Türk İslam Kültüründe Beddua
 

Türk İslam Kültüründe Beddua

Hazırlayan: Akhenaton

Kategori: İslami Makaleler

İnsanoğlunun toplum halinde yaşamaya başlamasından itibaren var olduğunu sandığımız dua ve beddualar, sözlü anlatım türlerinin önemli bir cephesini oluştururlar. İnsan ilişkilerinde karşılaşılan iyilik yahut kötülüklere kimi zaman sözlerle cevap verme gereği duyulur ki, bu da dua yahut beddua olarak karşımıza çıkar.

Beddualar, çaresiz olan, acı çeken, kötülüğe maruz kalan bir insanın rahatlamak, teskin olmak gayesiyle söylediği, kötü düşünce ve dilekleri kapsayan, söze orijinallik veren, ifadeyi güçlendiren kalıplaşmış sözlerdir.[1]

“Beddua”, Farsçada “kötü” anlamına gelen “bed” ile Arapçada “dileme, isteme, çağırma” gibi anlamlara gelen “dua” kelimelerinin birleşmesinden oluşmuş bir isimdir. Duaların aksi olan “lânet”, “inkisar”, “belâ” ve “gazap” ifade eden kişisel sözlerdir.[2][3][4] En eski Türk kaynaklarından 19. yüzyıla kadarki kültür eserlerimiz ve sözlüklerimiz “beddua” sözcüğünü “kargış” ve “ilenç” sözcükleriyle karşılamışlardır.[5][3] Sözlü gelenekten gelen bir edebiyat ürünü [6] olarak kabul edilen “kargış” sözcüğünü bazı araştırmacılar “tür”; bazıları da ifadeyi süsleyen, anlatımı güçlendiren bir “dil öğesi” [7] olarak düşünmüşlerdir.[8]

Alkış sözcüğü Dîvânü Lugati’t-Türk’te, “dua etme, övme, birinin iyiliklerini sayma” anlamına gelirken, kargış “lânet, ilenme” anlamlarını karşılamaktadır. Abdülkadir İnan, ateş tanrısı veya hami ruh olarak değerlendirdiği al ruhu ile alkış kelimesi arasında bağlantı kurar; “aklamak: takdis etmek” ve “alkış: tebcil, tebrik” kelimelerini bu bağlamda ilişkilendirir. “Aklamak” kelimesinin zıddı “kargamak”tır. Bu kelimelerden birinde “al”, ikincisinde “kar(a)” olmasına da dikkat çeker. Dîvânü Lûgati’t-Türk’teki “büyü, efsun” anlamını taşıyan “arkış” sözü, “alkış” kelimesinin mitolojik kökenine ışık tutmaktadır, diyen Ali Duymaz sözün kaynağında, “hami ruh” olan “al” kökü olduğunu ve “söz”ün bu ruhtan dilek dilemeyle ilgisinin bulunduğunu belirtir.[9]

Toplumsal yaşam içinde kimi insanların haksızlığa maruz kalıp, mutlak bir güce sığınma ihtiyacı duyduğu görülmüştür. Bu sığınma, haksızlık yapanın Tanrı tarafından cezalandırılacağını ummak anlamına da gelmektedir. Bu cezalandırma dileği aslında bir duadır.[10] Bu dua türünün Türkçe bir kelime olan kargış ile ifadelendirildiğini belirten Akalın, İslam kültürüne girilmesiyle birlikte kargışın yerine beddua sözcüğünün benimsenmiş olduğunu söyler.[6][11]

Beddua, kargış veya ilenç; insanın kendisine, ailesine, yaşadığı topluma ve din gibi kurumlara zararı dokunacak kişilere, düşünce ve fikirlere karsı davranışların bir tepkisidir.[12] Baş edilemeyen bir güç karsısında Allah’a sığınmak ve hasmını Allah’a havale etmektir. İnsanların birbirlerine olan öfkeleri, kızgınlıkları, direnişleri
beddualara yansımış ve beddualar, insanın vicdanını rahatlatan psikolojik bir güç olmuştur.[10][13][8]

Dilin doğal akışı içinde, birtakım söz kalıplarıyla ilenilecek kişiye ya doğrudan doğruya hitap edilmiş ya da anlamı hafifletmek için olumsuzluk eki eklenmiştir. Beddua edilen kişi, ya konuşanın karşısındadır ya da beddua eden kişi, onu karsısında kabul eder. Kötü dileklere hedef olan kişi hakkındaki düşünceler, başkalarına
duyurulmak istenir. Olumsuz biçime sokulan ve beddua anlamı taşıyan fiiller, bir türlü şakaya getirilip hafifletilir.[8]

Dua ve beddualar, sadece şahısa ve onun yakınları için söylenilmez, köye kente, binaya mülke, mala, davara, ağaca, ırmağa söylenilen dua ve bedduaları Anadolu, Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya ve Uluğ Türkistan da görüyoruz.

