Türk Kurtuluş Savaşı (İstiklal Harbi)
 

kurtuluş savaşı

Türk Kurtuluş Savaşı (İstiklal Harbi)

Kurtuluş Savaşı, I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmış Osmanlı İmparatorluğu'nun savaşı kazanan  devletlerce paylaşılmasına karşı Türk ulusunun Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde verdiği mücâdeledir.

Savaş Öncesi Dönem

Kurtuluş Savaşı öncesi, 1. Dünya Savaşı'nın başlangıcına kadar dayanır.

Büyük Savaş'tan mağlup ayrılmış olan Osmanlı Devleti, gâlip devletler ile Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzalamıştı. Bu antlaşmanın 7. maddesi, gâlip devletlere istedikleri her yeri istedikleri zaman işgâl etme hakkını tanıyordu. Böylelikle işgâller, bu antlaşmanın arkasına sığınılarak yapılabilecekti.

  1. Ermeni işgâl bölgesi
  2. Fransız işgâl bölgesi
  3. İngiliz işgâl bölgesi
  4. İngiliz ve Fransız ortaklaşa işgâl bölgesi
  5. İtalyan işgâl bölgesi
  6. Yunan işgâl bölgesi

Uluslararası Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920), Osmanlı İmparatorluğu'nun son uluslararası antlaşmasıdır. Sevr antlaşması ile Saray'da yaşayan Osmanlı Hânedânı ve hükümet, Anadolu'nun ve İstanbul'un işgâline kapı açmıştır.

İşgâl Dönemi

İşgâllere Tepki

İşgâllere ilk tepki, işgâle uğrayan bölgelerde yaşayan halktan gelmişti. İzmir'de Hasan Tahsin, işgâle karşı ilk kurşunu atarak halkın bu haksız işgallere sessiz kalmayacağını göstermişti. Ege'de Yunanlılara, Güneydoğu'da Fransızlara, Karadeniz'de Pontusçu Rumlara karşı ilk karşı hareketler başlamış, bu hareketlere daha sonra Kuvây-ı Milliye (Milli Kuvvetler) adı verilmişti.

Halkın bütün bu tepkisini ve silahlı mücadelesini Padişah ve Osmanlı Hükümeti, bütün gücüyle desteklemiş, maddi ve manevi konudaki bütün desteklerini gayri resmi yollarla yapmıştır. (İngiliz hükümetinin tepkisini çekmemek için) ve silahını vermeyen askerlerin silahları gizli gizli Topkapı Sarayı'nın ve Dolmabahçe Saray'ının mahzenlerinde saklanıp Anadolu'ya milli mücâdele için gönderildiği saptanmıştır

T.C. Başbakanlık (Osmanlı devleti) arşivi kayıtları, s412-f22

Hatta Sultan Vahdettin Hân, Bizzat Mustafa Kemal Atatürk'ü yanına çağırarak Şu meşhur sözü söylemiş ''Paşa, Paşa, bu vatanı kurtaracak birisi varsa, o da sensin.'' diyerek ona her türlü yetkiyi vererek kendi tuğrasıyla (imza) onaylamıştır... ve Milli mücadeleyi Osmanlı devletinin Paşa'sı Mustafa Kemal Başlatmıştır.

T.C. Başbakanlık (Osmanlı Devleti) arşivi s423-f43

Kongreler

Amasya Tamimi (22 Haziran 1919)

12 Haziran 1919'da Havza'dan Amasya'ya gelen Mustafa Kemal Paşa, buradan yayınladığı bildiri ile ülkenin içine düştüğü durumu açıklıkla saptıyor, çözümün bütün güçlerin birleşmesinden geçtiğini vurguluyordu. Mustafa Kemal, Amasya'da Anadolu ve Rumeli'de kurulan Müdafâ-i Hukuk Derneklerini birleştirme, kongreler yaparak tüm ulusun kesin kararına dayalı yeni bir yönetim kurma amacıyla Amasya Tamimi'ni hazırlamıştır. Bu tamimin önemli maddeleri:

  1. Vatanın bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir.
  2. Hükümet, millet için üstlendiği görev ve sorumluluklarını yerine getirememektedir.
  3. Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır.
  4. Ulusun haklarını dünyaya duyurmak için her türlü etkiden ve kontrolden uzak bir ulusal kongrenin toplanması şarttır.
  5. Bu kongreye her ilden, her sancaktan milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin seçilerek hemen yola çıkarılması gereklidir.
  6. Keyfiyet milli bir sır olarak saklanmalıdır.
  7. Doğu illeri adına, 10 Temmuz'da Erzurum'da bir kongre toplanacaktır.

Amasya Tamimi'nin Önemi

Bu tamim, ulusal egemenliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması yolunda atılan ilk adımdır. Ulusun teşkilatlandırma ve mücadele yöntemleri, belirginleşmiştir. Ulusal egemenlik ve ulusal bağımsızlık fikri ilk kez ortaya atılmıştır.

Erzurum Kongresi (23 Temmuz - 7 Ağustos 1919)

Vilayet-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Erzurum Şubesi ile Trabzon Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti ortak bir kongre düzenlemek için çalışmalar yapıyorlardı. 3 Temmuz'da Erzurum'a gelen Mustafa Kemal, 8 Temmuz'da İstanbul'a görevinden ve askerlikten ayrıldığını bildirerek, Osmanlı Hükümeti ile tüm ilişkilerini sona erdirmiştir. Mustafa Kemal ertesi gün Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Erzurum Şubesi'nin başkanlığına seçildi. Erzurum, Sivas, Bitlis, Van ve Trabzon'u temsil etmek üzere 56 delegenin katıldığı Erzurum kongresi 23 Temmuz 1919'da Mustafa Kemal'in başkanlığında toplanarak aşağıda yazılı tarihi kararı almıştır.

Erzurum Kongresi Kararları

  1. Ulusal sınırlar içinde vatan; bir bütündür, bölünemez.
  2. Yabancıların baskısı altındaki Osmanlı Hükümeti'nin dağılması karşısında ulus tümden direniş ve savunmaya geçecektir.
  3. Vatanı kurtarma yolunda İstanbul Hükümet'i başarısız kalırsa, geçici bir hükümet kurulacaktır.
  4. Ulusal kuvvetleri ve ulusal irâdeyi egemen kılmak esastır
  5. Hıristiyanlara egemenlik ve ayrıcalık tanınamaz.
  6. Manda ve himâye kabul edilemez.
  7. Mebusân Meclisi açılmalı, hükümetin çalışmalarını denetlenmelidir.

