Tam Bağımsızlık ve Atatürk
 

bağımsızlık, Atatürk

Tam Bağımsızlık ve Atatürk

Doç. Dr. Fevzi Demir

“Siyasî ve askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadî zaferlerle taçlandırılmazlarsa elde edilen zaferler sürüp gidemez, az zamanda söner.” (Mustafa Kemal Atatürk) [1]

Lozan Barış Konferansı ile ilgili anılarını anlatırken İsmet Paşa İngiltere'nin temsilcisi Lord Curzon ile aralarında geçen bir konuşmayı bize şöyle aktarır:

“Güçlüğü hatırlatmak için size söylüyorum. Orada bir akşam, İngiliz murahhası Lord Kürzon, yanında Amarika murahhası varken bana şöyle dedi:

— Müzakere ediyoruz. aylardan beri arzu ettiklerimizden hiçbirini alamıyoruz. Vermiyorsunuz. Anlayış göstermiyorsunuz. Memnun değiliz sizden. ama ne reddederseniz cebimize atıyoruz. Cebimizde saklıyoruz. memleketiniz haraptır. Yarın geleceksiniz, bunları tamir etmek için, kalkınmak için yardım isteyeceksiniz. O zaman, bu cebime koyduklarımdan her birini, birer birer çıkarıp size vereceğim...

Ben cevap verdim:

— Çok emekle bu neticeye varmışızdır. fi;artlarımız, milletimize göre hakladır. Bunları behemahal alacağız. Biz bunları alalım, siz şimdi verin, sonra gelirsek istediğinizi yapın...” [2]

Lozan Barış Antlaşması ile kazandığımız siyasal bağımsızlığımızın değerini bilen ve kan ve ateşle kazanılan bu bağımsızlığı korumak için kendi kuşaklarının bütün enerjisini seferber eden cumhuriyetimizin kurucu kadroları iktidarda oldukları sürece bu kazanımları tehlikeye düşürebilecek hiç bir girişimde bulunmamışlar ve ödün vermemişlerdir. Çünkü onlar mali ve ekonomik bağımsızlığı ana amaç olan tam bağımsızlıkla eş anlamlı görmüşlerdir. Çünkü yine Atatürk'ün sözleriyle ifade edecek olursak :

“İstiklâl-i tam denildiği zaman, bittabi, mali, iktisadî, adlî, askerî, harsî ve ilâ...her hususta istiklâl-i tam ve serbesti-yi tam demektir. Bu saydıklarımın her hangi birinde istiklâlden mahrumiyet millet ve memleketin, mâna-yı hakikiyesiyle bütün istiklâlinden mahrumiyeti demektir” [3]

 Cumhuriyetimizi kuranların bağımsızlık konusunda gösterdiği bu titizliğe sonraki kuşakların aynı heyecanla sahip çıktıklarını söylemek ne yazık ki mümkün görünmemektedir. Hatta bu konuda “gaflet ve delalet ve hatta hiyanet” içinde davranıldığı bir çok örnek acıdır ki karşımıza çıkabilmektedir.

Ne yazık ki özgürlük ve bağımsızlık gibi sözcüklerin birer suç unsuru gibi görüldüğü ülkemizde süper güçlerin dayatmaları altında bağımsızlık demode bir kavram olarak sunulmakta ve ders kitaplarında dahi bağımsızlık başlığı altında bir bölüm bile yer almamaktadır.

Yine bu çerçevede “milli iktisat” kavramının yerini uluslararası pazar ekonomisi, ulusal kültür yerine süper güçlerin pazarladıkları ve her tarafımızı kuşatan yabancı bir kültür olan Koka Kola kültürü almış gibidir. Cumhuriyet değerlerini aşındırma süreci içinde demokrasi ve insan haklarının bizim için bir lüks olduğu düşüncesi çeşitli çevrelerce desteklenmekte ve demokratik cumhuriyetin yerine adil düzen adı altında şeriat yönetimi; millet ve milliyetçiliğin yerine de ümmet ve ümmetçilik dayatılmaktadır. Üstelik bunların hepsi de ortak düşman olarak Türkiye Cumhuriyeti'ni ve bağımsızlığını görmektedir.

Oysa bir toplum varlığını ancak bağımsız bir kimlik yaratabildiği ve bu kimliğini koruyabildiği ölçüde sürdürebilir. Türkiye şimdi, Atatürk'ün başlattığı ve zamanın akışı içinde bu güne değin, bir gel-git halinde hızını kaybetmiş olarak da olsa, her şeye rağmen süren ve ayakta kalan kültürel bağımsızlığını koruyacak ve geliştirecek politikaların üretilmesini bekliyor.