Halk inançlarında annenin bedduası tutmaz. “Sütü karşı gelir” denir. Annenin ve babanın duasının kabul edileceğine inanılır. Dua ve beddua için “saatine rastladı” inancı vardır. Saatine rastlayan alkış ve kargışın tutacağına inanılır.[14]

İslâm’da “lânet olsun!” demek, “Allah’ın rahmetinden uzak olsun” demektir. İslâm âlimleri, Müslümanların olur olmaz sebeplerle birbirleri aleyhine beddua etmelerinin İslâm ahlâkıyla uyuşmayacağına dikkat çekmişlerdir.

Beddua, Hz. Muhammed’den çok az duyulan sözlerdendir.[8] Bunun sebebi, İslâm ahlâkında af ve ihsana adaletten daha çok önem verilmesidir. Nitekim, “Bir kötülüğün karşılığı onun dengi bir kötülüktür. Yine de bir kimse bağışlar ve böylece iyilik yolunu tutarsa artık onu ödüllendirmek Allah’a düşer” [15] ; “Kim sabreder ve bağışlarsa işte bu, muhakkak ki büyüklere yaraşır yüce davranışlardandır” [16] meâlindeki âyetler bağışlamanın üstünlüğünü açıkça göstermektedir. Hatta bazı tefsirlerde, Uhud’da Müslümanlara karşı savaşan müşriklerle ilgili olarak Hz. Muhammed’e hitaben, “Senin yapacağın bir şey yok. Allah ya onların tövbelerini kabul edecek ya da kendilerine kötülük ettikleri için onları azaba uğratacaktır” [17] meâlindeki âyetin, bazı müşriklere beddua eden Hz. Muhammed’i ikaz etmek maksadıyla geldiği, nitekim bu kişilerin sonradan Müslüman oldukları belirtilmektedir.[18] Esasen Hz. Muhammed’in genellikle İslâmiyet’e karşı direnenlere beddua etmek yerine onların hidayete ermeleri için dua ettiği bilinmektedir.[19][4]

Hz. Muhammed’in Müslümanlara işkence etmek, İslâm dinine şiddet ve baskı yoluyla karşı koymak gibi kötülükleriyle tanınan bazı müşriklere beddua ettiğini ve bu bedduasının etkisini gösteren bildiren hadisleri vardır.[8]

Dinin zulüm ve haksızlık saydığı geçerli sebeplere dayanması şartıyla beddua etmenin câiz olduğunu gösteren âyet ve hadisler vardır. Nitekim müfessirlerin çoğu, “Allah kötü sözün alenen söylenmesini sevmez; ancak zulme uğrayanlar hariçtir” [20] meâlindeki âyetin haksızlığa uğrayanların zalime beddua etmelerine izin verdiğini belirtmişlerdir. Ayrıca Hz. Muhammed’in de Müslümanlara işkence etmek, İslâm dinine şiddet ve baskı yoluyla karşı koymak gibi kötülükleriyle tanınan bazı müşriklere beddua ettiğini ve bu bedduasının etkisini gösterdiğini bildiren hadisler vardır.

Bu hadislerin birinde verilen bilgiye göre Resûl-i Ekrem, müşriklerin önde gelenlerinden Ebû Cehil, Ümeyye b. Halef, Utbe b. Rebîa, Şeybe b. Rebîa ve Ukbe b. Ebû Muayt’ın içinde bulunduğu yedi kişi hakkında beddua etmiş ve hadisin râvisi İbn Mes‘ûd’un bildirdiğine göre bu kişilerin hepsi Bedir Savaşı sırasında öldürülmüş, böylece Hz. Muhammed’in bedduası yerini bulmuştur.[21]

Yine Hz. Muhammed’in Müslümanları uyarmak düşüncesiyle, paraya taparcasına düşkün olan [22], ana babaya âsi olan [23] bazı kimselere ad vermeden beddua ettiği bilinmektedir.[4]

