Talmud'dan Reform'a
 

Talmud'dan Reform'a

Yazan: Jean SERVIER - Çev. : Prof. Dr. Sadık KILI«

ÖZET

Genelde Batı toplumu, özeldeyse Kilise için bir dönüm noktası olan mühim olaylardan birisi de, Reform'dur. . yüzyıla değin skolastik ve dogmatik durağanlığı; dinî kutsallık ve siyasi dokunulmazlık zırhı içinde gömülü duran Kilise, bir başka ifadeyle Papalık, çeşitli ekonomik, siyasî ve ilmî – entelektüel etkenler sonucunda, sarsıcı, bir o kadar da kalıcı derin izler bırakan bir gelişmeyle karşılaşır. Bu, Kitab-ı Mukaddes'in yorumunu Roma Kilisesi'nin tekelinden kurtaran; ‘dinî metni', aydınlanmacı felsefe ve bilimsel gelişmeler ışığında, coşkulu bir iç dindarlık ile Tanrı rızasına dayalı ahlâk bilinciyle dopdolu olarak yeniden yorumlamayı amaçlayan bir girişimdir, yani Reform… Fransızca'dan çevrilmiş olan bu yazı, “Du Talmud a La Réforme” başlığıyla, Histoire de l'Utopie [Ütopyanın Tarihi], Jean Servier, Gallimard, isimli eserin -. sayfaları arasında yer almaktadır. Sonunda («ev.) kısaltması yer alan dipnot açıklamaları tarafımızdan yerleştirilmiş olup, metin içindeki vurgular tarafımızdan yapılmıştır. [Sadık Kılıç].

Ren Vadisi, Pfaffenstrasse, yani Papazlar Sokağı olarak adlandırılmaktaydı, öylesine ki, bu vadi, çoğu zaman, zengin kütüphanelerle tezyin edilmiş çok kalabalık manastırlarla kuşatılmaktaydı; bu kütüphaneler, tek düşüncesi, Hıristiyan îmanını, kendilerini kamçılayarak riyazet yapan rahipler ve haçlıların elinden kurtarmak olan uzman kimseler tarafından yönetilmekteydi. Doğunun mallarını Flandre bölgelerine [Kuzey Denizi kıyısındaki Fransa ve Belçika bölgeleri] ve Kuzey Denizi'ne doğru çekmiş, bu nedenle de Akdeniz'in yerini almış olan aynı su yolları, kıyılarında büyük Alman Üniversitelerinin ortaya çıktığını görür: 'de Prag, 'de Viyana, 'da Heildelberg, 'de Cologne, 'de Erfurt ve 'de Bavyera'da da Wurtzburg... Görmeye, incelemeye, okumaya, mukayese etmeye boş zamanı olan insanlar burada birbirleriyle buluşurlar: birbirlerine yabancı, ama bununla birlikte aynı kutsal metinler üzerinde tefekkür eden yabancı adamlar... Zira, branca metin içinde bazı Hıristiyanlar tarafından sadece Kitâb-ı Mukaddes (Bible) okunmakla kalmaz, fakat o çağın uzmanları, gelenek veya Kabbala  olarak görülen, başka bir yönden de kutsal metinlerin eleştirel bir incelemesi durumundaki çok zengin bir felsefeyi hayranlıkla keşfederler... “Kabbala”: X. Yüzyıldan itibaren Ortaçağ Yahudiliğinde çok yaygın olan ve müteâkiben, Hıristiyan dünyada da çok büyük bir şekilde yaygınlık kazanan [Yahudi] mistik sistemi… “Kabbala” sözcüğü, ‘gelenekle alınmış öğretileri işaret eden branice Kabbalah kökünden gelmektedir. Nitekim eski Yahudi edebiyatında da, Tevrat hariç, vahiy edilmiş her öğreti hakkında kullanılmaktaydı. Ama, nihai olarak, bazı Batınî eserlerin kapsadığı gizli öğretiler bütününü gösteren bir terim haline geldi: Bu Batınî eserlerin en önemlileri ise şunlardır: Rabbin Akiba'ya atfedilen “Yaratış Kitabı” (Sepher Yetzirah) ve onun bir çağdaşı olan Siméon ben Jochai'ye atfedilen “Işık Kitabı” (Sepher ha-Zohar veya, çok kısaca, Zohar). (…) nispeten geç olarak sistemleştirilmiş olmasına rağmen Kabbala, daha önce Essenienler'in de kendisinden etkilenmiş olduğu bütün Yahudi irfan anlayışının (gnosticisme) varisidir. Kabbalistik öğreti, Ulûhiyetin tabiatını, ilahî yayılışları (émanations) veya Sefirotlar'ı, meleklerin ve insanın yaratılışını, onların gelecek yazgılarını ve vahiy edilmiş yasanın gerçek doğasını kapsamaktadır. Kabbbala teolojisi panteistiktir: her şey, akıl ermez Ulûhiyetten çıkar. (…) (Pike, Royston Pike, Dictionnaire des Religions, PUF., Paris, , s. ); .. ilâhî sudurlardan, bazen tenasühten bile bahsedilmektedir. Allah ile dünyevî varlıklar arasında kat kat nur felekleri; her insan, her varlıkta ilâhî nur kıvılcımları vardır. Tevrat'ta uygulanan tevil şu kelimelerden anlaşılmaktadır: “Tevrât'ın, adi kelimeler ve Profan hikâyeleri ihtiva ettiğini iddia edene lânet! Gerçekten onun her kelimesinde derin bir sır gizlidir!” (Annamarie Schimmel, Dinler Tarihine Giriş, Kırkambar Yayınları, stanbul-, s. -). Çok sonraları ise, Hıristiyan ilahiyatçılar da, Kabbala'nın, sa'nın Tanrılığına ve Hıristiyanlığın diğer temel esaslarına bir delil sağladığını savunmuşlardır (Pike, s. ). Kısaca belirtmek gerekirse, “kısmen Tanrı tarafından Musa Peygambere verildiğine inanılan bir sözlü geleneğe, kısmen de gelişmiş nümerolojiye dayanan ezoterik [içsel, Bâtıni] bir Yahudi mistisizmi…” (Colin A. Ronan, Bilim Tarihi, çev. Ekmeleddin hsanoğlu-Feza Günergun, Tübitak Yayınları, , ). “Kabbala” hakkında daha geniş bilgiler için bkz. Arzu Cengil, Kabbalah-Yahudi Gizemi, Ayna Yayınevi, ikinci basım, stanbul-. (çev.) Talmud'dan Reform'a  Avrupa'nın, Üniversite merkezleri haline gelmiş olan büyük ticarî merkezleri, aynı zamanda yoğun bir Yahudi kültürün de yayılma noktalarıdırlar. Kuşkusuz, hepsinden önce, Akdeniz'e açılan Provence ve talya şehirleri: Marsilya, Arles, Montpellier, Narbonne, Cenova, Piza, Venedik, ama aynı şekilde ve özellikle de Akdeniz'in slam tarafından kapatılmasından sonra, hızlı gelişmelerini Flandre ve Ren bölgelerinin bolluk içinde olmasına, Vikingler tarafından açılmış yollara borçlu olan Kuzey'in endüstri şehirleri... Rouen, Evreux, Paris, Troyes, Provins, Worms, Würtzburg, Nurmberg, Augsburg, Colone