Tıbbi Terimler Sözlüğü
 

Tıp Sözlüğü

ABORTUS: Çocuk düşürme,düşük.
ABDOMİNAL: Karınla ilgili, karına ait
ABSANS: Kısa süreli şuur kaybı.
ABSE: Çevre dokulardan kese tarzında doku ile sinirli içerisi cerahat ile dolu oluşum.
ABSORBSİYON: Emilme, örn. sindirim, gıdaların bağırsaklarda absorbsiyonudur denilebilir.
ADAPTABİLİTİ: Çevre şartlarına uyabilme yeteneği, intibak kabiliyeti
ADİNAMİ: Kaslarını güç kayıbı
ADNEKSİTİS: Yumurtalık ve yumurtalık yolları iltihaplanması
ADRENALİN: Böbreküstü bezlerinin iç kısımları tarafından salgılanan bir hormondur. Tabiatta bu hormonun görevi, organizmayı acil harekete hazırlamaktır ve etkisini, nabzın atışı, kanın iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi, karaciğerdeki glikojenin glikoza değişmesi ve böylelikle acil bir enerji kaynağı sağlanması şeklinde gösterir.
AFAKİ: Gözde, lensin olmaması.
AFAZİ: Beyindeki ilgili alanların tahribi sonucu, konuşma veya konuşulanı anlama yeteneğinin kaybı. Disfazi, ayni durumun daha hafif bir formudur.
AFOİNİ: Ses kaybI. Kısmi veya tam olabilir.
AFRODİZYAK: Cinsi arzuyu artırıcı maddeler, ilaçlara verilen isim.
AFT: Ağız mukazasında görülen, küçük beyaz leke şeklindeki ülser
AGLÜTİNASYON: Sıvı bir süspansiyonda, ufak cisimciklerin bir araya gelip birbirlerine yapışmasıdır.
AGORAFOBİ: Geniş, açık bir sahada yalnız kalınca hissedilen, kontrol edilemeyen bir korkudur.
AJİTASYON: Kişinin etrafa saldırganlığı, aşırı aktivitesi ile karakterize durum.
AJİTE: Rahatsız, huzursuz, taşkınlık yapan.
AKKOMODASYON: Gözün optik sisteminin çeşitli uzaklıklara uyum yaparak net görmenin sağlanması.
AKNE: Yüz, omuzlar, sırt ve göğüsteki yağ bezleriyle ilgili kronik bir deri hastalığıdır.
AKONDROPLAZİ: Tedavisi olmayan, sebebi bilinmeyen kalıtsal bir cücelik tipidir. Gövde normal büyüklükte olup, kol ve bacaklar anormal derecede kısa ve baş normalden büyüktür.
AKRODERMATİT: El ve ayak derisinin iltihaplanması
AKUSTİK SİNİR: İşitme siniri.
ALBA: Beyaz
ALLANTOİN: Ürikasidin kristalleşmesi ile oluşan beyaz kristalleşmiş madde
ALLERJEN: Allerji yaratan etken
ALVEOL: Akçiğer hava keseçiği
AMBLİYOPİ: Gözde belirli bir bozukluk olmaksızın oluşan görme tembelliği.
AMENORE: Aybaşı yetmezliği
AMİLAZ: Amilaz nişastayı dikstrin ve maltoza çeviren enzim
AMİNAZ: Aminoasitlerin yapısındaki amino gruplarını parçalayıcı enzim
AMNEZİ: Hafızanın kısmen veya tamamen kaybolması.
ANAL: Anüs, makat
ANALJEZİK: Ağrı kesici.
ANAREOBE: Anaröb, oksijensiz ortamda yaşayan mikro organizma
ANEMİ: Kısaca, halk arasında kansızlık olarak bilinen anemi, alyuvarların sayı olarak az olması ve alyuvarların içerisinde bulunan hemoglobin adı verilen maddenin miktarının azlığıdır.
ANEMİK: Kan degerleri düşük olan, yani kan sayımında eritrosit sayıları ve hemoglobin mıktarı düşük olan kişi.
ANEMNEZ: Hastanın tıbbi hikayesi
ANERJİ: Özel bir antijene cevap verilmemesi hali. Organizmanin savunma yeteneğinin kaybolması.
ANESTEZI: Doktorlar, ameliyat sırasında ağrı duymaması için, ameliyattan önce hastaya bir iğne yapar yada solunum yoluyla bir gaz verirler. Hastanın bilincini yitirerek uykuya geçmesine narkoz, böylece vücudundaki ağrıları duyamayacak duruma gelmesine anestezi, bu duyu yitimine yol açan maddelere de anestezik denir.
ANJİNA PEKTORİS: Kalp anjini, Göğüste şiddetli ağrı nefes alamama ve baygınlık ile seyreden ani nöbetlerle belirgin durum.
ANKSIETE: İç sıkıntısı, iç daralması.
ANOREKSİ: Anorexia Nervosa, özellikle genç kadınlarda görülebilen, yemek yememek, çok az uyumak, buna ragmen çok aktif olmakla beliren psikolojik bir bozukluktur.
ANOSMİ: Koku alamama, nezle grip gibi enfeksiyonlarda olabildiği gibi koku siniri ile ilgili beyin bölgesindeki patolojilerde de görülebilir.
ANSEFALİT: Beyin iltihabi.
ANTİBAKTERİAL: Bakterileri öldürücü
ANTİBODY: Antikor, herhangi bir antijene karşı vucutta oluşan bağışıklık cisimciği
ANTİDİABETİK: Şeker hastalığına karşı kulanılan madde veya ilaç
ANTİENFLAMATUAR: İltihabı reaksiyonu önleyen madde, ilaç...
