Tarihten Yapraklar, XII
 

Tarihten Yapraklar, XII

"Sol Kolumuzu Yiyip Sağ Kolumuzla Çarpışırız"

Lid kalesinin İspanyollar tarafından muhasara edilip kale içindeki şehirde açlığın baş göstermesi üzerine, başları sıkışan halkın .kale muhafızı Jan Vanderev'e müracaat ettiklerinde, kale muhafızının:

"Sizin elinizden ölmekle, düşman eliyle ölmek benim için aynıdır. Eğer benim etim sizi doyuracaksa, beni parçalayıp yiyiniz."

cevabını verdiğini... Jan Vanderev'in bu söz ile yüreklenen halkın sonuna kadar kaleyi muhafaza edip, İspanyolların teslim tekliflerine karşı

"Erzakımız bitse bile sol kolumuzu keser yeriz ve düşmana karşı sağ kolumuzla mücadele ederiz."

cevabını verdiklerini [1]:[12] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Mevlana ve Uğursuzluk

Halk arasında yaygın olan batıl inançların birinin de: "Üzerinde dikiş dikilen kimsenin ağzına bir şey almamasının uğursuzluk getireceği" olduğunu... Mevlana'nın hanımı Kira Hatun'un, kocasının feracesini üzerinde olduğu halde dikerken içinden "Acaba Mevlana'da mübarek ağzına bir şey aldı mı?" diye geçirmesi üzerine, Büyük Veli'nin karısına dönerek ibretli bir şekilde: "Bunun ehemmiyeti yok, sen adamakıllı dik. İşte ben ağzıma , Kulhuv'allahü ahad (O Allah tekdir)' lafzını aldım." dediğini [2]:[12] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Osmanlı Saray Kadınları

Tarihi hadiselere önyargılı bakan birçok batılı yazarın. Osmanlı kadınlarının saray hayatını kendi hayat felsefelerine göre değerlendirip, "kafes edebiyatı" çerçevesinde senaryolaştırmasına mukabil, yıllarca İstanbul'da yaşayan "Muhteşem İstanbul" kitabının yazarı Gerard de Nerval'in Osmanlı saray kadınları hakkında:

"Saray kadınlarına gelince, bunların gerçekten birer alim olduklarını söyleyebiliriz ve bu sözümüzde mübalağa yoktur. Çünkü saraya giren her kadın, tarih, edebiyat. müzik, resim ve coğrafya konularında çok ciddi bir eğitime tabi tutulur. Bu kadınların birçoğu, sanatkar veya şairdirler."

diye yazdığını [3]:[12] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Dört Kıtada Kerim Devlet

Osmanlı Cihan Devleti hakimiyetinin Orhan Gazi devrinde Asya dan Avrupa ya...Yavuz Sultan Selim devrinde buralara ilave olarak Afrika kıtasına....İkinci Selim tarafından gerçekleştirilen Sumatra seferiyle de Okyanusya ya dayandığını...Bu suretle de Devlet i Aliye yi Osmaniye'nin azamet devrinde dünyanın dört kıtasında boy gösterdiğini [4]:[12] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Sünnetdaşlık

Osmanlı'nın çok güzel sünnet geleneklerinden birinin de varlıklı ailelerin, çocuklarını sünnet ettirecekleri zaman kendi çocuklarının sünnet düğününe fakir aile çocuklarını da davet ederek onları da sünnet ettirdiklerini... Böylece sünnet edilen çocuklar arasında hayat boyu sürecek bir kardeşlik bağı (sünnetdaşlık) tesis etmiş olduklarını [5]:[12] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Bir Mandaya Değişilen Devlet

İstanbul'un batılı emperyalistlerce işgal edildiği yıllarda "manda" fikrinin hararetli bir şekilde tartışıldığı günlerin birinde o devrin Zaman gazetesinin baş yazarlığını yapmakta olan şair Yahya Kemal'in kendi köşesinde bir arkadaşının ifadesi olan;

"Bu şehre girmek için Fatih Sultan Mehmed'in her topuna doksan manda koşmuştuk. Koca saltanatı bir mandaya değişeceğiz."

diye yazması üzerine bu makalesinin sansüre uğrayarak köşesinin beyaz çıktığını [6]:[12] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Tito'dan Müthiş İtiraflar

Ömrünün elli yılını komünist ideoloji yolunda harcayarak bu batıl davasında şöhreti yurt dışına taşmış Bir insan olan Salih Gökkaya'nın, daha sonra İslâm'la müşerref olarak Hakk'a rücû ettiğini... Komünizm fırtınalarının bütün dünyayı kasıp kavurduğu bu günlerin birinde Salih Gökkaya'nın "Türkiye Komünist Talebe Teşkilatı Başkanı" sıfatıyla Yugoslavya Devlet Başkanı Mareşal Tito'nun şeref misafiri olarak Belgrad'a gittiğini... Ömrünün son günlerini geçirmekte olan Tito'yu ziyaret ettiklerinde, hayatını komünizme adayan bu ihtiyar liderin büyük bir pişmanlık içinde;

«Yoldaş, ben ölüyorum artık... Ölümün ne derece korkunç bir şey olduğunu size anlatamam. Anlatsam bile sıhhatli ve genç olan sizler, bu yaşta bunu anlayamazsınız. Düşünün; ölmek, yok olmak... Toprağa karışmak ve dönmemek üzere gidiş... İşte bu çıldırtıyor beni... Dostlarımızdan, sevdiklerimizden, unvan ve makamlardan ayrılmak... Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek... Ne korkunç bir şey anlamıyor musunuz?