ve Prague da, Akdeniz'in bütün zenginlik ve düşüncesini kendilerine doğru cezbettiler.. Buralarda, geleneğe bağlı bazı ortamların muhalefeti yüzünden, yenilikçi eğilimleri bakımından giderek kuvvetlenmiş, hususi bir edebiyat gelişir: Tosafot'lar  veya, ncil, Talmud  ve Mişna  hakkında, üstatlarla öğrenciler arasındaki tartışma tutanakları… Bu edebiyat genel olarak belli bir saygınlık da görür, çünkü o her şeyden önce, dinin sıkı bir biçimde gözetilmesinden hiçbir zaman vazgeçmeksizin, çağın hayatını yaşama arzusuyla, Kutsal Kitapları güncelleştirmek, onları hayata uyarlamak arzusuyla canlı tutulmaktadır. Bol ürün veren bir edebiyat; zira her yeni Tosafot, geçmiş yorumları karanlığa fırlatmaktadır; Rav Gershom de Sens, Fransa'da derlenmiş yirmi üç kitaplık yorumu bastırabilmiştir!.. Tosafot: “Tosafist olarak adlandırılan bir hahamlar mektebince, XII. ve XIII. yüzyıllarda yapılmış olan ‘Talmud Ebediyatı Yorumları'. Bu yorumlar, diğer kenarında Rashi veya Haham Rashi'nin Yorumu bulunan metnin kenarında basılmışlardır” (Royston Pike, Dictionnaire des Religions, PUF., Paris, , s. ) (çev.) “Talmud”: Yahudi sivil ve dini hukukunun temel metni. ncil'i tamamlamakta olup, yıldan fazla süren bir zaman boyunca, uzun çalışmalar neticesinde hazırlanmıştır. Mişna ve Gemara'yı içermektedir. Klasik branca yazılmış olan Mişna, M. 'da Simon tarafından kodifie edilmiş olup, madde ve bölüm kapsamaktadır. “Ziraat, bayramlar, kadınlar (yani, ‘nikah, ev hayatına dair talimat), zararlar (hukuk), mukaddes şeyler, taharet” olmak üzere, kısımdan meydana gelir.. Talmud'un içerdiği Gemara ise, zaman ve mekanın değişimleri sebebiyle, Mişna'nın geniş bir yorumu olarak görünür.. Her ikisi de Aramice olan iki versiyon halindedir: Babiloniyalı Talmud (Babli) ve Filistinli Talmud (Yerushalmi)…”. Kısaca, “en geniş bir şekilde bütün şeraiti ihtiva eden, Yahudilerin hayatını tanzim eden eser” (Royston Pike, Dictionnaire des Religions, PUF., Paris, , s. ; Schimmel, Annamarie, Dinler Tarihine Giriş, s. ). (çev.). “Mişna”: Yahudilerin sivil hukuk ile dinî hukuk metnini oluşturan büyük derleme… Talmud'un en büyük bölümlerinden birisi… Elli yıl boyunca Filistin Yahudilerinin lideri olan Rabbi Judah Hannasi'nin (-) çalışmasına dayanır… Mişna, bn Meymûn gibi çok muahhar bazı müelliflerin geniş yorumlarına konu olmuştur (Pike, Dict. de Relig., s. ). Mişna'nın “altı bölümü vardır: Ziraat, bayramlar, “kadınlar” (yani nikâh, ev hayatına dair talimat), zararlar (hukuk), mukaddes şeyler, taharet. Mişna, ilk defa [yılında] Venedik'te basılmıştır” (Schimmel, Dinler Tarihine Giriş, s. ).

Yahudi imanının bu yorumlarıyla, Théodose II. (-) ve Justinien (- ) Kanun Derlemeleri'nin kenarında hukukçular tarafından yazılan yorumlar arasında, dışsal bir benzerlikten daha fazla şeyler vardır: aynı ruhtur onlardan çıkan, aynı arzudur; (dinî) metinleri, günlük hayatın değişen emirlerine uyarlama arzusu... şte bu hukukî gerçekçilik, Hıristiyan düşüncesi üzerinde hayli önemli bir tesir icra edecektir. Kilise'nin iki yasağı ve iki kıyımı arasında Yahudi ve Hıristiyanlar sadece ekonomik hayatta değil, ama aynı zamanda ve hatta daha çok, ncil'in mükemmel bir anlamına ulaşabilmek için, manevî hayatın kavşağında bir araya gelirler... XII. Asrın başında, Abélard (-), Yahudi bir yorumcu olan Hugo Mezt Victor de Paris'nin, Krallar Kitabı'na verdiği bir açıklamayı zikreder ve bu münasebetle de, Rashi, Rav Joseph Karo ve Rashbam tarafından diğer parçalar hakkında verilmiş olan yorumlamaları zikreder. Onun öğrencisi Andréas, sık sık, arkadaşlarından Hebraeus meus [Benim Yahudim] diye çağırdığı ve kendisini Eruditissimus Hebrearum [Bilgin Yahudi] diye nitelediği birisi tarafından verilen yorumları nakleder. ncil'e dair bu yorumların iki önemli merkezi vardır: Auxerre ve Laon. Paris, XII. Yüzyılın ortasına doğru, bu edebiyatın bütün katolik dünyası için yayılma merkezini oluşturuyor gibidir. Aynı yorumlar, Vulgate'ın  farklı nüshalarının kenarlarında da bulunur ve aynı ruh, Kutsal Metin'in Hıristiyanî yorumlarını ve Tosafot'ları ilham eder.. Bunları yapanlar bilgili kişilerdir, aynı zamanda sıkça da, önemli girişimleri yöneten iş adamlarıdır veya Champagne hahamları gibi, bizzat kendilerinin ilgilendikleri koyun sürülerine, yetiştirdikleri bağlıklara sahip olan kimselerdir.. Bunlar aynı zamanda, hayatları ancak ilahî yasayı gözeterek bir anlam kazanan, dindar “Vulgate”: Başlıca St. Jerome tarafından, IV. Yüzyılda, eski Latince, branice ve Aramice'den itibaren yapılmış olan Latince ncil çevirisi; Vulgate ismi ise, ( ‘vulgaire: halka ait, yaygın' kelimesinin etimolojik anlamına bağlı olarak), bu çevirinin Katolik Kilisesi'nde yaygın olarak kullanımda olması sebebiyledir. Trente Konsili (-), onu tek gerçek nüsha ilan etmiştir… (Pike, Dictionnaire des Religions, , s. ; Petit Larousse llustré, Libraire larousse, Paris, , s. ) Sahip olduğu prestijin kaynağıyla ilgili olarak, “Trente Meclisi'nin kararıyla Vulgata'nın Kitab-ı Mukaddes'in bozulmamış bir versiyonu olduğu ilan edildi. Vulgata'nın Rheims'de basılan ngiliz Katolik versiyonunun önsözünde, Jerome tarafından düzeltilmiş, kilise tarafından korunmuş ve Trente Meclisi tarafından onaylanmış olan Latince metnin Yunanca metne göre daha doğru olduğu şeklindeki, bugün de Katoliklerce genel kabul gören tez