Kongrenin Önemi

  1. Yeni bir devlet kurma düşüncesi belirginleşmiştir.
  2. Misâk-ı Milli sınırları ilk kez belirlenmiştir.
  3. Mustafa Kemal'in başkanlığında Doğu illerini temsilen, Heyet-i Temsiliye (Temsil Heyeti) adıyla bir yürütme organı seçilmiştir.
  4. Erzurum Kongresi'nin toplanma amacı, bölgesel; alınan kararlar yönünden ise ulusaldır.

Sivas Kongresi (4 Eylül - 11 Eylül 1919)

Ulusal direnişi oluşturmada ikinci büyük adım Sivas'ta atılmıştır. Bu kongre, Heyet-i Temsiliye'nin yanı sıra bazı vilayetlerden seçilmiş temsilcilerle birlikte 38 delegenin katılımı ile 04/11 Eylül 1919'da yapılmıştır. İstanbul Hükümeti'nin Sivas'ta kongrenin yapılmasını önlemek için uyguladığı tüm baskılar sonuçsuz kalmıştır.

Sivas Kongresi Kararları

  1. Erzurum Kongresinde alınan kararlar kabul edildi.
  2. Anadolu ve Rumeli'de kurulmuş olan Müdafaa-i Hukuk dernekleri, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği adı altında birleştirildi. Erzurum Kongresi'nde seçilen 9 kişilik Heyet-i Temsiliye, 6 kişi daha ilave edilerek tüm yurdu temsil etme yetkisiyle genişletildi. Başkanlığına Mustafa Kemal getirilmiştir. Önemi:
  3. Erzurum kongresinde alınan kararlar bir bölge halkının kararları olmaktan çıkarılıp tüm ulusa mal edilmiştir.
  4. Ulusun geleceğine ulusun kendisinin karar vereceği ilkesi gerçekleştirilmiştir.
  5. Mustafa Kemal kongrede Temsil Heyeti'nin başkanı olarak seçilmekle Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın yetkili lideri haline gelmiştir.
  6. TBMM bu kongrede seçilen Temsil Heyeti tarafından açılacaktır.

Amasya Görüşmeleri (20 Ekim - 22 Ekim 1919)

Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti ile yaptığı yazışmalarda; Hükümetin Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde alınan kararlarına bağlı olmasını, Meclis-i Mebusân toplanana kadar hükümetin önemli kararlar almamasını, atamalarda Heyet-i Temsiliye'ye danışılmasını istemiştir. Ancak bütün bu yazışmalar bir sonuç vermedi. Bununla birlikte, İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal ile görüşmek üzere Anadolu'ya bir temsilci gönderdi.( Bahriye Nazırı Salih Paşa). İstanbul Hükümeti ile Heyet-i Temsiliye arasında yapılan Amasya görüşmelerinde taraflar şu esaslar üzerinde anlaşmışlardır:

  1. İstanbul Hükümeti Sivas Kongresi kararlarını Meclis-i Mebusân'da onaylanması şartıyla kabul edecektir.
  2. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği yasal bir kuruluş olarak İstanbul Hükümeti'nce tanınacaktır.
  3. Türklerin çoğunlukta olduğu yerlerin işgaline izin verilmeyecektir.
  4. Müslüman olmayan topluluklara Türklerin egemenlik haklarını, toplumsal dengesini bozacak ayrıcalıklar tanınmayacaktır.
  5. Meclis-i Mebusân'ın güvenlik bakımından İstanbul' da toplanması uygun değildir. Bu nedenle Meclis Anadolu'da geçici olarak toplanacaktır.
  6. İtilaf Devletleri ile yapılacak barış görüşmelerinde Heyet-i Temsiliye'nin uygun göreceği temsilcilerin bulunması sağlanacaktır.

Sonuç

Heyet-i Temsiliye Osmanlı Hükümeti tarafından resmen tanınmıştır. Görüşmeler sonunda Meclis-i Mebusân'ın İstanbul'da açılması İstanbul Hükümeti'nce kabul edilmiştir.

Heyet-i Temsiliye'nin Ankara'ya Gelişi ( 27 Aralık 1919)

27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Mustafa Kemal, burasını Anadolu'daki direniş hareketinin merkezi olarak seçmişti. Gerçekten de Ankara coğrafi konum bakımından Anadolu'nun ortasına yakın bir yerde bulunuyordu. Ayrıca o dönemin en önemli ulaşım aracı olan demiryolu Ankara'ya kadar uzanıyordu.

Meclis-i Mebusân'ın son toplantısı ve Misâk-ı Milli (28 Ocak 1920)

12 Ocak 1920'de Osmanlı Meclis-i Mebusân son kez toplandı. Bu meclisin verdiği en önemli karar, taslakları Mustafa Kemal tarafından milletvekillerine Ankara'da verilen ve sonraları Misâk-i Milli olarak adlandırılacak olan Ahd-ı Milliye (Ulusal And) 28 Ocak 1920'de kabul edildi. Meclisin ve İstanbul Hükümeti'nin çalışmalarından ve Anadolu'da artan direniş hareketlerinden rahatsızlık duyan İtilaf Devletleri 16 Mart 1920'de İstanbul'u işgal ettiler. Yunan birlikleri de Anadolu içlerine doğru ilerlemeye başladı. İstanbul'un işgalinden sonra tüm resmi dairelerin kontrolünün İttifak Devletlerinin eline geçmesinden dolayı Meclis-i Mebusân'ın İşgal güçleri süngüsü altında alacağı kararların sağlıklı olmayacağı için padişah tarafından kapatılmış mebusların bundan böyle görevlerini Anadolu'daki mecliste yürütmeleri istenmiştir. 68 milletvekili Anadolu'ya geçmeyi başarmış bir kısmı ise tutuklanarak Malta'ya sürülmüştür.