Bu noktada Atatürk'ün tam bağımsızlık hakkındaki düşüncelerini anımsamakta yarar var. O'na göre “Türk devletinin dayandığı esaslar Tam Bağımsızlık ve Kayıtsız fi;artsız Milli Egemenlik'ten ibarettir.” [4]

ımsızlık, ulusun varlığı ve hakları için bütün gücü ile bizzat kendisinin uğraşmasını öngörür. Tam bağımsızlık, devletin gelişmesini sağlayan önlemlerle birlikte, gelişmeyi olumsuz yönde etkileyen veya engelleyen etkenlerin ortadan kaldırılması ve özgürce gelişme için gereklidir. Ülkenin içişleri bakımdan dışa karşı bağımsız olmalıdır. Tam bağımsızlığın ve ulus egemenliğinin gerçekleşmesi ise öncelikle ekonomik güce bağlıdır:

 “Tam bağımsızlık için şu genel kural vardır, ulusal egemenlik için bir yasa vardır diyoruz. Bu gün de büyük bir zaferin etkenleri ve yapıcıları olduğumuzu ifade ediyoruz. Bu noktada, çok kesin olan bir gerçeği hep beraber tekrar etmek zorundayız. Bu kadar büyük, bu kadar kutsal ve ulu hedefler yalnız kağıt üzerinde ilkelerle ve yasa maddeleriyle ve sadece hırslarla arzularla elde edilemez. Tam olarak gerçekleştirebilmek için tek güç, gerçekten en güçlü temel ekonomidir.” [5]

Peki ekonomik kalkınma için ne yapılmalıdır? Öncelikle bilim ve aklın yol göstericiliğinde sürekli çağdaşlaşmaktır. Çağdaşlaşma Türk ulusunu geri bırakmış olan kurumları boş inançları yıkarak, yerlerine ulusu ilerletecek, çağa uygun kurumları derhal getirmek suretiyle gerçekleşecektir. Bunun için de çocuklarımızı ortak değerler etrafında yönlendirmemiz gereklidir:

“Çocuklarımızı aynı eğitim derecesinden geçirerek yetiştireceğiz. Kesinlikle bilmeliyiz ki iki parça halinde yaşayan uluslar zayıftır, hastadır.”
[6]

Eğitimde olduğu gibi ekonomide de eşitlik ve birliğin sağlanması gereklidir. Bunun için devlet ulusal gelirin dengeli ve uyumlu olarak dağıtımında, yönetiminde, kalkınmanın sağlanmasında, halk yararının gözetilmesinde etkin olmalıdır:

“Ulusal gelirin dağılımında, daha mükemmel bir adalet ve emek sarf edenlere daha yüksek refah sağlanması ulusal birliğin korunması için koşuldur. Bu koşulu sürekli göz önünde tutmak, ulusal birliğin temsilcisi olan devletin önemli görevidir.” [7]

Sonuç olarak Türkiye'nin gündeminin kısır politik çekişmelerden uzak bir şekilde bağımsızlık, ekonomik ve kültürel kalkınma, ulusal gelirin dağılımındaki adaletsizliklerin giderilmesi gibi temel konularda yoğunlaşması ve Atatürkçülerin bu temel konu ve sorunlara ilişkin düşünce ve çözümlerini sunması gerekmektedir.

Kaynaklar

[1] Söylev ve Demeçler, II, s.107.
[2] İnönü'nün Atatürk haftası dolayısıyla 15.11.1960'da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde yaptığı konuşmadan nakleden Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, III, İstanbul, 1983, s.115.
[3] Nutuk, I, s.135-138.
[4] Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, II, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü yy., Ankara, 1945, s.91.
[5] a.g.e., 107.
[6] a.g.e., 45.
[7] Ayşe Afet İnan, Medeni Bilgiler ve Atatürk'ün El Yazıları, TTK yy., Ankara, 1969, s.144.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Abdullah, 28.05.2014, 23:10 (UTC):
Atatürk'ün tam bağımsızlık süreci nereden gelmektedir ?
Bu konuyu kısaca açıklarsanız sevinirim.

Yorumu gönderen: zeyt, 22.09.2010, 17:36 (UTC):
süper



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36833402 ziyaretçi (102986709 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.