Türkiye’de Siyonizm: Moiz Kohen
 

Türkiye’de Siyonizm: Moiz Kohen

Hazırlayan: Akhenaton

Osmanlı’nın son yüzyılında bile diğer gayrimüslimlerin aksine Yahudiler, Rum ve Ermeni toplumları gibi devlet aleyhine ayaklanmamışlardır. Bunun yanı sıra birçok Yahudi, Milli Mücadele boyunca ve yeni devletin kurulma aşamasında devlete başkaldırmamış, isyan etmemişlerdir.

Bu süreçte yeni bir Türk devletinin kuruluşu; Yahudilerin ve Yahudi entelektüellerin zihinlerinde; yeni devlete nasıl adapte olacakları, nasıl yaşayacakları sorusunu getirmişti. Bu soruyu en gerçekçi şekilde formüle eden Yahudilerden birisi, belki de en iyisi, Moiz Kohen’dir. Kohen, hayatı boyunca kendi dindaşlarının bile eleştirisine maruz kalsa da; yeni kurulacak Türk Devleti’nde bir Yahudi nasıl var olabilir ve nasıl yer alır sorusunu akılcı bir şekilde formüle edebilmiştir.[1]

Türkiye’de Siyonizm’in ünlü simalarından birisi olan Moiz Kohen’dir. Selanik’teki Mason Locası’na kayıtlı bulunan Moiz Kohen, Siyonizm’e büyük ilgi duymuş, Hamburg’ta toplanan 9. Siyonist Kongresi’ne Selanik delegesi olarak katılmış ve orada uzun bir konuşma yapmıştır.[2][3]

Bir Osmanlı Yahudisi olarak 1883’de Serez’de doğan Moiz Kohen, Selanik’te içlerinde Ziya Gökalp’in de bulunduğu ittihatçı çevre ile arkadaşlık kurmuş ve bu ilişki, hayatının sonuna kadar belirleyici olmuştur. Nitekim Moiz Kohen’in Munis Tekin Alp’e dönüşerek Türkleşmesi de bunun bir göstergesidir.[4]

Dünya Siyonist kongresine katılan Moiz Kohen, bu kongredeki ortama ters düşme pahasına Osmancılık düşüncesini savunmuştur. Bu konuda ısrarlı olması nedeniyle kongreye katılanlarla fikir ayrılığına düşmüş ve kongrenin tamamlanmasını dahi beklemeksizin geri dönmüştür.

Başlangıçta Mohiz Kohen’in de savunduğu Osmancılık fikri, Balkan savaşlarının acı sonuçlarından ve Osmanlı devleti sınırları içinde yaşayan değişik milletlerin istiklâl arzuları nedeniyle pek uzun ömürlü olmamıştır. Fakat o zaman ki Osmanlı aydınlarında bu tarz fikirlerin arkasında yatan en büyük hedef hiç şüphesiz Osmanlı devletinin varlığını koruması ve devam ettirme arzusudur.

Daha sonraları yaşanan pek çok olumsuz olayın ardından başta İttihat Terakki Partisi içinde olmak üzere gerek aydınlar gerekse halk arasında bu düşünce rağbetten düşmüştür. Sonunda İttihat Terakki Partisi gerek Osmancılık düşüncesine gerekse İslamcılık düşüncesine karşı cephe almış ve Particilik fikrinde takılı kalmıştır. Bu yeni anlayış da parti içinde fazla rağbet bulmayarak yerini Türkçülüğe bırakmıştır.

Partinin genel merkezinde bir ideolog olarak yer alan başta Ziya Gökalp ve Enver Paşa’nın ve ileri gelenlerin Türkçülük (Pan Türkismus) fikrini benimsemişlerdir. Bu yeni yaklaşım partinin kahir ekseriyeti tarafından kabul görmüş her kesimden olumlu tepkiler alması Tekin Alp’in dikkatinden kaçmamıştır. Bu yeni durumu değerlendiren Tekin Alp, ırk olarak Türk olmamasına da rağmen Türkçülük düşüncesine sarılmış ve daha önce savuna geldiği Osmanlıcılık düşüncesini bırakmıştır.[5]

Moiz Kohen, yayın hayatına 1905’te sonradan Yeni Asır ismini alacak olan Asır’daki yazılarıyla başlar. Kohen, Asır gazetesinde beş yıl boyunca yazar ve yazı işleri müdürü olarak görev alır. Asır, Selânik’te kurulan ilk Türkçe gazete olup; Kosova, Manastır, Yanya hatta Bosna ve Girit’te önemli bir abone kitlesine sahiptir.

