Tarihten Yapraklar, I
 

Tarihten Yapraklar, I

Ortaçağ Avrupası'nda Kitap

Ortaçağ'da İslam dünyasında 10.000 mevcutlu dev kütüphanelerin bulunduğunu... İslam dünyasının 10. yüzyılda hem derlemelerin zenginliği hem de kütüphanecilik yöntemleri bakımından Avrupa kütüphaneciliğinden 200-300 yıl ileride olduğunu... Aynı Ortaçağ Avrupası kütüphanelerinde kitapların raflara zincirle bağlandığını ve okuyucu, kitap okumak istediği zaman bu kitabın rahleye zincirlerle bağlanarak verildiğini... Daha da ileri gidilerek kitapların demir parmaklıklar arasında okutulduğunu [1] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Ütopya ve Türkler

Hıristiyan Avrupası'nın akıldışı yönetimi karşısında arayış içine giren batılı filozofların;

«Yaşayanlara kusursuz bir düzen içinde var olma imkânı sağladığı ülke kabul edilen ideal ülke-ütopya» arayışı içine girdiklerini... Bu filozoflardan biri olan Tommaso Campanella'nın 1602'de bu gaye ile "La Citta del sole" (Güneş Ülkesi) adlı eserini yazdığını ve bu eserin gerçek hayata uygulanabilirliğini ispat kısmında;

«Güneş ülkeyi yeryüzünde bulmak mümkün mü? Fikir hürriyetine, lisan hürriyetine ilişmeyen Türklerin mevcudiyeti - hiç olmazsa yarın - böyle bir ülkenin olacağını bana zannettiriyor. Madem ki; düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire vurmayan bir millet, o cesur ve âdil Türkler var, üzerinde yalnız hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir Güneş Ülke, niçin vücut bulmasın?» dediğini [2] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Hürmetin Böylesi

"Muhammed" isminde çok sevdiği bir hizmetçisi bulunan "Put kıran" lakaplı Hindistan fâtihi Gazneli Mahmud'un, bu hizmetçisini devamlı ismiyle hitap ederek çağırdığını... Günün birinde kendi ismiyle değil de babasının ismiyle çağırması üzerine kalbi kırılan hizmetçisinin kendisine böyle davranmasının sebebini sorması üzerine, Peygamberimizin (S.A.V.) delicesine aşığı olan Gazneli Mahmud'un;

«Evladım, her gün sana "Muhammed" isminle hitap ediyordum. Zira abdestli bulunuyordum.  Şu anda ise abdestim yok. "Muhammed" ismini abdestsiz söylemekten hayâ ediyorum. Onun için seni babanın ismiyle çağırdım.» diye cevap verdiğini [3] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Uluğ Bey ve Rasathanesi

Büyük İslam astronomu ve devlet adamı Uluğ Bey'in Semerkant'ta kurmuş olduğu rasathanesinde yeryüzünün Güneş etrafındaki tan devrini, yani 1 yılı; 365 gün, 6 saat, 9 dakika ve 6 saniye olarak hesapladığını... Aradan asırlar geçip 20. yüzyılın en modern cihazları ile yapılan hesaplarla Uluğ Bey'in hesapları arasında sadece 58 saniye farkın bulunduğunu [4] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Rumeli Hisarının Planı

Planları başta Fatih Sultan Mehmed olmak üzere Mimar Muslihiddin tarafından çizilen ve inşaatında Koca Sultan'ın bile taş taşıdığı Rumeli Hisarı'nın, 6.000 işçinin geceli-gündüzlü vecd ve iman havasının lezzeti ve heyecanı içinde çalışması sayesinde 132 gün gibi akıl almaz bir zamanda bitirildiğini... Hisarın planına kuş bakışı bakıldığı zaman, Arapça "Muhammed" yazısı okunacak şekilde olduğunu... Bu muazzam âbidenin "Mim" harflerinin olduğu yerde kulelerin, "Ha" ve "Dal" harflerinin olduğu yerde ise istihkâmların yer aldığını [5] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Fatih'in Şâhî Topları

Büyük dahi Sultan Mehmed'in İstanbul'un fethi için balistik hesaplarını bizzat kendisinin yaptığı, yaklaşık 17 ton bakır kullanılarak dökülen ve 1,5 ton ağırlığındaki mermileri 1000 metre uzağa atabilen "şâhî" adını verdiği muazzam toplar döktürdüğünü... 0 çift manda ve 700 askerle iki ayda Edirne'den İstanbul yakınlarına getirilebilen bu, o zamana kadar misli görülmemiş topların ilk deneme atışları yapılmadan önce, yakında bulunan kimselerin dillerini yutmamaları ve gebe kadınların çocuklarını düşürmemeleri için şehrin her tarafına münâdîler salınarak topların atılacağı zamanın ilan ettirildiğini [6] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Fatih ile Napolyon Arasındaki Fark

