Tanrı ve ATM Makinesi Üzerine
 

Tanrı ve ATM Makinesi Üzerine

Akhenaton

Öncelikle konu başlığında “Allah” ismi yerine “Tanrı” kelimesini kullanmamın sebebi, yazının sadece İslâmî bir yazı değil bütün semâvî dinlere hitap eden bir yazı olduğunu vurgulamak içindir. “Tanrı” kelimesinin “Allah” ismini karşılamadığını ya da Allah’a Tanrı denilemeyeceğini düşünenler olabilir hatta bu yüzden bu yazıyı eleştirecek olanlar da. Ne şekilde olursa olsun, her fikre saygı besliyorum. Nihayetinde her insanın düşünceleri birbirinden farklıdır. Ama Kurân, bize şunu söylüyor:

(…) “İster Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na hastır.” (…) (Diyanet Meali, İsra Sûresi, 110)

Bu âyetin sadece yukarıdaki iki isim, Yani Allah ve Rahman isimleri için değil, bütün tevhidî dinlerde tek bir Yaratıcı’yı betimlemek için kullanılmış tüm isimler için geçerli olduğunu düşünüyorum. Yani adı ister Allah olarak bilinsin, ister Yahve, ister farklı dillerdeki God, Tanrı, İlah, Rab… Bütün bu isimler ya da farklı dillerdeki diğer karşılıkları, insan, cin ya da diğer tüm varlıkların Melik’i ve İlâh’ı olan Yaratıcı’yı yani Tanrı’yı tanımlar. Kelime-i Tevhid, şöyledir: Lâ İlahe İllallah. Yani Allah’tan başka Tanrı/İlah yoktur. O zaman Allah, aynı zamanda hiçbir alternatifi olmayan tek bir İlah’ın ve Tanrı’nın bizzat kendisidir. Allah isminin bütün dillerin üzerinde bir ad mı yoksa Rahman, Kuddûs, Rahim gibi kökleri Arapça olan türetilmiş bir isim mi olduğu elbette tartışılabilir. Ama bu da bu yazımızın konusu değil şimdilik.

Bahsini açacağım konuysa, İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik’te Tanrı’nın ya da Yahve’nin ya da Allah’ın dualara yanıt verişinin yanlış algılanışı ve Allah’ın “Alaaddin’in Sihirli Lambası”ndaki gibi sadece dilekleri yerine getiren bir cin ya da paraya ihtiyaç duyduğumuzda kartımızı kullanmak için başvurduğumuz bir ATM makinası değil; bütün sıfatlarını bize dualarda O’na ulaşmamızı sağlayan büyü sözleri gibi kodlar olarak kullanmamız yerine kendisini TANIMAMIZ için bize bu isimleri ve anlamlarını bildiren Kainat’ın Efendisi, Rabbi ve İlah’ıdır.

Esmaül Hüsna, yani O’nun Kuran’da geçen güzel isimleri (ve Tevrat ve Zebur’daki diğer isimleri), eski din bilginleri ya da din gelenekleri tarafından yanlış yorumlanmış ve bu yanlış yorum sonucunda bu isimler, birer gizli büyü ritüeli kelimeleri haline dönüştürülmüştür. Oysa din ve Allah, bir cadılık sistemi değil, insanın bu evrendeki nihâî yolculuğuna ışık tutan, insana yeryüzünde sadece Allah’a kulluk, Hıristiyanlığın deyimiyle ise paydaşlık etmesi için yaratıldığını, bu dünyanın geçici olduğunu, gerçek ve sonsuz yaşamın ise bu dünyada yaptığımız iyilikler ve kötülüklere bağlı olarak ölüm sonrası ahiret âleminde başlayacağını hatırlatmak için peygamberler aracılığıyla bize ulaşan mesajlar ve bu mesajın sahibi olan, doğmayan ve doğurmayan, bize kendisine kulluk etmek ya da isyan edip benliğimizin isteklerine yönelmek arasında serbest bırakan tek ama tek bir İlâh’ın kendisidir.

