Tek Göz, Horus, Nazar Boncuğu, Masonluk ve Deccal (1. Bölüm)
 

Tek Göz, Horus, Nazar Boncuğu, Masonluk ve Deccal

Hazırlayan: Akhenaton

1. Bölüm

Eski Bir Mısır Sembolü Olarak Her Şeyi Gören Göz: Horus'un Gözü (Wedjat)

Horus, Eski Mısır dininde bir gözü ay, bir gözü Güneş olan şahin biçimindeki Tanrı'nın adıdır. Horus, Anıtlarda bir atmaca ya da milan çaylak ile temsil edilmişti.[1]

Efsaneye göre Horus, Osiris'in oğludur ve babasının cesedinin tohumundan oluşur. Horus büyüyüp güçlenene kadar İsis, onu saklar. Horus, güçlenir ve Seth ile savaşır. Bu savaşta Horus Seth'in hayalarını koparır. Seth de Horus'un gözünü parçalar [2] ve Horus, çıkan gözünün yerine “Uraeus” adlı bir yılanı takar. Bu yılan daha sonradan firavunların egemenlik simgesi olmuştur.[3] Annesi İsis parçalanan gözü yeniden tek parça haline getirir, ama o göz görmez. Horus, tek gözlü olarak yaşamaya devam eder.[4] (Güneş ve ay tutulması, Horus'un gözünün parçalanması ile oluşur) Savaşı kazanan Horus, gözünü geri alır ve onu babasına armağan eder. Horus, Osiris'in ardılı olarak gösterilir. Bazı anlatılara göre Horus ile Seth arasındaki savaşta tanrı Tot, hakemlik eder ve savaşa son verir. Savaşta Seth yenik düşer. Osiris ölüler dünyasısın kralı iken savaşın sonunda Horus yaşamın kralı olur. Seth ise her türlü kötülüğün tanrısı olmaya devam eder.[2]

Horus'un gözü, manevi anlamıyla, vicdanın gözünden hiçbir şeyin kaçmayacağını, insanın iç âlemindeki her niyetini ve yaşamdaki her davranışını gözden kaçırmayan bu merhametsiz yargıcın keskin bakışını sembolize eder. Bu vicdanın 24 saat kapanmadan açık kalan gözüdür. Bu yüzden Güneş ve Ay, Horus'un gözleri olarak ifade edilir. Çünkü Güneş ve Ay'ın her ikisi nöbetleşe, gece ve gündüz insanın üzerinden eksik olmaz, Horus'un 24 saat açık kalan gözleri gibi. (Bu nedenle Horus'un gözü güneşle temsil edilen Ra'nın gözü olarak da ifade edilir.) Bu, vicdanın karşıtı olan nefsaniyetin hiç işine gelmez; nefsaniyeti ve kötülüğü temsil eden Seth de bu yüzden bu gözü çıkarmaya çalışmıştır. Eski Mısır mitolojisine göre Horus, sonunda bu gözünü babası Osiris'e vermiş ya da Osiris'in kullanımına bırakmıştır.

Horus'un gözü, biçimsel anlamıyla, Tanrı'nın "bir"liğini (tekliğini) matematiksel olarak gösteren bir semboldür. Bu anlam şöyle açıklanır: Bir bütün ikiye bölündüğünde 1 / 2 elde edilir. Bu da ikiye bölündüğü takdirde 1 / 4 elde edilir. İşleme bu şekilde hep ikiye bölme ile devam edilirse sırasıyla, 1 / 8, 1 / 16, 1 / 32 ve 1 / 64 elde edilir. Bunların tümü toplandığında ise 63 / 64 bulunur. Buradan şu sonuç çıkar: Bir bütün, sürekli olarak ikiye bölünmeye devam edilirse, toplam değerde, sonsuzluk hariç, hiçbir zaman bire, birliğe ulaşılamaz; yalnızca Mutlak (Allah) bir'dir. Horus'un gözü “glifler” denilen parçalardan oluşur ki, bu altı parça, sırasıyla, 1 / 2, 1 / 4, 1 / 8, 1 / 16, 1 / 32, 1 / 64'ü ifade eder.[1]

Geleneğe göre, Horus'un gözü Seth adlı tanrı tarafından parçalanmıştı. Bu parçaları Thot adlı tanrı (ibis kuşu ile temsil edilen tanrı) bir araya getirerek Horus'u yeniden göz sahibi etmişti. Bu gözün muhtelif kısımlarını temsil eden kesirlerin toplamı 63 / 64 etmektedir. Bu sebeple, Thot'un sihir yoluyla buradaki noksanı tamamladığı Kabul edilmekteydi.[5]

Reçete kelimesinin asıl kaynağını Eski Mısır'da aramak gerekir. "Horus'un Gözü" ya da daha bilindik adıyla "Tanrı Ra" ve onu, temsil eden "Ra'nın gözü" sembolü reçete kelimesine kökenlik etmiştir.[6] Horus'un gözünün basit bir şekli olan R harfi, Galen'den günümüze ilaç reçetelerinde (R ya da Rp) kullanılmaktadır.[7][8] Tıp tahsilinin bir kısmını Mısır - İskenderiye'de tamamlayan Galenus, hastalarına etkili olabilmek için kullandığı bazı mistik semboller yanında Ra'nın Gözü Hiyeroglifinden de bir telkin aracı olarak faydalanmıştır. Galenus'u örnek alan hekimlerde aynı yolu takip ettiklerinden, bu sembol, zamanla esas kaynağından uzak diyarlarda ne anlamı olduğu bilinmeden, daha sade çizgilerle ifade edilmeye başlanmıştır. Temelde makyajıyla zaten R harfine benzeyen Horus'un gözü şekli, çizgilerin basitleşmesiyle tamamen R harfi şeklini almıştır. Bu sebepledir ki eczacılığın Ortaçağ'da ayrı bir dal olarak ortaya çıkışıyla R 'ye yeni bir anlam uydurulmuştur. Bu dönemde tıp dili Latince olduğundan, hekimin eczacı tarafından hazırlanmasını istediği ilaçların terkibini yazdığı reçetelere "alınız" anlamına gelen "recip" kelimesinin ilk harfi olduğu ileri sürülmüştür. Daha sonra Fransızca'nın Avrupa'da tıp dili olarak kullanılması sırasında yine aynı anlama gelen recipez'nin iki harfi Rp kullanılır olmuştur.[6]

Horus'un Gözü, Nazar Boncukları ve Tılsımlar

Eski bir anadolu inancının camdaki yansımaları İnsanlık tarihi boyunca, her kültürde ve dinsel inançta, göz figürü kötülükleri savan güçlü bir tılsım olarak kabul edilmiştir... Bu figüre, Musevi, Hıristiyan ve İslam kültürlerinin yanı sıra, Budist ve Hindu toplumlarda da rastlıyoruz. Bu ortak gelenek Anadolu'nun 3000 yıl öncesine dayanan cam sanatında yeni bir kimlik kazanır. Anadolulu bir cam ustası, göz figürünün gücünü ateşin gücüyle birleştirerek yepyeni bir tılsım yaratır:

