Tarihten Yapraklar, VI
 

Tarihten Yapraklar, VI

Bağ-ı İrem'de Gül-ü Muhammed Açtı

Kosova fatihi dervişmeşreb Gazi Murat Han'a 30 Mart 1432 sabahı Edirne Sarayı'nda bir erkek çocuğunun olduğuna dair müjdeli haberi getirdiklerinde Murat Hanın önündeki Kur'an-ı , Kerim den Sure-i Muhammed'i okumakta olduğunu... Şâir rûhlu Sultan'ın, bu müjdeli haber üzerine okumakta olduğu Kur'an-ı Kerim'den başını kaldırıp: "Bağ-ı İrem'de gül-ü Muhammed açtı" diyerek, geleceğin bir çağı kapayıp yeni bir çağ açacak olan Fatih'in adını "Muhammed", yani "Mehmed" koyduğunu [1] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Osmanlı'da Savaş Disiplini

Mohaç Savaşı'nda (1528) Türklere esir düşen ve daha sonra 1535'de kaçarak kurtulan Macar asıllı Bartholomeus Georgievic'un 1544 yılında yazdığı "De Turcarum ritu et caere moniis" (Türklerin Gelenek ve Görenekleri) isimli eserinde Türklerin savaş gelenekleri ile alakalı olarak: «Savaş zamanında öyle sıkı bir disiplin vardır ki, hiçbir asker adaletsiz bir şey yapmaya cesaret edemez Adaletsizlik yapan, hiç acımaksızın cezalandırılır. Gözcüler ve düzen sağlayıcılar vardır. Geçip gidilen yolların kıyısındaki bağ ve bahçelerde sahiplerinin izni olmaksızın, bir elma bile koparılamaz. İzinsiz koparanın cezası, ölümdür. İran seferine katıldığımda gördüm: Ortalıkta dolaşan bir at, birinin tarlasına girdi diye bir sipahinin atı ve uşakları ile birlikte başı vuruldu.» diye yazdığını [2] BİLİYOR MUYDUNUZ?

İlme Hürmetin Böylesi

Fatih Sultan Mehmed Han döneminde ilme ve âlime muazzam bir kıymet verildiğini... Fatih'in hocalarından Molla Hüsrev'in Ayasofya'da derse başlamadan önce talebeleri tarafından Hoca'nın evine gidilip atına bindirilerek, arkasında da talebelerinin eşliğinde camiye getirildiğini... Zamanın Ebu Hanife'si addolunan Molla Hüsrev, camiye girdiğinde, hürmet ifadesi olarak takrîmen ayağa kalkıldığını ve hoca dersini bitirdiğinde talebeleri, tekrar onu atına bindirerek evine kadar bıraktıklarını [3] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Sanata ve Sanatkâra Verilen Değer

Osmanlı padişahlarının ilim ve sanata büyük kıymet vererek bu uğurda gayret gösterenleri maddi manevi desteklediklerini... Veli" lakaplı Sultan II Bayezid'in, büyük hat sanatkarı Şeyh Hamdullah'ın sanatına olan hürmetinden ve sevgisinden dolayı, hat üstadının yazı meşkederken hokkasını tutup, rahat etsin diye sırtını yastıkla beslediğini [4] BİLİYOR MUYDUNUZ?

İstanbul'a Verilen Değer

Çağ açıp çağ kapayan büyük dahi Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul' u fetheder etmez hemen imar faaliyetlerine giriştiğini... İstanbul'un en güzel yerlerinden biri olan Haliç'in dolmaması için her iki yakada da tırnaklı hayvanların otlatılmasını menettiğini... Toprağın yağmurlarla akıp giderek Haliç'i doldurmaması için de Haliç'in kenarlarına(sırtlarına) ağaç ve ayrık kökleri diktirdiğini [5] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Benim Nefsimden Gayrı Düşmanım Yoktur

