Tarık Yıldızı
 

Târık Yıldızı

.وَالسَّمَاء وَالطَّارِقِ وَمَا أَدْرَاكَ مَا الطَّارِقُ النَّجْمُ الثَّاقِبُ

«Göğe ve Târık'a andolsun. Târık'ın ne olduğunu sen ne bileceksin? O, (ışığıyla karanlığı) delen yıldızdır.»

Bazı müfessirler, Târık (Gece vakti gelen) olarak tanımlanan şeyin sabah yıldızı olduğunu; çünkü onun gecenin bitimine doğru göründüğünü ileri sürerler. Diğerleri ise (Zemahşerî ve Râgıb gibi) genel mânâda onu "yıldız" cinsi olarak anarlar. Şimdi bu ismin kökünü analiz edersek, BİR ŞEYE VURDU veya BİR ŞEYİ DÖVDÜ (TARTAKLADI) anlamındaki "taraka" fiilinden türetildiğini görürüz. Bu nedenle "taraka'l bâb", "kapıyı çaldı" anlamına gelir. Mecâzî olarak da "gece vakti gelen herhangi bir şeyi" ya da "herhangi bir kimseyi" gösterir. Çünkü bir eve gelen kişinin kapıyı çalması beklenir (Tâcu'l Arûs).[1]

Târık, aslında "tark" kökünden ism-i fâildir. Tark, bir ses işitilecek şekilde şiddetle vurmak, çarpmaktır. Bu asıl mânâsından genişletilerek bunun gerektirdiği birçok mânâda kullanılmıştır. "Çekiç" ve "çomak" mânâsına "mıtraka" bu köktendir. Yol mânâsına gelen "tarîk" da bundan türetilmiştir. Zira yolcular ona ayak vururlar. Buna göre "târîk", esasen "tokmak vurur gibi şiddetle vuran" demek olduğu halde sonra ayak vurmak, yol tepmek mânâsıyla lügat örfünde yola giden yolcuya isim olmuş ve bu mânâda yaygın şekilde kullanılarak hakikat olmuştur. Sonra "gece gelen" mânâsında özelleşmiştir ki geceleyin gelip kapı çalan veya gönül hoplatan ziyaretçi mânâsını ifade eder. Mastarı "tark" ve "turuk"tur. Sonra bu mânâdan genişletilerek her ne olursa olsun geceleyin ortaya çıkıp göze, gönle çarpan her şeye, hatta hayalî görüntülere dahi târık denilmiştir. Nitekim Şair:

"O hayal gördü ve hiçbir tarafa meyletmedi. Oysa kervanlarımızı hızlandırma açısından gece kadar etkili bir şey yoktur."

demiştir. Bizim "zihne çarpmak" tabirimiz de bu türdendir.[2] "Târik" sözcüğü de esasen "tokmak vurur gibi şiddetle vuran" demek olmasına rağmen, "ayak vurmak, yol tepmek" manasıyla lügat örfünde (dilbilgisi geleneğinde) "yola giden yolcu"ya isim olmuş ve bu anlamda yaygın şekilde kullanılır olmuştur. Daha sonra geceleyin kapıyı çalarak yürek hoplatan ziyaretçi manasında özelleştirilerek "gece gelen" anlamında kullanılan "Tarık" sözcüğü, bu manasının genişletilmesi sonucu, geceleyin ortaya çıkıp yürek çarptıran maddî veya hayalî her şey için kullanılır olmuştur.[3]

Bir de Târık, özellikle sabaha karşı doğan sabah yıldızına da denir. Burada Târık, yemin ile cevabı arasında bir ara cümlesi olarak şöyle tefsir olunuyor:

«Bildin mi sen, Târık nedir? Karanlığı yaran yıldızdır."