savunulur” (Smith, Preserved, Rönesans ve Reform Çağı- Bir Sosyal Arkaplan Çalışması, çev. Serpil Çağlayan, T. .Bankası Yayınları, stanbul- , s. -) (çev.). Talmud'dan Reform'a  insanlardır. Binlerce yıllık eski [kutsal] metinlerin günlük hayata uyarlanması, onlar için büyük bir amaç, hayatî bir gerekliliktir. Bu edebiyat, iki asırdan daha fazla bir döneme yayılan muazzam bir ortak çalışma, yani Fransa'nın, Almanya'nın, ngiltere'nin, Bohemya'nın ve Slav Ülkeleri'nin yüzlerce âliminin çalışmalarının neticesini tekrar ele alan ve onu veciz hale getiren gerçek bir külliyât meydana getirmektedir. Yazarlar ise, münzevi kimseler değil, fakat çoğu zaman, etraflarında pek çok öğrencinin bir araya geldiği, sözleri dinlenilen üstatlardır. Diaspora'nın  sinesinde iki akım ortaya çıkar: yenilikçi ve muhafazakâr… Gerçekte ise, aynı mümin düşüncenin iki tarzı, tek bir endişenin iki görünümü, yani bir yandan O [Tanrı]'ya hizmet için bu dünya hayatını yaşarken, O'nun yasasına da mümkün olduğunca daha iyi saygı göstermek... Böyle bir davranış, bir yandan, îman için gerçek hiçbir faydası olmaksızın kısır kavgalar içinde bireyler birbirleriyle çarpışırken, aynı şekilde, içinde Skolastik tezlerin birbirleriyle karşı karşıya gelmiş olduğu Üniversite tarafından dar kalıplara sıkıştırılmış olan o zamanın entelektüel Hıristiyan dünyasında şaşkınlık yaratmayı başarır… Hıristiyan toplumun ortasında, kendini ibadete vermiş gerçek insanlar ve bilginlerse, bu dünya endişelerinin uzağında, Hıristiyanlık tarafından Batı'ya açılmış olan yeni yollara neredeyse hiç aldırmaksızın, manastırlara çekilirler… Fakat, ilahî yasanın hukukî veçhesinin, onun günlük hayata uyarlanmasının, her biri yoğun bir mistik hayat yaşamakta olan Baalei Hatosafot, yani Yorumcular'ı coşturan mistik atılımla sürekli aşıldığı görülmektedir. Böylece, 'de öldürülmüş olan Rav Jacob de Corbeil, nitié [Kendisine Gizli Bilgi Öğretilmiş Kişi] olarak çağrılmakta; onun yönetmekte olduğu cemaate de Sır Adamları Birliği denilmekteydi. Yine aynı çağda Rav Samuel Bar Clonimus, Gizli Doktrin'in incelenmesi konusunda hususi bir kitap yazar: Sepher Shaked veya Bademağacı Kitabı... Spire şehrinde [Almanya], şu iki doktrini öğrenmek için, onun etrafında pek çok öğrenci bir araya gelir: Yasa'nın Yorumları ve Gizli Patika... Fikirler ve kitaplar, Ren Nehri tarafından sürdürülen Büyük Danube anayolu tarafından birleştirilmiş bir Avrupa'da, evet, Karadeniz'in Asya'ya açılan bir pencere, “Diaspora”: Babil esaretinin peşinden ( sa'dan önce VI. Yüzyıl) Yahudilerin bütün dünyaya dağılmalarını göstermek için kullanılan terim; çok sonraları ise, sa'dan sonra yıllarına doğru Kudüs'ün düşmesinden sonra, yurtsuz vatansız kalan Yahudi topluluğunu göstermek için kullanılır olmuştur (Pike, Dictionnaire des Religions., s. ).

Rhone Vadisi'nin de Doğu'ya çıkan bir koridor olduğu bir Avrupa'da, imparatorlukların sınırlarını tanımaz, [aşar]… Savaşçı ayinler içinde kemikleşmiş olan feodal topluma paralel bir şekilde, tüccâr ve bilginler ile madrabazlar ve azizlerden oluşan tuhaf bir kitle: îmanları uğruna şehit olarak ölmeye her an hazır bir sürü adam da, su yolları üzerinden bu dünyanın bütün mallarını, Doğu'dan skandinavya bölgesine çeker… Şurası pek alâ muhakkak ki, o çağın Hıristiyan toplumunun düşünen unsurları kendilerini; bir yandan rûhlarının o devredilemez payını Tanrı için muhafaza edip diğer yandan da, zamanlarının hayatını dopdolu yaşayan bu insanlara, tuhaf bir şekilde yakın hissediyor olmalıydılar... Böylece de, Kutsal Metinler üzerinde düşünmenin ve onları yorumlamanın bir saygısızlık olmadığı fikri yavaş yavaş ortaya çıkar; bilgili olduğu kadar samimi de olan bir düşünce adamının tefekkürü, [dinî] metinlerin eleştirisini, onların en eski çevirilerini ve Doğu dillerini yarım yamalak bilen bir Kilise Babası'nın yorumlarından daha değerli olur... Pek çok insan, bu dünyanın malına mülküne hakim olarak ve bundan vazgeçmeyerek sa'ya hizmet etmenin, Tanrı'nın şanını yüceltmek için daha etkili olup olmadığını; ondan yararlandığı için üzüntü duymaktan ve onu istemekten ötürü rûhun acı hissetmesindense, iyi bir idareci olarak yeryüzü zenginliklerini yönetmenin, rûh için de daha çok faydalı olup olmadığını sormaya başlar… Şayet zaman içinde, insanî anlatımla yüklü bir sınır araştırılması yapılmak istenseydi, muhtemelen, Kuzey işgallerinden sonra, Avrupa'nın zinde kuvvetlerinin Akdeniz'den Kuzey ülkelerine doğru çekildikleri çağı tercih etmek gerekecekti… Hem de, Avrupalı gemiciler için pek kullanışlı olmayan Akdeniz yollarını slâm ele geçirdiğinde de iyice kuvvetlenen bir akım… Rönesans deyimi, Roland Mousnier'in de işaret ettiği gibi  , şüphesiz ilk defa, 'de Floransa'da yayınlanmış Vies des plus excellents architectes, peintres et sculpteurs italiens depuis Cimabue jusqu'ŗ notre temps [Cimabue'dan Günümüze Kadar Yaşamış En Üstün Mimar, Ressam ve Heykeltıraşların Hayatları] adlı eserinde, Georges Vasari (-) tarafından kullanılmıştır. Bu eleştirel sanat terimi tarihte muhtemelen sadece, mimari ve plastik sanatlarda, Antik Greko-Latin ifade biçimlerine yeniden sarılarak, Roma formlarının Les XVe et XVIIe siècles, Paris, P.U.F., s. . Talmud'dan Reform'a  terk edilişini gösterecektir!.. Bu Rönesans ismi, bir tarihçi tasnifi olmasından çok, [Kutsal] Roma sanatının üstünlüğünü bir cenazeye