Dinin ve özel anlamda duanın yanlış yorumlanmasının sebeplerinden en önemlisi, Allah’ın tanınmasının önüne geçilmiş gelenekçi din anlayışıdır. Bu anlayışa göre Allah, eski ilkel dinlerden ve Hint sofizminden etkilenerek “Uzak ve Ulaşılmaz Bir Yaratıcı” olarak düşünülmüş ve insanla Allah arasındaki ilişki, sadece O’na yapılan dualara indirgenmiştir. Oysa Allah, sadece bizi sıkıntılarımızdan kurtarmak için başvuracağımız ya da işlerimizi halletmesini istediğimiz fonksiyonel bir araç değildir. Bizim tüm dileklerimizi gerçekleştirecek Alaaddin’in Sihirli Lambası’ndaki cin değildir. Allah, bir gazoz açacağı, bir dilek ağacı, bir su bakracı, bir ATM makinesi, bir jetonlu telefon, bir dilek perisi DEĞİLDİR. O, yaşayan, öncesi sonrası olmayan, hüküm veren, yöneten, her şeyi gören, duyan, işiten, her saniyemizde bizimle birlikte olan DİRİ bir Tanrı’dır. Yani bir eşya ya da doğru kelimeleri kullandığımızda harekete geçip dileklerimizi yerine getirmek zorunda olan BİR KÖLE ya da EMİR ERİMİZ değildir.

Allah, bizim içtenlikle ettiğimiz her duamızı duyar ve işitir. Ama O’nun bilgisi, bizim bildiklerimizin çok üstündedir. Bu yüzden insan, acelecidir. Çoğu kez ihtiyacı olduğu şeyi bilmez ve gerçekleştirmekte bu yüzden acele eder:

“İnsan iyiliğin gelmesine dua ettiği gibi, kötülüğün gelmesine de dua eder. Esasen insanoğlu acelecidir.” (İsra Suresi, 11.)

Oysa bizim, hayır sandığımız şeylerde bir şer, şer sandığımız şeylerde ise bir hayır vardır:

“Olur ki, siz bir şeyi seversiniz; ama o, sizin hakkınızda bir fenalıktır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi 216)

Sitede en çok rastladığım dua ilgili yorumlardan biri de herhalde ERKEK ÇOCUK olması için edinilen ve istenilen dualardır. Oysa her çocuk, bize O’ndan bir lütuf ve hediyedir. İslamiyet öncesi dönemde insanlar, kendilerine erkek çocuk bağışlaması için putlara adaklar adıyorlar ve tapınıyorlardı. Kız çocuk ise onlar için utanç sebebiydi. Bir kız çocuğu dünyaya geldiğinde onu gizlice çölde diri diri toprağa gömüyorlar, kendilerine lütfedilen hediyeye ve bu lütfun sahibine karşı açıkça günah işliyorlardı. Çöl’ün karanlığını o kumlara gömülen yeni doğmuş, günahsız kız çocuklarının çığlıkları dolduruyordu.

O karanlık dönemden sonra İslam’ın ışığında bile bu geleneğin hala sürmesi ve bir kız çocuğumuz olacağını öğrendiğimizde yüzümüzü kaplayan üzüntü ve keder, daha onları doğmadan çölün kumları arasına gömmek değil de nedir? Elbette ileriki yıllarda bize hayırlı erkek çocuklar da verecektir ya da bizim için hayırlı olan, bize verilmiş olandan ibarettir. Allah’ın ya da Tanrı’nın bize verdiğini beğenmeyişimizin duası mı olur? Evet, insan, acelecidir. Bir şeyi çok isteriz, ama o şey bizim hakkımızda fenalıktır. Allah bilir, biz bilmeyiz. (Bakara 216.)

Diğer yanlış yorumlanan bir konuda Tanrı’yla aramıza ördüğümüz kalın duvarlar, onu hayatımızdan uzaklaştırıp “Uzak Tanrı” algılamalarımızdır. Oysa O, bize şahdamarlarımızdan daha yakındır. Ona ulaşmak için süslü cümlelere, bilinmeyen kelimelere, kısaca kapı açan gizli anahtarlara, kodlamalara, özel saatlere ya da özel mekanlara ihtiyacımız yoktur. Çünkü O’nun için zaman ve mekan yoktur. O, bütün kısıtlamalardan, kutsal zannedilen zaman ve mekan algılarından, özel günlerden ve gecelerden ve saatlerden münezzehtir.