O zamandan bu yana insanlar, kötülüklerden korumak istedikleri her şeye nazar boncuğu iliştire gelmiştir. Yeni doğmuş bebeklerden, bindikleri ata, hatta, evlerinin kapılarına bile... Nazar boncuğu geleneği Anadolu'da hâlâ yaşamaktadır. Sayıları giderek azalan nazar boncuğu ustalarının hünerli elleriyle biçimlendirdiği ışıltılı göz boncukları, Anadolu'dan dünyanın dört bucağına yayılmaktadır.[9]

Eski kültürlerde yaygın olarak rastlanan ve bizim ‘Fatma Ana'mızın Eli' olarak bildiğimiz hamsas adlı tılsımın rengi genellikle mavidir. Bu, beş parmağın ve avuç içinin belirgin bir şekilde görüldüğü, ortasında bir göz işareti bulunan bir tür el ikonudur. Bazı kültürlerde mavi nazar boncuklarına ek olarak, hamsas tılsımları da pencere ya da kapıların kenarlarına koruma amacıyla asılır.[10]

Tılsım Anadolu'ya geldiğinde bazı değişimlere uğramıştır. Bugün Anadolu'da her yerde görebileceğimiz nazar boncuğu Horus'un gözü kökenlidir.[7] Horus'un gözü, bir çok toplumda yaygın bir inanışı ifade eden nazar ve göz değmesine karşı koruyucu olacağına inanılan nazar boncuklarına da esin kaynağı olmuştur.[11]

Nazarın ve nazar boncuğunun izleri, Mısır'a M.Ö. 4800-M.Ö. 5000 yıllarına uzanıyor. Dünyadaki tüm kötülükleri gören Mısır imparatoru Osiris'in gözünün, yoksulluğu ve cehaleti uzaklaştırdığına inanılırdı. Oğlu Horus, gözlerini açtığında ortalığın aydınlandığı (iyilik) kapattığında karanlık (kötülük) olduğu düşünülürdü.

Güneş tanrısı Osiris'i öldüren Seth'den öç almak isteyen Horus'un gözü, kavga sırasında aynı zamanda amcası olan karanlıklar ve kötülükler tanrısı Seth tarafından parçalanır. Bilimlerin ve tıbbın kurucusu olan Toth parçaları toplar ve gözü eski haline getirir. Ancak 1 / 64'lük parçası eksiktir ve bu parça, Toth'un büyü ve sihir gücü tarafından tamamlanır.[12]

Daha sonra Horus'un bu gözünü simgeleyen hiyeroglif resim, uzak görüşlülüğün, beden dokunulmazlığının ve sonsuz doğurganlığın simgesi olarak, gemi, araba mumya, vazo gibi nazardan korunması gereken gereçlerin üzerine çizilmeye başlanmıştır.[13] Mısırlılar önem ve değer verdikleri her şeyi, koruyabilmek için üzerine Horus'n gözünü çizdiler. Bu çizimler daha sonra Anadolu'ya ulaştı ve büyük bir olasılıkla onu ilk defa Fenikeliler (M.Ö. 2500-M.S. 65) cam üzerine geçirdi.

Bugün bir nazar boncuğuna bakarken, binlerce yıldır kesintisiz devam eden bir süreci bir saniye daha ileriye taşıyoruz. Birisine nazar boncuğu hediye ederken, aslında binlerce yıldan bu yana devam eden bir geleneği sürdürüyoruz. Toth ile başlayan süreçte, kendi dilimizde yer eden deyimi seçerek, bazen inanarak bazen de turistik bir şirinlik yaparak, Anadolu'nun cam ustalarının tarihle yaşıt olan ateşle ortak çalışmasını geleceğe aktarıyoruz.[12]

1 Amerikan Doları'nda Tek Göz

Piramit içindeki göz sembolünü Amerikan doları üzerinde görmekteyiz. Aslında bu sembol Amerikan Birleşik Devletleri Devlet Mührü'nde bulunmaktadır. İlk bakışta, Amerika Birleşik Devletleri'nin kurucularının birçoğunun Mason oldukları için bu sembolün kullanıldığı akla gelmektedir. Ancak, Masonik Yazar S. Brent Morris bunun böyle olmadığını, bu düşüncenin komplo teorisyenleri tarafından Masonlar aleyhine kullanıldığını ifade ediyor. Onlara göre, diyor, ABD Devlet Mühüründeki sembol Masonların dünyayı yönettiklerini veya “Yeni Dünya Düzeni”ni dünyaya dayattıklarını gösteren şeytani bir işarettir.

Müellif, söz konusu mührü tasarımlaması için kurulan üç komiteden yalnız 1776 kurulan birinci komitede yer alan Benjamin Franklin'in Mason üye olduğunu ve dolayısıyla amblemin tasarımlanmasında Masonik etkinin bulunmadığını ifade ediyor. 1782'de Kongre tarafından kabul edilen mühürdeki sembolün anlamını o zamanki Kongre Sekreteri Charles Thomson ile Sanatçı Danışman William Barton şöyle açıklıyor: Piramit, kuvveti ve kalıcılığı, üzerindeki göz ise Tanrının Amerikan davasına rehberliğini, davanın koruyucusu olduğunu remz eder.

Her şeyi Gören Gözün, Masonik sembol olarak resmen ilk kullanımı ve tanımlanması 1797 yılına rastlamaktadır, yani Kongrenin bu sembolü kabul etmesinden 14 sene sonrasına. Bunun yanında bu amblemi ilk tanımlayan Thomas Smith Webb'in sembolizması Mühürdeki sembol tanımından farklıdır. Kaldı ki, Webb'in tanımlamasında göz üçgen içinde değil yarım bir hâle içindedir.[14]

1 Amerikan Doları'nda 666 (MDCCLXXVI)

1 Amerikan Doları'nda, tamamlanmamış piramidin üzerinde Taban çizgisi boyunca bütün rakamları topladığımızda 666 sayısını elde ederiz. Önce 3 boyutlu bir üçgen çizelim ve her boyutuna MDCCLXXVI sayısını üst, sağ ve sol yönlerinde sırayla yerleştirelim ve taban sayısındaki rakamları toplayalım:

D = 500
C = 100
L = 50
X = 10
V = 5
I = 1.