veya bir düşünce sürgününe dönüştüren bir değer yargısıdır. Bununla birlikte, tamamen başka bir şey söz konusudur. Genel olarak kabul edildiğine göre, talyan Hümanizmi, Marsilio Ficino (-)  'nun, Pic de la Mirandole (-)  'nin de üyesi olduğu Platon Akademisi  'ni kurduğu ve Platon'un Dialoglar'ı ile Neo-Platonist yazarların eserlerini Latince'ye tercüme ettiğinde, Floransa'da doğdu.. Fakat, Mircea Eliade'ın, “The quest for the ‘origin' of religion” [Dinin Menşe'inin Araştırılması]  başlıklı önemli bir makalesinde not ettiği gibi, bir detay dikkatimizden kaçmaktadır. Cosimo de Médici (-)  , Marsilio Ficino'dan, Platon ve Plotin'in eserlerini tercüme etmesini istemişti  . Ama, 'da prens, çok sonraları Corpus hermeticum  olarak adlandırılmış olan el yazmasını satın aldı. Ficino, Poimandres'nin ve diğer hermetik  eserlerin çevirisine girişmek için Platon'u Hıristiyanlığı, Tanrı'nın kendisini açmasının (vahiy, revelatio) bir şekli diye anlayan Marsilio Ficino'nun gördüğü en büyük iş, Platon'un eserlerini sağlam bir şekilde ve zarif bir dille çevirmesidir. Ficino'ya göre, “insanın ruhu Tanrı'dan türemiştir, ölümden sonra yine Tanrı'ya dönecektir; evren, en başında ‘Bir-olan'ın, yani Tanrı'nın bulunduğu uyumlu bir basamaklar ülkesidir; evrenin bütün bağlantıları insan ruhunda toplanır, düğümlenir; bu yüzden insanda bütün evreni bilmek gücü vardır” (Gökberk, Macit, Felsefe Tarihi, Bilgi Yayınevi, kinci Basım, Ankara-, s. ) (çev.) Giovanni Pica della Mirandola'ya göre, “Astrologların ileri sürdükleri gibi, yıldızların insanın alınyazısı üzerinde bilinmeyen etkileri olamaz; gerçek olan, sadece tabiat kuvvetleridir; her şey tabiatın ilke ve formlarına göre oluşur; insan da karakteri ile alınyazısını, yıldızların şu yada bu durumda olmalarına değil, tabiî bağıntılara borçludur; üstelik insan bir de kendi alınyazısının özgür kurucusudur; o, sadece içinde bulunduğu yüce evrenin bir yerini doldurmak için yaratılmamıştır. Tanrı'nın da bir benzeridir; kendine göre bir dünyası vardır, makrokosmos (büyük dünya) içinde bir mikrokosmostur” (Gökberk, Macit, Felsefe Tarihi, s. ).(çev.) Floransa'daki “bu Akademi, uzun zaman Platon üzerindeki inceleme ve araştırmaların canlı bir merkezi olmuştur: Platon'un bütün eserleri burada çevrilmiş, Skolastiğe ve aristotelisme karşı Platon'un savunulması burada yapılmış…tır” (Gökberk, a.g.e., s. ) (çev.) History of Religions, vol. , no:, été, , University of Chicago. Floransa şehir devletinin başında bulunan ve Platon felsefesine büyük bir sevgi ve hayranlık duyan devlet adamı… (Gökberk, a.g.e., s. ) (çev.) Cosimo, “Marsilio Ficino'ya, dikkatini Hermetik yazılara çevirmesi için talimat verdi. Ficino, zamanın en güçlü entelektüellerinden biriydi; 'de, Floransa'daki Platon Akademisi'nin başına getirilmişti” (Ronan, Bilim Tarihi, s. ). (çev.) “… Corpus Mermeticum diye isimlendirilen kitap, M.S. - arası kaleme alınmış farklı türdeki bir yazılar koleksiyonudur. Gerçekte Hermetizm, çağın kültürel ortamından alıntılanmış astroloji, büyü ve simya bilgilerini içeren genel bir isim..” (Mircea Eliade- oan P. Couliano, Dinler Tarihi Sözlüğü, çev.Ali Erbaş, nsan Yayınları, , s. ). “Hermetizm”: Hermés Tremegistus [Üç Kere Büyük]'a atfedilen ve Hermetizm olarak bilinen din-sihir karışımı fikirlerden oluşan mistik irfanî bir anlayış… Yunan ve Eski Mısır'da gözükmüş, etkisini yeni çağlarda da göstermiştir… Temelindeki felsefe bir tür ‘gnostisizm' idi; dünya ile insan arasında mistik

bıraktı. Ki bu çalışma, Cosimo de Medici'nin ölümünden bir sene önce, 'de bitirildi. Corpus hermeticum, Marsilio Ficino tarafından yapılan ve yayınlanan ilk Grekçe çeviri metni oldu. Bu detay önemlidir, der M. Eliade, çünkü Rönesans'ın, tarihçiler tarafından bilinmeyen veya ihmal edilen bir yönü üzerine yeni bir ışık tutmaktadır  . [Çünkü], Cosimo de Medici ve Marsilio Ficino, eski metinlerde, en eski vahyi araştırıyorlardı ve onlar için, Corpus Hermeticum, hiç şüphesiz, diğerlerinin Hermès Trimégiste diye çağırdıkları Mısırlı Hermes'in Sözü'nün bir ‘aktarımı' idi. bir iletişim kurarak, insanın kendi içindeki ilahî unsurları açığa çıkarabileceğini öğretmekteydi… Hermetik yazılar külliyatı da, Tanrı'yı sezgi yoluyla anlamak ve kurtuluşa ermek için gösterilmesi gereken çabalar ile ilgiliydi… Gnose [irfan, sezgisel yüksek bilgi], ona sahip olan kimseye, kendi gerçek beni ile ulûhiyyetin bilgisine sahip olmayı temin eder; böylece de ferdin yenilenmesini gerçekleştirir.. Bu muhtevada iki ayrı anlayış ortaya çıkar: maddi dünyayı, doğası sebebiyle kötü olarak değerlendiren düalist ve anti kozmik anlayış ile dünyayı, Tanrı'nın yansıması olarak gören akım…” (Pike, Dictionnaire des Religions, s. ; Ronan, Bilim Tarihi, s. ). Yunan Düşüncesi'nde ise ‘Hermetizm', sonsuzluk ve sürekli değişim ilkesi bağlamında etkin olmuştur.. Çünkü, “Yunan dünyası sürekli olarak apeiron'un (sonsuzluk) çekiciliğine kapılmıştır. Sonsuzluk, modus'u olmayan şeydir. Norma sığmaz. Sonsuzluğun büyüsüne kapılmış olan Yunan uygarlığı, özdeşlik ve çelişmezlik kavramının yanı sıra, Hermes'in simgelediği sürekli başkalaşım fikrini geliştirir. ‘Hermes uçucu ve iki anlamlıdır; bütün sanatların atasıdır, ama aynı zamanda hırsızların tanrısıdır-aynı anda hem iuvenis (genç) hem senex'tir (yaşlı). …” (Umberto Eco, Yorum ve Aşırı Yorum, çev. Kemal