Adı dünya tarihinde büyük kumandanlar arasında anılan Napolyon Bonapart'a Saint Helena adasında hapis bulunduğu sırada "Kimler büyük adamdır?" diye sormaları üzerine Bonapart'ın Fatih Sultan Mehmed'den bahsederek;

«Büyüklükte ben, O'nun çırağı bile olmam. "Niçin?" derseniz, bana pek acı gelen bir gerçeği açıklamam icape der ki o da şudur: Ben, kılıçla fethettiğim yerleri hayatta iken geri vermiş bir bedbahtım. O ise, fethettiği yerleri nesilden nesile intikal ettirmenin sırrına ermiş bir bahtiyardır.» diyerek bir hakikati ortaya koyduğunu [7] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Hüsn-ü Hatta Verilen Değer

Osmanlılarda ilim ve sanat erbâbına verilen ehemmiyetin bir göstergesi olarak hüsn-ü hat (güzel yazı) erbâbına pek ziyâde hürmet edildiğini... Çoğu Osmanlı kibârlarının konaklarına her gün bir hattatı davet ederek Kurân-ı Kerîm, Buhârî veyâ Şifâ-i şerîf gibi kitaplardan hiç olmazsa bir-iki satır olsun mutlaka yazdırarak teberrük edildiğini (mübarek sayıldığını)... Ve bir çok Osmanlı zengininin hüsn-ü hatla kazanılan parayı asıl helal para gözüyle bakarak hiç ihtiyaçları olmadığı halde kitap yazıp para kazandıklarını ve vefât ettiklerinde techiz ve tekfin masraflarının bu paradan karşılanmasını vasiyet ettiklerini [8] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Kıyamete Kadar Çan Sesia Dinlemek

Ahmet Vefik Paşa'nın Rumelihisarı'nın üst tarafında kurulan "Robert Koleji" arsasını Amerikalı misyonerlere sattığını... Bu zâtın öldüğünde vasiyet ettiği gibi Eyüp Sultan'a gömülmek istediğini; fakat zamanın padişahı Abdülhamid Hân'ın buna katiyen müsaade etmeyerek;

«Protestanlara arsa satan adam, kıyamete dek onların çan sesini dinlesin.» diyerek Eyüp Sultan'a değil; sattığı arsanın hemen önündeki Rumeli mezarlığına gömülmesini emrettiğini [9] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Yakup Kadri'nin Vasiyeti

Hayatı hep zikzaklar içinde geçmiş olan Cumhuriyet devrinin meşhur yazarlarından Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun öldüğü zamana okunan vasiyetnamesinde;

«Karımdan ve dostlarımdan son dileğim, ölümümden sonra ne resmî ne de dinî merâsim isterim. Hastaneye kaldırılacak cesedimin doğrudan doğruya mezarlığa nakli...» diye yazdığını [10] BİLİYOR MUYDUNUZ? [11]

Kaynaklar

[1] Necip Asım Yazıksık, "Kitap", İletişim Yayınları, 1993 İstanbul. s. 10.
[2] Aynur Mısıroğlu, "Kuva-i Milliyenin Kadın Kahramanları", Sebil Yayıncılık, İstanbul. s. 14.
[3] İbrahim Refik, "Efsane Soluklar", TÖV Yayıncılık, 1992 İzmir. s.166.
[4] Yavuz Bülent Bâkiler, "Türkistan Türkistan", Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 1986, s. 259.
[5] Muammer Yılmaz, "Fatih'in Şahsiyetinden Çizgiler", şahsi basım, 1993 Kayseri. s.10.
[6] Muammer Yılmaz, a.g.e., s.14.
[7] Hilmi Yücebaş, "Fatih Sultan Mehmed", Memleket Yay. İstanbul 1981, s. 31.
[8] Necip Asım Yazıksık, a.g.e., s. 86-94.
[9] Mustafa Müftüoğlu, "Tarihi Gerçekler", Seha Neşriyat, 1993 İstanbul.c. 2, s. 41.
[10] Burhan Bozgeyik, "Meşhurların Son Anları", Türdav, 1993 İstanbul. s.362.
[11] İbrahim Refik, "Tarih Şuuruna Doğru", TÖV Yay., İzmir 1995.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36893833 ziyaretçi (103090825 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.