Misâk-ı Milli (Ulusal And) kararları

  1. Halkı özgür kalır kalmaz ana yurda kendi istekleriyle katılmış olan Kars, Ardahan, Artvin için gerekirse yeniden oylama yapılacaktır.
  2. Batı Trakya'nın durumu orada yaşayanlar tarafından saptanmalıdır.
  3. Halifeliğin, İstanbul ve Marmara'nın güvenliği sağlanmalıdır. Boğazlar konusu, ilgili devletlerle birlikte verilecek kararlarla çözümlendikten sonra Boğazlar dünya ticaretine açılabilecektir.
  4. Azınlıklar için istenen haklar sınırlarımız dışındaki Türklere de uygulanması koşuluyla kabul edilebilir.
  5. Ulusal ve ekonomik gelişmemizi mümkün kılmak amacıyla tam serbestlik ve bağımsızlık sağlanması, siyasi, adli, mali gelişmemize engel olan sınırlamaların kaldırılması gereklidir.
  6. Müslüman Arapların çoğunlukta olduğu yerlerin kaderi halkın oyuna uygun olmalıdır. Önemi:
  7. Misâk-ı Milli ile Mustafa Kemal Paşa'nın düşünceleri Osmanlı parlamentosu tarafından kabul edilmiş ve yasallaşmıştır.
  8. Türk ulusunun bağımsızca yaşayacağı vatan sınırları çizilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Açılması (23 Nisan 1920)

TBMM'nin açılması için hazırlıkların sürdürüldüğü günlerde, Damat Ferit Paşa yeniden sadrazam oldu. Kuvây-ı Milliye'ye karşı mücadeleye başladı.

Ayaklanmalar

Ulusal Kurtuluş Savaşı boyunca Anadolu'nun çeşitli yerlerinde bir çok ayaklanmalar çıkmıştır. Bu ayaklanmaların bir bölümü Türk topraklarını parçalayarak yeni bir devlet kurmayı amaçlayan, diğer bölümü ise, saltanat ve hilafete geleneksel ve dinsel bakımdan bağlı olanlarca çıkarılmış isyan hareketleridir. Hıyanet, kin ve taassubun yarattığı isyanların amacı; milli hareketi boğmaktır. Atatürk, öncelikle iç isyanların bastırılmasına, ülkede iç güvenliğin sağlanmasına son derece önem vermiştir. Bir yandan vatana ihanet yasası çıkarılırken, öbür yandan da iç isyanları bastırmada kullanılmak üzere Seyyar Jandarma Müfrezeleri kurulmuştur. Ayaklanmalar milli mücadeleyi geciktirmiştir.

İstanbul Hükümetince Yönetilenler

Ahmet Aznavur Ayaklanması

( 2 Kasım 1919- 16 Nisan 1920) Manyas –Susurluk-Gönen –Ulubat dolaylarında Aznavur'un çıkardığı ayaklanmayı önce Milli kuvvetler, sonra'da Çerkez Ethem bastırmıştır.

Halifelik ordusu ( Kuvây-i İnzibatiye)

İstanbul yönüne geçişi sağlayan Geyve ve çevresinde iyi donatılmış Kuvây-i Milliye'ye karşı İngilizlerin desteği ile kurulan Halifelik Ordusu. Milli Kuvvetler tarafından dağıtılmıştır. İstanbul Hükümeti ve İşgal Güçlerinin Birlikte Çıkardığı Ayaklanmalar en yaygın olanıdır. İşgalcileri kendi etki alanlarındaki milli uyanışı ezmek için her çareye başvurmuşlardır. Gizli ajanlarıyla İstanbul Hükümetiyle işbirliği yapıp din sömürücülüğü yoluyla halkı ayaklandırmışlardır.

Bolu-Düzce-Hendek ve Adapazarı Ayaklanmaları

Boğazları elde tutmak amacıyla çıkartılan ayaklanma. Kuvây-ı Milliye kuvvetlerince bastırılmıştır.

Yozgat Ayaklanması

Bu ayaklanmayı bastırmakta milli kuvvetler yetersiz kaldığı için, Kuvây-ı seyyare bastırmıştır.

Afyon Ayaklanması

Yunan ajanlarının kışkırtması sonucunda Çopur Musa adlı çıkar düşkününün çıkarttığı bu ayaklanma Kuvây-ı Milliye tarafından bastırıldı.

Konya Ayaklanması

Din duygusu kullanılarak Fransız, İngiliz, İtalyan ajanlarının kışkırtmalarıyla çıkmıştır. Milli kuvvetlerce bastırılmıştır.Refit Musa paşa sayesinde.

Milli Aşireti Ayaklanması

Urfa'da yaşayan bu aşiret Fransızlarla işbirliği yaparak ayaklanmıştır. Milli kuvvetlerce bastırılmıştır. Milli Aşireti Ayaklanması (1 Haziran-8 Eylül 1920) Güneydoğu Anadolu'da Fransa, İngiltere ve Ermeni faaliyetlerinin artması, bölgede yaşayan Kürt aşiretlerini de kışkırtmaları sonucunda Milli Aşireti de ayaklanmıştır. Aşiret liderlerinden Mahmut, İsmail, Halil ve diğer şahıslar Fransız ve İngilizlerle temasa geçerek Siirt'ten Tunceli'ye kadar olan bölgeyi idareleri altına almak için harekete geçtiler. Milli Aşireti'nin ayaklanmasının bastırılması için 13. Kolordu görevlendirildi. 18 Haziran 1920'de asilerle çarpışma başladı. Viranşehir bölgesine kadar saldıran asilere nasihat heyetleri gönderilmiş ise de olumlu bir netice alınamadı. Fransız işgali altındaki bölgeden aldıkları “üç bin atlı ve develi ile bin kadar piyadeden ibaret bir kuvvetle” 25 Ağustos 1920'de Viranşehir asiler tarafından işgal edildi. Atatürk Nutuk'ta konuyu şöyle açıklar. “Asiler, aman dilemek maksadıyla geldiklerini söyleyerek o bölgedeki komutanlarımızı kandırarak tedbir almakta ihmale sevk ettiler. Bu sırada, o civarda dağınık halde bulunan müfrezelerimize hücum ederek Viranşehir'i işgal ettiler. Haberleşme ve bağlantımıza engel olmak üzere de, o bölgedeki bütün telgraf hatlarını kestiler.” Viranşehir'i işgal eden asiler devlete bağlı olan Karakeçili Aşireti mensuplarını öldürdükleri gibi, askerlerin, subayların mallarını da yağma ettiler. Asilerin temizlenmesi için 13. Kolordudan Beşinci Tümen görevlendirildi. Devlete bağlı vatansever aşiretlerin de desteği ile isyancılar yenilerek güneye çöl tarafına (Suriye'ye) kaçtılar.

Azınlıkların Çıkardığı Ayaklanmalar

-Fransızların desteğiyle 10 Temmuz 1920'de Adana'ya giren Ermeni İntikam Alayı'nın ayrıca doğu illeri sınırında bulunan diğer Ermenilerin ayaklanma kışkırtma ve savaş açma şeklindeki baskılarıdır. -Yunan desteğini alamayan Doğu Karadeniz Rumlarının Pontus devletini kurma amacıyla çıkarttığı ayaklanmalardır. Aralık 1920 de başlayan ayaklanmalar kesin zaferin kazanılmasından sonra 1923' de tam olarak bastırıldı.

