Szigetvar Seferi ve Kânûnî'nin Ölümü
 

Szigetvar Seferi ve Kânûnî'nin Ölümü

Mustafa Müftüoğlu

Szigetvar (Zgetvar) seferi, Kânûnî Sultan Süleymân'ın 13. ve sonuncu Sefer-i Hümâyûn'udur. Nahçuvan seferini müteakip 10 yıl 9 ay sefere çıkmayan Kânûnî, bu son Sefer-i Hümâyun esnâsında 71 yaşındadır ve "Nikris" hastalığından muzdariptir.

Kânûnî'nin Szigetvar seferi, bazı sınır ihlallerinin zamanla büyümesi sonunda açılmış ve Kânûnî, bu seferiyle Türk toprakları içinde bir çıbanbaşı halini alan müstahkem Szigetvar kalesiyle Eğri kalesini fethetmek üzere yola çıkmıştır.

1 Mayıs 1566 yılında muhteşem bir merâsimle İstanbul'dan ayrılan Kânûnî Sultan Süleyman, hekimlerin karşı çıkmasına rağmen Szigetvar seferine çıkmış ve hareketinden evvel 27.000 kişilik bir kuvvetle 2. vezir Pertev Paşa'yı öncü kuvvet olarak göndermiştir.

İsmail Hami Bey'e göre: Kânûnî'nin bu son sefer alayı fevkâlâde parlak olmuş, halkın gözlerini kamaştıran bir ihtişam içinde geçen ak sakallı pâdişâh, beyaz elbiseleriyle nûrdan bir minareye benzetilmiştir.  Teşyi merasiminin sûr hâricindeki Rüstem Paşa Çayırı'nda son bulduğu rivâyet edilir. Başta Bâkî olmak üzere birçok şâirler, burada kasideler ve gazeller takdim etmişlerdir. Büyük Bâkî, zafer temennileriyle yazdığı güzel şiirin şu son beytinde Kânûnî'nin bu seferden sağ dönemeyeceğini sezmiş ve âdetâ yüreği sızlamış gibidir:

«Duâmız oldur ey Bâki hatâdan saklasın Bârî
Hüdâvend-i cihân Sultan-ı âdil Şeh-Süleyman.»

Kânûnî'nin bu son Sefer-i Hümâyun'unda Vezâret-i uzmâ makamını Sokullu Mehmed Paşa işgâl etmektedir. Yalan söyleyen tarihin dilinde "dev"leştirilen bu Sokullu'nun hiçbir zaman başarılı bir kumandan olmadığını bilen Kânûnî, sefer serdârlığını Sadrâzamına emanet edememiş ve hastalığına rağmen bizzat ordusu başında sefere çıkmıştır. Sgizetvar seferinde pâdişâhın hastalığı dolayısıyla evvelki seferlerde olduğu gibi hızlı bir tempo takip edilememiş ve İstanbul'dan Belgrad'a ancak 49 güne varılabilmiştir.

4 Ağustos günü Peç'e varan ve meşhur tarihçi Peçevî'nin vatanı olan bu Sgizetvar'a 2 mil mesafedeki Peç'e parlak bir merasimle giren Kânûnî, ertesi gün Szigetvar'a ulaşarak hemen kalesinin kuşatılmasını emretmiştir.

Szigetvar kalesi, eski Hırvatistan umûmî valisi Macar asıllı Zrinyi tarafından savunulmakta ve kalede 4.000'e yakın askerle bol miktarda erzak ve mühimmat bulunmaktadır. Gerçek odur ki bu Macar asıllı Zrinyi, Szigetvar'ı sonuna kadar cesaretle müdafaa etmiş ve 33 gün süren kuşatmaya metanetle dayanabilmiştir.