D+C+L+X+V+I = 500+100+50+10+5+1 = 666.[15]

Yer alan piramit, ünlü Büyük Giza Piramidi'dir. İlginç olan ise Giza Piramidi ile Kabala arasında ilişki olmasıdır. Gül-Haç ve mason ökültistleri, Büyük Piramit'in basamakları ritlerdeki dereceleri temsil ettiğine inanırlar. Piramidin en altında Roma rakamıyla "MDCCLXXVI" yazmaktadır. Bu tarih, M:1000 D:500 C:100 L:50 X:10 V:5 I:1 ise bu tarih; 1776 Yani ABD'nin doğum günü. Ve illumunatinin kuruluşunu (1 Mayıs 1776) ifade etmektedir.. 3'lü gruplar halinde incelendiğinde 666 çıkar. Ayrıca, 666 sayısından Ezra'da da bahsedilmektedir ve Babil'den Judah'a dönen insanları simgelemektedir: Adonikam'ın çocukları altıyüz, altmış ve altı tanedir. (2:3) Adonikam kelimesinin anlamı şudur: "Tanrı'nın övgüsüne layık."

Roma rakamlarındaki 5 temel sayıyı küçükten büyüğe doğru yazıp toplayınca da aynı sayı çıkıyor. D = 500, C = 100, L = 50, X = 10, V = 5, I = 1 = 666 Ve kehanetin sonu şöyle. Dolardaki piramid 18 katlı idi.. 1776'dan başlayarak, her basamağa 13 eklerseniz, piramidin 2010'da tamamlandığını görürsünüz.. 1945 - 1971, ara bir zamandır. Son evre 1971'de başlar. 84, 97 ile devam eder ve 2010'la tamamlanır.. 2010 yeni çağın başlangıcı olacaktır.[16]

MDCCLXXVI ve İlluminati

MDCCLXXVI, bize ayrıca İlluminati'nin kuruluş yılını da verir:

M - 1000, D - 500, C - 100, C - 100, L - 50, X - 10, X - 10, V - 5 I - 1 = l776 (May 1st) [15][17]

Piramidin altında ki rakamlar (MDCCLXXVI) 1776 tarihini gösterir.Bu tarih, İllüminati'nin kuruluş tarihidir.İlluminati "Aydınlanmışlar" anlamındadır ve Efendiler denilen süper zenginlerin yönettiği bir dünya komplosudur. 1772 yılında Wilhelm-Bader Kongresinde, masonlar İlluminati ile birleştiklerinden bu tarih, masonlar için de önemlidir.[18]

Temelinde "aydınlanma, ruşenilik, vahdet-i vücud felsefesi" gibi muhtelif felsefi akımların etkisi olduğu iddia edilen İlluminati hareketi, 1 Mayıs 1776'da Adam Weishaupt tarafından Almanya'nın Bavyera eyaletinde kurulmuştur. Daha doğrusu o tarihte bir İlluminati örgütlenmesi ortaya çıkmıştır. Weishaupt, Ingolstadt Üniversitesi'nde hukuk profesörü iken masonik eğilimlere merak sarmış ve bir gizli örgüt kurmuştur. 1779'a gelindiğinde İlluminati örgütünün 54 üyesi bulunuyordu ve Bavyera eyaletinin dört şehrinde teşkilatlanmıştı. Örgüt üyeleri ağırlıklı olarak masonik kimlikleri öne çıkarıyorlardı.

Almanya'daki din adamlarının hemen tamamı Illuminati şebekesine düşmandı. Bunun sebebi elbette onun, Hıristiyanların değerleriyle alay eden, bu değerlere iğrenç bir şekilde saldıran Tapınak Şövalyeleri'nin devamı olduğunun tahmin edilmesiydi. Ayrıca Illuminati üyeleri zaman zaman yönetimi de hedef alan yayınlar yapıyorlardı. Bu yüzden 1784'te teşkilatlarına bir polis baskını gerçekleştirildi ve birçok üyeleri göz altına alındı. 22 Haziran 1784 tarihinde de Bavyera Elektörü bir ferman yayınlayarak Illuminati örgütünü tamamen kapattı. Örgütün üyelerinin çoğu tutuklandı. Başta lider Weishaupt olmak üzere birçok üyesi de ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Aynı ferman 1785 Ağustos'unda tekrarlandı ve böylece Bavyera'da sadece İlluminati değil, masonluk da silinmiş oldu.

Bavyera'da Illuminati ve masonluğun yasaklanmasının Avrupa ve Amerika'da ciddi bir etkisi oldu. Bayağı korku ve telaşa kapılan diğer ülkelerdeki masonlar kendilerine de yasak getirilmemesi için büyük bir gürültü kopardılar. Öyle ki ABD başkanı George Washington, tereddütlere kapılan Amerikalı masonlara güvence verme ihtiyacı duydu.

Bavyera'da yasaklanan Illuminati ve mason teşkilatları çok geçmeden yer altı örgütleriyle faaliyetlerini sürdürdü. Fakat bu kez Almanya dışına da uzanarak tüm Avrupa'da teşkilatlanmak için faaliyetlerini hızlandırmaya başladı. Örgütlenme çalışmalarını hızlandırmasında Johann Bode adlı bir masonun önemli katkıları oldu. Bazı kaynaklara göre Goethe, Mozart, Schiller ve Herder gibi birçok ünlü bu örgütün saflarına katılmışlardır.

Yeraltı teşkilatlarının yapılandırılmasında farklı isimler kullanıldı. Örneğin Fransız Devrim Kulübü ve Jacobin Kulübü Illuminati hareketinin devamını sağlamak için kurulmuş oluşumlardır. Bunlar asıl önemli faaliyetleri yer altından yürütüyor, ama masonluğun çok fazla murakabe altında olmadığı yerlerde salon toplantıları da düzenliyordu. Fakat bu toplantıları yine de halka açık değil, sadece üyelerin katılabildiği türden toplantılardı. Örneğin Jacobin Kulübü için tutulan salona 1300 üye katılıyordu. Tamamen üyelere mahsus ve gizli olarak düzenlenen bu toplantılara Fransa'nın en iyi eğitim görmüş ve en etkin kişileri katılırdı. Jacobin'lerin ideali, tüm kurumları ve krallığı ortadan kaldırarak adına "Yeni Dünya Düzeni" ya da "Evrensel Cumhuriyet" dedikleri bir düzen kurmaktı.

Illuminati, kelime olarak aydınlıkçılar veya aydınlananlar anlamına geliyor. Kök olarak İtalyanca'dır. Fransızca'da ışık anlamına gelen ‘la lumière' kelimesi de aynı kökten gelir. Birçok araştırmacının ortak tespitine göre fikri altyapısı ve temeli Tapınak Şövalyeleri'ne dayanıyor. Kuruluşundaki amacı Avrupa masonluğunu bir çatı altında birleştirmekti. [19]

Her şeyi Gören Göz (Horus'un Gözü) ve Masonluk

Her şeyi gören göz (mısır tarihi) horusun gözü. lucifer'in her şeyi gören gözü anlamına gelir. gözyaşı damlası etkisi altında olmayan ruhlar yüzünden kederlendiğini gösterir.[20]

Her şeyi gören göz sembolü konusunda bilinen en eski Masonik referansa 1772 yılında yayınlanan William Preston'un “Üstat Mason Derecesi Konferansları”nda rastlıyoruz. Preston konferansında Her Şeyi Gören Gözden şöyle bahsediyor:

“Çıplak kalbe doğrultulmuş kılıç, adaletin er geç bizi yakalayacağını göstermektedir; düşüncelerimiz, sözlerimiz ve davranışlarımız insanların gözünden saklı kalabilse de, güneşin, ayın ve dahi yıldızların itaat ettiği, kuyrukluyıldızların o müthiş dönüşlerini gözetiminde yaptığı, insan kalbinin derinliklerine hakim olan ve liyakati ödüllendiren o Her Şeyi Gören Göz'den saklı kalmaz.”