Yoldaşlarım, sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum: Ben öldükten sonra, toprak olacaksam, diriliş, ceza veya mükafat yoksa, benim yaptığım mücadelenin değeri nedir? Söyleyin bana? Ha yoldaşlarımın kalbine gömülecekmişim veya unutulmayacakmışım veya alkışlanacakmışım neye yarar?

Ben mahvolduktan sonra, beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi? Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor. İtiraf etmek zorundayım;

Ben Allah'a, peygambere ve ahirete inanıyorum artık. Dinsizlik bir çare değil. Düşünün, şu kainatın bir Yaratıcısı, şu muhteşem sistemin bir kanun koyucusu olmalıdır... Bence ölüm de son olmamalıdır... Mazlumca gidenlerle, zalimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır. Hakkını almadan, cezasını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz. Ben bunu vicdanen hissediyorum. Öyle ki, milyonlarca suçsuz insanlara yaptığımız eza ve zulümler, şu anda boğazıma düğümlenmiş bir vaziyette... Onların ahlarına kulak verecek bir merci olmalı... Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı... Marks, bu mevzuda halt işlemiş. Uyuşturmuş beynimizi... Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz. Belki de göz kamaştırıcı makamlar, buna engel oluyor. Ben, bu inançtayım yoldaşlarım, sizlerde ne derseniz deyin!»

diyerek müthiş bir itirafta bulunduğunu [7]:[12] BİLİYOR MUYDUNUZ?

"Onların Her şeyini Berbat Ettik"

Haçlı seferlerinin başarısızlıkla neticelenmesinden sonra batı sömürgeciliğinin İslam ülkelerine yerleştirmenin başka yollarını arayan kilisenin geliştirdikleri Oryantalizm metotlarıyla yılarca sabırla çalışarak İslam alemini ne hale getirdiklerini yine bir Batılı olan Louis Massignon'un;

"Onların her şeyini berbat ettik; felsefelerini, dinlerini berbat ettik. Şahsiyetlerinde büyük bir boşluk meydana getirdik. Artık anarşiye ve intihara hazır haldedirler. Ruhlarını kaybettiler"

sözleriyle ifade ettiğini [8]:[12] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Tevfik Fikret'in Papaz Olan Oğlu

"Beşerin böyle dalaletleri var.
Putunu kendi yapar kendi tapar."

diyen bir dönemin edebiyat dünyasının önemli simalarından biri şair Tevfik Fikret'in (1867-l915): "Sen bize bol bol ışık kucakla getir!" diyerek elektrik mühendisi olmak üzere İngiltere'ye gönderdiği oğlu Haluk'un dininden ve vatanından tamamen koptuğunu ve içindeki inanma ihtiyacından dolayı önce bir Hıristiyan, daha sonra da bir kilisede papaz olduğunu... Yıllar sonra Amerika'da izini bulup kendisiyle görüşmek isteyen birine de:

Siz Türk veya Türkiyeli olabilirsiniz bu beni ilgilendirmez Ben Amerikalıyım Amerikan vatandaşıyım. Türkiye ile iyi-kötü bir ilişkim yoktur diyebilecek kadar tefessüh ettiğini...[9]:[12] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Nihat Sami Banarlı'nın bu hadise üzerine: "Fikret ailesinin talihsizliği galiba 'Mendel kanunu'nun tezahürüdür Bu soya çekim' kanunu Fikret'in ruhuna belki hüsran duygusunun acısını tattırdı. Çünkü Fikret'in ailesi, henüz Müslüman olmuş bir Rum ailesinin kızıydı ve bu ailenin tarihinde sağa veya sola doğru birtakım iman ve ideal değişimleri olmuştu. Haluk'un Müslümanlıktan yedi asır eski bir dine geri dönmesi belki de böyle bir kan mirasının tecellisidir" diyerek enteresan bir yorum getirdiğini [10]:[12] BİLİYOR MUYDUNUZ?

İdeal ve Menfaat

ABD eski başkanı George Bush'un, West Point Askeri Akademisi'nde son yaptığı konuşmada "ideal" ile "menfaat" arasındaki farkı vurgulayıp tam bir makyavelist batılı zihniyete yakışır şekilde:

"Her şiddet hadisesine karşı koymak durumunda değiliz... Bir milletin idealleri menfaatleriyle çatışma halinde olmamalıdır."

diyerek maskesinin altındaki gerçek yüzünü gösterdiğini [11]:[12] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Kaynaklar

[1] Evrim Bilgisever, "Savaş ve Hile", Işık Yayınları, s.38.
[2] Aydın Taneri, "Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı", Bilge Yayınları, Konya 1977, s.50.
[3] Gerard de Nerval, "Muhteşem İstanbul", Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1974, s.468.
[4] İ. Hamdi Danişmend, "Kronolojik Osmanlı Tarihi", c.4, Fiye Yay., İstanbul 1971, s.79.
[5] M. A. Ubucini, Türkiye 1980, c.2, Tercüman 1001 Eser, Tarihsiz, s.779.
[6] Ergun Hiçyılmaz, Star, 11 Nisan 1993, Sayı:78, s.4.
[7] Halit Ertuğrul, "Kendini Arayan Adam", Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1991, s.105.
[8] Hicri 15. Asırda İslam, "Oryantalizmin Temelleri", Türkiye Yazarlar Birliği Yayınları, Ankara.
[9] Şemseddin Kutlu, "Haluk'un Defterinden Mr. Haluk'a", Yıllarboyu Tarih, Ağustos 1978, sayı:5
[10] Nihat Sami Banarlı, "Kültür Köprüsü", Kubbealtı Neşriyat, İstanbul 1985, s.208.
[11] R. Garaudy, Feyz Dergisi, Mart 1993, s.6.
[12] İbrahim Refik, "Tarih Şuuruna Doğru", TÖV Yay., İzmir 1995.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36928080 ziyaretçi (103155147 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.