Düzenli Ordunun Kurulmasına Tepki

Demirci Mehmet Efe

Aralık 1920'de ayaklanmış, Refet Bey tarafından bastırılmıştır.

Çerkez Ethem Ayaklanması

I. İnönü savaşı sırasında bastırılmıştır. Kuvây-ı Milliye döneminde oldukça başarılı hizmetler veren Çerkez Ethem bu yenilgi sonunda Yunan ordusuna teslim olmuş ve TBMM tarafından vatan haini olarak ilan edilmiştir. Çerkez Ethem T.B.M.M. Reisliğine Meclisi de aşağılayan ve Mustafa Kemal'in Bilecik'ten dönerken Ankara'ya götürdüğü İstanbul Hükümetinin temsilcilerinin hemen serbest bırakılmasını isteyen bir telgraf çekti. Bunu üzerine Meclis'te Kuvây-ı Seyyareye karşı çıktı. Batı Cephesi komutanlığı Ethem ve Tevfik Beylerin vatana ihanet suçu işlediklerini öne sürerek teslim olmalarını istedi. Fakat mebus Reşit Bey'in de kendilerine katılmasıyla üç kardeş Uşak'ta Yunanlılarla görüştüler. Düzenli ordu İsmet Bey ve Refet Bey'in komutasında 1921 yılı ocak ayında Kuvây-ı Seyyare'nin tuttuğu Gediz-Kütahya üstüne yürüdü. Çerkez Ethem'in yanındaki kuvvet iyice küçülmüştü.1. Süvari Grubu komutanı binbaşı Derviş Bey takip ediyordu. Derviş Bey Ethem'in arkadaşı olduğu için Yunanlılara sığınmadan önce silahlarını bırakmasını sağladı.

Savaşlar

Doğu Cephesi

Doğu cephesi savaşları: Ermeni sorununun uluslararası bir sorun haline gelmesi, Rusların Berlin Antlaşmasına Ermenilerle ilişkili olarak hüküm koydurmasıyla başlamıştır. Ermeniler Hınçak ve Taşnak adlarıyla terör örgütleri kurarak Ermeni milliyetçiliğini yaymaya, halkı silahlandırarak isyana teşvik etmeye başladılar. I.Dünya Savaşı'nda, Kafkas cephesinin açılması üzerine Ermenilerle Ruslar işbirliğine yönelmişler ve Rusların kışkırtmalarıyla Türkleri katletmeye başlamışlardır. Osmanlı Devleti'nde kışkırtmalar sonucu en son ayaklananlar Ermenilerdir. Bu nedenle, Osmanlılar cephe gerisinin güvenliği için Ermenileri Suriye ve Lübnan'a mecburi göç ettirmiştir(1915). İtilaf Devletleri Sevr'i uygulamaya koyabilmek için Batıda Yunanlıları, doğuda Ermenileri kullanmışlardır. İtilaf Devletleri, Akdeniz ve Karadeniz'e çıkış kapıları olacak ve sınırları Wilson tarafından çizilecek Büyük Ermenistan düşünü gerçekleştirmek için Sevr Antlaşması'na bir madde koydular. Rusya'da ihtilal gerçekleşince Ruslar, Doğu Anadolu'da işgal ettikleri yerleri Türklere bırakarak geri çekildiler. Bu arada merkezi Erivan olan bir Ermeni devleti kuruldu (28 Mayıs 1918). Ruslar çekilirken daha Türk ordusu bölgeye ulaşmadan Ermeniler, Rusların yerini aldı ve Wilson ilkelerini kendilerine göre yorumlayarak Doğu Anadolu'nun kendilerine ait olduğunu ileri sürüp, Gümrü, Iğdır, Arpaçay ve Aras'a kadar ilerlediler. Ulusal Kurtuluş Savaşı başlamadan önce Doğu Anadolu'nun Ermenilerin eline geçmesine mani olmak için Doğu Anadolu Müdafâ-i Hukuk Derneği adıyla bir örgüt kurulmuştu. TBMM Hükümeti 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir'i tam yetkiyle Doğu Cephesi Komutanlığına atadı. 28 eylül 1920'de, Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Türk birlikleri Ermenileri yenilgiye uğrattı. 29 Eylül'de Sarıkamış, 30 Ekim'de Kars ve çevresi Ermeni işgalinden kurtarıldı. Savaşı kaybeden ve bu arada dostlarından bekledikleri yardımın gelmediğini gören Ermeniler barış istemek zorunda kaldılar. Zira Türk kuvvetleri Gümrü'ye kadar gelmişlerdi. 2 Aralık 1920'de Gümrü Antlaşması imzalanarak savaşa son verildi. Gümrü Antlaşması'na Göre:
Sevr Antlaşması'nın geçersiz olduğu Ermenilerce de benimsenmiştir.

Ermeniler Doğu Anadolu'daki her türlü isteklerinden vazgeçmişlerdir. Ermenistan kurma girişimleri suya düşmüştür. 1878'de elden çıkan Kars ve çevresi Türk topraklarına katıldı.

Önemi

  1. Gümrü Antlaşması TBMM'nin uluslararası alanda ilk siyasi başarısıdır.
  2. Misâk-ı Milli'nin doğu sınırları kısmen de olsa belirlendi.
  3. Halk üzerinde ordu ve meclisin güveni artmıştır.

Güney Cephesi

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın koşullarına aykırı olarak İngilizler Musul, İskenderun, Kilis, Antep, Maraş ve Urfa'yı işgal ettiler. Fransızlar ise Adana, Mersin ve Osmaniye'yi işgal ettiler.

Fransa ile İngiltere 15 Eylül 1919'da ikili bir antlaşma yaparak Ortadoğu'yu nasıl paylaşacaklarını belirlediler. Irak ve Filistin İngiliz Mandası, Suriye, Lübnan da Fransız Mandası altına sokuldu. Antep, Maraş, Urfa da el değiştirerek Fransa'ya geçti.Fransızlar buralara yerleştikleri gibi Suriye ve Mısır'dan getirdikleri Ermenileri teşkilatlandırıp Türklere saldırtıyorlardı.

Ermeni saldırılarına karşı başlayan direniş hareketlerine, Sivas Kongresi'nde bu yöre için Kuvây-ı Milliye kurulmasına karar verilerek, halkın da katılımı sağlanmıştır.