Göz hiç bir zaman uyumaz. Bu anlamıyla bazı obediyanslarda Üstadı Muhterem ve Önceki Üstadı Muhteremlerin önlüğünde yer alır. En eski Her Şeyi Gören Gözün yer aldığı önlük, Marquise de Lafayette tarafından el işlemeleri yapılmış (aslında bir Fransız Manastırında rahibeler tarafından yapılmıştır) ve Marki tarafından Amerika'ya getirilerek General George Washington'a 1784 yılında hediye edilmiş olanıdır. Bu olay da göstermektedir bu amblem o tarihe kadar masonik bir amblem olarak tanınmamaktadır. Masonik önlüklerin o dönemde ayak bileğine kadar inen deri önlükler olduğunu ve üzerini her hangi bir amblemle süslemenin çok güç olduğunu unutmamamız gerekir. Ancak Spekülatif Masonların sayılarının ve etkilerinin ağır basması ile kumaştan veya başka materyallerden yapılan önlükler kullanılmaya başlanmış ve bundan sonra önlüklerin üzerinde amblemler görülmeye başlamıştır.

Öte yandan Mackey Ansiklopedisi'nde, Her Şeyi Gören Göz'ün dinsel içeriği yanında daha farklı “omniscience” (her şeyi görme ve bilme, gözetme, izleme) kavramlarının bulunduğu, hukuk ve yönetime ilişkin dünyasal anlamlarının da olduğu, sözgelimi Kanun'un izleyen ve her şeyi gören, bilen özelliğinden de bahsedildiği, aynı şeyin Devlet için de söz konusu olduğu ifade ediliyor. Eğer ilk Hürmasonların “omniscience” sembolü var idiyse bunun illa da ilâhi bir “omniscience” olması gerekmez” deniliyor.Her Şeyi Gören Göz'ü, ilâhi gözetim sembolü olarak düşündüğümüzde, bu gözetimin amacının insanoğlunun gizlediği suçları yargılamak değil de, gizlediği erdemleri mükâfatlandırmak olduğunu düşünmek daha doğru olur. Her Şeyi Gören Göz'ü, Kardeşimiz Locaya devam etmese de, hastalık veya bir kaza nedeni ile evinde hapis kalsa da veya başka bir yere taşınmış olsa da onu hiç gözümüzden ırak tutmamak ve gözetimimiz altında tutmak anlamında Masonik “omniscience” gözetim olarak da kullanabiliriz.

Her Şeyi Gören Göz, 17. 18. asırlarda çokça kullanılan kültürel ikonografinin bir bölümü idi. Üçgenin içine konduğunda güçlü bir teslis doktrinini ifade ederdi. Masonik ritüel ve sembolizmanın evrimi bu döneme rastlaması nedeniyle toplum tarafından çok iyi bilinen ve tanınan bu sembolün bir şekilde Masonluğa girmesi pek şaşırtıcı değildir. Belki de 3 rakamının önemi veya çok kullanımı nedeni ile üçgen tercih edilmiştir. Üç derece, Locanın asıl görevlilerinin üç kişi olması, vs gibi...

Her şeyi gören göz'e ülkemizin topraklarında sıklıkla rastlıyoruz. Sultanahmet Meydanı'nda ki Dikilitaş'ta olduğu gibi...[14]

Üstteki resimdeki "kurukafa"ya dikkat edin. George Walker Bush, masonların Skulls and Bones Society (Kuru kafa ve Kemikler) Siyah Mason Locası'na üyedir. (SBS) .

Tek Göz, Masonluk ve Deccâl

Harun Yahya'ya göre; Masonların tek göz sembolü, Deccal'in sembolüdür. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) 'den rivayet edilen bir hadiste şöyle buyrulmaktadır:

"Deccal'in tek gözü vardır." [21]

Yine İbn-i Abbas radıyallahu anhuma der ki; "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem namazının sonunda dört şeyden sığınırdı. Derdi ki;

نﻤ; ﷲ;ﺎ;ﺒ; ذوﻋ;أ رﺎ;ﻨ;ﻟ;ا باذﻋ; نﻤ; ﷲ;ﺎ;ﺒ; ذوﻋ;أ و رﺒ;ﻘ;ﻟ;ا باذﻋ; نﻤ; ﷲ;ﺎ;ﺒ;
ﺔ;ـﻨ;ﺘ;ﻓ; نـﻤ; ﷲ;ﺎ;ـﺒ; ذوﻋ;أ نطﺒ; ﺎ;ﻤ; و ﺎ;ﻬ;ﻨ;ﻤ; رﻬ;ظ ﺎ;ﻤ; نﺘ;ﻔ;ﻟ;ا

"Kabir azabından Allah'a sığınırım, Cehennem azabından Allah'a sığınırım. Açık ve gizli fitnelerden Allah'a sığınırım. Ve tek gözlü yalancı Deccal'den Allah'a sığınırım." [22]

İbni Ömer radıyallahu anhuma, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'den rivayet ediyor; "Şüphesiz Dec23üyük ve kızıl bir bünyeye sahip, kıvırcık saçlı, tek gözü kör olup sanki yerinden fırlamış üzüm tanesi gibidir." [23]

İbni Ömer Radıyallahu anhuma hadisinde; "Sağ gözü kör olup, fırlamış üzüm tanesi gibidir" diye geçmişti. Bu hadisin Arapça Metninde geçen "Tafie" hemze ile yazılır ise; "ziyası gitmiş, sönük" manasına gelir. Hemzesiz olarak "Tafiye" olursa; "Yerinden fırlamış üzüm tanesi" demek olur.[22]

Huzeyfe radıyallahu anh hadisinde; "Kıvırcık saçlı ve sol gözü kördür" diye geçti ve bir rivayette; "Kör olan gözü, sol gözüdür" [24], aynısı Enes, [25] Semura Bin Cündüb [26] ve Cünade Bin Ümeyye radıyallahu anhüm'den rivayet edilmiştir.[27] İbni Abbas radıyallahu anhuma hadisinde; "Gözü sabah yıldızı gibidir" [28]

Huzeyfe radıyallahu anh hadisinde; "Sağ gözü mesh olunmuştur. Diğer gözü ise güneş parçası gibidir" [29] Ondan diğer rivayette; "gözü mesholunmuştur" [30] geçer. Ubey Bin Ka'b radıylalhu anh hadisinde; "bir gözü yeşil cam gibidir." [31]

Sefine radıyallahu anha rivayeti; "Sol gözü kör, sağ gözü et ile kaplı gibidir" [32]

Diğer bir rivayette de sol gözü et ile kaplı olarak vasıflanır.[33] Hadisin Arapça metninde geçen "zufre" kelimesi; burundan göze doğru çıkan bir çeşit deridir. Onun güzünün böyle olması, bahsedilen gözünün sağlam olmamasına mani değildir. Belki bu gözbebeğinin ardında kalacak şeklidedir.