Szigetvar kuşatmasının uzaması, Kânûnî'yi fazlasıyla üzmüş ve hekimleriyle devlet erkânının karşı çıkmasına rağmen Pâdişâh, kuşatmanın 23. günü hasta yatağından kalkıp atına binerek kuşatma hattını teftiş etmiş ve işte o günden sonra hastalığı artmaya başlamıştır. Bir taraftan hastalığının etkisi, diğer taraftan Szigetvar'ın fetholunammasının acısıyla sinirleri tamamen bozulan ve uyuyamayan Kânûnî'ye Sadrazam Sokullu'nun "Top sesleri sizi rahatsız eder, acep Otağ-ı Hümâyûn'u biraz gerilere nakletsek nasıl olur?" dediği ve Kânûnî'den "Sen neler söylüyorsun Lala! Bu top sesleri bize ninni gibi gelir. Biz, barut dumanları arasında yıllar geçirdik. Hemen Rabbim şifa ihsan buyursa da asker evlatlarımız arasında yer alsak!..." cevabı verdiği meşhurdur.

Bu uzun kuşatma devresinde yine birgün Kânûnî'nin "Bu Kal'a, benüm yüreğim yakmıştır. Dilerim Hakk'tan ateşlere yana!" diyerek yatağından fırladığı, Otağ-ı Hümâyûndakilere: "Giydiriniz beni! Asker evlatlarımla beraber metrislere atılmak isterim!... Yarabbi! Szigetvar'ı ihsan etmeden canımı alma!" diye feryat ettiği, yatmasını, istirahat etmesini söyleyen hekimleriyle Sadrâzam Sokullu'yu "Neden muhalefet eder, razı olmazsınız? Biz pâdişâh değil miyiz? Ya sen Lala, sen neden ikdam gösterip kal'ayı almazsın? Neden isbat-ı liyâkât etlemezsin" diyerek azarladığı, fakat bacaklarında takat kalmayıp yine hasta yatağına girdiğini, sonra da bir daha kalkamayacağı o hasta yatağından Sadrazâmına "Bu ocak, hâlâ yanmakta devam edecek mi? Hâlâ zafer müjdeleyen ezan sesleri duyulmayacak mı?" diye bir hatt-ı şerif gönderdiği, Szigetvar'ın unutulmayan hatıralarındandır.

Şahsiyetine zaman zaman temas imkânı bulduğumuz Kânûnî Sultan Süleymân, 13. ve sonuncu Seferi-i Hümâyûnda Szigetvar önlerinde vefat etmiştir. 27 Nisan 1495 Pazartesi günü Trabzon'da doğan ve 26 yaşında tahta çıkıp 45 yıl 11 ay 7 günlük bir saltanattan sonra 6/7 Eylül 1566 Cuma/Cumartesi gecesi Szigetvar önlerinde vefat eden Kânûnî, Yavuz Sultan Selim Hân'ın tek erkek evladıdır.

Osmanoğulları içinde en uzun müddet saltanat süren ve 1. Murad, Fatih ve Yavuz'dan sonra sefer sırasında vefat eden pâdişâhların 4.sü olan Kânûnî, Szigetvar kuşatmasının son saatlerinde ölmüş, düşüşünü göremediği Szigetvar kalesi, Kânûnî'nin vefatından yaklaşık 5 saat sonra fetholunmuştur.

Kânûnî'nin ölümü, askerden ve hatta vezirlerden dahi gizlenmiş, gece Otağ-ı Hümâyûnda gizlice techiz ve tekfini yapılan Pâdişâhın iç organları çıkarılıp Otağ'ın bulunduğu mahalle gömülmüş, cesedi ise tahnit edilmiştir. Pâdişâhın iç organlarının bulunduğu yere bilahare bir türbe inşa edilmişse de o toprakların elimizden çıkıp gitmesinden sonra Macarlar, bu türbeyi bir Katolik Kilisesi haline getirmişlerdir ki, bugün hâlâ bu kilise, "Türk Kilisesi" ya da "Türbek" adlarıyla anılmaktadır.

Kânûnî Sultan Süleymân'ın naaşı, 28 Kasım Perşembe günü İstanbul'a getirilerek Süleymâniye'deki türbesinin bulunduğu yere defnolunmuştur.[1]

Kaynaklar

[1] Mustafa Müftüoğlu, "Yalan Söyleyen Tarih Utansın", Çile Yayınları, cilt:3, 3. baskı, İstanbul 1978.




Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36742744 ziyaretçi (102827212 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.