Maraş'ta, Sütçü İmam'ın önderliğini yaptığı mücadeleye tüm Maraş halkı katıldı. Maraş'ta tutunamayan düşman şehri terk etmek zorunda kaldı (12 Şubat 1920). Maraş adı TBMM kararı ile 1973'te Kahramanmaraş olarak değiştirildi.

Urfa şehrinde Ali Saip(Ursavaş) Bey tarafından teşkilatlandırılan Türk direnişi başarıyla sonuçlandı. Fransızlar 11 Nisan 1920'de şehri boşalttılar. Urfa'ya TBMM kararı ile 1984 yılında Şanlıurfa adı verildi.

Antep halkı 1 Nisan 1920'de Fransızlara karşı ayaklandı. Üsteğmen Salih'in ‘Şahin' takma adıyla Kuvây-ı Milliye Komutanlığına atanması halkı daha da örgütlü bir güç haline getirdi. Hiçbir yerden yardım alamayan Anteplilerin Fransızlara karşı direnişi yaklaşık 1 yıl sürdü. Antep şehri, tüm olanaksızlıkları yaşadıktan ve altı bin şehit verdikten sonra onurundan taviz vermeden 9 Şubat 1921'de düşmana teslim olmak zorunda kaldı. TBMM Antep'in direnişini ödüllendirmek için kente ‘ Gazi' unvânı vererek adını Gaziantep olarak değiştirdi.

Fransızlar halkın direnişleri sonucunda askeri harekatlarını durdurduktan sonra Sakarya Zaferi'nin arkasından TBMM ile Ankara Antlaşması'nı yaptılar ve işgal ettikleri yerleri boşalttılar.

Antalya, Isparta ve Konya'yı işgal eden İtalyanlara karşı cephe açılmamıştır. Türk ordusunun Batı Cephesi'nde kazandığı zaferler İtalyanları etkilemiş, Sakarya Meydan Muharebesi'nden sonra Anadolu'yu tamamen terk etmişlerdir. Sonuç: Ulusal Kurtuluş Savaşımızın Güney Cephesi'ndeki başarıları halk direnişleriyle kazanılmıştır.

Batı Cephesi

Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın kaderini tayin eden cephe. Düzenli ordunun kurulmasıyla Yunanlılara karşı savaşılmıştır.

1. İnönü Savaşı

Çerkez Ethem'in ayaklanmasının yarattığı ortamdan yararlanmak isteyen Yunan ordusu, 6 Ocak 1921'de Bursa ve Uşak'tan hareket ederek, Eskişehir ve Afyon yönünde askeri harekata başlamıştır. Amaçları, Eskişehir'i ele geçirip demiryolu ulaşımını kontrol altına almak, sonra da Ankara'yı işgal ederek TBMM'yi dağıtmaktı. Türk ordusu Yunan ordusunu İnönü'de karşılamıştır. Albay İsmet (İnönü)'nün komutasındaki düzenli Türk ordusu 10 Ocak 1921'de kendinden kat ve kat üstün olan Yunan ordusunun ileri harekatını İnönü'de durdurmuştur. Sonra da Kütahya yönünden ilerleyen Çerkez Ethem kuvvetleri yenilgiye uğratılmıştır. I.İnönü Savaşı küçük çapta bir savaş olmasına rağmen önemli sonuçlar doğurmuştur.

Bu savaşın önemi

  1. Bu muharebenin kazanılmasıyla Türk ulusunun varlığı ve savaş gücünün tükenmediği kanıtlanmış, TBMM Hükümeti'nin yurt içinde ve dışında saygınlığı artmıştır.
  2. Çoklukla ayaklanma odakları söndürülmüş, yurt içinde güvenlik büyük ölçüde sağlanmış bundan sonra, ülkeye yasalar egemen olmuştur.
  3. Devlet kuruluşu işlemeye başlamış, vergi toplanması, asker alma işleri yoluna girmiş, daha önemlisi, Devlet'in kendi kaynaklarına sahip çıkması olanağı sağlanmıştır.
  4. Ordunun geliştirilmesi ve milletin orduya güveni artmıştır.
  5. Ankara Hükümeti Saltanat Yönetimi'nden üstün olduğunu ve onun yerini alması gerektiğini göstermiştir
  6. İtilaf Devletleri Sevr'i tekrar görüşmek için Londra'da konferans düzenlemek zorunda kaldılar.
  7. Sovyet Rusya ile Moskova Antlaşması imzalandı.
  8. İstiklal Marşı kabul edildi. (12 Mart !921)
  9. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (Anayasa) kabul edildi.

Londra Konferansı (21 Şubat 1921)

I.İnönü Savaşı'ndan sonra İtilaf Devletleri Londra'da bir konferans düzenlemeye karar verdiler. İtilaf Devletleri Sevr'in yeniden gözden geçirilmesini kararlaştırdılar.

Londra'da toplanacak konferansa Osmanlı Devleti ve Yunanistan çağrıldılar. Delegeler arasında Ankara Hükümeti'nin de temsilcisinin bulunmasını şart koştular. Amaçları İstanbul Hükümeti ile Ankara Hükümeti arasında bölücülük yapmaktı. Ancak Konferansta İstanbul Hükümeti temsilcisi Tevfik Paşa, Türkiye'yi temsil etme yetkisinin tamamı ile Ankara hükümetinde olduğunu söyleyerek onlara bu kozu vermeyerek birlik ve beraberlik mesajı da verdi.

Mustafa Kemal çağrının TBMM'ye yapılması gerektiğini, doğrudan çağrı yapılmazsa konferansa katılmayacaklarını bildirdi. İtalyanların aracılığıyla Ankara Hükümeti de konferansa davet edildi.
TBMM Temsilcisi Bekir Sami Bey, Türk milletinin Misâk-i Milli ile belirlenmiş olan haklarını dile getirdi. İtilaf Devletleri bu isteğe önem vermediler. Konferansta Ankara Hükümeti'ne önerilen barış esasları Sevr'in biraz değiştirilmiş şekli olduğundan reddedildi. Misâk-i Milli ile Sevr'in uyuşması düşünülemezdi. Savaşı sürdürmekten başka çare yoktu. Önemi: Yeni Türk Devleti İtilaf Devletlerince resmen tanınmıştı.

Moskova Antlaşması (16 Mart 1921)

Türk ordusunun İnönü Zaferi sonunda Sovyetler Birliği ile TBMM arasında imzalanmıştır. Moskova Antlaşması'na göre:

  1. Doğu sınırımız büyük oranda kesinlik kazanmıştır. (Kesin sınırımız Kars Antlaşmasıyla belirlenecektir)
  2. Sovyetler yeni Türk Devleti'ni ve Misâk-i Milli'yi tanımıştır. Böylece ilk kez büyük bir devlet TBMM'yi tanımış oluyor.
  3. İki devlet arasında çeşitli ekonomik ve siyasi konularda karşılıklı yardım kararı alındı
  4. Doğu sınırımız güvenlik altına alındığı için, bu cephedeki kuvvetlerimizin diğer cephelere kaydırılma imkanı doğmuştur.