Ubade Bin Samit radıyallahu anh hadisinde; "Kısa boylu, çarpık bacaklı, kıvırcık saçlı, tek gözlü, göz yuvası ne çukurdur, ne de şişkin." [34] diye tarif ediliyor.

Ebu Said el Hudri radıyallahu anh hadisi; "Gözbebeği yerinden fırlamış gibi ve kördür. Gizli değildir, parlayan yıldız gibidir." [35][22]

Hadislerde belirtildiğine göre, Deccal'in yalnızca tek gözü vardır. Bu, Deccal'in en belirgin özelliğidir. Masonluk, Deccâlî sistemi temsil ettiğinden ve doğrudan şeytana taptığından, Deccal'in en belirgin özelliklerinden birini kendisine sembol edinmiştir. Bu sembol, hemen her Masonik yapılanmada karşımıza çıkan “tek göz” sembolüdür. Özellikle üçgen içinde tek göz, mason localarının çok iyi bilinen simgesidir ve adeta masonluğun bir numaralı işareti durumundadır. Masonluk konusunu ele alan kaynakların büyük bölümü, tek göz sembolüne mutlaka vurgu yapar.

Masonlukta söz konusu göz sembolü, “her şeyi gören göz” olarak tarif edilmektedir. Masonlar bu gözün, taptıkları sözde büyük gücü simgelediğine inanırlar. İşte, masonların kendisine taptıkları ve büyük güç olarak tarif ettikleri “her şeyi gören göz”, Deccal'in tek gözüdür.[36]

Mesih kelimesi, Hz. İsa için de, Deccal için de kullanılır. Fakat ikincisi daima "Deccâl"' ilâvesiyle birlikte bulunur. Deccâl'a Mesih denilmesi; hayır yönünün kalmaması, tek gözlü olması veya çıktığı zaman yeryüzünü çok kısa sürede dolaşabilme özelliğine sahip olmasıdır. İlâhlık davasında bulunması, hakkı bâtıl göstermesi, hilekârlık, yalancılık onun vasıflarındandır. Hayatın fitnesi, dünyaya aldanmak, şehevi arzuları meşrû olmayan şekilde kullanmak, cehâletin arkasında koşmak ve en kötüsü ölüm sırasında imtihana tabi tutulmaktır. Ölümün fitnesi ise; ölen kimseye görevli meleklerce sorulan, "rabbin kimdir?" sorusuna, şeytanın, bu kimsenin karşısına geçip; "Şüphesiz rabbin benim" diyerek onu yanıltmaya çalışmasıdır (Tirmizî) [37]

Peygamberimiz (sav), Deccal'in gizlilik içinde hareket edeceğine işaret etmiştir:

"Deccal yola çıkıp ilk defa Dımşk şehrinin doğuya bakan kapısının yanına gelecek... ARANACAK, FAKAT YAKALANMAYACAK... Sonra Kisve nehrinin sularının yanında görülecek... ARANACAK, NE TARAFA GİTTİĞİ BİLİNMEYECEK..."

Hadis-i şerifte, "Deccal'in aranacağının, ancak bulunamayacağının" bildirilmiş olması, gizli olarak hareket edeceğine işaret etmektedir. Deccal, açık olarak ortaya çıkacağı dönem gelinceye kadar fazla dikkat çekmeden, insanları ajite etmeden, yavaş ve derinden faaliyet gösterecektir. Bu dönem boyunca, Deccal ve taraftarları için gizlilik esas olacak, bu amaçla gizli teşkilatların desteğini alacaktır. Bu gizliliğin bir gereği olarak Deccal, derin devletler oluşturup onların başına geçecek, adeta "görünmez bir güç" gibi hareket edecektir. Bu sayede sinsi bir şekilde bozgunculuğu organize edecektir. Bediüzzaman Said Nursi de Deccal'in masonluk gibi gizli teşkilatların desteğini alacağına dikkat çekmiştir:

"... DECCAL... MASONLARIN KOMİTELERİNİ ALDATIP MÜZAHERETLERİNİ (korumasını, desteğini) kazandıklarından dehşetli bir iktidar zannedilir..."

Üstad'ın da belirttiği gibi Deccal, dünya masonluğunu bir nevi gizli ordusu olarak kullanacaktır. Bu gizli teşkilatın toplantılarında, Deccal'in önderliğinde Müslümanların aleyhinde gizli kararlar alınıp, uygulamaya konulacaktır. Nitekim, dünyanın farklı köşelerinde Müslümanları hedef alan baskının, zorun ve saldırıların birbiriyle benzerliği herkes tarafından kabul edilmektedir. Bu, söz konusu eylemlerin tek merkezden yönlendirildiğinin önemli bir delilidir. Bediüzzaman Said Nursi, Deccal'in İslam dünyasını baskı altına alacağını, salih Müslümanlara zor ve çetin günler yaşatacağını sözlerinde bildirmiştir:

"... DECCAL GİBİ nifak (ikiyüzlülük) ve zındıka (küfür) başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i muzırraları (zarar veren müthiş şahısları) ... beşerin hırs ve şikakından (iki yüzlülüğünden) istifade ederek az bir kuvvetle nev-i beşeri (insanları) herc-ü merc (darmadağın) eder ve koca ALEM-İ İSLAMI ESARET ALTINA ALIR." [38]

DECCAL ortaya çıkmadan önce oluşacak işaretlerin çoğu bugün gözlemlenebilmekte. Bir şey var ki çok kesin, eğer sizler Anti Christ'in gelişine şahit olmayacak kadar talihliyseniz, mutlaka çocuklarınız görecek onu. Deccal'ın gelişinden önce, bizlere bildirildiğine göre, onun dönüşünü bekleyecek bir SİSTEM –DECCAL'ın sistemi- kurulacak. Bu DECCAL'ın Sistemi tarihteki en şeytani, en baştan çıkarıcı şeytani kafir güç olacaktır. Bu sistem; yoğun bir biçimde ahlaksızlığa (Homoseksüelliğe, Zinaya, Fuhuşa) Ateizme, Şeytana tapınmaya, TEFECİLİK yapmaya, sarhoşluk verici maddeleri kullanmaya (Alkol ve Uyuşturucu), suç işlemeye, adaletsizliğe, işkenceye, kalem fitnesine (pornografik magazin vs), savaş çıkarmaya, Kıtlığa, Katliamlara, Tecavüze haddi hesabı olmayacak ölçüde acıya yol açar.

