Tayy-i Mekan ve Tayy-i Zaman
 

Tayy-i Mekan ve Tayy-i Zaman

Hazırlayan: Akhenaton

Tayy-i zaman ve tayy-i mekan, tasavvufta, Hz. Muhammed’in miracından mülhem olarak velîlerin bir anda zaman ve mekan değiştirebilme olgusudur.[1]

Birer tasavvufî kavram olan Tayy-i Mekân ve Tayy-i Zaman kav-ramları da yine mekândan ve zamandan bağımsızlığın bir vücuda sahip olunmasına rağmen mümkün olduğunu ifade eden kavramlardır.[2] Zaman ve mekan kavramlarının dışına çıkma “tayy-i mekan, tayy-i zaman” terimleriyle edebiyatımızda ve tasavvufta yer almıştır.[3]

Tayy-i zaman tabiri, iki ayrı kelimeden meydana gelmektedir. Bunlar “tayy” ve “zaman” kelimeleridir. Tayy; dürülmek, kat etmek gibi anlamlara
gelir. Zaman da Türkçemize de geçmiştir. İkisini birleştirip de yalın olarak tercümesini verdiğimizde; zamanı kat etmek, zamanı dürmek anlamına gelir.

Tasavvufta; bir velinin, yaşadığı zamanın dışına çıkarak daha önce meydana gelmiş hadiselerin yaşandığı döneme gitmesidir. Böyle bir kimsenin, belki birkaç yüz sene
önce cereyan eden hadiseleri aynen görmesidir.

Bu bir savaşsa o andaki savaşı, askerleri, kimlerin ölüp kimlerin kaldığını… kendisine lütf-u İlâhî olarak gösterilen miktara kadar ne gösterilmişse onu görür. Bu da çok kısa bir anda olur.[4]

Peygamberimizin, "Sizi sırtımdan da görüyorum" şeklinde nakledilen hadisi, vücuda rağmen yön kaydından bağımsızlaşmanın mümkün olduğunu göstermektedir. İbn Arabî, "ensesiz bir yüz" haline gelerek mekânın bütün yönlerini aynı şekilde idrak ettiğini ve baştan ayağa göz kesildiğini tecrübeyle yaşadığını belirtir:

"Fas’ın el-Ezher Camii’nde namaz kıldırmaktaydım. Mihraptayken bütün varlığım tek bir göz haline geldi. Her yanımı tıpkı kıbleyi görebildiğim gibi görebilmekteydim. Hiçbir şey görüş sahamın dışında kalmıyordu. Camiye gireni, Camiden çıkanı ya da arkamdaki cemaati görebiliyordum."

"Sizi sırtımdan da görüyorum" hadisi ile İbn Arabî’nin yaşadığı tecrübe, Ashab-ı Kehf’e ilişkin yorumlamalar ile miraç hadisesi yorum-laması ve tasavvuf ehlinin "insan-ı kâmil" tanımlamasından yola çıkarak İnsan-ı Kâmil’in hallerine ilişkin yorumlamaları, vücudun varlığına rağmen zaman ve mekân kısıtlamalarından bağımsız olunabileceğini, kısaca, yön kısıtlamasından kurtulmanın vücut içindeyken de mümkün olabileceğini göstermektedir.

Ne ki, vücudun varlığına rağmen zaman ve mekân kaydından kurtulma durumu, istisnai durumlardır ve ilâhi hakikatin her hal ve şartta türlü sonuçları mümkün kılacağının göstergesidir.[2]

Aynı anda birden fazla yer ve zamanda görülme hem mitolojik kaynaklı hem de Kurân-ı Kerim kaynaklı motiflerdendir. Zaman ve mekânı insanüstü bir kuvvetle geçmek, zamanda ve mekânda yol almak mânâsına gelen tayy-i zaman ve tayy-i mekân, velâyetname de sık başvurulan bir keramet motifidir.

“Hacı Bektaş Velî, Rasul Baba’yı gece uykuda iken Suluca Karahöyük’ten Altıntaş’a Beşkarış makamına gönderir. Cemal Seyit Sultan Tükelcik’de ne zaman yemek pişirip sofra yayılsa ‘Rasul Baba’ya gel eriş der’ bu söz Rasul Baba’ya malum olur yemeği birlikte yerlerdi.”

Velâyetname’de geçen bu olay halk tarafından da anlatılmaktadır.

Tayy-i zaman ve tayy-i mekânın diğer menakıb kitaplarında da sık kullanılması kullanılması Hz. Muhammed’in Miraç’a yükselmesi mucizesi ile yakından ilgilidir. Miraç, tayy-i zaman ve tayy-i mekândır.