ANTİFLOGİSTİK: İltihapları önleyici
ANTİHİPETENSİF: Yüksek tansiyon
ANTİMİKOTİK: Mantarların gelişimini durdurucu veya öldürücü
ANTİPİRETİK: Ateş düşürücü
ANTİSEPTİK: Mikroplar öldürücü
ANTİÜRETİK: İdrar oluşasını azaltıcı madde veya ilaç
ANTİVİRAL: Virüslere karşı etkili, virüsün etkisini kıran veya azaltan
ANÜS: Makat
APANDİSİT: Kör bağırsak iltihaplanması
APATİ: Kayıtsızlık, duygusuzluk
APNE: Geçici nefes kesilmes
APOFİLAKSİ: Kanın enfeksiyon etkenlerine karşı antikor oluşturma yeteneğinin azalması
APOPLEKSİ: Beyin kanaması
ARİTMİ: Kalp ritim bozuluğu
ARTERİOSKLEROZ: Damar sertliği
ARTERYOSKLEROZ: Damar sertliği
ARTRİT: Eklem iltihaplanması
ARTROZ: Eklem yıpranması veya bozulması
ASPERGİLLOMA: Aspergillus mantar grubu ebep olduğu enfeksiyon, özelikle akçiğerde meydanagetirdiği tümrü andıran nodüler-kitle
ASTIM: Nefes darlığı
ATEROJEN: Deride gelişen düzensiz şişlikler, deri kisti, yağbezi
ATRİUM: Kalp kulakcığı
ATROFİ: Beslenme yetersizliği veya sağlıksız beslenme sonucu bir organ veya oluşumun normal yapı ve görevini kaybetmesi
AVİTAMİNOZ: Vitamin yetersizliği
BAĞIRSAKFLORASI: Bağırsaklardaki bakterilere verilen isim, toptan faydalı veya zararlı hepisi
BERİ-BERİ: Vitamin B1 (tiamin) eksikliğiyle oluşan el ve ayaklarda poli nevrit ile oluşan hastalık
BORRELİOZ: Kenenin taşıdığı virüsun sebep olduğu enfeksiyon
BOTULİSMUS: Basillus Botulismus toksinleri ile meydana gelen zehirlenme
BRADİKARDİ: Kalbin dakikadaki atım sayısının azalması
BRAKİYALJİ: Kol ağrısı.
BRONŞİT: Bronşların iltihaplanması
BRONCHİOLİTİS: Solunum sisteminin en küçük fonksiyonel üniteleri olan bronşiollerin iltihabına denir.
BROŞODİLATASYON: Broşları genişletici
BÜL: Ciltte içi sıvı dolu kabarık oluşumlar. Çapları 0.5 cm'den büyüktür. Küçük olanlarına vezikül denir.
BÜLLÖZ: Büllerden oluşan lezyon.
CAISSON HASTALIĞI: Vurgun. Dalgıçlarda ve çok yükselen havacılarda atmosfer basıncının ani değişimlerine bağlı olarak meydana gelir.
CANDIDA: Bir mantar çeşidi.
CANDİDA: Küf mantarı
ÇEKUM (Caecum): İncebarsakla kalınbarsağın birleştiği yerdeki kesedir. Bu bölgede, iltihaplanma, ülserasyon veya kanser görülebilir.
CERAHAT: Alyuvarlar, bakteri ve yıkılmış doku kalıntıları gibi iltihap ürünlerini kapsayan doku sıvısıdır.
CERRAHİ: Tıbbın en eski dallarından biridir. İlaçla ya da başka tedavi yöntemleriyle iyileştirilemeyen hastalıkların, yaralanmaların, vücuttaki yapı bozukluklarının ameliyatla onarılmasına ya da hastalıklı organı kesip çıkararak iyileştirilmesine dayanır.
CERUMEN: Kulak kiri. İnsan kulağında normal olarak bulunan balmumu kıvamındaki salgıdır. Bu salgının fazlalığı, kulak tıkanması ve geçici sağırlığa yol açar.
CESTODIASIS: Yassı solucan enfeksiyonudur.
ÇIBAN: Çıbanlar, derideki ter bezleri veya kıl keselerinin enfeksiyonlarıdır.
ÇİÇEK: Akut, enfeksiyöz bir hastalıktır. Her yaşta ve her cinsten kişiler bu hastalığa yakalanabilir. İki tipi vardır: Variola major ve variola minor.
ÇİL: Deride, güneşe maruz kalma sonucu beliren, ufak lekelerdir. Bunlar, daha fazla, lokalize güneş yanıklarına benzetilebilir ve ekseriyetle sarışın veya kızıl saçlılarda görülen melanin pigmenti birikimidir.
COLON İRRİTABİLE: Kolon hasaslaşması
COR: Kalp.
COXAE: Kalça kemiği.
CYSTİTİS: Mesane iltihaplanması
DAKRİYOADENİT: Gözyaşı bezi iltihabı.
DAKRİYOLİT: Gözyaşı taşı.
DAKRİYOSİSTEKTOMİ: Gözyaşı kesesinin ameliyatla çıkartılması.
DAKRİYOSİSTİT: Gözyaşı kesesi iltihabı.
DAKRİYOSİSTOGRAFİ: Kontrast madde verilerek gözyaşı kesesi ve kanalının radyolojik olarak incelenmesi.
DAKRİYOSİSTORİNOSTOMİ: Gözyaşı kanalının tıkalı olduğu durumlarda uygulanan, kesenin burun boşluğuna diranajını sağlayan ameliyat.
DALTONİZM: Renk körlüğü.
DANSİMETRE: Yoğunluk ölçen cihaz.
DEBİLİTE: Zeka geriliği.
DEFEKASYON: Dışkının dışarı atılması.
DEFEKT: Eksiklik, kusur.
DEF-İ HACET: Dışkı
DEFİBRİLATÖR: Kalbin normal dışı hızlı atımını durdurarak tekrar normal kalp ritmine dönmesini sağlayan araç.
DEFLORASYON: Kızlık zarının yırtılması.
DEFORMASYON: Şeklini bozma.
DEFORMİTE: Şekil bozukluğu.
DEJENERASYON: Dokuların normal yapılarının bozulup normal fonksiyonlarını yapamıyacak hale gelmeleri.
DEKOMPRESYON: Baskı yapan gücün veya baskının kaldırılması.
DEKONJESSAN: Konjesyonu (şişme) azaltan, dekonjessif.
DEKÜBİTİS: Yatalak olanlarda hareketsizlik sonucu sırtta ve kalçalarda açılan yaralar.
DELİRİUM: Zehirlenmeler, ateşli hastalıklar, epilepsi, histeri ve akıl hastalıklarında görülebilen, titreme, hallüsinasyonlar ve saldırganlıkla birlikte bilincin kaybolması tablosuna verilen isim.
DEMANS: Bunama, muhtelif formları vardır. Senil Demans, Presenil Demans, Toxic Demans.