Atakay, Can Yayınları, . basım, , s. ). Hermetik düşüncenin başlıca nitelikleri ise şunlardır: “-) Her nesne bir giz barındırır; -) giz, başka gizleri gösterir; -) aşamalı hareket içinde nihaî gize doğru gidilir; -) Hermes Trimegistos, kendisine nous'un göründüğü bir rüya yada hayal sırasında ‘aydınlanma'ya erer; -) Nous (fikirleri doğuran yeti-Platon), devingendir; -) ikinci yüzyılda nous, rasyonel olmayan aydınlanma, …mistik sezgi yetisidir; -) Hermetik bilgi, Françis Bacon'u, Kopernik'i, Kepler'i ve Newton'u etkilemiştir ve modern nicelik bilimi, başka şeylerin yanı sıra hermetizmin niteliksel bilgisiyle diyalog içinde doğmuştur” (Eco, Yorum, s. -; Ronan, Bilim Tarihi, s. -). Bu yönüyle, Ortodoks dininin yaptığı gibi fiziksel evren üzerindeki çalışmalara da derin etkiler yapmıştır…(Ronan, Bilim Tarihi, s. ). Diğer yandan, “(…) birçok post modern eleştiri kavramında sürekli anlam kayması fikrini görmek zor değildir. Paul Valéry'nin dile getirdiği şu fikir, hermetik bir fikirdir: Il n'y a pas de vrai sens d'un texte: “Bir metnin kesin bir anlamı yoktur!”. Science de l'homme et tradition [ nsan Bilim ve Gelenek s.k] adlı kitabında Gilbert Durand, tüm çağdaş düşüncenin, pozitivist mekanist paradigmaya karşıt olarak, Hermes'in yaşam verici soluğundan beslendiğini öne sürer; bu görüşüyle ilgili olarak belirlediği bağıntılar listesi, üzerinde düşünülmeye değer bir listedir: Spengler, Dilthey, Scheeler, Nietzshe, Husserl, Kerényi, Planck, Pauli, Oppenheimer, Einstein, Baçhelard, Sorokin, Lévi-Straus, Foicault, Derrida, Barthes, Todorov, Chomsky, Greimas, Deleuze….” (Eco, Yorum, s. ). (çev.) Ronan'a göre Hermetik metinlerin itibar görmesi, onların çok eskilerden geldiğine inanılması yanında, kısmen Hıristiyanlığın gelişini haber veren kehânetiyle ilgiliydi, ama daha fazlası da vardı. Bu yazılar, büyü ile mecaz sanatının karıştığı, Neoplatonizm ile mistisizmin iç içe olduğu bir öğreti külliyatıydı; içinde, bu işi biraz bilenlerin yani ‘Magus'ların, belirli bir çalışma ve düşünme döneminden geçtikten sonra anlayabilecekleri sırlar vardı” (Bilim Tarihi, s. -) (çev.). Talmud'dan Reform'a  Marsilio Ficino'nun bu kaygısı, onun şu eserleri tarafından da ortaya konulmaktadır: Théologie platonicienne ve Concorde de Moise et de Platon [Platoncu Teoloji, Musa ile Platon'un Mutabakatı]. talya'da, spanya'da ve Kuzey Ülkeleri'nde çoğalmakta olan [gizli bilgi ile] Aydınlanmışlar [topluluğu], bir Yeniden nşâ (Restitutio), bir Yenileşme (Renovatio) asrına olan derin bir ihtiyacı ifade ederler  ve bunun için de, Mircea Eliade'ın gösterdiği gibi, düşüncenin menşe'lerine doğru bir dönüş [arzusunu] dile getirirler. Roma mparatorluğu'nun sonunda olduğu gibi, Batı bir kez daha, ruhî bir krizden geçer. Eski el yazmalarını değerli altın duka'larıyla satın alabilecek durumda olan okumuş kimseler, yani kültürlü burjuvazi [sınıfı], kendi Hıristiyânî îmanlarını, Yahudilikten ve, şayet olabilirse, Grek Filozofları aracılığıyla [Eski] Mısır'dan itibaren Batılı gelenekle bütünleştirmeye çalışır. Aynı zamanda, bu dünyanın mülkü, bir kez daha etkin bir konuma yükselir. Amerika'yı fetheden spanyol maceracıları tarafından taşınılan Yeni Dünyanın altını, Avrupa'ya adeta sel gibi akar ve zenginlerin servetini arttırırken, onları yoksullardan ayıran uçurumu daha çok derinleştirir. Onlar, ncil'e ait vaatlerin yeryüzünde gerçekleşmesini beklemeyi ve sanki, yeryüzü büyüklerinin hoşuna gitmek için bunların gelişini geciktiren Kilise'ye karşı da, içten içe bir düşmanlığı körüklemeyi de sürdüreceklerdir. Büyümesinin yeni bir aşamasına ulaşmış olan Avrupa Ekonomisi, taze altın nakline ihtiyaç duymaktadır. Bir Cortez (-)'in veya bir Pizarre (-)'nin acımasızlığı, kan dökücülüğü, sadece alçak bir ruhu yansıtmaz. Onlara bu aç gözlülük, kolay tatmin olmayan krallar ve, bunun da ötesinde, oldukça önemli hacimdeki ticarî muamelelere cevap verme arzusu ve bir yığın kıymetli metal [ve taşlara] sahip olma tutkusu tarafından da dikte edilmiştir. Yeni bir ekonominin sınırlarının ortaya çıktığı tam da bu zamanda, Avrupa'nın egemenleri kendilerini savaşın çocuksu oyunlarına: onları, krallıklarının sahip olduğu kaynakların da ötesinde, daha çok borç almaya sevk eden pahalı oyunlara bırakırlar... Bu krizden, Kapitalizmin belli bir biçimi değil, fakat bizzat monarşi fikri mağlup olarak çıkmıştır. Çünkü Avrupalı iş adamları artık, Devlet işlerinin, zihnen yetersiz kimseler şöyle dursun, tecrübesiz genç adamlara bile bırakılmayacak kadar ciddî bir şey olduğunu artık daha çok anlamışlardır ve onların, kontrol edilemeyen şahsî bir krş. F. Secret, Les Kabbalistes chrétiens de la Renaissance, [Rönesans'ın Hıristiyan Kabalistleri], p. VIII-IX.  iktidar ile hiçbir durumda uzlaşmayacakları da ortaya çıkmıştır. Doğmakta olan endüstri dünyası, bir krallık alınganlığı yada çok çabuk imzalanmış bir antlaşmanın peşinden gelen bir kriz tarafından kışkırtılmış bir savaşa bağlı olamazdı!.. Krallar, büyük tüccarlara borçludurlar: krallık arazilerinin kullanımını, madenleri onlara rehin bırakırlar, hatta vergileri onlara kiralamaya kadar giderler. Şehirler, gittikçe ticarî ve endüstriyel yoğunluk merkezleri haline gelerek, büyürler; artmakta olan bir talebi karşılamak için endüstri gelişir... Loncaların açık düşmanlıklarına rağmen, ilk makineler ortaya çıkar: çarşaf basmak