Özellikle mazlumun bedduasının kabul olunacağına dair bazı hadisler vardır. Nitekim birçok kaynakta yer alan bir hadise göre Resûlullah Muâz b. Cebel’i Yemen’e vali olarak gönderirken bazı görevlerini sıraladıktan sonra, “Mazlumun bedduasından sakın! Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur” diyerek zulüm ve haksızlık konusunda onu uyarmıştır.[24]

Ayrıca başka hadislerinde de misafirin duası ve babanın çocuğu hakkındaki duası, adaletli devlet başkanı ve oruçlu kimsenin duasıyla mazlumun bedduasının kabul edileceğinden şüphesi olmadığını belirtmiş [25], bizzat kendisi de mazlumun bedduasına uğramaktan Allah’a sığınmıştır.[26][4]

Din ile meşrulaştırılan bedduanın toplumların yönetim mekanizmasında nasıl bir yere sahip olduğu ile ilgili Osmanlı dönemi belgelerinde ilginç örnekler vardır. 11–20 Aralık 1417 tarihli Çelebi Sultan Mehmed’in Temliknamesi’nde şöyle bir beddua bölümü vardır:

“Her kim ki tebdil u tagyir edecek olursa lanet-i Huda ve resul ve melaike anun üzerine ola”.

Bu cümlede sultan, kendi emrinden dışarı çıkanlara açıkça beddua etmektedir ve Osmanlı sultanları tarafından yazılan belgelerde bunun çokça örneği mevcuttur. Osmanlı yönetiminin din temelli bir düzene sahip olduğu ve Osmanlı kültür hayatında din unsurunun merkezi bir konumu olduğu bilinmektedir. Bu durum da sosyal kontrol teorisini desteklemektedir. Yönetimi, toplum yapısı ve oluşturduğu kültür kodları ile din temelli bir devlet olan Osmanlı’da sultan dahi beddua etmekte ve bu tehdit ile istediği toplum düzenini sağlamayı, otoritesini korumayı amaçlamaktadır.[13]

Bezmiâlem Valide Sultan Vakfiyesinde, belirtilen kurallara uymayanlar için bir beddua da yer almaktadır. Buna göre:

“Allah’ın rızasına dayanarak hayır maksadıyla sağladığım evkafım ve bu sefer bu vakfiye zeylinde yazılı bulunanlar, ahret gününe kadar şartlarıyla icra oluna. Bu şartların Sultan Abdülmecit devrinde haleldar olması mümkün değilse de herhangi bir devirde, zikredilen evkafımın şartları tebdil ve tahrif edilirse, buna sebep olanlar; kim (ölünün vasiyetini) işittikten sonra onu tebdil ederse vebali onu değiştirenlerin üzerinedir. Şüphesiz ki, Allah hakkıyla işitici ve bildirici [27] ayetinin ifade ettiği üzere dünya ve ahrette cezaya müstehak olsunlar” ifadesine yer verilmiştir.[28]

İslâm âlimleri, Müslümanların olur olmaz sebeplerle birbirleri aleyhine beddua etmelerinin İslâm ahlâkıyla uyuşmayacağına dikkat çekmişlerdir. Bilhassa mutasavvıf ahlâkçılar bedduanın tasavvufî edeple bağdaşmadığını belirtirler. Nitekim Gazzâlî tevekkül ehlinin uyması gereken kuralları sıralarken bunlardan birinin de malı çalınan kimsenin hırsıza beddua etmekten kaçınması olduğunu, eğer beddua ederse tevekkülünün bâtıl olacağını kaydettikten sonra zâhid ve mutasavvıfların zalime beddua etmek yerine ona acıdıklarını, ıslah olması için dua ettiklerini anlatan rivayetler aktarır.[4]