DEMENS: Bunama
DEMİYELİNİZASYON: Sinir liflerinin etrafını saran myelin tabakasının kaybı.
DEMONSTRASYON: Göstererek öğretme.
DEMORALİZASYON: Moral çöküntü.
DEONTOLOJİ: Aynı meslek grubunda olan insanların birbirleri ile olan ilişkilerinde uyulması öngörülen ahlaki, moral değerler.
DEPİLASYON: Kılların çıkartılması işlemi.
DEPRESYON: Ruhi çöküntü
DEPRESYON: Ruhsal ve bedensel çöküntü, isteksizlik.
DERMABRAZYON: Deri üzerindeki benler veya yara izlerini ortadan kaldırma amacı ile yapılan kazıma işlemi.
DERMATİT: Cildin iltihabi durumu.
DERMATOLOJİ: Cildiye, cilt hastalıklarını inceleyen bilim dalı.
DERMİS: Ciltte en üst tabaka olan Epidermis'in altındaki tabakaya dermis adı verilir.
DİABET: Şeker hastalığı
DİFTERİ: Kuşpalazı
DİSK HERNİSİ:Bel fıtığı
DİSKRAZİ: Herhangi bir vücut sıvısının normal birleşimini kaybetmesi, vücut sıvısının yapısal unsurları arasındaki dengenin bozukluğu ile belirgin durum
DİSMENORE: Ağrılı ve sancılı adet görme
DİSMENORE: Sancılı adethali
DİSPEPSİ: Hazımsızlık, sindirim yetersizliği
DİSPNÖ: Nefes darlığı
DİSTONİ: Kas tonüsünün bozulması
DİSÜRİ: Ağrılı idrar yapma
DİSÜRİ: İdrar yapmakta zorlanma
DİÜRETİK: İdrar atırıcı
DİYARE: İshal
DİZANTERİ: Ağrılı ve sancılı ishalle beliren, yaralara yolaçan bulaşıcı, salğın hastalık
DRASTİK: Kuvvetli müshil yapıcı
DÜŞÜK: Fetusun, gebeliğin 28. haftasından önce ölümü, ve rahmin dışa atılmasıdır.
E.E.G: Elektroansefalografi kelimesi için kullanılan kısaltma.
E.K.G: Elektrokardiogram kelimesi için kullanılan kısaltma.
EDEMA: Ödem, vücudun her hangi bir yerinde hücre dışında anormal su birikmesi.
EPİDİDİMİT: Testis üstbezinin iltihaplanması
EFERVESAN: Suya atıldığı zaman küçük gaz kabarcıkları çıkartarak köpüren, eriyen.
EFFEKT: Tesir, etki.
EFFEKTİF: Etkili, tesirli.
EFFÜZYON: Vücut boşluklarında veya doku içerisinde sıvı birikmesi. "Plevral effüzyon" iki plevra yaprağı arasında sıvı birikmesidir.
EİJAKULASYON: Boşalma (meninin penisten boşalması)
EKİNOKOK: Köpek ve kurtlar, nadiren kedilerde bulunan bir parazit olup larvaları memeli canlılarda büyüyerek hidatik kistleri yaparlar.
EKLAMPSİ: Gebelerde plasentadan gelen toksinlerle oluşan bilinç kaybı ve konvulsiyonlarla birlikte seyreden tablo.
EKLAMPSİ: İlerlemiş gebeliklerde veya doğumdan hemen sonra yüksek kan basıncı, ödem ve idrarda protein yükselmesi ile karekterize nöbetler ve önlem alınmazsa bilincin kaybolması hali.
EKO: Yankı.
EKOENSEFALOGRAM: Beynin ekoensefalografi ile elde edilen çizelgesi.
EKOKARDİYOGRAM: Ekokardiyografi yoluyla elde edilen çizelge.
EKOKARDİYOGRFİ: Kalp, damar sisteminin teşhisinde kullanılan ultrasonik bir yöntem.
EKOLALİ: Hastanın kendisine söylenilen sözleri anlamsız şekilde aynen tekrarlaması.
EKSALASYON: Vecit, kendinde manevi kuvvetler hissetme
EKSİZYON: Bir dokunun çıkartılıp atılması.
EKSOJENİK: Hariçi olan
EKSOKRİN: Salğısını kana aracılığı ile aktaran
EKSOKRİN: Salğısını kanal aracılığı ile dışarı atan
EKTAZİ: Genişleme.
EKTODERM: Derinin en dış tabakası.
EKTOPİ: Her hangi bir organın normal bulunması gereken yerde değilde, vücudun başka bir yerinde olması hali.
EKTROPİON: Göz kapaklarının serbest kenarlarının dış tarafa kıvrılmaları.
EKZEMA: Deride kızarıklık, şişme, veziküller, kaşıntı gibi belirtilerle görülen daha çok psikosomatik nedenli cilt rahatsızlığı. Akut ve Kronik diye ayrıldığı gibi Yaş ve Kuru ekzema cinsleri de vardır.
ELEKTROANSEFALOGRAFİ: Beynin elektriki faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi.
ELEKTROKARDİOGRAFİ: Kalp adelesinin faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi.
EMPİRİK: Tecrübeli
EMPOTANS: İkdidarsizlik,
ENDEMİK: Beli bir bölgede sıkca görülen
ENDOJENİK: Dahili olan
ENDOKADİT: Kalbin iç yüzeyindeki zarın iltihaplanması
ENDOKRİN: Iç salğı yapan, salğısını kana veya lenfe aktaran
ENDOKRİN: Salğısını kana ve lenfe akıtan
ENDOKRİNOLOG: Endokrin sistemin yapı, patolojileri ve tedavisi konusunda uzman kişi.
ENDOKRİNOLOJİ: İç salgı bezlerinin fonksiyonlarını, normal dışı çalışma sonucu oluşan hastalıklarını ve bunların tedavilerini inceleyen tıp dalıdır.
ENDOMETRİT: Rahim mukazasının rahim dışında iltihaplanması
ENDOMETRİUM: Rahim mukozası
ENFEKSİYON: Bulaşıcı
ENKÜBASYON: Hastalığa sebep olan bakteri veya virüsün vücuda girdikten sonra hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçen süre, kuluçka devresi
ENKÜBASYON: Hastalığa sebep olan etkenin vücuda girişi ile hastalık belitilerinin ortaya çıkması arasında geçen zaman
ENSEFALİT: Beyin iltihaplanması
ENSEFALON: Beyin.