için silindirler, tekerlekli iğler ve hatta, 'da, bir bayan işçiden on defa daha hızlı çalışan ve on iki yaşındaki bir çocuk tarafından bile çalıştırılabilen bir örme makinesi... Çalışan kimse artık, üretim araçlarının mâliki değildir; onun artık, endüstriyel üretimde yararsız olan kendine özgü teknikleri ve üretim sırları bile yoktur… Çünkü zanâatkâr, [bireysel] liyâkatinin ve kent dengesi içindeki yerinin anlamını yitirerek, işçi haline gelir. ş, Orta Çağ'da, Flandre'ların kumaş üreten kentlerinde başlatılmış olan bir süreçte olduğu gibi artık bir yaşam gayesi oluşturmaz: o, varlığımızı sürdürmenin bir vasıtasıdır şimdi!.. Talmud'dan Reform'a  'den 'e kadar, Avrupa, Apokalips  Şövalyeleri'nin ziyaretini yeniden tanır: açlık spanya ve Portekiz'i kırıp geçirmektedir; 'de, Floransa, aç köylüler tarafından kuşatılır; çok geçmeden, talya ve Marsilya limanına kadar Provence'ı harabeye çeviren veba gelir. Bir kez daha köyler, güvensizlikle tanışırlar: gezgin çeteler köylere saldırırlar ve kimi zaman şehirleri bile tehdit ederler... Yoksulluk, güvensizlik ve sınırsız bir dünya malı elde etme arzusu; yerleşmiş düzenin kabulü ve zenginlerle fakirler arasındaki bölünmüşlükten başka bir şey talep etmeyen hızlı ve kolay kazanç umutlarını onlara parlak ve çok yararlı göstererek, yoksulları, mevcut durumları içinde tutmak için sıkça kullanılan bir takım yolları olan oyun ve piyangonun gelişmesini de peşinden sürüklerler. Pek çok ekonomik antlaşma bize, Roma mparatorluğu'nun sonunu: gittikçe daha çok büyüyen ve incelen arzuları tatmin etmek için geliştirilen teknikleri ve ticareti düşündürtüyor ise de, XVI. Yüzyıl, kendine özgü ruhsal özelliği sayesinde bu [şeklî] benzerliği saf dışı eder. Jacob Fugger, “gücünün yettiği sürece kazanmak istediğini” söylüyordu. Bu, kazanma hırsı ve doymazlık değildir, ama ncil'deki meselin sadık hizmetkârının da yaptığı gibi, Va'd Edilmiş Toprağı verimli hale getirmeyi veya Tanrı tarafından ödünç “Apokaliptik”: ‘Vahiy, sırların ifşası', ‘örtülü bir şeyi açmak, örtüsünü kaldırmak', ‘dünyanın sonu' gibi anlamlara gelen apokalips/apokaliptik sözcüğü Yunanca-Latince bir kelime olup, dünyanın yaratılışından beri cereyan eden hadiselere bakarak, dünyanın sonunu tahmin etme anlamına işaret etmektedir… Bu yüzden Apokaliptik, dünyanın son periyodundaki eskatolojik karakterleri ihtiva eder” (Ali Rafet Özkan, Fundamentalist Hristiyanlık (Yedinci Gün Adventizmi), Alperen Yayınları, Ankara , s. ). lk defa eski ran'da görünen, oradan Yuhudiliğe sızan bu düşünceler (Annamarie Schimmel, Dinler Tarihine Giriş, Kırkambar Yayınları, stanbul-, s. ) eski Yahudilik'te de oldukça yaygın idi.. Apokaliptik'in esas konusu, Allah'ın seçkin kulları olduğunu iddia eden sraîl Oğulları'nın, içinde bulundukları kötü durumdan kurtarılması, bunun için de Dünyanın Sonu'na doğru bir kurtarıcının geleceği inancı üzerine odaklanmaktadır. Öyle ki, en kara günlerinde bile, Yahudilerin çoğunluğunda bu inanç bakiyyesi devam etti ve her zaman elinde asası ile düşmanları yenmeyi başarabilecek ve Yehova'nın krallığını uygulayacak yeni bir Musa ümidini sürdürdüler. Öte yandan Allah, çok yakında vuku bulacak dünyanın sonu hakkındaki sırları, bazı kişilere, halka anlatmaları için, açıklamıştır. Bu kişiler de, söz konusu gizlilikleri, vizyonlar aracılığı ile öğrenirler ve yazıya geçirirler. şte bu yazıların aktarıldığı kitaplara, Apokaliptik Kitaplar adı verilmektedir.. (Bu konuda geniş açıklamalar için bkz. Pike, a.g.e., s. ; Paçacı, Mehmet, Kur'an'da ve Kitab-ı Mukaddes'te Ahiret nancı, Nûn Yayıncılık , stanbul-, s. -; Paçacı, “Allah'ın Krallığı Sendromu ve Günümüz Müslümanları”, slâmî Araştırmalar Dergisi, cilt: , sayı: Bahar Dönemi, , s. , , vd.; Atâurrahîm, Muhammed, Bir slâm Peygamberi Hz. sa, çev. Kürşat Demirci, nsan Yayınları, stanbul-, s. . “…Yahudilikte Helenistik tesir altında gelişen Apokaliptik tebliğin, …umutsuzluğu umuda çevirme gibi bir görev üstlendiğini söylemek mümkündür” (Paçacı, a.g.e., s. ). Apokaliptik eserler ise, “Batınî karaktere sahip, edebî şekil olarak yazılı, sembolik bir dil kullanan ve yazar adları müstear [pseudonymous] olarak konulmuş kitaplardır” (Paçacı, a.g.e., s. -). “Çoğunlukla ilk dönemlerdeki kitaplarda Mesihî Hükümranlığın ve Altın Çağ'ın tarihin sonunda yeryüzünde kurulacağı düşüncesi yer almıştır” (Paçacı, s. ; yine bkz. s. )verilmiş paranın gücünü değerlendirmeyi arzu etme gibidir. Saraylar, bahçeler, değerli koleksiyonlar, sanatkâr ve hümanistlerin korunması.. işte bütün bunlar, bu düşüncenin bir o kadar tezahürleridir. Hem, bütün bunlara sahip olmak, yani ilahî ihsanı hak edebilmek için, bireyin hayatında adil, namuslu, sözleşmelerine bağlı, verilmiş olan söze saygılı olması gerekir. Fakirlik, uğursuzluğun işaretidir. Wurtemberg dükü Christohe'un, Trente [ talya] Konsili [-]  'ne itâat eden Luteryan mezhebi, daha şimdiden, keşişlerin fakirlik talep ve dualarına [şöyle] karşı çıkıyordu: “Kendi durumu sebebiyle yoksul olan kimse, buna katlanmak zorundadır; ama o, şayet böyle kalmaktan hoşnutluk duyuyorsa, sanki o, hasta olarak kalmaktan büyük sevinç duyuyor yada kötü bir şöhretle uğraşıyor gibidir"… Modern kapitalizm, muayyen bir dünya anlayışından ve, benim düşünceme göre, Vaat Edilmiş Toprak kavramının bu dünyanın mülküne uyarlanmasından doğmuştur. Sadece bu kavram