2. İnönü Savaşı (23 -31 Mart 1921)

Londra Konferansı'nın barış önerilerinin TBMM Hükümeti'nce reddedilmesi üzerine, İtilaf Devletleri'nin isteklerini zorla Türklere kabul ettirmekle görevlendirilen Yunanlılar, Bursa üzerinden Eskişehir'e, Uşak üzerinden Afyon'a doğru 23 Mart 1921'de saldırıya geçtiler. Yunanlılar, Bilecik'i, İnönü'de Metris Tepe'yi ve Uşak'ı ele geçirmeleri üzerine, TBMM Muhafız Taburu cepheye gönderildi. Böylece güçlenen Türk kuvvetleri karşı saldırıya geçerek Yunan saldırısını püskürttü. Batı Cephesi Komutanı İsmet Bey'in savaş süresince verdiği “mevzilerin kesin olarak savunulması” emri başarının elde edilmesinde etken oldu.1 Nisan 1921'de Yunan ordusu Bursa'ya çekilmeye başladı. Böylece Yunanlılar İnönü'de ikinci kez yenildiler.

Sonuç:

  1. TBMM Hükümeti varlığını bütün Avrupa devletlerine, resmen olmasa da kabul ettirdi; içte ve dışta nüfuz ve saygınlığı yükseldi.
  2. Avrupa ülkelerinde, İngiliz ve Yunan politikasına karşı güvensizlik ve muhalefet başladı.
  3. Ordu mensuplarında, her bakımdan kendilerine güven arttı.
  4. Bu durum karşısında, Fransızlar Zonguldak'tan, İtalyanlar Güney Anadolu'dan çekilmek zorunda kaldılar.
  5. Türk ordusunun kazandığı zaferler, İtilaf Devletleri'ni Türkler hakkında yararlı kararlar almaya zorladı.
  6. II.İkinci İnönü Muharebesi'nin kazanılmasından, Sovyet Rusya ve Afganistan gibi dost devletlerde büyük bir memnunluk duyulmuş ve bu resmen Türk hükümeti'ne bildirilmiştir.

Kütahya – Eskişehir Savaşları (10 -24 Temmuz 1921)

10 Temmuz'da Yunan saldırısı İnönü-Eskişehir, Afyon ve Kütahya hattında geniş bir cephede başladı. Bu durumda Mustafa Kemal Paşa fazla kayıplar verilmeden ordunun Sakarya Irmağı'nın doğusuna çekilmesine karar verdi. Ordu, Sakarya'nın doğusunda toparlanmaya başladı. Yunanlılar da Sakarya Irmağı kıyılarına kadar ilerlediler. Yunanlılar Sakarya Irmağı'nın batı tarafında durmuşlar, yeni bir saldırı için hazırlıklara başlamışlardı.

Sonuç

  1. Eskişehir, Afyon ve Kütahya elimizden çıkmıştır.
  2. Meclis tarafından M. Kemal 5 Ağustos 1921'de başkomutan seçilmiştir.
  3. M. Kemal ayrıca üç ay süreyle meclisin yetkilerine de sahip olacaktı. M. Kemal ilk iş olarak ordunun gereksinimlerinin sağlanması için 7-8 Ağustos 1921' de Tekalif-i Milliye Emirleri (Ulusal Yükümlülükler) yayınladı. Tekalif-i Milliye emirlerinin uygulanmasında çıkacak aksaklıkları ortadan kaldırmak için çeşitli yerlerde İstiklal Mahkemeleri açıldı.

Sakarya Meydan Muharebesi (23 Ağustos – 12 Eylül 1921)

23 Ağustos – 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan. Türk milleti için bir ölüm kalım savaşı olan Sakarya Meydan Muharebesi; Kurtuluş Savaşı içinde kader tayin edici olmuştur. Bu savaştan önce Yunanlıların başlıca hedefi; Ankara yönünde ilerleyerek, Türk Ordusunu yok etmek ve Kurtuluş Savaşı'nın sembolü ve direniş merkezi haline gelen Ankara'yı ele geçirmekti. Böylece Türk azim ve direnme gücü yok edilmiş olacaktı. Mustafa Kemal Atatürk'ün emir ve komutasında, Türk ulusunun kanıyla yapılan ve dünya harp tarihine en uzun meydan muharebesi; Türk Kurtuluş Savaş'ı tarihine de subay muharebesi diye geçen Sakarya Destanı 21 gün 21 gece devam etmiş ve 13 Eylül günü Yunanlıların Sakarya Nehri'nin doğusunu tamamen terk etmesiyle son bulmuştur. Başkomutan Mustafa Kemal, Sakarya Meydan Muharebesi sırasında ülke savunmasını şu şekilde ifade etmiştir. ''Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O sathı bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça bırakılamaz. Onun için küçük, büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir; fakat, küçük büyük her birlik durabildiği noktadan yeniden düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler, ona uymaz; bulunduğu mevzide sonuna kadar durmaya ve direnmeye mecburdur'' Taarruz inisiyatifinin Türk Ordusu'na geçmesini sağlayan Sakarya Zaferi, TBMM hükümetine siyasi başarı kapılarını aralamış Türk milletinin özgürlüğünü ve vatanını kurtaracağı inancını da kuvvetlendirmiştir. Sakarya Savaşı sonunda; Türk Ordusu'nun 1683 yılındaki 2.Viyana Kuşatmasındaki yenilgisinden beri süregelen çekilmesi sona ermiştir. Bu savaş, Türk ordusu'nun son savunma savaşıdır.
Düşman 10 Eylül'de karşı taarruzla Afyon-Kütahya hattına kadar atılmıştır.
Savaş Türk ordusunun üstün zaferiyle sonuçlanmıştır.