ENTERAL: Bağırsal yoluyla
ENVAZYON: Yayılma, örneğin kafatasındaki bir tümörün beyin dokusuna envazyonu denince tümörün beyine yayılması kastedilir.
EPİLEPSİ: Sara, tutarga
EPİSİTOMİ: Amaliyat sonrası tedavi
EPİTAKİS: Burun kanaması
EPİTEL: Organ ve vücut yüzeylerini örten hücre tabakası.
EPİTLİOMO: Deride gelişen kanserli hücre
EROTİK: Şehvet, erotik
EROZYON: Deri veya mukozada görülen, sınırlı bir bölgede epitel kaybı, yüzeyel yaralar. Örneğin; Cervical erozyon, halk arasında rahim ağzında yara olarak bilinir.
ESKALASYON: Adım adım yükselme (savaş)
ESOTERİK: Mahrem, batını
FALKS SEREBRİ: Beynin sağ ve sol yarı kürelerini birbirinden ayıran, orağa benzediği için bu isim verilen kalın zar.
FALLOP TÜPLERİ: Her biri yaklaşık 10 ar cm. uzunluğunda, uterusun üst köşelerinden yumurtalıklara kadar uzanan iki borudur. Tuba uterina veya uterus tüpleri de denir.
FALLOT'S TETRALOGY: Kalbin doğumsal bir anomalisine verilen isim.
FAMİLYAL: İrsi, kalıtsal, herediter.
FARANJİT: Boğaz iltihaplanması
FARENJİT: Boğaz iltihaplanması
FARİNKS: Yutak.
FASİAL PARALİZİ: Yüz siniri felci, bu sinirin felcinde yüzün yarısı kısmen hareketsiz ve ifadesiz kalır. Santral ve eriferik olmak üzere iki türlü olur.
FASİAL SİNİR: Yüz siniri, yedinci kafa çifti.
FAT: Yağ.

FATAL: Öldürücü, ölümle sonuçlanan.
FEBRİL: Ateşli, hummalı.
FECES: Dişkı
FEÇES: Dışkı.
FEKALİT: Barsakta bir kısım dışkının sertleşmesi sonucu oluşan dışkı taşı.
FEMUR: Uyluk kemiği.
FERMENT: Bazı organların salgılarında bulunup kimyasal değişikliklere etki eden maddeler.
FERMENTASYON: Mayalanma.
FERRİTİN: Demir elementinin vücutta depo edilen şekli.
FERTİL: Gelişme yeteneği olan, doğurabilen.
FERTİLİTE: Doğurma yeteneği, verimlilik.
FETAL: Fetus'a ait.
FETUS: Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen isim.
FİBRİN: Kanın pıhtılaşmasına yarayan albumin cinsinden bir madde.
FİBRİNEMİ: Kanda fibrin bulunması.
FİBRİNLER: Protein artıklarından oluşan lifler
FİBRİNÜRİ: İdrarda fidrin çıkması.
FİBROM: İyi huylu bağ dokusu uru.
FİBRO-SARKOM: Bağ dokusunun kötü huylu tümörü.
FİBRÖZ: Lif dokusu
FİBROZ: Ödemin sertleşmesi
FİLARİA: Omurgalı canlıların kanında ve dokularında yaşayan kıl kurdu cinsi parazit. Elefantiazis denilen rahatsızlığa neden olur.
FLATULUS: Mide veya bağırsakta toplanan gaz
FOBİ: Herhangi bir nesneden korkma
FRENİK SİNİR: Nervus Frenicus. Göğüs boşluğu ile karın boşluğunu birbirinden ayıran diafragmanın sinirine verilen addır.
FRİGİD: Kadında cinsel soğukluk
FUNGUZİT: Mantarları öldürücü
GAİTA: Dşkı
GALAKTEMİ: Kanda süt bulunması.
GALAKTORE: Memeden kendiliğinden süt gelmesi.
GALAKTOSEL: Memede, içi süt dolu kist.
GALAKTOZ: Süt şekeri.
GALAKTOZÜRİ: Gebelerde idrarla galaktoz çıkması.
GALAKTÜRİ: İdrarın süt görünümünde çıkması.
GANGLİON: Lenf bezi, bazı ufak urlara verilen isim.
GANGREN: Dokunun ölmesidir, ancak halk arasında daha çok bir uzvun vücuda bağlıyken ölmesi anlaşılır.
GASTRİT: Mide iltihabı.
GASTRODÜODENİT: Mide ve onikiparmak barsağının iltihabı.
GASTROENTERELOG: Mide, barsak hastalıkları mütehassısı.
GASTROENTERİT: İshalle seyreden mide barsak iltihabı.
GASTROENTEROLOJİ: Mide, barsak hastalıkları bilgisi.
GASTROİNTESTİNAL: Mide - barsak.
GASTROLİT: Mide taşı.
GASTROMEGALİ: Midenin genişlemesi.
GASTRONOMİ: İyi yemek yeme bilimi.
GASTROPTOZİS: Mide düşüklüğü.
GASTROSKOPİ: Hastaya yutturulan bir kamera ile midenin görerek muayene edilmesi.
GİARDİA: Tek hücreli organizmalardandır. Esas adı Giardia Lamblialis olup, sindirim sisteminde yerleşir.
GİARDİASİS: Giardia İntestinalis adlı mikroorgnizmanın sebep olduğu hastalık.
GLOKOM: Karasu, göz iç basıncının artması ile belirgin göz hastalığı
GLOMERÜLİT: Böbrek hücre demetinin iltihaplanması
GLUKOM: Göz basıncının arması, sonucu ortaya çıkan rahatsızlık
GNORE: Bel soğukluğu
GRİND: Yara kabuğu
HABİTÜEL: İtiyadi, alışkanlığa bağlı.
HAİRY-CELL: Tüysü hücreler
HALLUKS: Ayak başparmağı.
HALLÜSİNASYON: Gerçekte olmayan şeyleri algılamak.
HALOTAN: Anestezik bir madde.
HALUSİNASYON: Hayalet görme
HAMARTOM: Yeni oluşmuş kan damarlarında meydana gelen tümör.
HAMARTROZ: Eklem boşluğuna kan dolması.
HARMONİ: Ahenk, uyum
HAŞİŞ: Esrar, haşhaş.