açıklayabilir, kapitalizmi teknik gelişmenin güçlü bir faktörü haline getiren derin içsel dinamizmi!... Zenginlikler hayatın amacı değil, ama berekete, bu dünyada kazanılmış liyâkatlere bir ödül olarak Tanrı tarafından verilen ülkeye yaklaşmanın bir vasıtasıdır… Maddi şeylerin ölçüsüz hazzıyla ne kadar uzlaşmaz olursa olsun, sözde burjuva ahlâkının, başka bir kaynağı yoktur. Max Weber (-)'in dediği gibi: “Kapitalist, zenginliğinden, vazifesini güzelce yapmış olmanın manevi hissi dışında, kendisine bir yarar sağlamaz”  . Nasıl ki, [Yahudi inanışına göre, Tanrının] Seçilmiş Millet'i, Ebedî [Tanrı]'nın himayesine layık olabilmesi için rüşvetten kaçınması, Baal ve Astarté  'lere sırt 'da teşebbüs edilip ancak 'de başlanarak 'de sonuçlandırılabilmiş olan Trente Konsili'nin esas hedefi, Protestanlar ile Papalık arasında oluşmuş bulunan uçurumu kapatmak idi; nitekim büyük yanlışları ortadan kaldırmayı ve tartışılan dogmalara net tanımlar getirmeyi başardı. Katolik din esaslarının hemen hemen tamamını gözden geçirmiş olması itibariyle son derece önemli olan bu Konsil, Karşı-Refomcular'ın başlıca argümanları oldu… (Pike, a.g.e., s. ; Petit Larousse llustré, Paris-, s. , ‘Trente' maddesi). Ethique Protestante, trad. J. Chavy, p. . “Baal”, Sami kökenli dillerde, [diğerlerine] “egemen bir tanrı”yı göstermek için kullanılan bir isim. Öyle ki, Ken'ân'da ve Fenike'de, şehirler ve bölgeler sayısınca, pek çok Baal'ler, sunaklar; tapınanları için dini bir anlamı olan doğal nesne veya güçler var idi. Bir zamanlar özel bir isim de var idi: örneğin, Tyr kentinin baal'i, Melkart olarak isimlendiriliyordu. Onlar toprağın veriminden ve hayvan sürülerinin çoğalmasından sorumlu idiler; ziraî şenlikler esnasında onlara tapınılmaktaydı. Beşeri verimliliği de onlar yönetirlerdi… (Pike, Dict. Des Rel., s. ); “ (…) srail oğullarının geldiği Ken'ân ülkesinde Baal; bereket, yağmur, verimli kılmak gibi nitelikleri olan bir tanrı sayılırdı. Bunun Yahova ibadetine zarar vereceği görülünce, başlangıçta Baal vasfı benimsenmiş olduğu halde, bir asır kadar sonra, “vasıflarından biri de Kıskanç olan Yahova ile. Baal'in bir arada olamayacakları anlaşıldı. (…) Baal'in mabedi, din adamları, peygamberleri vardı. braniler, Baal'e tapar olduklarından lyas Peygamber Talmud'dan Reform'a  çevirmesi gerekiyor idiyse, tâcir olan kimsenin de kendisini işine vakfetmesi, Tanrı'ya adaması ve O'na karşı dürüst olması; imzasına ve verilmiş söze saygılı davranması gerekmektedir. Yahudi ahlâkından doğan, Hıristiyanlığa aktarılan, bu dünyanın malını yöneten, ona sahip olmayı arzu edip, fakat ruhlarını Tanrı'ya ayıran bütün insanlar tarafından kabul edilen ahlâki bir kural vücuda gelir ve gelişir... Bu ahlâki kural, Kilise'nin ahlâki kuralı değil idi. Çünkü, Tanrı'nın Kenti adlı eserinde St. Augustin (-), sık sık, maddi hayat hakkında insanlara, bu dünyaya hiçbir şey getirmeksizin geldiklerini ve onu terk edip giderken de hiçbir şey götürmeyeceklerini hatırlatarak, bütün iyi kimselerin o [maddi hayat]ı küçümsemeleri gerektiği hükmünü verir. lahî Lütuf daha şimdiden, gelecekte, doğruların onuruna, kötülerinse yararlanamayacakları pek çok nimetler hazırlamıştır. IV. asrın başından itibaren Elvire Konsili, [fazladan] bir yarar karşılığı borç verenlere karşı, ister kilise mensubu (clerc) olsun, isterse sivil (laic), bir takım sert tedbirler alır.. “Şayet bir kilise mensubunun faiz uyguladığına kanaat getirilirse, onun dereceleri geri alınır ve aforoz edilir. Şayet bu kilise mensubu olmayan bir kimse ise, bir daha işlememe sözü vermesi şartıyla, affedilecektir; şayet bu günahta direnirse, Kilise'den kovulacaktır”  . Borç alanlar; fakir kimseler, borç verenler de faiz muâmelesi yapanlar olduğunda, bu tedbirlerin tamamıyla yerinde olduğu ortaya çıkar. Bunları yeni ekonomiye de yaymak ve aşırı debdebeli kralları, yoksulluk içindeki yetimlerle kıyaslamak zordur. XVI. yüzyıldaki bir sürü işlem, Kutsal Metinler tarafından mahkûm edilmiş olan o iğrenç ödünç vermeden iyice uzaktırlar… Çünkü, giderek bankacı, akıllıca yapılmış olan yatırımların gelirini, tarlasında; toprağa attığı onları, Yahova ile Baal arasında bir tercihe çağırmıştır… (Suad Yıldırım, Kur'ân'da Ulûhiyyet, Kayıhan Yayınları, Mart , s. -. Baal kültü hakkında geniş bilgi için bkz., Yıldırım, a.e., s. -; Edmond Jacob, Théologie de l'Ancien Testament, s. -; Mircea Eliade, Dinler Tarihine Giriş, çev. Lale Arslan, Kabalcı , s. ; Annamarie Schimmel, Dinler Tarihine Giriş, Kırkambar Yayınları, stansul-, s. ). Baal'in karısı olduğuna inanılan Astarte'ye gelince, Pike'nin sunumuna göre, Eski Ken'ânlılar ve Fenikeliler'in, Aştoret ve ştar olarak da çağırılan tanrıçaları. … üretici kudreti temsil eden Baal'in zevcesi. … kutsal fahişeler onun mabetlerine bağlı idiler ve bunların sureti de, erotik bir şekildeydi.. (Dict. des Relig., s. ; Schimmel, Dinler Tarihine Giriş, s. ). Kur'an'ın sunumuna göre ‘ba'l' sözcüğü, Arablar'ın, ‘başkasına baskın ve üstün olma' anlamı bağlamında, ‘kendisiyle Allah'a yakınlaştıklarını sandıkları mabût'larına verdikleri bir isim (el-Isfehânî, Râğıb, el-Mufredât fî Garîbi'l- Kur'ân, s. , “b-‘a-l” maddesi) olarak, Saffât ayetinde (“Yaratanların en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi Allah'ı bırakıp da, Baal'e mi taparsınız?!.”) geçmektedir. (çev.) Canon, XX.

