Tarihten Yapraklar, XXI
 

Tarihten Yapraklar, XXI

Orta Çağ'da Temizlik Farkı

Ortaçağ'da Müslümanların yaşayışları üzerine yapılan bir araştırmada, İslam dünyasındaki kimya sanayini anlatılırken:

«... Sabuncular loncası, en önemli loncalardan biriydi. Çünkü Ortaçağ Müslümanları, her gün yıkanırlardı ve çamaşırları da sarıkları da her zaman bembeyazdı. Bu bakımdan onlar, o çağın diğer ülke insanlarından ayrılırlardı. 1600 yıllarına doğru İspanya'da Engizisyon Mahkemeleri, Müslüman İspanyollarla Hıristiyan İspanyolları temizliklerine bakarak ayırt ediyordu...»

diye yazdığını [1] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Adalet Kavramının Şümulü

Osmanlı Devleti'nde adalet kavramının; milliyet, cins, zümre yahut din farklarını aşan çok şümullü bir değer ifade ettiğini... Bu adaletin sadece insanlara has değil, kurda, kuşa, toprağa ve suya şamil bulunduğunu ve bu yüzden Osmanlı kanunnamelerinde:

«... ve ayağı yaramaz beygiri işletmeyeler. At, katır ve eşek ayağını gözedeler ve semerin göreler ve ağır yük urmayalar, zira dilsüz canavardurlar, her kangısında eksük bulunur ise sahibine tamam itdüre, eslemeyanı tamam gereği gibi hakkından geline ve hammallar ağır yük urmayalar, mütearef (örf) üzere ola...»

diye hükümler konularak bu meselenin beygirin sakat ayağından eşeğin semerine kadar gözden uzak tutulmadığını [2] BİLİYOR MUYDUNUZ?

İttihatçıların Akılsızlığı

Sultan II. Abdülhamid'in dahice bir politika güderek, her hangi bir isyan çıkartmalarını önlemek için Arabistan'ın Hicaz ileri gelenlerini, Şura-yı Devlet üyesi olarak İstanbul'da tuttuğunu... Bunlardan Şerif Hüseyin'in, Mekke'ye emir olmak isteğini defaatla reddetmesine karşılık Ulu Hakan'ın tahttan indirilmesiyle birlikte İttihat ve Terakki yönetiminin, Şerif Hüseyin'in bu isteğini yerine getirerek onu emir olarak tayin ettiğini ve hemen ardından da Şerif'in Osmanlı'ya karsı isyan bayrağını açtığını... Çok sonraları İngiliz Başvekil Lloyd George'un Avam Kamarası'nda:

«Şerif Hüseyin Mekke emiri olduktan sonra kendisi ile Arap milliyetçiliği ve isyan konusunda anlaştık. Bu isyana karşı ayda 40.000 altın vermiştik.»

dediğini [3] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Milletin Sigorta Lambası

Tarihçi Reşat Ekrem Koçu'nun, Sultan Vahideddin'in kaderi ile ilgili oldukça orijinal bir değerlendirmesinde:

«Mazileri çok temiz olan ve memleketleri felaket girdabına düştükten sonra iş başına geçen, ağır mesuliyetler yüklenen, yenik milletleri daha fazla çiğnetmemek için nefret edilen galip düşmanlara dostane el uzatmak durumunda kalan o kara bahtlı insanlar, milletlerin tarihlerinde sigorta lambalarına benzerler. Kendilerinin yanması büyük tesislerin kurtulmasını temin eder.»

diye yazdığını [4] BİLİYOR MUYDUNUZ?

«Milletimin Ocağı Yanıyor»

Sultan Vahdeddin Han'ın ikamet etmekte olduğu Yıldız Sarayı'nın, bir elektrik arızasından dolayı yanmaya başlaması üzerine, orada vazifeli bulunan bekçibaşının hüngür hüngür ağladığını ve bunun üzerine Sultan Vahdeddin'in:

«Benim milletimin ocağı yanıyor, ben onu düşünüyorum, kendi evim yanmış ne ehemmiyeti var.»

dediğini [5] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Hacizli Cenaze

Son Osmanlı Padişahı Sultan VI. Mehmed Vahdeddin Han'a, "Altıncı Mehmed" sözündeki "Altıncı" kelimesinden kinaye olarak "Altın seven adam" manası çıkartılarak ithamlarda bulunulduğu... Halbuki Sultan Vahdeddin Han'ın, hayatının tehlikeye girmesinden dolayı memleketinden ayrılmak zorunda kaldığında şahsi mirası mahiyetinde babasından intikal eden bütün serveti beraberinde götürme imkanı varken, dasitani bir namusluluk örneği göstererek bu serveti Hazine-i Hümayun'a gönderdiğini... İtalya'da geçirdiği fakr u zururet içindeki bir hayattan sonra 1926 yılında San Remo'da vefat ettiği zaman 120.000 lira borcu kaldığı için alacaklıları tarafından tabutuna haciz konulduğunu... Tahnit edilmiş cesedinin, kızı Sabiha Sultan'ın bu parayı bin bir güçlükle temin etmesinden sonra Şam'a naklolunarak Yavuz Sultan Selim Camii avlusuna defnedildiğini [6] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Acı Hatıralar

İtalyanların Libya'yı bizden koparmak için Avrupalı müttefikleriyle siyasi alanda anlaştıktan sonra, bize karşı açacakları savaşın (Trablusgarp Savaşı) masraflarını karşılayacak yeterli hazinelerinin olmadığını... Buna karşılık Düyun-u Umumiye'ye başvurarak, bu savaşın masraflarını karşılamak için Anadolu'dan toplanan birikmiş paradan beş milyon altın lira çektiklerini ve bu bizim paramızla sağladıkları imkanlarla bizim toprağımız olan Libya'yı istilaya başladıklarını [7] BİLİYOR MUYDUNUZ?