Sonuçları:

  1. Ulusal Kurtuluş Savaşının son savunma savaşıdır.
  2. Düşmanın saldırı gücü tükenmiş, Türk topraklarını ele geçirme istek ve umudu yok olmuş, savunmaya geçmişlerdir.
  3. Bu savaşa Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü Paşalar katılmıştır. Subaylar savaşıdır.
  4. M. Kemal'e mareşallik rütbesi ve Gazi unvânı ( 19 Eylül 1921) verilmiştir.
  5. Sovyetler Birliği ile Kars, Fransızlarla Ankara Antlaşmaları imzalanmıştır.
  6. TBMM Anadolu'da kesin egemenlik sağlamıştır.
  7. TBMM'nin yaşama ve varolma mücadelesindeki en büyük başarısıdır

Kars Antlaşması (13 Ekim 1921)

Moskova Antlaşması, Doğu sınırlarımızda bazı pürüzler bırakmıştı. TBMM Hükümeti ile Sovyet Rusya arasında hiçbir pürüzün kalmamasını gerektiriyordu. Sovyet Rusya kendine bağlı; Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan'ın TBMM Hükümeti ile anlaşmasını öngördü. Sakarya zaferi'nden sonra bu cumhuriyetlerle yapılan Kars Antlaşması ile doğu sınırımız kesinlik kazandı.

Ankara Antlaşması (20 Ekim 1921)

Fransızlar, Sakarya zaferinden sonra TBMM Hükümeti ile kesin antlaşmayı imzalamışlardır. Ankara Antlaşmasına Göre:

  1. TBMM ile Fransa arasında çatışmalar sona ermiş, Güney sınırımız (İskenderun-Hatay dışında) çizilmiştir.
  2. Hatay'daki Türklere geniş haklar tanındı. Hatay için özel yönetim biçimi uygulanacaktı. Sonuç
  3. Bu antlaşma ile Fransa TBMM'yi resmen tanımıştır.
  4. Ankara Hükümeti'nin diplomatik zaferidir.
  5. Fransa Anadolu işgalinde işbirliği yaptığı dostlarından kopmuş, böylece İtilaf Blok'u parçalanmıştır.
  6. Güney sorunumuz çözümlenmiştir. Bu cephedeki birliklerin Batı Cephesi'ne kaydırılma imkanı hazırlanmıştır

Önemi

Fransız hükümetinin TBMM ile barış antlaşması imzalaması ile galip devletler arasında birlik olmadığı su yüzüne çıkmıştı.

Büyük Taarruz (26 Ağustos-30 Ağustos 1922)

Hazırlık

  1. Başkomutan Mustafa Kemal düşmana kesin darbeyi indirmek için hızlı biçimde hazırlıklara girişti.
  2. Doğu ve Güney cepheleri tam anlamıyla güvenlik altına alındığından buralardaki birlikler tam bir gizlilik içinde Batı'ya kaydırıldı.
  3. Ordunun eksiklikleri giderildi.

Taarruz

M. Kemal Haziran 1922'de taarruz kararı aldı. 6 Ağustos 1922'de orduya gizlice taarruz için hazırlanması emri verildi. Mustafa Kemal Akşehir'e gelerek komutanlarla toplantı yaptı. Toplantıda 26 Ağustos taarruz günü olarak belirlendi. Taarruz Afyon'un güneyinden Dumlupınar yönüne doğru baskın şeklinde başlayacak ve sonra da meydan savaşına dönüştürülerek düşman kuvvetleri tümüyle yok edilecekti. 26 Ağustos 1922 sabahı saat 05.30 da topçularımızın ateşiyle Kocatepe'den taarruz başladı.Başkomutan Mustafa Kemal de bu esnada taarruzu Kocatepe'den sevk ve idare ediyordu. Siklet merkezi 1 inci Ordu da olmak üzere, 1 inci Ordu güneyden, 2 inci Ordu kuzeyden taarruzla, harekat kısa sürede başarılı bir şekilde gelişti. Yunan savunma hattı parçalandı. 26/27 Ağustos gecesi Yunan mevzileri ele geçirildi. 27 Ağustos'ta Türk Ordusu Afyon'u Yunan işgalinden kurtardı. Dumlupınar mevzilerine çekilen düşmana karşı 29 Ağustos'ta taarruz eden ordumuz, 30 Ağustos'ta Yunan ordusunu tamamen kuşatarak büyük bir kısmını imha etmiştir. Düşman Başkomutanı General Trikopis esir alındı. Kütahya'da düşmandan temizlenmiştir. Bu savaşı Başkomutan Mustafa Kemal doğrudan kendisi yönettiği için bu zafere Başkomutanlık Meydan Muharebesi denir. Yunan ordusu, Başkomutan Mustafa Kemal'in 1 Eylül 1922'de, Türk ordusuna verdiği, ''Ordular ilk Hedefiniz Akdeniz'dir. İleri.'' emri ile İzmir'e kadar kovalandı. Yunan işgalindeki tüm yerler tek tek kurtaran Türk ordusu 9 Eylül 1922'de İzmir'e girdi.

Biga, Ayvacık, Bayramiç ve Ezine'nin Çallı Ethem Bey (Karabudak) tarafından Yunan İşgalinden Kurtarılması.

21 Eylül 1922 Ayvacık'ın Yunan İşgalinden Kurtulması

Türk orduları Dumlupınar'dan itibaren Yunan ordularını önüne katarak ilerlemeye başlayınca, durumu öğrenen Ayvacık'taki Yunan makamları daha Eylül'ün ilk haftasından itibaren çekilmeye daha doğru bir ifadeyle, kaçma hazırlıklarına başladılar. Türk birliklerinin İzmir'e doğru ilerlediğini öğrenen Yunan komutanlarında, gözle görülür bir telâş başlamıştı. Daha Eylül'ün ilk haftası içinde Ayvacık'taki Yunan birlikleri Küçükkuyu istikametine doğru kaçmışlardı. Ayvacık'ta görüştüğümüz Abdülhâdi Çınar ile Rıza Usta (Taylan)'ın ifadelerine göre:

“Küçükkuyu istikametine doğru kaçtılar ve giderken de karşıdaki çamlığı (Ayvacık'ın güneyindeki) ateşe verdiler. Ama bizim çetelerimiz de onlara yollarda kan kusturdular...” demişlerdi. Hatta işgal sırasında Yunan hesabına çalışan “Altıncı Hoca” çeteler tarafından Papazlık (Altınoluk) da yakalanmış ve Ayvacık'a getirilmişti. Orada iki yıl boyunca halka yaptıklarının hesabı misliyle sorulmuş ve sonra da öldürülmüştü.

Yunanlılar kaçınca çeteler şehre girmiş, iki gün kadar da şehirde kimi kendini kaymakam, kimisi de kadı tayin etmişti. Çanakkale Jandarma Komutanı Ali Rıza Bey, Ezine'den sonra buraya gelip, Türk birliklerini Ayvacık'a gelinceye kadar kaymakamlığa Hafız Hilmi Bey'i tayin edince, çetelerin saltanatı sona ermişti.