Bu Deccal sistem, elbette ki bizim bildiğimiz HÜR MASONLUKtur. Birleşmiş Milletlerdeki, AET'deki ve Britanya Parlemantosu'ndaki her mevki Mason olan kişiler tarafından ele geçirilmiştir. Hür Masonluğun İngiltere ve Galler bölgesinde 700.000 civarında mensubu vardır ancak Britanya toplumu onlar hakkında pek birşey bilmiyor. Hür Masonlar gizlice, JAHBULON olarak bilinen şeytan-tanrıya ibadet etmektedirler. (Daha detaylı bilgi için Hür Masonluk hakkında uluslararası platformda en çok satan Stephen Knight tarafından yazılan “The Brotherhood” adlı kitabın 230-240. sayfaları ve David M Pidcock'un “Satanic Voices” adlı eserlerine bakınız.) [39]

Şeytan, Hz. Adem devrinden beri hep aynı aldatmacayla insanları saptırmaya çalışmıştır. Bu aldatmaca, Allah inancını reddeden, tüm varlıkların tesadüfen meydana geldiklerini savunan Darwinizm'dir. Masonluk da Hz. Adem devrinden beri devam eden, şeytani bir örgütlenmedir. Ve bu deccal sistemi de, şeytanın en büyük oyununu kullanarak insanları aldatır. Kendisine doğayı, şuursuz tesadüfleri ilah edinmiş olan deccali sistem masonluk, aslında yalnızca şeytana hizmet eden sapkın bir dindir.

New Age akımının kurucusu ve Fransa'daki Meşrik-i Azamlığı'na bağlı 32. dereceden mason olan Madame Petrovna Blavatsky bu konuyla ilgili şunları söylemektedir:

"...Gezegenimizin ilahı ve tek ilah şeytandır." [40]

Mason yazar Eliphas Levi, kendi liderinin Baphomet, diğer adıyla şeytan olduğunu açıkça ifade etmektedir. Eliphas Levi'den ilginç bir alıntı şöyledir:

"Aydın Lucifer (şeytan), ... kutsal ruh'tur, fiziksel anlamda Lucifer ise evrendeki manyetizmanın en büyük etkenidir." [41]

Albert Pike'nin kitabı "Morals and Dogma" (Ahlak ve Dogma) hala ABD'de İskoç Riti Masonluğu üyelerine tavsiye edilir ve iyi tanınmış mason yazarlar tarafından masonluğun Eflatunu olarak isimlendirilmiştir. 33. dereceden mason olan Albert Pike'nin "Morals and Dogma" adlı kitabındaki açıklaması şöyledir:

"LUCIFER (şeytan), ışığın kaynağı! Karanlığın Ruhu..."

Petrovna Blavatsky, bu kavramı şöyle özetlemiştir:

"Lucifer ilahi ve dünyevi bir ışıktır, ‘Kutsal Hayalet' ve ‘Şeytan'dır..." [42]

Yine New Age hareketinin öncülerinden filozof mason David Spangler'in bu konudaki görüşleri ise şöyledir:

"Lucifer (şeytan) bize bütünlüğün son bağışını vermeye gelir. Eğer bunu kabul edersek, o zaman özgür olur ve biz de özgür oluruz. Bu Lucifer başlangıcıdır. Bu, şimdi ve önümüzdeki günlerde pek çok insanın yüzyüze geleceği bir şeydir, çünkü bu, New Age'in başlangıcıdır .” [43]

Masonlar, açıkça, şeytanın himayesinde hareket etmekte ve onun emirlerini yerine getirmektedirler. Bu gizli tarikatta en önemli sembol olarak kullanılan “her şeyi gören göz”, “Lucifer'in gözü” olarak tasvir edilmektedir. [44] Bunun dışında tüm masonik semboller de aynı amaç için tasarlanmıştır. Tersine yıldız, Baphomet (keçi şeklinde şeytan) adını taşır ve şeytan'ın sembolüdür. Büyücülükte tersine beşgen yıldız yalnız bir amaçla kullanılır, şeytan'ın gücünü çağırmak için! [45] Dolayısıyla tüm masonik semboller aslında masonluğun temelinde yatan inancı, yani şeytana tapınmayı sembolize etmektedir.

Daha önce detaylarını belirtmiş olduğumuz Lucifer doktrininin fikir babası 33. Dereceden mason Albert Pike ve onun şeytan doktrini ile ilgili olarak yazar John Daniels şu açıklamayı yapmaktadır.

«Albert Pike, “Lucifer Doktrinini” birçok mason biraderine öğretti. En heyecanlı öğrencileri Lucifer Doktrinini en ileri seviyede uygulayan Bismarck ve Mazzini'ydi. Bu üçlü birlikte masonluğu kullanarak iki dünya savaşı çıkardılar ve bunun ardından “dünyanın Lucifer'e Tanrı olarak tapınmaya hazır olmasını” sağlayacaklardı.» [46]

Masonların şeytan ile bağlantılarının en büyük örneklerinden birini ise, 33. derece mason olan İngiliz Alesteir Crowley teşkil etmektedir. Satanist olan Crowley, aynı zamanda Doğu Tapınakçıları Locası (Ordo Templi Orentis – OTO) üstad-ı azamdır. Crowley'in annesi, oğlunun İncil'deki Canavar'ın tezahürü olduğunu söylemektedir. “Yaşayan en kötü insan” ünvanını taşıyan Crowley, masonik ritüeller doğrultusunda, kendisi ile bağlantıda olan kişilerin büyük bir kısmının dehşet verici ölümlerine sebep olmuştur. Crowley'in, şeytana, 150 genç erkek kurban ettiği iddia edilmektedir.[47]

33. dereceden mason olan Crowley'in aşağıdaki şiirleri, masonik sistemin altında yatan asıl şeytani gerçeği açıkça gözler önüne sermektedir:

«Kanımı şeytanın ellerine bağlıyorum
Bütün hepsi ellerimin arasında
Sana, Canavar, senin kontrolüne,
Kendimi rehin veriyorum, bedenimi, zihnimi ve ruhumu.»
[48]

«Nefret edilen işime, işim üzerine yemin ederim,
Her konuda dikkatsizim, fakat tek bir konuda ödül alırım,
O da tanrımız olan şeytanın mutluluğudur.»
[49]

Masonluğun, Allah inancını ortadan kaldırma ve bunun yerine şeytanın buyruklarını esas alan bir deccal sistemi getirebilme gayesi, dönemin Hıristiyanları tarafından da teşhis ve ifade edilmiştir. Katolik dünyasının lideri Papa XIII. Leo'nun 1884 tarihli ünlü Humanum Genus adlı fermanında masonluk ve faaliyetleri hakkında çok önemli tespitler vardır. Papa şöyle yazmıştır:

«Zamanımızda masonluk isimli, çok yaygın ve kuvvetli bir örgüte sahip bir derneğin desteği ve yardımıyla, karanlık kuvvetlere tapanlar olağanüstü bir gayret içinde birleşmiş durumdalar. Bunlar artık niyetlerini gizleme ihtiyacı duymadan Tanrı'nın Yüksek Varlığı ile mücadele etmektedirler... Masonların istekleri ve bütün çabaları aynı amaca yönelmektedir: Hıristiyanlığın gereği olan her türlü sosyal ve dini disiplini tamamen yıkmak ve yerine prensiplerini natüralizmden alan ve kendi fikirlerine göre şekillenmiş yeni kuralları oturtmak.» [50]

Şu anda Deccali sistem, masonluğun idaresi altındadır. Dünya masonluğunun lideri görev başındadır ve Deccal'in yanında bulunan yalancı peygamber, mason Moon tarikatının lideridir. O da, şu an halihazırda peygamberlik ilan etmiş durumdadır. Birlikte dünyayı gitgide artan bir sapkınlığa ve zulme sürüklemişlerdir. Masonik sistemin dünya üzerindeki hakimiyeti halen devam etmektedir.[51]

Papa'nın belirtmiş olduğu bu gerçek, üst düzey masonlar tarafından da çok defa dile getirilmiştir: Türk mason localarının 1923'de yayınladığı "Meşrik-i Azam İçtimai Zabıtları"nda masonların sapkın felsefeleri şöyle ifade edilmektedir:

«Biz artık Allah'ı hayat gayesi olarak tanımayacağız. Biz bir gaye yarattık. O gaye Allah değil, beşeriyettir. Bugün yavaş da olsa, şuuru tam manasıyla tatmin edebilecek tek ve evrensel bir din teşekkül etmektedir... Bu evrensel dine paralel olarak, bir de dünya görüşü ölçüsünde ahlak kurulacaktır... Böyle bir din insanı kainatla birleştirecektir. İşte bu MASONİZM'dir… Komünyonun manası olan inanç birliği yapıyoruz burada biz.» [52]

Masonlar, deccal sisteminin bir gereği olarak, kendilerini sezdirmezler. Gerçek yüzlerini hiçbir zaman ortaya çıkarmaz, şeytanı sahte ilah edindiklerini, Allah inancını inkar ettiklerini açık açık söylemezler. Çünkü eğer söylerlerse, samimi ve dindar halkı karşılarına alacaklarını bilirler. Zaten bu sebeple, İncil'de ve hadislerde belirtilen deccal, kendisini peygamber ilan eden, Allah'ı inkar etmesine rağmen, sahte dindar görünümü ile ortaya çıkacak olan bir aldatıcıdır. Deccal, yani şu an deccaliyeti temsil eden masonluk, aynı sahte görünüm ile ortaya çıkmış ve şeytana tapınan sapkın bir din olduğunu insanlardan gizlemeye çalışmıştır.

Bu amacı gerçekleştirebilmek için masonlar, çeşitli kılıklara bürünerek oyunlarını devam ettirirler. Örneğin Dünya Kiliseler Birliği ve Ulusal Kiliseler Konseyinin mason liderleri bulunmaktadır. Eski Christian Science Monitor dergisinin editörlerinden bir kısmı masondur.13 Müslüman din alimleri arasında da mason olanlar bulunmaktadır. Bu tür kurumlara sızarak masonlar, kendi amaçlarına ulaşabilmek için yol ararlar. Amaçları ise, dindar görünüm altında insanlığın Allah inancından uzaklaşmasını sağlamak ve onları, kendileri gibi şeytanın birer hizmetçisi haline getirebilmektir.

Bu görevi onlara veren şeytandır. Üstad masonlar, doğrudan şeytan ile bağlantıya geçebilen kişilerdir. İki yüz, üç yüz kişilik toplantılar sırasında şeytandan direktifler alan bir üstad mason, şeytanın kendisine emrettiği şeyleri birer birer sıralamaya başlar. Şeytanın emri, genellikle hep kan dökülmesidir. Hatta kimi zaman şeytan, direk görüntü olarak kendilerine görünmektedir. İşte bu sebeple, masonlar şeytandan ölesiye korkarlar. Masonlar, bu ritüelleri, kendi kitaplarında anlatmakta ve şeytanın emirlerine mutlaka uymaktadırlar. Masonlar, doğrudan şeytana taparlar. Şeytanın direktiflerine göre hareket ederler.[53]

Sonraki Sayfa >>



Bu sayfa hakkındaki son yorum:
Yorumu gönderen: fatih, 21.04.2016, 18:06 (UTC):
Tekgöz yalan messinin tekgôze yaptığını duymuş tüm

Yorumu gönderen: Ademoglu, 08.03.2016, 01:34 (UTC):
Adamlar asırlar önce plan yapsin.seni yozlastirmak için sen daha uyu kardeşim ZALİMLER İCİN YASASİN CEHENNEM

Yorumu gönderen: gamze, 11.02.2016, 06:11 (UTC):
Kadim bir inanış olan horus'un gözü, hammas, tanrı'nın gözü.. vs ne derseniz deyin. Mistik ve güzel bir anlam taşımaktadır. İnsanın vicdanından kaçamayacağını ve her zaman kalp gözü ile bakmamız gerektiğini ifade eder. Durumu bu basit haliyle algılamak yerine o kadar durumu zorlaştırmışsınız ki yorumları okurken ''yahuuu ne alakası var şimdi'' demeden geçtiğim yorum olmadı. İnancınız dogmatik olabilir ve siz bunu itaat etmek, fazla kurcalamamak, işte sorgulamayayım şeklinde anlamış olabilirsiniz. Ama arkadaşlar lütfen! bütün bilgilere kendinizi kapatmakta neyin nesi? Düpedüz ahmaklıktır bu. Neden müslümansanız, müslümanlığın başladığı tarihten önce ki şeylerin, yine aynı sizin tanrınızla da ilişkili olduğunu kabul edemiyorsunuz? Neden gerçekleri göremiyorsunuz? Aslında her şey aynı değişen sadece zaman ve isimler.Şüphesiz tanrı düşündüklerimiz için bize çok gülüyordur. Umarım, yaratıcıyı aptalca sınırlamaktan ve cezalandırıcı dikdatörvari bir tip olarak göstermekten vazgeçersiniz.Umarım tanrının yakmasıyla ilgilenmekten çok gerçek özelliği olan bağışlayıcılığı ve affediliciliği üzerinde durursunuz ve tüm insanlık için bağışlanmayı talep edersiniz. UMARIM..