Tabii ki bu, havas kitaplarını yazan din âlimlerinin değil benim kişisel din algılayışımdır. Eleştirilir ya da haklı görülür. Ama dua ile ritüel arasında bir ayrımın olması gerekir ki, biri tevhid inancı, diğeri pagan inancıdır. Biri “eşhedü” yani şahitlik edici kul bilinci, diğeri ise bir dileğin gerçekleşmesini ritüel ve büyüye bağlayan pragmatik wicca ritüel ve tutumlarıdır. Şu halde din ve cadılık, yolları bakımından benzer görülemez ya da Hint inanışlarındaki tekrar eden mantralar/kutsal sözler, semavi dinlerin, yani Yahudiliğin, Hıristiyanlığın ve İslam’ın her şeyi duyan ve işiten Rabbi ile bağdaştırılamaz, gizli kodlar ve tapınışlarla bu dinler, ezoterikleştirilemez.

En başta da belirttiğimiz gibi, zaten bize şah damar kadar yakın olan bir Allah’a ulaşmamıza zaten gerek yoktur. Aldığımız her nefesten haberdar olacak kadar bize zaten yakın, dualarımızı işitecek kadar her an zaten hazırdır. O, uyuklamaz, dalgınlığa düşmez. Dinlenmek için köşesine çekilmez. Kapısını çaldığınızda, evde yokum ya da işlerim var, meşgulüm demez. Bütün dillerde insanların düşüncesini ve dile getirdiklerini bilir. Bu yüzden O’nun dikkatini çekmeye ya da Türkçeden başka diller bilmeye ihtiyacımız yoktur. Çünkü bütün dilleri var eden O’dur. Adem’e varlıkların ismini öğreten de O’dur.

Dua konusunda en büyük yanlış algılarımızdan biri de yine Allah’la kul kopukluğuna dayanan algılardır. Çoğu insan, doğrudan Allah’a ya da Tanrı’ya ulaşılamayacağını, bir aracı ya da aracılar gerektiğini ya da Allah’ın/Tanrı’nın sıradan insanların duasını işitmeyeceğini, biz insanları değersiz gördüğünü düşünür. Oysa bu doğru değildir. En azından gerçek din orijininde bu böyle değildir. Dua, sadece Allah’la insan arasındadır ve bu ikisi arasında hiçbir insan ya da cin bir varlıktan ya da yüzü suyu sayılan bir hürmetten söz edilemez. Ne tapınma derecesine varan şeyhler Allah’ın dostları ya da Allah’ın kainatı birlikte yürüttüğü iş ortaklarıdır ne de cinler Allah’ın yardımcılarıdır. (O, oğul, sevgili, dost, ahbap, ortak ya da yardımcı edinmez.)

Bugün toplumumuzu maddi ve manevi anlamda sömüren haşhaşi ya da paralel din tüccarlarının TV kanallarında sürekli Allah’la insanlar arasında mekik dokuyan beyaz sakallı kişilerin doldurduğu bilmem “kaçıncı boyut” dizilerinin esas amacı, Allah’la insan arasındaki bu bağa sızarak maddi çıkar ve eskiden (Amon rahiplerinden) beri gelen güç ve iktidar hırsıdır. Bu tür dizilerdeki Allah’la insan arasındaki yalancı köprülerin hepsi de, sadece insanları aldatmaktan ve insanlara tuzaklar kurmaktan başka hiçbir işe yaramayan “afyoncu” inanç düzenidir. Bugün “Bize paralel diyen cennete gidemez.” diyecek kadar küstahlaşmış ve kendini tanrılaştırmış bu akıl hastası güruhla dün tek bir Tanrı inancını Mısır’a getiren Kral Akhenaton’un savaştığı din tüccarı Amon rahipleri arasında hiçbir fark yoktur. Allah adına konuşan ve cennetin anahtarını elinde tuttuğunu iddia edebilecek kadar akıl bozukluğu yaşamış bu tür insanların Allah’lık iddia eden bir Nemrut’la hiçbir farkı da yoktur.

En son bahsedeceğimiz yanlış dua algısıysa, yine yazının başında özetlediğimiz Esmaül Hüsna, yani Allah’ın güzel isimleri hakkındadır. Tevrat’ta da “Esmaül Hüsna” türünden Allah’ın diğer bilinen adıyla Yahve’nin 72 ismi olduğuna Yahudilerce inanılmaktadır. Bu 72 isim, Yahudi Kabalacılığında kullanılmakta ve her isim için farklı bir ritüelle isimler zikredilmekte ve büyüye alet edilmektedir. Bu yanlış algı, birçok İsrailiyat mevzusu gibi İslam’da da yer edinmiş, Allah’ın Kuran’da geçen isimleri, O’nu tanımak ve O’na şahitlik etmek etmek yerine bu isimlerden faydalar umulmuştur. Oysa bu isimler, Tanrı ile kul arasındaki şahitlik bilincidir. Faydacılık ve menfaat edinmekten çok bu şahitlik bilinciyle, yani O’nu doğru tanımamız ve bilmemiz için vardır.