Kısa mesafeden, uzak mesafelere gidip gelme, tasavvufta tayy-i mekân ve tayy-i zaman olarak ifade edilir. Bu durum, genellikle velînin Mekke’ye, Medine’ye, Şam’a gidip gelmesi olarak karşımıza çıkar. Zamanı ve mekânı insanüstü bir kuvvetle geçmek, zamanda ve mekânda yol almak mânâsına gelen tayy-i mekân ve tayy-i zaman Kütahya Merkez Paşam Sultan Türbesi’nde şu şekilde geçer:

Seyyid Nureddin Efendi, beş vakit namazını kılar fakat cuma namazlarına gitmezmiş. Bu durum, Paşam Sultan’ın dikkatini çekmiş. Birgün Paşa, Nurettin Efendi’yi ziyarete gider. Günlerden cuma olduğu için Paşa, Nurettin Efendi’yi cuma namazına götürmeye çalışır. Nurettin Efendi, henüz vakit var diyerek Paşa’yı oyalar. Nurettin Efendi Mekke’de vaktin girmesini beklemektedir. Mekke’de cuma vakti girince, Nurettin Efendi dolabın kapısını açar. Nurettin Efendi, Paşa’ya gözlerini kapatmasını söyler, daha sonra kendilerini Mekke’de bulurlar. Mekke’de namazlarını kılarlar, fakat Paşa geri dönmek istemez, Nurettin Efendi orda kalmasını istemez, “Ahaliye ne cevap veririm” der. Sonrasında tekrar gözlerini kapatırlar ve eski yerlerine dönerler.

Pîr Mehmet Efendi’nin kadıya şikâyeti üzerine kendisini karakola götürmek için gelen zaptiyelerden önce karakola varması, Somuncu Baba’nın Bursa Ulu Cami’nin açılışından sonra, caminin üç kapısından çıktığının görülmesi, Tayy-i mekân ve zaman motiflerine örnektir.

Seyyid İbrahim Sultan, çobanlık yaparak geçimini sağlayan bir köylüdür. Köyün ağasının yanında çalışıp hayvanları ile ilgilenir. Ağası, hac vazifesini yerine getirmek için bir gün Mekke’ye gider. Ağanın karısı, evinde gözleme yapıp helva kavurmuştur. Bunu gören Seyyid İbrahim Sultan, bunlardan ağasına da götürmek ister. Yengesine bir bohça hazırlayıp biraz gözleme ve helva koymasını ister, bunları sıcak sıcak ağasına götüreceğini söyler. Yengesi der ki: “Oğlum, ağan hacıda, çok uzaktadır. Nasıl götüreceksin?” Seyyid İbrahim Sultan, gözleme ve helvayı alarak göz açıp kapayıncaya kadar Mekke’ye varır. Ağasına sıcak sıcak yedirir.

Göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir sürede gittiği gibi geri döner. Yengesine, ağasına gözleme ve helvayı verdiğini anlatır, ama yengesi buna inanmaz. Gün gelir ağası hacıdan döner. Gelirken yanında Seyyid İbrahim Sultan’ın ona getirdiği yiyeceklerin kaplarını da geri getirir ve karısına der ki: “Gözleme ve helva, sıcak sıcak çok hora geçti.” Bunu duyan kadın, Seyyid İbrahim Sultan’a inanır ve onun keramet sahibi bir zat olduğunu anlar. Sırrı açığa çıkan Seyyid İbrahim Sultan, hemen o anda, orada vefat eder.[6]

Kısaca zamanın genişlemesi ve “zaman içinde zaman” olarak tanımlanabilecek “bast-ı zaman” ve mekânın sınırlarından kurtulmak, bir anda başka bir yerde ya da aynı anda iki veya daha fazla yerde bulunmak olarak açıklanabilecek “tayy-i mekân” terimleri, “keramet sahibi şeyhler ile gavs ve kutupların” sırrına ulaştıklarına inanılan önemli bir “hal”in göstergesidir.[7]

Kaynaklar

[1] Ethem Cebecioğlu, "Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü", Rehber Yayınları, Ankara 1997, s. 698.
[2] Mustafa Aydoğan, "Vücut ve Yön", İslam ve Sanat, Ensar Neşriyat, İstanbul, s.63-64.
[3] Prof. Dr. Ahmet Buran, "Dil İlişkileri ve Kavram Tercümeleri Üzerine Bir Değerlendirme", s.1.
[4] Zülcenâheyn, "Tayy-i Zamân, Tayy-i Mekan", Zuhur Dergisi, s.24.
[5] Prof.Dr. Mehmet Saffet Sarıkaya, "Hızırname'nin Bektaşiliğe Dair Malumatı ve Hızırname Çerçevesinde Bektaşi Kültüründe Hızır İnancı", s.5.
[6] Dr. Erdal Aday, "Kütahya Erenlerinin Menkibelerindeki keramet Motifleri", Alevilik Araştırması Dergisi, Yaz 2013, sayı: 5, s.263-264.
[7] İrfan Karakoç, "Seyahatin Temeli, Kutsanan Metnin Şefâati: Evliya Çelebi’nin Rüyası Üzerine Bir Üslup Çalışması", Kebikeç, sayı: 29, s. 259.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36901617 ziyaretçi (103104221 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.