Hz Mevlana'nın Mesnevi'sinde anlattığına göre Hz Ömer (r.a.) ile görüşmeye gelen Rum elçisinin, şehre girer girmez halifenin sarayının nerede olduğunu sorması üzerine halktan birinden; "Halifenin sarayı yoktur, görüşeceksen işte ileride hurma ağacının altında yatmaktadır." cevabını aldığında hayretler içinde kaldığını... Bu Rum elçisinin Hz Ömer'e getirdiği hediyeler arasında bir şişe çok tesirli bir zehir bulunduğunu ve elçinin, Hz Ömer'e: "Bu, çok tesirli bir zehirdir Birkaç damlası bile düşmanlarınızı yok eder." demesi üzerine Halife Hz Ömer'in: "Benim nefsimden gayri düşmanım yoktur!" diyerek elçinin şaşkın bakışları arasında şişedeki zehirin hepsini bir yudumda içtiğini ve Allah'ın izniyle de hiçbir şey olmadığını [6] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Hilal, Lale ve Allah

Lale, hilal ve Allah (cc) lafızlarının ebced değerinin aynı olduğunu ve bundan dolayı kültürümüzde laleye apayrı bir değer verilip sevgi beslenildiğini;[7]

لاله = Lâle = Lamelif (Lam30+Elif1)31 +  Lam30 + Yuvarlak He5 =  31 + 30 + 5 = 66.
هلال = Hilâl = Yuvarlak He5 + Lamelif (Lam30+Elif1)31 + Lam30 = 5 + 31 + 30 = 66.
الله = Allah (c.c.) =  Elif1 + Lam30 + Lam30 + Yuvarlak He5  = 1 + 30+ 30 + 5 = 66. (Admin Akhenaton'un notu)

Özellikle Osmanlı kültüründe, lalenin oldukça yoğun bir alaka görüp bir lale soğanının bin altına kadar müşteri bulabildiğini ve zamanın padişahı III. Ahmed'in bir ferman yayınlayarak bu fiyatlara bir sınırlama getirmek zorunda kaldığını...Bir devre adını veren bu tefekkür simgesi çiçeğin o dönemde 1108 çeşit renkte üretildiğini [8] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Bir Yabancının Hac Düşünceleri

18. yüzyılda Osmanlı ülkesine gelerek intibalarını yazan Hristiyan tarihçi M A Ubucini'nin Müslümanların Hac ibadetini araştırdıktan sonra kendi dini ile kıyaslayarak: «Hac aslında sadece büyük Müslüman ailesinin dağınık fertlerini birbirine bağlamak hedefini gütmüyordu; Hac bilhassa, bu ibadeti yapmakta olan Müslümanlara, aynı imanı taşıyan kimseler arasında hüküm sürmesi gereken eşitlik kavramını hatırlatmak için tesis edilmişti Biz Hristiyanlar böyle bir eşitlik örneğini, bu yüce ahlaki eşitliği gösterebiliyor muyuz? Değil kilisenin içinde, mezarlarımızda bile bu ulu eşitlik kavramından tek eser yok Buyurun bir camiye girelim Orada Allah'ın şanına yakışmayan, lüzumsuz ve boş süslemeler,resimler,heykeller yok yalnızca şunlar var Duvarların üzerine işlenmiş bazı Kur'an ayetleri,bir mihrap,bir kürsü ve müminler için tertemiz sergiler Hiçbir şeref kürsüsü hiçbir özel yer ve hiçbir derece farkı göremezsiniz Müslüman mabetlerinde Sadece ibadet eden insanlar vardır ve ibadetten alıkoyacak veya ibadet edenleri rahatsız edecek hiçbir şeye rastlayamazsınız.» diye yazıp İslam'ın eşitlik anlayışına olan hayranlığını ifade ettiğini [9] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Çekiç

Lenin ile birlikte komünist ihtilalini gerçekleştirip binlerce insanı katleden ve yine binlerce insanın sürgüne gitmesine sebep olan Troçki'nin (1879-1940), her ihtilâlin daha sonra kendi çocuklarını yediği gibi, kendisinin de sürgüne gönderilip sığınacak ülke bulamadığını...Hayatı "orak-çekiç" davası ile geçmiş bu Sovyet liderinin daha sonra Meksika'da bir çekiçle beyni parçalanarak öldürüldüğünü [10] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Nazım Hikmet'in Pişmanlık ve Arayışları