tohumun elli katını, hatta daha fazlasını ona geri veren ürünler kaldırmak gibi gören köylü misali, son derece değerli görmektedir. *** Şayet, XVI. yüzyıl insanlarının rüyâsı taşta somutlaştırılabilseydi, Bramante'ın Roma St. Pierre Kilisesi'nde yapmak istediği gibi, Hıristiyan Tanrı'nın onuruna Neo- Platonik bir mabet, hatta belki de, Kabbala'nın kutsal yirmi iki harf  iyle tezyin edilmiş Neo-Platonik bir mabet kurmak gerekecekti. Zira, bilimsel rasyonalizmin bir çeşit önsözü yapılmak istenen bu çağ, tanrısal olanın derin bir kaygısı ile, Yahudilik tasavvuruna dünyevî bir yaşam verme ve îman arzusuyla belirginleşir. XVI. yüzyılda, gerçek tanrı tanımazlar oldu, ama onlar asla, yeterince kalabalık olmadıkları gibi, çağlarının düşüncesi üzerinde, sosyolojik bir perspektifte zikredilmeye değecek kadar asla etkin de değillerdi… Avrupa'nın manevî durumu, şu muayyen sayıdaki veriye indirgenebilir: - Yahudilerle Hıristiyanlar arasındaki sıkı ilişkiler; - Hukukçular tarafından kullanılan metoda benzer şekilde, kutsal metinlerin analizi ve eleştirisi metodu; - XII. Yüzyıldan beri Avrupa'nın kuzeyinde ticaretin gelişmesi; - Piskopos prenslerin ve Kilise'nin otoritesi ‘Bin Yılcı' (millenarist)  hareketler tarafından sarsıldıktan sonra, hür burjuva komünlerinin gelişmesi; - Kendisi için paranın, bizzat bir amaç yada yeni hazlara ulaşma amacı olmayıp, ilahî himayenin bir işareti olduğu [sayıldığı] zengin ve güçlü bir sınıfın doğması; Bu harfler, anlamları ve sayısal değerleriyle birlikte şunlardır: “Alef: Öküz, ; Beth: Ev, ; Gimel: Deve, ; Dalet: Kapı, ; He: Pencere, ; Vav: Çivi, ; Zayin: Kılıç, ; Het: Çit, ; Tet: Yılan, ; Yod: El, ; Kaf: El ayası/Avuç içi, ; Lamed: Asa, ; Mem: Su, ; Nun: Balık, ; Sameh: Destek/Dayanak, ; Ayin: Göz, ; Pe: Ağız, ; Zadik: Olta, ; Kuf: Başın arkası, ; Reş: Baş, ; Şin: Diş, ; Tav: Haç, ” (Bu harfler ve anlamları hakkında bkz., Arzu Cengil, Kabbalah/Yahudi Gizemi, Ayna Yayınevi, . basım, stanbul-, s. -). (çev.). “Millenarizm”: sa'nın, bin yıl içinde, ikinci kez şahsen yeryüzüne gelerek, orada hükümran olacağını savunan anlayış... Millenarizm veya Şiliazm, Hıristiyanlık tarihinin birinci asrında başlamıştır: ilk Hıristiyanlar, Parousia'yı veya, sa'nın, eli kulağında olduğuna inandıkları kinci Gelişi'ni bekliyorlardı. Asırlar geçtikçe ve sa'nın gelişinin sürekli geciktiği görülünce, bin yılcı fikirler geri plana itildi, ama tamamıyla da terk edilmedi… Az çok sapkın pek çok Ortaçağ tarikatları, bin yılcı ümitlere büyük bir sempati ve sevgi besledi… (…) Bin yılcı öğretiler günümüzde Adventistler, Plymouth Kardeşler, Yahova Şahitleri, Mormonlar ve diğer pek çok Hıristiyan mezhepler tarafından savunulmaktadır… (Pike, Dict., s. -; geniş bilgi için bkz. Ali Rafet Özkan, Yedinci Gün Adventizmi, Alperen Yayınları, ). (çev.). Talmud'dan Reform'a  - Eskiliklerinden sıyrılmış, modern hayata uyarlanmış, Diaspora'da Yahudiliğin göstermiş olduğu gün yüzüne çıkma ve kendini hayata uyarlama çabasını göstermeye istidatlı, bir Hıristiyanlık kaygısı... Bu veriler karşısında bir sosyolog, Hıristiyanlığı modern hayata uyarlama isteği ve, bununla beraber, [Hz.] sa'nın öğretisini tertemiz muhafaza etme şeklindeki samimi bir arzudan doğmuş bir hareketi önceden görebilirdi... Şüphesiz, böylesi bir eğilimin zorunlu olarak bir ayrılık meydana getireceğini veya yeni bir din doğuracağını söylemek zor idi. Bununla birlikte, Avrupa'nın büyük ticaret yolları üzerinde, Millenarist hareketlerin Kilise'nin prestijini küçülttüğü bu Ren Vadisi'nde, Hıristiyanlığın yeni bir yönelişinin doğmakta olduğu da bir gerçek idi... Histoire du Protestanisme [Protestanlığın Tarihi] adlı eserinde Emile Léonard'ın da dediği gibi, ‘Reform'un millî veya coğrafik menşeleri problemi' gibi, bir takım yapay problemlerin bir kenara itilmesi gerekmektedir; aynı şekilde, bir halkın görünümü veya mizâcının tesirini de, kesinlikle bu konudan uzak tutmamız gerekir: bütün bunlar, reformdaki müşterek bir takım hususlardır... Bütün herkes hayati önemdeki bir sorunla karşılaşıp da, sonra birden, aynı anda her yerde, bu soruna falanca yerde bulunmuş olan çözüm benimsendiğinde, çözümün bulunmuş olduğu o falanca yer fazla önem taşımaz… “Bir orman yangınında”, diye ilave eder Emile Léonard, “ilk çalı çırpıyı tutuşturan kibrit veya cam parlaması, kızgın bir güneş altında reçineler sızdıran çamların kuruluğu yanında önemsizdir!”. Daniel Rops, Piskoposluk heyeti üyesi Cristiani'nin, 'de Paris'te yayınlanmış olan Luther tel qu'il fut [Gerçek Yaşamıyla Luther] adlı eseri için yazdığı girişte, Luther'in libido'su üzerinde ısrarla durmuştur. Ben, Luther'in, St. Augustin'in düşüncelerinin etkisi altında kalmış, fakat özellikle de, Ren Vadisi'ni bir Pfaffenstrasse, yani kitapların ve düşüncelerin, hep yalın kalmayı sürdürmüş bir îmanın [kuşatıcı] güvenlik çizgisinden taşıp, sıkışarak birbirine girmiş olduğu bir Papazlar Sokağı haline getiren bu manastırlar halkasına mensup [bir] St. Augustin'ci olmasının çok önemli olduğuna inanıyorum. Eğer Reform, gelişme aşamasında ise, bu, temmuz sabahında genç bir laik, Erfurt'taki Augustinler Manastırı'nın kapısının üzerinden atladığı için değildir... Zira Reform, sapkınlar olarak değerlendirildiklerinden, Bizanslı son imparatorlar tarafından kendilerine baskı yapılmış olan hallâçlar, dokumacılar, çırpıcılar, ayakkabıcılar, camcılar ... gibi zanaatkârların zihnini çoktandır meşgul etmekteydi...

KAYNAK BELİTİLMELİ






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36629497 ziyaretçi (102627067 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.