Üzerine yemin edilen o Târık, delen yıldızdır.[2]

"Tarık" sözcüğünün "tokmak gibi şiddetle vuran, vuruşu olan" manasına geldiğini yukarıda açıklamış idik. Burada ise "Tarık"ın bir "necm" olduğu bildirilmektedir. "Necm" sözcüğünün "yıldız" manası dikkate alınırsa, bir çok eserde yer aldığı gibi "Tarık"ı; "vuruşlu yıldız" olarak kabul etmek mümkündür. Ancak bu "vuruşlu yıldız"ın, her insan üzerinde bulunan bir takım koruyucuların varlığına kanıt teşkil etmesi (delil gösterilmesi) ise biraz düşündürücüdür. Ama Yüce Rabbimizin, kasem cümlesinin içine bir parantez açarak "Tarık"ın; "delip geçen necm" olduğunu belirtmesi, "Tarık"ın hangi açıdan delil olma konusundaki müşkülü ortadan kaldırmaktadır. Bu açıklamalara göre, her insanın üzerinde yaratılıştan birtakım koruyucular olduğu iddiasının kanıtı ve tanığı olarak; Kurân (Tarık) ve bilginler (Sema) gösterilmiş olmaktadır. Yani Kurân'da ileri sürülen herkesin üzerinde bir takım koruyucular bulundurur yolundaki tezin doğruluğunun kanıtı olarak; bilim adamları, yani bilim adamlarının yapacakları araştırmalar sonucunda elde edecekleri bulgular gösterilmiştir. Bu da, şu demektir: İnanmıyorlarsa, buyursunlar bilim adamları kendileri araştırsınlar.[3]

Necm-i Sâkıb, delik mânâsına "sakb" kökünden "delen yıldız" demek olup ışığının kuvvetinden dolayı karanlığı deliyor gibi görünen her parlak yıldıza denir. Nitekim aynı mânâ ile şihaplara yani kıvılcımlara veya akan yıldızlara da "sâkıb" denilir. Bir de kuş yukarı yükseldi demek olan tabirinde olduğu gibi sakb, yükselme mânâsına gelir ki bazıları bu mânâyı göz önünde bulundurarak necm-i sâkıb, yüksek yıldız demek olduğunu söylemişlerdir. Şu halde النَّجْمُ الثَّاقِبُ 'nün başındaki "lâm" cins ifade eden lâm olmak üzere, gece doğan herhangi bir parlak veya yüksek yıldız cinsi veya lâm ahd için olarak, sabah yıldızı ve İbn-i Abbas'tan bir rivayete göre Cediy yıldızı veya Sûresi'nin başında geçtiği gibi Süreyya veya Kur'ân yıldızı olmak ihtimali de vardır.

İlk akla gelen Sabah yıldızı olmakla beraber Târık, manevi şeyler için de kullanılabildiğine ve "yıldızla da yol bulurlar" (Nahl, 16/16) mânâsınca yıldızda bir hidayet ve yol gösterme mânâsı olduğuna göre "Necm-i Sâkıb"tan maksadın geceleyin gökte doğan herhangi bir parlak yıldızın göze çarpması halinde ışığın şuurumuzda parlayışı gibi manevi semadan nefislerimize gelip vicdanımıza işleyen ve zihnimize nakşedilerek bizi içimizdeki ve dışımızdaki karanlıklardan çıkaran iman ve kesin inanç nurlarıyla manevi kalbe doluşları ve ilâhî irşatları kapsaması daha uygundur. Yani, göğe ve sizi karanlıklardan aydınlatmak için yıldız gibi şuurunuza çarpan ve maddenizi delip gönüllerinize işleyen hak nuruna yemin olsun.[2]

“Tarık” kelimesini açıklayan “e'n-necmu's-sakıb” ifadesi, belli bir yıldız için kullanılabildiği gibi, “gündüzleri kaybolup gizlenen, geceleri ortaya çıkıp ışıklarıyla karanlığı delip geçen gökteki bütün yıldızlar” için de kullanılabilir. Yani, “el-necm” kelimesinin başındaki “el” takısı, belli bir yıldızı gösteren “ahd-ı haricî” anlamına geldiği gibi, bütün yıldızları gösteren “ahd-ı cinsî” anlamına da gelebilir. (krş. Razî, Ebu's-Suud, Şevkânî, İbn Aşur; ilgili ayetin tefsiri). [4]