HEMAGLÜTİNASYON: Kan yuvarlarının aglütinasyonu.
HEMANJİEKTAZİ: Kan damarlarının genişlemesi.
HEMANJİOM: Kan damarlarından dogan urlar.
HEMATEMEZ: Kan kusma.
HEMATOLOG: Kan hastalıkları uzmanı.
HEMATOM: Damar veya damarlardan çevresine kann sızması
HEMATOM: Dokuda kan toplanması
HEMATOM: Organ içerisinde veya aralarında kan birikmesi.
HEMATOMİYELİ: Omurilikte kanama.
HEMATOSEL: Testis torbalarında kan birikmesi.
HEMAÜRİ: İdrarda kan görünmesi
HEMİPLEJİ: Yarı felç
HEMORAJİ: Kanama.
HEMOROİD: Basur
HEPATİT: Karaciğer iltihaplanması
HERPES SİMPLEKS: Aynı adı taşıyan virüsün sebep olduğu çeşitli deri ve mukoza bölgelerinde yaygın, küçük, içi sıvı dolu oluşumlar ile belirgin virütik enfeksiyon., uçuk.
HERPES: Uçuk
HERPES: Uçuk, içi sıvı dolu vezikül.
HİOERMENORE: Aşırı ve uzun süreli adethali
HİPERHİDROZİZ: Aşırı terleme
HİPERKROMAZİ: Pigment fazlalığı gösteren.
HİPERMETROP: Yakını net olarak göremeyen kişi
HİPERTANSİYON: Yüksek tansiyon
HİPERTERMİ: Yüksek ateş
HİPERTİROİDZM: Tiroid bezesinin aşırı çalışması
HİPOFİZ: Beyin tabanında burun arkasının üst kısmına uyan bölgede hormon salgılayan bir bezdir.
HİPOFİZ: Mercimek büyüklüğünde bir gude olup hipotalamustan gelen emirlere göre hareketeder.
HİPOGONADİSMUS: Husyelerein yeterince hormon salğılıyamaması
HİPOKONDRİ: Sürekli hasta olduğu vehmine kapılma
HİPOKSİ: Organ ve dokularda oksijen azlığı
HİPOSPADİAS: Penisin doğumsal bir şekil bozukluğudur. İdrar yolunun son kısmı olan üretra'nın dışa açılan deliğinin normal yerinde değil, penisin alt yüzünde herhangi bir yerde olması halidir.
HİPOTALAMUS: Orta beynin altında bulunan bu merkezsinir ve hormonları konturoleder.
HİPOTANSİYON: Alçak tansiyon
HOMOCYSTEİN: Kolesterolu oksitleyen biyojen amin
İDİOPATİK: Oluşumunda bir sebeb gösterilemeyen.
İDİOT: Doğuştan aptal.
İHTİYOZİS: Cildin pul pul ve kuru oluşu ile kendini gösteren bir hastalık.
İKTER: Sarılık.
İKTUS: İnme. darbe.
İLEİTİS: İnce barsak iltihabı.
İLEUM: İnce barsağın son bölümü.
İLEUS: Barsak tıkanması.
İLLUZYON: Dışarıdan gelen görsel uyarıların olduklarından faklı algılanması.
İMBESİL: Geri zekalı.
İMİTASYON: Taklit.
İMMATÜR: Tam gelişmemiş.
İMMİNENT ABORTUS: Düşük tehdidi altındaki gebelik.
İMMİNENT: Tehdit eden.
İMMOBİL: Hareketsiz.
İMMÜN: Bağışık,bulaşıcı hastalıktan muaf.
İMMÜNİTE: Bağışıklık, muafiyet.
İMMÜNİZE: Bağışık kılmak.
İMMÜNOLOG: Bağışıklık uzmanı.
İMMÜNOLOJİ: Bağışıklığı inceleyen bilim.
İMPETİGİNOS: Ağız vebrun civarında önce kabarcıklı, sonra kabuklu yaraların oluşması
İNFLAMASYON: Çeşitli mikrobik ajanlar veya toksinlerine karşı vücudun göstermiş olduğu; hararet artması, kızarıklık ile karakterize iltihabi reaksiyon.
İNİSİAL: Başlamakta olan
İNSOMNİA: Uykuya dalamama
İNSÜLİN: Pancreas tarafından üretilen hormon vücudun şeker oranın denğede kalmasını sağlar.
İNTERMEDİER: Arada oluşan, meydana gelen.
İNTRAEPİTELİAL: Epital hücreleri içerisinde.
İSKEMİ: Beli bir bölgede kansızlık
JARGON: Kelimeleri yerinde kullanamama ile karekterize anlamsız ve anlaşılmaz konuşma.
JEJUNİT: Jejunum iltihabı.
JEJUNUM: Oniki parmak barsağından sonra gelen ince barsak bölümü.
JİGANTİZM: Ergenlik çağından önce oluşan hipofiz bezi tümörlerinde büyüme olayının kontrolden çıkması sonucu oluşan dev görünüm.
JİNEKOLOJİ: Kadın hastalıkları ile ilgili tıp dalı.
JİNEKOMASTİ: Erkeklerde memenin anormal ölçüde büyümesi.
JİNJİVİT: Diştleri iltihabı.
JOİNT: Eklem.
JUVENİL: Gençliğe ait.
KAKOZMİ: Pis koku.
KALP ANJİNİ: Göğüs kafesinde ağrı ve sıkıntı verici bir sıkışm ve burkulma hisi verir
KALP ANJİNİ: Kalp sıkışması ve daralması
KALP ENFAKTÜSÜ: Klap krizi
KALYUM: Potasyum.
KANSEROJEN: Kanser yapıcı
KARDİAK: Kalbe ait.
KARİES: Diş çürüğü
KARİES: Diş çürümesi
KARİNA: Trakeanın (nefes borusu), sağ ve sol akciğerlere girmeden önce ikiye ayrıldığı kısıma verilen ad.
KAŞEKSİ: Genel sağlık durumunun bozukluğu ile ilgili ileri derecede zayıflama hali.
KATABOLİZMA: Maddelerin yüksek terkiplerinin, dokularda yakılarak daha basit terkipte maddeler meydana gelmesi.