Bu 99 ismin birer tılsımlı kelimeye dönüştürülüp yanlış kullanılmasının bir sonucu da, Allah’ı bu tılsımlar/jetonlarla işleyen bir ATM makinesi gibi algılamamıza yol açmıştır. Başta da söylediğimiz gibi Allah, dileklerimizi gerçekleştirmek zorunda olan Alaaddin’in Sihirli Lambası’nın cini değildir. Kimi zaman duaları aynıyla yanıtladığı gibi kimi zaman da acele ettiğimiz isteklerimize karşı bize el-Latif sıfatıyla tezahür eder ve dualarımızdakini değil, bize gerçekten ihtiyacımız olan şeyleri gizli yollardan bize verir. Bu yüzden de en genel-geçer ve doğru olan dua, kendimiz için doğru düşündüğümüz şeyi istemek yerine kendimiz için en hayırlı olanı istemekten ve isteklerimizi dahi O’na teslim etmekten ibarettir. Bir Hıristiyan için de, bir Yahudi için de, bir Müslüman için de...

Akhenaton,
22 Ekim 2014.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Elbette , 27.06.2016, 12:15 (UTC):
Benim gibi düşünen birileri varmış

Yorumu gönderen: huda , 20.05.2016, 07:39 (UTC):
bu ne ya, o zaman hic kimse hic bir sey dilemesin, istemesin, robot gibi yasasin.. sadece Allaha tevekkul ederek, hic bir sey istemeden sadece hayirli isteyerek yasasin, dusunmesin, calismasin oysa nasibde ne vardit onu verecek Allah deyerek yasasin.. katilmiyorum

Yorumu gönderen: Akhenaton, 23.10.2014, 14:36 (UTC):
Eleştirileriniz ve değerli görüşleriniz için teşekkür ederim Jetpower. Ve güzel yorumlarınız için Meraklı68 ve Ayşegül Hanım, size de teşekkür ederim.

Yorumu gönderen: jetpower, 23.10.2014, 14:22 (UTC):
Çok güzel bir yazı yazmışsın fakat bir yerde içindeki kini kusarak yazıyı çirkinleştirmişsin.

"Kimse bize paralel dediğiniz için cennete gidemezsiniz demiyor...
Efendimizin (s.a.v.) beyanıyla "Kim bir mü'mine kafir derse, ya o kafirdir ya da diğeri".. Mü'minleri yaftalayıp, ezerek, hakaret ederek bir iş yapmak, hatta herhangi bir canlının hakkına-hukukuna tecavüz etmek mahşer günü helalleşmeyi gerektirir. Sen helalleşmeden cennete nasıl gidiyorsun... Allah cc bana şirk hariç her türlü günahla geleni affederim fakat kul hakkı müstesna derken sen onu bunu aşağılayıp, hakaret ederek nasıl cennete gitmeyi düşünüyorsun.

Her türlü hırsızlığı, rüşveti, irtikapı işle... 77 milyonun hakkına tecavüz et... Suçu da başkalarına atarak hakaret et.. Ondan sonra ben sütten çıkmış ak kaşığım diyerek demogoji yap... DEMOGOJİ İBLİSİN bir numaralı silahıdır.. Sen git demogojini yalan söyleyerek kandırabileceğin insanlara yap..."

Sevgili kardeşim burada yazdıklarım senin şahsına değil, söylediğin fikre eleştiridir. İslam'ı doğru anlayıp ona göre konuşacaksak, bunları söylemek lazım... Hakkını helal et...

Yorumu gönderen: meraklı68, 23.10.2014, 10:40 (UTC):
Çok güzel bir yazı olmuş sayın admin. Gerçek islmiyeti anlayan ve insanlara anlatan herkesten Allah (c.c) razı olsun.