Kurân'ın ifâde tarzında  "Târık", felâketin ve sıkıntının derin karanlığında bunalmış bir insana zaman zaman gelen semâvî bir teselli ve rahatlamayı; veya belirsizliğin karanlığını gideren ânî,s ezgisel bir aydınlanmayı, yahut da âdetâ insanın kalp kapılarını çalan ve böylece hem teselli ve rahatlama, hem de aydınlanma fonksiyonlarını gören ilâhî vahyi ifâde eden bir mecâzdır.[1]

Farklı Bakış Açıları

Târık ve Vuruşlu Yıldız

Kurân'ın 86. suresinin adı Tarık'tır. Kurân çevirilerinin birçoğunda "Tarık" kelimesi, özel isim gibi yazılıp, anlamı çeviride verilmemiş, fakat açıklamalarda anlam açıklanmıştır. Oysa kelimenin en temel anlamı olan "Vuruş" diye ayet çevrilirse, kozmolojik fizik ile ilgilenenler Kurân'ın bir mucizesine daha tanıklık edebilirler.

1967 yılında İngiltere Cambridge üniversitesi'nde Jocelly Bell düzenli ve ısrarlı bir radyo sinyali yakalar. Radyo sinyalinden kalbin vuruşları gibi düzenli vuruşlar gelmektedir. O zamanda Uzay'da böyle düzenli vuruşların kaynağı olabilecek bir gök cismi bilinmiyordu. Bu yüzden bu sinyallerin, başka gezegenlerdeki akıllı yaratıklar tarafından gönderildiğine kanaat getirilir. Büyük bir heyecanla davetiyeler bastırılır, basın kuruluşlarına haber verilir ve LGM adı verilen görkemli bir seminer düzenlenir. LGM (Little Green Men) "Küçük Yeşil Adamlar" demektir ve Evren'de akıllı yaratıklarla irtibat kurulduğunu simgelemektedir. Çok kısa bir süre sonra söz konusu sinyallerin kaynağının nötron yıldızlarının çok büyük bir hızda dönmeleri olduğu anlaşılır. Böylece nötron yıldızlarına bir ad daha takılacaktır: "Pulsarlar". Jocelly'in buluşu uzaylılarla irtibatı sağlayamamıştır ama Pulsarların keşfini sağlamıştır. İngilizce'de "pulsate", nabız gibi vuruşları ifade eden bir kelimedir. "Pulsation" da "vuruş, titreşim" demektir. Bundan da nötron yıldızlarına takılan "Pulsar" isminin Kurân'da geçen "Tarık" yani "Vuruş" ismiyle uyumlu olduğu anlaşılmaktadır.

Tarık suresinin ikinci ayetinde "Vuruşlu yıldızın(Tarık'ın)" insan zihni tarafından kavranmasının zor olduğu vurgulanmaktadır. 2. ayette geçen "Ve Ma Edrake" ifadesinde geçen "edrake" kelimesi Türkçemize "idrak etmek" olarak Arapçadan girmiştir ve "kavramayı, anlamayı" ifade etmektedir.