KATAR: Mukoza iltihaplanması, mukozit
KATARAK: Göze merceğinin donuklaşması nedeniyle gözün önüne perde inmiş gibi durum
KATETER: Sonda
KELOİD: Eski bir kesi veya ameliyat yerinde aşırı nedbe dokusu oluşmasıdır.
KERATİN: Tırnak ve boynuzun ana maddesi.
KERATİNİZASYON: Boynuzlaşma.
KERATİT: Kornea iltihabı.
KERATOMA: Nasır.
KERATOMETRE: Kornea kavislerini ölçmekte kullanılan alet.
KERATOPLASTİ: Matlaşmış korneanın yerine başkasından alınan korneanın konulması ameliyatı.
KERATOSKOP: Korneayı muayene aleti.
KERNİCTERUS: Yeni doğanın şiddetli ikterinde beynin bazı çekirdeklerinin bilüribinin etkisiyle toksik degenerasyonudur.Çocukta zeka geriliği ve spastisite görülebilir.
KETONEMİ: Kanda keton cisimciklerinin bulunması.
KETONÜRİ: Idrarla keton çıkarılması.
KİFOZ: Omurganın açıklığı öne bakan kanburluğuna verilen ad.
KİNESİYA: Deniz veya araba tutması
KİST HİDATİK: Bazı organlarda (daha çok karaciger, akciğer , beyin) ekinokok adı verilen parazitlerin neden olduğu içi berrak su görünümünde kistler.
KİST SEBASE: Yağ bezlerinin büyümesi sonucu deri altında oluşan kistler.
KİST: Etrafı membranla (zar) çevrili içi sıvı dolu oluşumlar.
KIZAMIK: Salgın yapan virütik bir çocukluk çağı hastalığıdır.
KLEPTOMANİ: İhtiyacı olmaksızın patalojik çalma dürtüsüne verilen addır.
KLİMAKTERİUM: Adet kesilmesi
KLONİK: Kasların istem dışı kasılma ve gevşemesi
KLOSTROFOBİ: Kapalı yerlerden sebebsiz yere korkma reaksiyonudur.
KOCH BASİLİ: Tüberküloz basiline, bulanın adına izafeten verilen ad.
KOLAPS: Kolapsüs
KOLELİTİAZİS: Safra kesesi taşı
KOLESİSTİT: Safra kesesi iltihabı
KOLESTEROL: Hayvansal ve bitkisel yağların içerisinde bulunan, karaciğer tarafından sentez edilen bir maddedir. Kanda normalden fazla bulunması halinde, damar sertliğine neden olur, ve bazanda safra pigmentleri ile birleşerek safra taşlarının oluşumunda rol oynar.
KOLİK: Kramplı ağrılar.
KOLLAJEN HASTALIĞI: Bağ dokusu hastalığı
KOLİT: Kalın bağırsak iltihabı
KOLONİT: Kalın bağırsak iltihabı
KONJUNKTİVİT: Göz akı iltihaplanması
KONTRAKSİYON: Büzülme, çekilem, tenakkuz
KONTRASİYON: Kalp kaslarını büzücü
KONVÜLSİON: Çırpıntı
KORPUS: Gövde.
KRAMP: Kas veya kas grubunun aniden istem dışı ağrılı kasılma
KRON: Taç
KRUP: Krup hastalığı
KUMULATİF: Birikme, yığılma
KÜRTAJ: Küretajın kelime anlamı kazımaktır. Ama burada adı geçen Kürtaj halk arasında, küçük hamileliklerde rahim içerisindeki ceninin tıbbi müdahele ile alınması kastedilmektedir.
LABİL: Kararsız, çabuk değişen.
LAGOFTALMİ: Göz kapaklarındaki bozukluk nedeniyle gözlerin tam kapanmaması hali.
LAKRİMA: Göz yaşı.
LAKTASYON: Annenin süt verme devresi.
LAKTOZ: Süt şekeri
LAKÜN: Küçük boşluk, delik.
LAP: Lenfadenopati'nin kısaltılmış şeklidir. Lenfadenopati, lenf bezlerinde büyüme anlamına gelir.
LAPARATOMİ: Teşhis amaçlı veya ameliyat için karın boşluğunun açılması.
LAPAROSKOPİ: Ucunda kamera olan, laparoskop denilen aletle karın boşluğunun endoskopik incelenmesi.
LAPPİG: Loplu
LARENGOSKOP: Bogazın muayenesine yarayan aynalı ışıklı alet.
LARENGOSKOPİ: Gırtlağın içinin larengoskop ile muayenesi.
LARENJİT: Gırtlak iltihaplanması
LARENJİT: Larenks iltihabı, gırtlak iltihaplanması
LARENKS: Gırtlak.
LARVA: Tırtıl, kurtçuk.
LENF ÖDEMİ: Lenfin su toplaması
LENFATİK SİSTEM: Beyaz kann dolaşımı
LENFOM: Lenf bezi kanseri
LENFOMA: Başlangıcını lenfoid dokudan almış ur, lenf kanseri
LENS: Göz merceği
LEZYON: Genel anlamda henüz tam olarak niteliği tespit edilmemiş bozukluk.
LİBİDO: Cinsel arzu, şehvet
LİGAMENT: Vücudun muhtelif eklemlerinde, organlarında bulunan bağlara verilen isimdir.
LİPAZ: Yağları, yağasitleri ve gliserola çeviren enzim
LUMBAGO: Bel ağrısı
MAGNET: Mıknatıs.
MAKRO: Büyük.
MAKROFAJ: Bakteri ve virüsleri zararsızhale getiren alyuvarların bir alt türevi
MAKROFAJ: T-Öldürücü hücreleri, bakteri, virüs ve manatarlar gibi mikrolara karşı mücadeleeder.
MAKROSEFALİ: Başın (beynin) normalden büyük olması.
MALABSORBSİYON: Emilimin bozuk oluşu.
MALADİ: Hastalık.
MALARYA: Sıtma.
MALASİ: Keyifsizlik, kırıklık.
MALE: Erkek.
MALFONKSİYON: Her hangi bir organın yetersiz veya dengesiz görev yapması.
MALFORMASYON: Kusurlu oluş, sakatlık.
MALİN: Habis, kötü huylu.
MALLEOL: Ayak ekleminin her iki tarafındaki kemik çıkıntılarına verilen isim.
MALLEUS: Orta kulaktaki çekiç kemik.
