bilinmeyen bir sır olarak kalır. Hürriyet; Tanrı'ya iman ve insanlığın kardeşliği temeline dayansa, yaratılışın insanları derece derece ayıran tüm yasalarına ters düşen eşitlik kavramına bağlanmasa, zararsız olabilir ve ülke ekonomisindeki yerini alabilirdi.

Böyle bir inançla bir halk topluluğu, cemaatin vesayeti altında yönetilebilir ve Tanrı’nın yeryüzünde kurduğu düzene itaat ederek, rûhânî önderin rehberlik eden eli altında, hoşnut ve saygılı bir şekilde ilerlerdi. Bu yüzden, tüm inançların altını oymak, Yahudi olmayanların zihinlerinden Tanrı ve maneviyat düşüncelerini tamamen çıkarmak ve onların yerine matematiksel hesaplar ve maddi ihtiyaçları yerleştirmek bizim için zorunludur.

Yahudi olmayanlara düşünme ve anlama fırsatı vermemek için, ilgilerini tamamen ticaret ve sanayiye çevirmeliyiz. Böylece bütün milletler, kazanç peşinde birbirleriyle yarışırken, ortak düşmanlarının farkına varamayacaklar ve tamamen yutulmuş olacaklardır. Fakat yine de, özgürlüğün Yahudi olmayan toplumları parçalayıp yıkabilmesi için, sanayiyi spekülatif temele oturtmalıyız. Bunun sonucunda, Yahudi olmayanlar sanayi sayesinde ne kazanmışlarsa ellerinden kayıp gidecek ve spekülasyon saflarına yani bizim saflarımıza geçecektir.

Üstünlük sağlamak için yapılan şiddetli mücadele ve ekonomik hayata yayılacak sarsıntılar, hayal kırıklığına uğramış soğuk ve acımasız toplumlar yaratacaktır. Hayır, çoktan yaratmıştır bile! Bu toplumlar siyaset ve dine karşı çok güçlü bir nefret besleyecekler. Onların biricik rehberi kazanç, yani altındır. Onunla elde edecekleri maddi tatminden dolayı altına tapacaklar. Sonra, zamanı geldiğinde, Yahudi olmayanların aşağı tabakaları mal sahibi olmak için değil, zengin olmak için de değil, sadece ve sadece ayrıcalıklı olanlara duydukları nefret yüzünden, iktidar için bizimle mücadele eden Yahudi olmayan alimlere karşı bizim gösterdiğimiz yolu izleyeceklerdir.

Sonraki Sayfa >>






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36833255 ziyaretçi (102986384 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.