Pulsar'ı incelediğimizde ayetin bu mucizevi yönüne de tanık olmaktayız. Pulsar'ın içinden alacağımız bir kaşık madde bir milyar ton gelmektedir. Pulsar'dan alacağımız çok ufak bir maddeyi eğer yeryüzüne bıraksak Dünyamızın öbür ucuna kadar bir delik açıp çıkardı. Oysa Dünya'da herhangi bir maddenin bir kaşığı birkaç gramı geçmez. Sırf bunu düşünmek bile Pulsar'ın kavranması ne kadar güç bir yıldız olduğunu ortaya koyar. Güneş'in bir kaç misli büyük yıldızlar sıkışarak Pulsar'ı oluşturur. Oysa bir Pulsar'ın çapı 15-20 km'dir. Dünyamızı aynı şekilde sıkıştırsak Dünyamız 100 metre çapında bir küre olurdu. Dünyamız 24 saatte kendi etrafındaki dönüşünü tamamlar, oysa Pulsar bir saniyede defalarca kendi etrafında döner. Pulsar'ın hem dönüşündeki hızı, hem tüm bu bilgiler Tarık suresinin 2. ayetinde "Vuruşlu yıldızın (Tarık'ın, Pulsar'ın)" kavranmasının ne kadar zor olduğunun belirtilmesinin ne kadar mucizevi olduğunu göstermektedir.

Ayette geçen yıldızın Satürn, Venüs gibi yıldızlar olabileceğine dair eskiden tahminler yapılmıştır. İlk Boşnakça Kurân tercümesini yapan Mustafa Mlivo bu tahminlerin hatalı olduğunu Tarık'ın Pulsar olduğunu söyleyerek özetle şöyle demektedir: 86 Tarık suresi 13 ayetlerde şunlardan bahsedilir:

1- Vuruş yapmak
2- Bir yıldız olmak
3- Delmek

Uzaydaki hiçbir gök cismi bu kriterleri karşılamaz (Pulsar dışında) çünkü;

  1. «Hiçbir gök cismi vuruşlar şeklinde tarif edilemez
  2. Ayette bahsedilen yıldızdır.(Satürn, Venüs gibi gök cisimleri gezegenlerdir.)
  3. Pulsar güçlü radyasyon ve radyo dalgaları yaymaktadır. 3. ayette geçen "sakıb" kelimesine "karanlığı delmek, yanıp tutuşmak, nufüz etmek" anlamları verilmektedir.»

Görüldüğü gibi ancak 1970 yılına gelindiğinde yeni keşfedilen bir yıldızdan Kurân 1400 yıl önce bahsetmektedir. Vuruşları olan bir yıldızın ne anlama geldiğini binlerce yıldır kimse tahmin edemediğinden "Tarık" kelimesi, özel isim gibi Arapçasının aynısıyla çevrilmeden çevirilere yazılmış, ancak dipnotlarda, sözlüklerde ve tefsirlerde anlamı açıklanmıştır.

Gökyüzünde çok ince hesaplarla, çok muhteşem olaylar oluşmaktadır. Hiç kimsenin kafadan iki cümle atıp da gökyüzünde oluşan olaylar hakkında isabetli bir tahmin yapabilmesi, dediğine uyacak bir cismin gökyüzünde tesadüfen bulunması beklenemez. Kurân'ın her cümlesinde, her kelimesinde nasıl inceliklerin olduğu, Kurân'ın her sorusunda, her vurgusunda ("Vuruşlu nedir, kavrayabilir misin?" örneğinde olduğu gibi) nasıl derin anlamların saklı olduğu Kurân ne kadar çok araştırılırsa o kadar iyi anlaşılmaktadır.[5][3]

Nötron Yıldızı ve Tarık Suresi

Bilim adamları Güneş'e benzer yapıdaki üç parlak yıldızın sesini kaydedildiğini açıkladı. Geçtiğimiz yıllarda Corot uzay teleskopu kullanılarak kayıtların yapıldığını belirten bilim adamları, seslerin kalbin nabız atışlarına benzediğini söyledi.

Yıldız seslerinin yaklaştıkça da kapı çalması veya tokmaklanması gibi ses çıkardığını vurgulayan bilim adamları, bu yöntem sayesinde ilk kez, 100 ışık yılı uzaklıktaki yıldızların doğasına ilişkin bilgilerin elde edildiğini bildirdi. Yıldız sismolojisi adı verilen ses kayıt tekniği, uzay bilimcilerin giderek daha çok ilgilendikleri bir araştırma yöntemine dönüşüyor.