Tanınmış komünist Türk şairi Nazım Hikmet Ran'ın (1902-1963), hayatı boyunca komünist ideoloji peşinde koşturarak zikzaklar içinde geçen bir ömür sürdüğünü... Ömrünün son yıllarına doğru, arkadaşı Mustafa Mehmed'e, arayış içinde ve pişmanlık dolu olduğunu ifade ettiğini... Mustafa Mehmed'in onunla Romanya'daki beraberlikleri ile alakalı olarak: «1960'lardan önceydi Nazım Hikmet Romanya'nın davetlisi olarak Bükreş'e gelmişti İsteği üzerine Bilimler Akademisinden beni buldular Nazım Hikmet'in kaldığı otele gittim Açık olan radyosundan Türkiye'yi dinliyordu Sohbet sırasında saatine bakarak bana Bu gece Kadir Gecesi' dedi ve benden kendisini Türklerin bir araya geldikleri camiye götürmemi istedi Ben o gecenin Kadir Gecesi olduğunun bile farkında değildim Bir an tereddüt ettim ama Nazım'ın ricası Romanya'da bir emirdi Rus eşi Vera, ben ve Nazım taksiyle caminin bulunduğu semte yöneldik Arabayı rica ve minnetle caminin bulunduğu parka sokabildik Biz camiye girdiğimizde Türkler mevlid okuyorlardı Nazım mevlidi dinlerken coştu ve cemaate hitaben bir konuşma yaptı. Konuşmasında: Ben komünistim ama sizin burada bir araya gelmeniz beni çok duygulandırdı' dedi O sıralarda kalp yetmezliğinden muzdarip olduğundan ben heyecanlanmasından dolayı bayağı endişelendim Gerçekten de endişelerim yerindeydi Konuşmasından sonra kendisini kriz yokladı Eşi Vera ile ben Nazım'ı dışarıdaki banklardan birinin üzerine yatırdık Vera yanında bulundurduğu ilaçlardan verdi ve daha sonra koluna girerek güç bela taksiye bindirdik Ben, Nazımın Romanya'da camiye gittiğini şimdiye kadar saklı tuttum İşte ilk kez anlatıyorum.» diyerek Nazım'ın pişmanlık dolu hikayesini gözler önüne serdiğini [11][12] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Kaynaklar

[1] Mehmed Doğan, "Kurân ve Tarih Önünde Türk'ün Muhasebesi", Ocak Yayınları, Ankara 1992, s.150.
[2] Onur Bilge Kula, "Alman Türklerinde Türk İmgesi", Gündoğan Yayınları, Ankara 1993, s.164.
[3] Prof. Dr. Süheyl Ünver, "Fatih Devri Hamlelerine Umumi Nazar", İstanbul Fetih Cemiyeti Neşr., İstanbul 1953, s.6.
[4] Sızıntı Dergisi, Eylül 1993, sayı:176, s.347.
[5] Prof. Dr. Süheyl Ünver, a.g.e., s.17.
[6] Semiha Ayverdi, "Hey Gidi Günler Hey", Hülbe Yayınları, İstanbul 1988, s.164.
[7] Osmanlı Ansiklopedisi, cilt:5, Ağaç Yayınları, İstanbul 1993, s.53.
[8] Çelik Gülersoy, "Lâle ve İstanbul", Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Yayınları, İstanbul 1980.
[9] M. A. Ubucini, "Türkiye 1850", cilt:1, Tercüman, Temel 1001 Eser, s.32.
[10] Ergun Hiçyılmaz, "Troçki'nin Türkiye Günleri", Star Dergisi, 8 Kasım 1993, sayı:56, s.26.
[11] Mustafa Özcan, "Mihenk", Zaman Gazetesi, 1 Temmuz 1990.
[12] İbrahim Refik, "Tarih Şuuruna Doğru", TÖV Yay., İzmir 1995.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36776421 ziyaretçi (102886113 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.