Asır gazetesi, Kohen’e geniş bir entelektüel zümre sağlamıştır. Nitekim Kohen, Asır’da çalıştığı yıllarda Mithat Şükrü, Musluhittin Adil, Ömer Naci, Manyasızade Refik, İsmail Canbulat gibi isimlerle tanışma şansına sahip olmuştur. Bu ise Kohen’e, Selanik’te bir sene sonra resmen kurulup, önce Osmanlı Hürriyet, sonra da İttihat ve Terakki adı altında Osmanlı Devleti’nin kaderini değiştirecek cemiyetin belli başlı taraftarlarıyla beraber olma şansı vermiştir.[6]

Aslında Siyonizm de Kohen için bir seçenektir ama Kohen 1908’in Osmanlıcı ideallerini Siyonist hedeflere tercih etmiştir ve Yahudilerin Türkçe konuşmasında ısrarcıdır. Bu amaçla “Tamîm-i Lisân-i Osmanî Cemiyeti”ni kurar. Sair İttihatçıların da rağbet ettiği Mason localarının toplantılarına katılır ve 1909 yılı Aralık ayında Hamburg’da toplanan 9. Siyonist Kongresi’nde Osmanlıcılığı Fransızca olarak “Osmanlı İmparatoruğu’na Göç” başlığı altında yapmış olduğu konuşma içerdiği temel görüşler nedeniyle tuhaf karşılanır. Zira Kohen, Hamburg’da bir Yahudi milliyetçisinden çok Osmanlı vatanseveri gibi konuşmuş, Osmanlılık ideolojisini coşkuyla savunmuştur. Kohen’e göre, dünyanın başka yerlerinde ezilen Yahudilerin Osmanlı topraklarına göçü, Osmanlı çıkarlarına da, en az Yahudi çıkarlarına da hizmet edeceği ölçüde yaramalıdır.[7]

Daha sonra ateşli bir Türkçü olan Kohen, değişik eserler yazmıştır. Birçok kişi tarafından Türkçülüğü şüpheyle karşılanan Kohen, güçlü şekilde Türk-Arap ayrımını gündemde tutmuş ve İslamiyet’ten "kara kuvvet", "çöl hayatı", "çöl kanunu", "Arap kültürü", "gericilik", "esaret hayatı", "heyula", "manevi esaret" şeklinde bahsetmiştir. Hatta İslamiyet’i "Türk’ün atalar ruhunu zincire vuran din" olarak tarif etmiştir.[2][3]

Kohen’e göre, “Türkler İslam’ı bırakmalı ve eski Şaman inanışına dönüş yapmalıdır” Bunu söylerken Yahudilerin de Türklerin İslam öncesi halini çok benimsediğini yazmıştır. Kohen’in “Kahrolsun Şeriat” sözleri bugün daha cılız olsa da, yakın zamana kadar bazı katı ulusalcılar ve Kemalist takımınca sıkça kullanılan bir slogandır. Bir de “Araplar bizi sırtımızdan hançerledi” bahanesiyle Moiz Kohen, İslam düşmanlığına Arap karşıtlığı kılıfı sarmıştır. Kohen, Türkiye’de Arap düşmanlığı yaparken, meslektaşı ve dindaşı ve İsmet İnönü’nün Lozan’daki özel danışmanı Yahudi Hahamı Haim Nahum da Mısır’da Arapları Türklere karşı kışkırtmaktaydı.[8]

Moiz Kohen, bu esnada Genç Kalemler çevresiyle iletişim halindedir ve Mercure de France’de Türkçülüğü tanıtan bir makale yazması için Ziya Gökalp onu teşvik etmiştir.

Kohen’in "aziz üstadım!" dediği Ziya Gökalp’ten etkilendiği aşikârdır. Nitekim Ziya Gökalp’in Türkçe müstear isimler koyma furyasında Moiz Kohen’e ikinci adını vermesi, ikili arasındaki samimiyeti göstermesi açısından önemlidir.