Yorumu gönderen: Ayşegül, 23.10.2014, 07:24 (UTC):
İlk yorumumda yanlış ifade ettiğim iki yer için düzeltme:(Tabii bir de dularımızın kabulünün kesinlik kazanması için pazarlık ve rüşvet yoluna gidiyor gibi..) değil de, "Tabii bir de dualarımızın kabulünün kesinlik kazanması için pazarlık ve rüşvet yoluna gitmemiz gerektiğini düşünmemiz de bu şekilde oluşmuş olsa gerek." olarak yazılacaktı.
İkinci düzeltme ise:(Allah'ın gerçek sözlerine kulak tıkamak, görmezden gelmek ve düşünen akıl sahibi insanlar olmak yerine, bizim adımıza başkalarının düşünmelerine, karar almalarına izin verirsek, Allah ile aramızda bir bağ oluşturmak mümkün olabilir mi?) Değil de, "Allah'ın kendi sözlerine kulak tıkarsak, görmezden gelirsek, düşünen, akıl sahibi insanlar olmak yerine, başkalarının bizim adımıza düşünmelerine ve kararlar almasına izin verirsek, Allah ile aramızda bir bağ oluşturmamız mümkün olur mu?" olacaktı..

Yorumu gönderen: Ayşegül, 23.10.2014, 07:05 (UTC):
Allah'ın ulaşılması zor olduğuna inanılmasının sebebi, toplumsal uygulamalar olsa gerek... Düşünürsek, seçim zamanı kapı kapı bizden oy isteyenler, sonrasında tamamen ulaşılmaz olurlar. Bir müşkülümüz olduğunda ilgili makama derdimizi anlatana kadar türlü merhalelerden geçmemiz gerekli.Tabii bir de işimizn görülmesi için hediye(!)de götürmek yanımızda. Nerede öyle, kapısını çalınca buyur eden bir devlet büyüğü? Paşa gönlü razı gelirse, bir de bu şans size tesadüf ederse, belki... Sanırım insanlarda da Allah'a ulaşmanın zor olacağı olgusu böyle yerleşti. Tabii bir de dularımızın kabulünün kesinlik kazanması için pazarlık ve rüşvet yoluna gidiyor gibi.. Eh, insanoğlu böyle yaparsa, alemleri yaratana ulaşmak için kim bilir neler yapmaz diye düşünmüş olsalar ki, tarih, bunu istismar eden, din ve Allah adına hayasızlık eden pek çok örnekle dolu.. Tanrı, Allah, Yahve, Baghvaan, adını ne ile çağırırsak, çağıralım, daha biz dile getirmeden duyar çünkü kalpleri en iyi bilendir. Yani, dualarımız, niyazlarımız henüz kalbimizden dilimize ulaşmadan O zaten bilir... Filmlerde görürüz "Allah böyle istiyor, Tanrı şöyle emrediyor" vs. vs... Bir de bunu söyleyenler topluma liderlik eden karakterler olunca, insanlar körü körüne bir bağlılık ve inanç oluşuyor. Peki bunun sebebi ne? Allah'ın gerçek sözlerine kulak tıkamak, görmezden gelmek ve düşünen akıl sahibi insanlar olmak yerine, bizim adımıza başkalarının düşünmelerine, karar almalarına izin verirsek, Allah ile aramızda bir bağ oluşturmak mümkün olabilir mi? Bence insanoğlu, Allah'ın kudretini halen idrak edemiyor. "Ol" deyince alemlerin yaratıldığına kafası basmıyor bir türlü ki, küçük arzuların peşinde koşuyor... Çünkü, dua ederken:" bana şunu verebilir misin, yapabilir misin?" vs vs. gibi söylemlerde bulunuyor. Oysa dualarda Allah'ın gücünden emin olmak gerekir ve ona tamamen, kalben güvenmek gerekir.. Sayılardan, isimlerden ya da tuhaf kelimelerden ziyade duanın edilişinde ki samimiyettir önemli olan. Kitabımızda der ki:"Dualarınız olmasa siz ne işe yarardınız?" dua sadece bir dilek kuyusu değil aynı zamanda kulun yaratacısıyla irtibata geçme yoludur. Evet, Allah kalpleri bilir ama dil ile ikrar ister. Nasıl olsa isteğimi biliyor neden ben söylemeden vermiyor diye de düşünenler var. Herşeyi mekanikleştirerek tembelleşen insanoğlunun işgüzarlığı işte. Çok güzel, kendi içinde oluşabilecek eleştiri ve yorumlara yine kendi içinde cevaplar veren dört dörtlük bir yazı... çok çok teşekkür ederiz..



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36843225 ziyaretçi (103002432 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.