Kalifornia Üniversitesinden Richard Rothschild, yıldızların hem içlerinde hem de dış kabuklarında benzeri sesler çıkardığını açıkladı. Bir güneş gibi olan nötron yıldızlarındaki patlamaların ardından parlak bir yıldız doğurduğunu belirten Rothschild sözlerini şöyle bitiriyor; “This explosion was akin to hitting the neutron star with a gigantic hammer, causing it to ring like a bell/Bu patlama nötron yıldızına dev bir tokmak gibi çarpıyor ve ardından zil sesi gibi ses çıkarıyor.”

Mısırlı ünlü bilim adamı Prof. Dr. Zağlul en-Neccar (Zaghloul Al-Najjar), yıldız sesinin kaydedilmesi ile Kurân-ı Kerîm'deki bir mucizenin daha aydınlatıldığını belirtti.

Kurân-ı Kerîm'deki Tarık Suresinin buna işaret ettiğini ifade eden Prof. Dr. Zağlul, Arapça olan Tarık'ın manasının "[bir şeye] vurdu" veya "bir şeyi [döğdü/tokmaladı]" anlamındaki taraka fiilinden türetildiğini, bu nedenle, taraka'l-bâb, "kapıyı çaldı/tokmakladı" anlamına geldiğini söyledi. Kurân-ı Kerîm üzerine yaptığı araştırmaları ile tanınan Prof. Dr. Zağlul en-Neccar, Wales Üniversitesinde jeoloji alanında doktorasını tamamladı.

Kurân-ı Kerîm'de yüce Allah şöyle buyurmaktadır; “Yemin olsun göğe ve Târık'a; o, gece gelene/o, tokmak gibi vurana/o, kapı çalana/o, çıkıverip de yürek hoplatana. Tarık, bilir misin nedir? O pırıl pırıl parlayan bir yıldızdır.” (Tarık Suresi / 1-3) [6]

Kaynaklar

[1] Muhammed Esed, "Kur'ân Mesajı", İşaret Yayınları, Ekim 2000, s.1297.
[2] Elmalılı Hamdi Yazır, "Hak Dini Kurân Dili", Azim Dağıtım, İstanbul, s.105-106.
[3] Hakkı Yılmaz, "Tarık Suresi, Meal / Tebyin", isteKurân.hanifdostlar.org/tariksuresi.pdf
[4] sorularlaislamiyet.haberaktuel.com/tarik-suresi-nde-tarik-in-necm-i-s-kib-oldugu-bildirilmekte-ancak-bunun-ne-oldugu-aciklanmamaktadir-bu-konuda-mufessirlerin-fikir-birliginin-olmamasi-kur-an-in-yeterince-apacik-olmamasindan-olamaz-mi-1231.html
[5] "Kurân, Hiç Tükenmeyen Mucize", Kurân Araştırmaları Grubu, İstanbul Yayınevi, 2003, s.106-107
[6] www.hurdusunce.com/index.php?topic=5349.0;wap2





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: emrah, 08.12.2016, 09:35 (UTC):
Isim olarak konulabilir mi ruyamda gördüm. Yazinizi okudum ve cok etkilendim. Teşekkürler.

Yorumu gönderen: Münteha, 30.09.2015, 21:30 (UTC):
Guzel bir yazı.çoğalması temennisiyle

Yorumu gönderen: selman abdurrahman hocalar, 13.03.2015, 18:56 (UTC):
Çok iyi hazırlanmış. Elerinize sağlık ibnul arabide geçen bir manası var mı merak ettim

Yorumu gönderen: zakir şeker, 24.11.2010, 02:17 (UTC):
Tarık, bir mealde "ardındn ışıklar şaçan bir yıldızdır" şeklinde yorumlanmıştır. Doğru ise, bir kuyruklu yıldız olabilir mi sorusu akla geliyor.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36833496 ziyaretçi (102986923 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.