Selânik’in Balkan Harbi’nde Yunanlıların eline geçmesi üzerine Kohen, önce Viyana’ya gider ardından ailesiyle birlikte İstanbul’a taşınır. İstanbul’a yerleştikten sonra Kohen, Türk Yurdu, İslam Mecmuası, Yeni Mecmua gibi dergilerde makaleler yayımlar. Dönemin Maarif Nazırı Şükrü Bey, 1912 yılında Darülfünûn’u ilmen kuvvetlendirmek isteyen Ziya Gökalp’in telkin ve teşvikleriyle Almanya’dan hocalar getirir ve ilm-i mâli hocalığına atanan Dr. Fleck’in muavinliğini, Almanca bilmesinden dolayı Kohen yürütür.[4]

1. Dünya Savaşı yıllarında İktisat Derneği’nin yayın organı olan ve kısmen devletçe finanse edilen haftalık ekonomi dergisi olan İktisat Mecmuası, onun müdürlüğünce çıkarılır. Kohen’in I. Dünya Savaşı yıllarındaki meşguliyeti; İktisat Mecmuası editörlüğü, Darulfünûn Hukuk Fakültesi’ndeki müderris muavinliği ve ticaret yapmaktan ibarettir. Mütareke imzalandıktan sonra üniversitedeki görevine İttihatçı olduğu gerekçesiyle son verilir.

Moiz Kohen, mütareke döneminde İstanbul’da kalmış olmakla birlikte politik ve başka amaçlara dönük faaliyetlerden uzak kalarak dikkat çekici herhangi bir yapılanmanın da içinde görülmemiştir. Bu tedbiri, onun kötü tecrübeler yaşamasını da engellemiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında İstanbul’da kalmayı tercih eden Kohen, bu süreç içerisinde sadece ticari hayatını devam ettirmiştir

Moiz Kohen 1928’de Nissim Matsliah, Dr. Samuel Abrevaya adlı iki Yahudi ve Yunus Nadi’nin de içinde bulunduğu Yahudi olmayan birkaç kişi ile birlikte Türk dilini ilerletmek amacıyla Türk Hars Birliği adlı bir dernek kurmuşlardır. 1934’te aynı amaçla Kohen, Hanri Soriano ve Marsel Franko ile birlikte Türk Kültür Cemiyeti’ni kuracaktır. Kohen, 1936’da “Kemalizm” adlı kitabını tamamlar ve Selânik’ten tanıdığı Yunus Nâdi’nin sahibi olduğu Cumhuriyet matbaasında bastırır.

1930’ların bir bölümünde bir Çek firması olan Skoda’nın bir alt kuruluşu Omnipol’un Türkiye ile olan ilişkilerini yürüten Kohen, II. Dünya Savaşı yıllarında gayrimüslimlerden alınan Varlık vergisi mağduru olmasında rağmen rejime olan bağlılığını sürdürmüştür. 1944 yılında ise "Türk Ruhu" kitabını yayımladı. Kemalizm’de Kahrolsun şeriat adlı bir başlıklı yazı bulunmasına rağmen; "Türk Ruhu" adlı eserinde Türklerin İslâm dini sayesinde atalar ruhunu koruyabildiklerinden bahsetti. "Türk Ruhu", Kohen’in yayımladığı son kitap olmasına rağmen ölümüne kadar birçok yazıyı kaleme almaya devam etmiştir.[1]

Kaynaklar

[1] Öğrt. Gör. Şarika Gedikli Berber, "Osmanlıdan Cumhuriyete Geçişte Yahudilerin Türkiye Cumhuriyetine Uyum Süreci", Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 7/4, Fall 2012, p. 1779-1800.
[2] Süleyman Kocabaş, "Vaat Edilmiş Toprak Filistin İçin Mücadele, Türkiye ve Siyonizm", s.197-200.
[3] İskender Özdemir, "Yahudiliğin Büyük Sırrı", Kripto Yayınevi, Ankara 2014, s.203.
[4] Mehmet Özden, “Atatürk Döneminde Kemalist Metinler; Arâfta Bir Kemalizm: Tekin Alp ve Kemalizm (1936)”, Bilig, Sayı: 34, Yaz, 2005, s. 46, 75.
[5] Yrd. Doç. Dr. Nurettin Gemici, "Bir Germanofil Olarak Moiz Kohen’in Alman Hayranlığı", Turkish Studies, International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 4/8, Fall 2009.
[6] Liz Behmoaras, "Bir Kimlik Arayışının Hikayesi", Remzi Kitabevi, İstanbul 2005, s.15-16, 19-22.
[7] Jacob M. Landau, “Tekin Alp: Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Devrinde Bir Aydın”, IX. Türk Tarih Kogresi, Cilt 2, TTK Basımevi, Ankara 1981, s. 1132.
[8] Abdullah Akgül, "Faiz ve Zina Serbestliği, Şirk Düzenidir", Milli Gazete, Ağustos 2013.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36944757 ziyaretçi (103184165 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.