Bundan sonra, İşgal sırasında Yunan askerinden cesaret alarak Türk halkına yapmadık kötülüğü bırakmayan ve kaçma hazırlıklarında olan Yerli Rumlar yakalanmış ve Ayvacık'taki Gemedere çayı kenarında cezalandırılmışlardı.

21 Eylül 1922 günü Türk birlikleri tümen komutanı Çallı Ethem Bey (Karabudak), komutasında halkın sevgi gösterileri arasında şehre girmiş ve iki yıllık esaret ve zulüm hayatı sona ermişti.

Bu arada bölgedeki asayişi tam sağlamak ve boğazlar bölgesine gerekli askerî birlikleri sevk edebilmek için bütün tedbirler alınmış ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, 27 Eylül 1922 tarihinde Genelkurmay Başkanlığına yazdığı yazının bir yerinde:

“On dördüncü Fırka bugün (27.9.39) saat 3 sonra da Edremit'e uğramaksızın Papazlık'a gitmiştir. Edremit'te bir tabur piyade ve iki cebel topu bırakarak mütebâki kuvvetiyle Ayvacık'a yürüyecektir.” diyordu.

Ayvacık'a giren Ethem Bey, ilk etapta çeteler de dahil hiç kimseye bir şey yapmamış, fakat çeteler aleyhine şikâyetler artınca onları yakalatarak mahkeme huzuruna çıkartmıştı. Çetelerin yaptığı eziyet ve gasp olayları sabit görülünce, hepsi kurşuna dizilerek cezalandırılmışlardı.

Ezine'nin Yunan İşgalinden Kurtulması

Yunan askerinin Ezine'den kaçtığı tarih, 4 Eylül 1922 olduğu anlaşılmaktadır. Bu sırada Ezine nüfus katibi olan Kemallılı Hasan Efendi'nin, Kurtuluş sebebiyle yazdığı şiirin altında 4 Eylül tarihi vardır.

(Aşağıdaki şiiri, Hasan Efendi'nin yeğeni Hüseyin Özer'den aldım).

“O ne kara günler idi. Düşman yurdu sarmıştı. Hapis, sürgün, dayak, ölüm, son haddine varmıştı. Sürü sürü mallarımız, aşırıldı satıldı; Diri diri vatandaşlar kuyulara atıldı. Yaşı seksen ihtiyarlar, atlar ile çiğnendi, Kara kayıp giden gençler, hesapsızdı efendi. Ne ocaklar söndürüldü, ne kadar çok can yandı. Aman Yarâb, bu ne vahşi, bu ne alçak Yunandı Çıkamazdı bir Müslüman hanesinden dışarı, Göğerendi şehitlerin mezbahası mezarı, Bu ne zalim sebepsiz, milletimiz masumdu, Buna göçen saltanat da aldırmadı; göz yumdu, Neler çekti çift düşmandan, vatanın öz evlâdı, Mazlumların, yetimlerin arşa çıktı feryadı. Devam etti zulüm, böyle tam iki yıl, iki gün, Nihayet Türk süngüsünden kaçtı düşman, Ser-ni gûn bu gün idi, o mesut gün. Erişmişti ordumuz, kurtulmuştu hayatımız, namusumuz yurdumuz. Bin yaşa sen, milletimin ey şan dolu ordusu; Sensin bize kazandıran, bu şerefi namusu. Ey Ezine! Sen bu günün tesîdini unutma, Bu gün sana bayram oldu, sen îdini unutma.”

  1. Bu zafer, milletin kendine güven duygusunu yükseltmiş, milli kudret ve yeteneğin yeniden canlanmasını sağlamıştır.
  2. Bu zafer, yeni Türk Devleti'nin temeli, uygarlık yolunun en büyük köprüsü olmuştur.
  3. Öldüğü sanılan ve mirası paylaşılmaya yeltenilen Türk milletinin yaşama hakkı ve yeteneği olduğu dünyaya kabul ettirilmiştir.
  4. Bu zafer ile Misâk-i Milli gerçekleştirilmiş, bütün düşmanlar topraklarımızdan atılmıştır.
  5. Bu zafer, Mudanya Ateşkes antlaşması ile Lozan Konferansı'ndaki beklentilerimize esas teşkil etmiştir.

Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile Anadolu'nun sonsuza kadar Türk yurdu olarak kalacağı bütün dünyaya kanıtlanmıştır.

Savaş Sonrası Antlaşmalar

Mudanya Ateşkes Antlaşması (11 Ekim 1922)

İzmir'in kurtarılmasından sonra, Türk ordusu, Boğazlar, İstanbul ve Trakya'nın geri alınması için o tarafa yöneldi. Bunun üzerine İtilaf Devletleri ateşkes görüşmelerine başlama isteklerini TBMM'ne bildirdiler. 3 Ekim'de Mudanya'da başlayan ateşkes görüşmelerine Türk temsilcisi İsmet Paşa gönderilmiştir. Yunanistan görüşmelere katılmamış, sonradan ateşkes metnini imzalamıştır.

Mudanya Ateşkes Antlaşmasına göre:

  1. Türkiye ile Yunanistan arasındaki silahlı çatışmalara son verilecektir.
  2. Yunanlılar 15 gün içinde Doğu Trakya'yı boşaltacaklar. Türkiye, barış sağlanıncaya kadar burada emniyet ve asayişi sağlanması için sekiz bin Jandarma bulunduracaktır.
  3. Boğazların durumu barış antlaşmasıyla saptanacaktı.
  4. İtilaf Devletleri'nin kuvvetleri barış antlaşması imzalanıncaya kadar İstanbul'da kalacaklardır.

Sonuç

  1. Osmanlı Devleti hukuken sona ermiştir.
  2. Doğu Trakya savaş yapılmadan kazanılmıştır.
  3. Türk diplomasisi büyük bir zafer kazanmıştır. Bu ateşkesten sonra çalışmalar Lozan'da toplanacak barış konferansının hazırlıkları üzerine yoğunlaştırılmıştır. Artık yeni Türk Devleti uluslararası hukukun ilkeleri içinde kendini ezmek isteyenlere karşı eşit haklarla onurlu bir devlet olarak konferans masasına oturacaktı.




Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: yasin, 08.12.2010, 18:10 (UTC):
iyiki atatürkümüz var

Yorumu gönderen: önemi varmı., 28.10.2010, 07:56 (UTC):
bu günün,o günlerden bir farkı varmı.....



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36696510 ziyaretçi (102743735 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.