Kaynaklar

[1] Dr. Doğan Kaya, "Dualar ve Beddualar", Türklük Bilimi Araştırmaları, S. 4, Sivas, 1997, s. 99-121.[
2] Andreas Tıetze, "Tarihî ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lügati", c.I, Simurg Yay., İstanbul-Wıen, 2002, s.302;
[3] "Örnekleriyle Türkçe Sözlük", c.I, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 2002, s.282;
[4] “Beddua” TDV İslam Ansiklopedisi, c.5, İstanbul, 1992, s.297-298.
[5] Şükrü Elçin, "Halk Edebiyatına Giriş", Akçağ Yay., Ankara, 1993, s.662-663;
[6] L. Sami Akalın, "Türk Dilek Sözlerinden Alkışlar Kargışlar", Halk Kültürünü Araştırma Dairesi Yay., Ankara, 1990, s.29.
[7] Pertev Naili Boratav, "100 Soruda Türk Halk Edebiyatı", 4. baskı, Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1982, s.125;
[8] Yrd. Doç. Dr. Şevkiye Kazan, "Klasik Türk Şairlerinin Dilinden Beddualar", Turkish Studies, International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 4/2 Winter 2009.
[9] Dr. Meriç Harmancı, "Dede Korkut Hikâyelerindeki Alkış ve Kargışlara İşlevsel Bir Yaklaşım", Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2012, 23: 1 - 17.
[10] Nurdan Tuhfe Koçoğlu, "Karikatür’e Beddua: Yeni Bir Kargış mı?", Milli Folklor, 2007, Yıl:19, S.75, s.38-42.
[11] Yrd. Doç. Dr. Mustafa Şenel, "Küfür Etmenin Lanet ve Beddua Okumanın Çağdaş Yolu: Şarkı ve Türküler", Turkish Studies, International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 4/8 Fall 2009, s.2143.
[12] Sükrü Elçin, a.g.e., s.663.
[13] Sibel Kocaer, "Bir Sosyal Kontrol Aracı Olarak Beddualar ve İnternet", Milli Folklor, 2007, Yıl:19, S.75, s.30-33.
[14] Dr. Yaşar Kalafat - Ayşe Özkan, "Batı ve Doğu Türk Halk İnançlarında Dua" (makale).
[15] eş-Şûrâ 42/40.
[16] eş-Şûrâ 42/43.
[17] Âl-i İmrân 3/128.
[18] bk. İbn Kesîr, II, 96-97; Buhârî, “Megāzî”, 21.
[19] meselâ bk. Buhârî, “Daavât”, 59
[20] en-Nisâ 4/148.
[21] bk. Müsned, I, 393, 397.
[22] Buhârî, “Cihâd”, 70, “Rikāk”, 10.
[23] Müsned, II, 346; Müslim, “Birr”, 8.
[24] Buhârî, “Mezâlim”, 9.
[25] Müsned, IV, 154; İbn Mâce, “Sıyâm”, 7, “Duâ”, 11.
[26] Müsned, V, 82-83; İbn Mâce, “Duâ”, 20.
[27] Bakara Suresi, 181.
[28] Kenan Göçer, "Bezmiâlem Valide Sultan ve Gureba Hastanesi Vakfiyesi", Çankırı Karatekin Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Y.2014, Cilt 4, Sayı 1, s.130.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Beddua, 10.09.2015, 05:55 (UTC):
Ben de duanın mutlak gücüne inanırım... Ve ne olursa olsun karşılık bulacağına kalben asla şüphem olmaz. Kişisel meseleler için bugüne kadar kesinlikle beddua etmediğimi gönül rahatlığı için söyleyebilirim; kişi ne yaparsa yapsın kendine yapar. İyiyi de, kötüyü de... Beddua yerini bulmazsa döner dolaşır sahibini bulur sözüne çok inanırım ve bir bumerang etkisi yaratmasından cidden çok korkar ve dilimi tutarım.Allah'ın adaletine sığınır ve beklerim. Fakat, beddua ettiğim zamanlarda yok değil. Örneğin son haftalarda belkide ömrümde etmediğim kadar beddua ettim... İnsanlığa zulm edenlere... Yaşadığı topraklara ihanet edenlere... Analarının bağrından, daha baharı görmeden sökülüp koparılan henüz yeni filizlenmiş hayatlara son veren canilere çokça beddua ettim, ediyorum, edeceğim de... Çocuklarının gözü önünde katledilen babalara kıyan hain ellere lanetler ediyorum... Ediyorum... Ediyorum... Bu vatanın suyundan havasından, ekmeğinden aşından faydalanıp, karşılığını evlatlarımızın kanını içerek ödeyenlere beddua ediyorum, edeceğim: Allah, dünyalarını da ahiretierini de cehenneme çevirsin! Bizim evlatlarımız cennet bahçelerinin gonca gülleri olurken, onlar hergün çürüsünler ama can veremesinler!! Ölemesinler!!! Ölümü hergün arasınlar!!! Evet, beddua edene de, edilenede zarar verir lakin bazen elden başka hiçbir şey gelmiyor. İnandığın, sığındığın, çaresizliğin girdabına kapıldığın kimsesiz zamanlarda, senin de adaletini arayan birinin varlığına ihtiyaç duyuyorsun... Sonra, neredesin ey kimsesizlerin Kimsesi diyorsun... Duy beni-bizi!! Duy sana feryad eden çığlıkları....



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36822767 ziyaretçi (102967424 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.