Yorumu gönderen: Atilla, 11.04.2015, 18:02 (UTC):
Açıkçası kafam biraz karıştı..Horus ile Deccal aynı mı oluyor şimdi..Ama Horusun gözünü taşlayan Seth denilmiş.Seth de kötü tabir edilmiş..Deccal de tek gözlü..

Yorumu gönderen: Rabbim hepimize hidayet versin, 06.04.2015, 03:05 (UTC):
Dinimizi inkar eden cahiller.. Dünyada yasayipta Rabbimin mucizelerini görmemek mümkünmü nasıl bir körlüktür bu.. Her insan müslüman doğar bunu seçmek kendi elimizde burada birşey yok her kez toprağın altına girince eğriyi doğruyu anlar.. Rabbim hepimize hidayet nasip etsin.. Onun azabından onun gazabından.. Yine onun merhametine sıgınırım.. Ve unutmayınki Rabbim bu evreni peygamber efendimiz (sav) için yarattı. Ve o bile cennet müjdelenmişken ibadetini eksik yapmadı Rabbim bizi yolundan ayırmasın..

Yorumu gönderen: Cahilleri Rahatsız Eden Adam, 23.02.2015, 15:08 (UTC):
biraz mantıklı olun gözünüzü seveyim illuminati aydın,aydınlatan demektir.Dinlerin insan üzerindeki etkisini azaltmak ve insanları tek gerçek olan bilime yönlendirmek için ortaçağda kurulmuş ve kısa süre içinde kilise tarafından varlığına son verilmiştir.Üçgen içindeki tek göz aslında tanrının her şeyi gören gözüdür yani dini bir semboldür illuminatinin asıl sembolü dala tünemiş bir baykuştur illuminati günümüzde varlığını sürdürmemektedir ve şeytana tapan bir örgüt değildir.Şeytana tapan birisi benim gözümde en az allaha tapan birisi kadar cahildir.

Yorumu gönderen: ceyhun, 16.11.2014, 20:29 (UTC):
Gizli kisiye cevap:Allah C.C bizlere yani müslümanlara hz.Kurani indirdi ve ogrenmemiz icin elçisi olan canimin ici olan HZ.MUHAMMED S.A.V efendimizi secti. Kuranda onlar beklesinler hesaba cekilecek gününü der.ALLAH C.C cok ama cok sabirlidir onlari cehennemde yakacaktir hemde ebediyen ölüm olmuyacak eriyip eriyip tekrar bedene buruneceklerdir. Allahim sen o hesap gununun biz müslümanlara merhamet ve rahmet eyle boyle bozguncularin cehennem atesinde yak yasasin cehennem zalimler icin kafirler icin arkadaslar siz siz olun aklinizda rabbinimizle ilgili şüpheye takilmayin cunku seytan size vesvese verip farkli dusunmenizi sağlar suphesiz tek ilah ALLAHTIR. Yeri göğü o yaratmistir. Deccalin ve yandaslarinin serrinden Allaha sıhınırım.
Selametle kalin HZ.ALLAH C.C bize yeter.

Yorumu gönderen: Yorumlar üzerine, 07.10.2014, 00:23 (UTC):
İnsanlar tapmadan yaşayamazlar, bu tapınma ihtiyacı da bir yaratıcı tarafından yaratılmış olmasının ispatıdır. Her ihtiyaç istismarı da beraberinde getirir. Suçlular istismar edenlerdir, Yaratan değil. Hiç bir şeye tapmadığını iddia eden insanlar bile kendi nefislerine tapmaktadır farkında olmasalar da.

Allah kötü fiiller işlensin istediğinden yaratmadı insanlığı ve kainatı. Bizim yiyeceğimiz haltları önceden biliyor olması, bizi imtihan etmekten vazgeçeceği anlamına gelmemeli. Kaderde köprüden atlamak varmış demek ki diyen bir insanı köprüden aşağı iten Rabbi değil, şeytanın beslediği cehaleti ve ahmaklığıdır. Kendi akıl ve iradesini hiç yok sayan bu tip insanlara hayvan derseniz zorlarına gider. Halbuki hayvanlar bile yerine göre içgüdüsel olarak kendi hayatlarını, yavrularını koruma, beslenme ve dinlenme ihtiyaçlarını karşılarlar, hatta bizim anlayamadığımız kendi dillerinde Yaratıcılarına şükrederler. İnsan olarak bunu beceremiyorsak, ahmaklığımızı Yaratan Rabbimize mal etmemiz daha da büyük bir zavallılık.


Yorumu gönderen: AGABABA, 02.10.2014, 14:56 (UTC):
ALLAH masonları ıllumınantıyı ve onlara ınananları ayrıca deccelı cehemnemde yakacak ınsallah ALLAH Onlara sonsuz cehemnem vad edecek lanet olsun masonlara serefsızlere

Yorumu gönderen: berkay, 20.09.2014, 12:00 (UTC):
.youtubecom/watch?v=irp7J3lY9Jg bulinki izleyince şaşırdım acıkcası
yani tüm bu dünya insanları bir şeylere tapmadan yaşayamazmı nedir? bu milyonlarca tanrılar filan ,beyin karmaşası ,sonu görülemez bir yolda milyonlarca tanrı simgeleri filan, bence tüm bunlar insan nefsinin vazgeçemediği değerlere erişebilmesi için hırs yaparak toplum oluşturma çabaları ,kandırılmış duygularla kendilerini tatmin ediyorlar .
fazla s.x fazla para lüx yaşantı otoriter lik egoları vb

Yorumu gönderen: GERCEK OLAY VEREN ADAM, 18.06.2014, 12:32 (UTC):
Arkadaslar ruyamda 3 gozum vardi ve anneme gidip sordum annem dediki o Allah in sana verdigi bir hediye dedi kardesimin ruyasinda beni ve arkamda 3 dev adam vardi (ben insan boyundaydim) ben 3 gozluydum arkamdaki devde biri cift 2si tek gozluydu beyler biri bunun ne anlama geldigi soyleyin harbiden tuylerim diken diken oluyor ve bu konu aradan 7 yil gecti

Yorumu gönderen: Gizli kişi, 28.04.2014, 06:53 (UTC):
Hani diyorlar ya bende inanıyorum dediklerine Allah her şeyi kaderi yazar herşeyimiz bellidir diye Allah ozaman bunun yani İLLUMİNATİ neden kuruldu. Şeytana niye yapılsın istesin . Mantıklı olmaya davet ediyorum

Yorumu gönderen: halil, 20.09.2010, 08:49 (UTC):
Piramidin dibinde roma rakamıyla MDCCLXXVI-yazıyor.
Dikkat ettiniz mi bilmiyorum orada DECCAL(DCCL)yazıyor.

Yorumu gönderen: edanur, 28.07.2010, 09:04 (UTC):
horos un gözü saecebelirtilen yerlede değil gökyüzünün her kısmında olduğu sadece efsanedir



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36856733 ziyaretçi (103026007 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.