MALNUTRİSYON: Sağlık için şart olan, vitamin, mineral, protein ve benzeri maddelerin yetersiz alınmasından doğan hastalıkları tanımlayan bir terimdir.
MALPRAKTİS: Tıpta yanlış, özensiz tedavi.
MAMİLLA: Meme başı.
MAMMA: Meme
MAMOGRAFİ: Meme filmi.
MANDİBULA: Alt çene kemiği.
MANİ: Aşırı neşe şeklinde beliren psişik hastalık.
MANİFEST: Aşikar, gizli olmayan.
MARFAN SENDROMU: Sebebi bilinmeyen herediter genetik bir hastalık.
MARİHUANA: Esrar.
MASTEKTOMİ: Ameliyatla memenin alınması.
MASTEKTOMİ: Memenin her hangi bir rahatsızlık nedeniyle alınmasıdır.
MASTİT: Göğüs iltihaplanması
MASTİT: Memenin iltihabıdır, emziren annelerde sütün birikmesi nedeniyle veya meme başındaki çatlak nedeniyle sık rastlanan bir durumdur.
MASTODİNİ: Meme ağrısı
MASTOİDEKTOMİ: Mastoid hücrelerin iltihaplanması nedeniyle mastoid kemiğin çıkartılması ameliyatıdır.
MASTOİDİT: Kulak arkasında bulunan mastoid kemikteki, mastoid hücrelerinin iltihabıdır. Genellikle orta kulak iltihaplarını takip eder.
MAZOHİST: İşkenceden zevk alan, işkence tarzı hareketlerden cinsel haz duyan.
MENENJİT: Beyin zarları iltihabı
Menenjit: Beyinzarı iltihaplanması
MENOPOZ: Adet kesilmesi
MENOPOZ: Adetten kesilme.
MENORAJ: Aşırı süreli adet hali
MENORAJİ: Uzun süren adethali
MENORE: Adet hali
MENSTRUAL SİKLUS: Adet görme dönemleri, iki adet arası.
MENSTRUAL: Menstruasyonla ile ilgili, adet görme ile ilgili.
MENTAL RETERDATION: Zeka gelişiminde gerilik.
MENTRUASYON: Adet görme, ay başı. (bayanlarda periodik kanama)
METASTATİK: Metastaz yapmış lezyona verilen isim. (Başka bir organdan atlamış tümöral oluşum)
METASTAZ: Herhangi bir organdaki kanser hücrelerinin, vücudun başka bir bölümüne atlamasıdır.
METRİT: Rahim iltihaplanması
MİGREN: Yarım başağrısı
MİKOTOKSİN: Mantarlar tarafından salğılanan toksik madde
MİKOTOKSİN: Mantarlarin slğıladığı zehirli maddeler
MİKOZ: Mantarlar, genelikle sindirim ve nefes yollarında yaşayan parazi bakteri ve virüslerdendetehlikeli olabilir.
MİKOZİS: Mantarlar, genelikle sindirim ve nefes yollarında yaşayan parazi bakteri ve virüslerdende tehlikeli olabilir.
MİKROPLAR: Hastalık yapıcı bakteri, virüs ve mantarlar
MİSTERİÖZ: Gizli, saklı, esrarengiz
MİTOZ: Hücre bölünmesi.
MİYOKARDİT: Kalp kaslarının iltihaplanması
MİYOKARDİT: Kalp kaslarının iltihaplanması
MİYOM: Uterus adalesinin iyi huylu tümörüdür.
MİYOPİ: Uzağı görememe
MORBUS HODGKİN: Lenfom, Lenf bezi kanseri
MORBUS: Hastalık
MUKOLİTİK: Mukus'u eriten anlamındadır. Yani, akciğerlerde oluşan ve katılığı nedeniyle çıkarılmakta güçlükle karşılaşılan mukus'un (balgam) kıvamını azaltarak, atılmasını sağlayan ilaçlar.
MUKOZA: Bazı organların iç yüzlerini kaplayan ve salgı üreten doku tabakası, iç deri
MUKOZA: Sümmüksü iç deri
MUKOZİT: Mukoza iltihaplanması
MUKUZ: Mukozan salğıladığı yapışkan sıvı (tükrük, sümük vb. )
MUKUZ: Sümüksü salğı
MS: multiple sclerosis veya disseminated sclerosis demek olup, beyin ve omurilikte görülen yer yer sertleşmeler nedeniyle kaslarda felce varan kuvvet kaybı ve istemli hareketleri konturol edememe ve diger sinirsel hastalıklarla kendini beli eden hastalık
MUTAJENİK: Genetik değişim yaratan
NANOSOMNİ: Cücelik
NARKOANALİZ: Psikanalize yardımcı olmak amacıyla, bir narkotik ilacın kullanılmasıdır.
NARKOLEPSİ: Önüne geçilemiyecek kadar şiddetli uyuma eğilimi.
NARKOTİK: Uyutucu, uyuşturucu.
NARKOZ: Ameliyat yapmak için duyu, hareket ve bilincin damar yolu veya solunum yolu ile narkotik madde verilerek uyuşturulmasıdır.
NARSİZM: Kendi kendini sevmek anlamına gelir.Aslında gelişimin normal bir safhasını teşkil eder,ancak hayatın ileri devrelerinde varlığı anormal sayılır.
NATAL: Doğuşa ait.
NATRİUM: Sodyum.
NATUREL: Normal, tabii.
NAUSEA: Mide bulantısı.
NAZOFARİNKS: Burnun arka kısmı ile yutağın komşuluk yaptığı bölge.
NEBULİZER: Sıvıyı püskürterek uygulamaya yarayan alet.
NEFRİT: Böbrek iltihaplanması
NEFRON: Böbrek hücresi
NEMFOMANİ: Kadınlarda görülen aşırı cinsel arzu
NEMFOMANYAK: Aşırı cinsel arzulu kadın
NEONATAL: Yeni doğana ait.
NEOPLAZİ: Patalojik anlamda yeni doku oluşumu.
NERVİT: Sinir iltihaplanması
NEVRALJİ: Sinirsel ağrı
NEVROZ: Hafif psikoljik rahatsızlık
NİKTÜRİ: Gece sık sık idrar yapma
NODÜL: Yuvarlak, çapı 1 cm'den küçük patolojik oluşumlar.