«Ayağını Yüzüme Bas ki, Yüzüm Allah Katında Şeref Kazansın»

Hintli Müslüman kardeşlerimizin, Osmanlı Devleti'nin Balkan Savaşı'nda yüzlerce şehit ve binlerce yaralı verdiklerinin haberini almaları üzerine, kilometrelerce ötedeki kardeşlerinin acılarını bir nebze olsun dindirebilmek için bir heyet teşkil ederek Türkiye'ye gönderdiklerini... Bu heyetin savaş boyunca birçok din kardeşinin yaralarını sarıp başarılı hizmetlerden sonra 1913 Temmuz'unda Hindistan'a döndüğünü... Kızılay heyetine Bombay'da büyük bir karşılama merasimi hazırlanıp, gemi limana yanaştığında o günkü Hintli Müslüman liderlerden Muhammed Ali Cevher'in, heyet başkanı Doktor Ensari'ye:

«Sen mücahit Osmanlı ordusuna hizmet edip geldin. Ayağını Hindistan topraklarına basmadan bu benim yüzüme bas da, yüzüm Allah katında şeref kazansın.»

diyerek başını yere koyup yüzünü Dr. Ensari'nin ayakları altına uzattığını [8] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Vicdan Azabı

Mekke Emiri Şerif Hüseyin'in İngilizlerle anlaşarak Osmanlı'yı arkadan vurduğunu ve mükafat olarak da İngilizler tarafından Hicaz Krallığı'na getirildiğini... Daha sonra Vehhabiler tarafından alaşağı edilerek İngilizlerin himayesinde Kıbrıs'a yerleştirildiğini ve hastalandığında da oğlu tarafından Amman'a getirildiğini... Ve günün birinde adet vechile saray bandosunun bahçede konser verirken "İzmir Marşı"nı çalması üzerine oğlunun babasının üzülmemesi için pencereleri kapattırmak isterken baba oldukça ibretli bir şekilde:

«Evlat, neden o pencereyi kapıyorsun? Ben velinimetine ihanet etmiş asi bir kulum günahım büyüktür. Kral olacağımı düşündüm. Allah, beni sürgünlüğe düşürdü. Hastayım diye kapatıyorsun. Bırak pencereyi, aç şu marşı dinleyeyim. Duyduğum vicdan azabının şiddeti o eski hatıraların canlanması ile büsbütün artsın; bu dünyada çektiğim ıstıraptan vicdan azabıyla büsbütün ağırlaşsın ta ki Cenab-ı Hakk. bu günahkar kulunu dünyada affederek ahirette hesap gününde cezadan korusun.»

dediğini [9] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Lawrence (Lavrens)'nin İtirafı

Arapları aldatarak Osmanlı Devleti aleyhine kışkırtıp isyana sevk eden İngiliz casusu Lawrence'nin, yardımcıları Nuri Said, Faysal ve Şerif Hüseyin ile birlikte Şam'da Türkleri katlettikten sonra:

«Evet, onları isyana ben kışkırtmıştım. Ama böylesine vahşice kan dökeceklerini hiç tahmin etmemiştim Bazı mahalleleri gezerken silahsız Türk askerlerinin nasıl öldürüldüklerine bakamadım; tiksindim bu vahşetten.»

diyerek itirafta bulunduğunu [10][11] BİLİYOR MUYDUNUZ?

Kaynaklar

[1] Ali Mazaheri, "Ortaçağ'da Müslümanların Yaşayışları", Varlık Yayınları, İstanbul 1972.
[2] Nevzat Köseoğlu, "Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler", Ötüken Yayınları, İstanbul 1990, s.265.
[3] İlhan Bardakçı, "İmparatorluğa Veda", Hülbe Yayınları, İstanbul 1985, s.57.
[4] Kadir Mısıroğlu, "Osmanoğulları'nın Dramı", Sebil Yayınları, İstanbul 1990, s.106.
[5] Kadir Mısıroğlu, a.g.e., s.97.
[6] Kadir Mısıroğlu, a.g.e., s.105.
[7] İlhan Bardakçı, a.g.e., s.182.
[8] İbrahim Refik, "Osmanlının Yetimleri", Sızıntı Dergisi, Ekim 1993, Sayı:177, s.401.
[9] Mehmet Kafkas, "Geçmişi Bilmek", c.1, Nil Yayınları, İzmir 1993, s.81.
[10] İlhan Bardakçı, a.g.e., s.572.
[11] İbrahim Refik, "Tarih Şuuruna Doğru", T.Ö.V. Yay., İzmir 1995.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36796018 ziyaretçi (102921155 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.