NÖRASTENİ: Sinirsel yorğunluk
NÖRODERMATİT: Allerjik ekzem iltihaplanması
NÖRODERMATOZ: Allerjik ekzem
NÖROLEPTİKA: Epilepsiya karşı ilaç
NÖROLOJİ: Asabiye, sinir hastalıkları.
NÖRON: Sinir hücresi
NÖROŞİRÜRJİ: Beyin cerrahisi.
NÖROTRANSMİTTER: Sinir hücreleri arasında haber taşıyan madde
OBDUKSİYON: Otopsi.
OBEZ: Şişman.
OBEZİTE: Şişmanlık.
OBJE: Görülebilen veya dokunulanilen herhangi bir şey.
OBJEKTİF: Duyulup, görülebilen, idrak edilebilen.
OBLİTERASYON: Vücuttaki boşlukların tıkanması.
OBSERVASYON: Müşahade.
OBSESYON: Daimi endişe, fikri sabit, nöroz.
OBSTETRİ: Doğum bilgisi.
OBSTRÜKSİYON: Tıkanma, engel.
ÖDEM: Vücutta anormal miktarda su toplanmasıdır.Kalp, damar ve böbrek hastalıklarının bir belirtisi olabildiği gibi bazı allerjik durumlarda ve beyin travmalarında ciddi sonuçlar doğurabilir.
ODİOGRAM: Kulağın işitme gücünün kaydıdır, odiometri cihazı ile ölçülür.
ODONTOİD: Diş şeklinde.
OEDİPUS KOMPLEKSİ: Erkek çocuğun annesine karşı duyduğu bilinçsiz yakınlık nedeniyle babasını kıskanması ve bununla ilgili ruhsal bozukluklar kompleksine verilen isimdir.
OFTALMİK: Göze ait.
OFTALMOLOJİ: Göz ve göz hastalıkları ile uğraşan bilim dalı.
OFTALMOLOJİST: Göz hastalıkları uzmanı, göz mütehassısı.
OFTALMOPLEJİ: Göze ait sinirlerin felci sonucu göz kapağının düşmesi ve gözün hareket edememesi ile birlikte oluşan tablo.
OFTALMOSKOP: Göz içi muayenesinde kullanılan bir alet.
OFTALMOSKOPİ: Oftalmoskop ile gözün içinin muayene edilmesi.
OFTALMOTONOMETRİ: Göz içi basıncın ölçülmesi.
OKKULT: Gizli, kapalı.
OKLUDE: Kapalı, tıkalı.
OKSİPUT: Başın arka kısmı.
OKÜLER: Göze ait.
OKULOMOTORYUS: Gözü hareket ettiren sinirlerden birisidir. (3.kafa çifti Nervus Oculomotorius)
OLEKRANON: Dirsekteki çıkıntı.
OLFAKTORYUS: Koku siniri. (Nervus Olfactorius)
OLİGO: Geri, küçük.
OLİGODENDROGLİOMA: Sinir sistemi destek dokusuna ait, özellikle beyincikte görülen kötü huylu tümör.
OLİGOMENORE: Seyrek görülen adethali
OLİGOSPERMİ: Menide spermatozoidlerin normalden az oluşu.
OLİGÜRİ: İdrarın normalden az çıkartılması
OMENTUM: Karın içerisinde, barsakları örten oluşum.
ONANİZM: Genital organlar ile oynayarak kendi kendine tatmin.
ONKOLOJİ: Tümöral oluşumlarla ilgili bilim dalı.
OPAK: Donuk, şeffaf olmayan.
OPERABL: Ameliyat edilebilir, ameliyat edilmekle halen bir şansı olan. ( aksi; inoperabl )
OPERASYON: Cerrahi müdahale, ameliyat.
OPİAT: Afyonlu ilaç, uyuşturucu.
OPİSTOTONUS: Bazı hastalıklarda vücudun ekstansör (gerici ) kaslarının gerilmesi sonucu gövdenin yay biçimi alarak kasılmış hali.
ORŞİT: Testis iltihaplanması
ÖSTAKİ BORUSU: Orta kulakla nazofarenksi birleştiren, atmosfer basıncı ile orta kulak içi basıncı dengeliyen yola verilen isimdir.
OSTEOFİT: Kemiklerde patalojik olarak oluşan çıkıntı şeklindeki oluşumlar.
OSTEOGENESİS İMPERFEKTA: Kemiklerin kolayca kırılacak şekilde gevrek oluşu ile karekterize kalıtsal nitelik gösteren hastalık.
OSTEOGENESİS: Kemik oluşumu, kemiklerin gelişimi.
OSTEOİD: Kemik gibi, kemiğimsi.
OSTEOJENİK: Kemik yapıcı.
OSTEOLİZ: Kemiğin çürümesi, nekrozu, erimesi.
OSTEOMALASİ: Kemiklerin yumuşaması ile karekterize bir hastalık.
OSTEOMİYELİT: Kemik iltihabı.
OSTEOPLASTİ: Kusurrlu kemiği düzeltme veya sağlam kemikle değiştirme ameliyatı.
OSTEOPOROZ: Kemik erimesi
ÖSTROJEN: Yumurtalıklardan salgılanan ve insanlarda sekonder cinsel karakterlerin gelişmesini sağlıyan hormondur.
ÖTENAZİ: Kısaca ölüm hakkı da denilebilir. Yasal değildir.
OTİTİS MEDİA: Ortakulak iltihaplanması
OTOİMMÜN: Vücudun dokusuna karşı antikor üretmesi
OTOJEN: Kendi kendine canlılık kazanma (Meditasyonla vb.)
OVOBLAST: Yumurtanın geliştiği hücre, yumurta hücresi.
OVOSİT: Olgunlaşma devresinden önceki dişi cinsiyet hücresi.
OVÜLASYON: Kadınlarda yumurtalıklarda ovüm'ün (Yumurtanın) atılmasıdır. Ovülasyon genellikle adet dönemlerinin ortasına rastlayan 11-14. günler arasında olur.
ÖZEFAGUS: Yemek borusuna verilen isimdir, yutak ile mideyi birleştirir.



Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: ceren, 22.11.2010, 15:53 (UTC):
hiç bir bilgi alamadım tıbbi nerde

Yorumu gönderen: kzlyarasa, 11.07.2010, 09:20 (UTC):
Liste yarım kalmış



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36822790 ziyaretçi (102967481 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.