Teknokrasi
 

Teknokrasi

Teknokrasi (Alm. Technokratie, Fr. Technocratie, İng. Technocracy), [1] alınan kararları bireylerin veya kitlelerin ihtiyaçları değil, mevcut teknik imkânların etkilediği yönetim modeli [2] ve sosyal - ekonomik bir programın uygulanmasında mühendis ve teknisyenlere ekonomik hayatın denetimini bırakmayı öngören anlayışa verilen ad.[3] Teknik bilgi ve beceriye sahip kişilerin siyasî ve idarî kararlara egemen olduğu yönetim tarzı ve ekonomik ve siyasal süreçlerin mühendis ve teknisyen gibi teknik bilgi ile donanmış uzmanlar tarafından yönlendirilmesini öngören anlayış.[4] Bu görüşü savunanların hareket noktası, kompleks ekonomik hayatta siyasilerin bu ekonomik yapıyı denetleyemez hale geldiği görüşüdür.[3]

Özel işletmelerle Kamudaki, salt teknolojik üretkenlik ve verimliliği amaçlayan, bürokrasinin hakim olduğu; teknik uzmanlığa sahip seçkinlerin egemen yönetici güçler olarak ortaya çıktığı siyâsî sistem. ABD'de 1930'lu yıllarda ileri sürülen ve ekonominin yönetiminde bankaların, tâcirlerin ve sanâyicilerin başarısız olduklarını ileri süren görüş. Teknokratların görüşüne göre başlıca gâyesi kâr peşinde koşmak olan işadamları, sanâyide kullanılan makine ve tesislerin teknik özelliklerini dikkate almadan daha fazla üretim için bunları zorlamakta, stokları arttırmakta, bundan da toplum zarara uğramaktadır. Teknokratların görüşüne göre, bu sebeple işletmelerin ve ekonominin yönetiminin, teknik bilgileri olan makine mühendislerine bırakılması gerekir.[5][1]

İktisadi ve siyasi kararların alınmasında uzman, teknisyen ya da teknokratların, siyasetçilerin yerini aldıkları ekonomik ve politik sistemi tanımlayan teknokrasi terimi, modern toplumların bu tanıma giderek daha fazla uygun düşmeye başladıklarını, geleneksel politik yapı, kurum ve organların günümüz toplumunda anlam ve önemini yitirdiklerini savunan Kenneth Galbraith ve Daniel Bell gibi araştırmacı ve düşünürler tarafından geliştirilmiştir.

Bu bağlamda, teknokrasinin kaçınılmaz olduğu ya da endüstri ve toplumun yönetiminin, insan etkeni ve insani unsurlar pek dikkate alınmadan, bilimsel ilkelere veya mühendislik prensiplerine göre olması gerektiği inancına teknisizm adı verilmektedir.[5]

Teknokrasinin başlıca özellikleri:

  1. Siyasi kurumların iktidarı, teknokratlardan oluşan "uzmanlar kurulu"na devredilir.
  2. Siyasi ve ekonomik süreçler bilime ve rasyonalizme dayandırılır.[2]

Teknik idareciliğinden, devlet idareciliğine geçilebileceği iddiası yaygındır. Bu teknokrat adını alan uzmanlar zümresinin, fiilen siyasal kararlar alabilen bir kadro haline gelişini sağlama ve savunma akımı olarak gelişmektedir. Şu halde Devlet idareciliğinde, siyâsî olmayan bir heyete tabi olma, bir siyasetten arınma (depolitisation) problemi oluşturmaktadır. Bu problem Devlet, siyaset adamları bir yana itilerek teknokratların eline mi kalacak problemidir. İstisnasız bütün siyasi rejimlerde ve çağdaş devletlerde siyaset, teknik karşılaşması özel bir anlam kazanıyor. Teknokrasi insanın makine ile mutlak hakimiyeti ile doğrulanamaz. Çünkü makine insanı peşinden sürükleyebilmektedir. Problemi bu yoldan çözemeyiz. Zaten henüz çözülmüş de değildir. Ancak açık olan bir olay varsa o da özellikle gelişmiş memleketlerde, siyasi iktidar teknokratların vesayeti altına girmektedir.

Teknokrasi ideolojilerin özünde toplumsal mühendislik ütopyası yani toplumsal sorunları tartışmaktan çok bilimsel ve rasyonel olarak çözülebileceği inancı yatmaktadır. Nitekim teknokrat ideoloji en uç noktasına götürüldüğünde, demokrasi ile çelişir diyebiliriz. Eğer Demokrasi toplumun kararlara katılabilmesi, tartışabilmesi ile teknokrat ideoloji gözünde zaten kararlar bilimsel yoldan meşruluk kazandığı için tartışmaya gerek yoktur. Ayrıca “sokaktaki adam”ın bu konuda söyleyebileceği bir şey yoktur. Teknokrat yaklaşım ile demokrasi arasında bir gerilim ve çelişki potansiyel olarak vardır.

1848 devriminin hemen ardından Ernest Renan: “ilkel toplumlarda, tanrı adına rahipler kurulu hükümet ederdi, yarının toplumlarında ise ussla yoldan en iyiyi bulma adına bilim adamları hükümet edecekler.” diyor, ve geleceğin toplumunda sözcüğün etimolojik anlamı ile teknokrasinin egemen olacağını öngörüyordu. Günümüzde doğaya egemen olmaya ve makineleri kullanmaya olanak veren ve yeni gizleri elinde tutan bilim adamı ve teknisyenlerin bu yoldan modern evrenin en temel 3 kaynağını da ellerinde tuttukları görüşü oldukça yaygındır. Çok gelişmiş ülkelerde gördüğümüz otoriter devletlerin onlara büyük saygı göstermesi bu bakımdan oldukça anlamlıdır. Rus bombasının babası olan Andrei Sakharov, Sovyetler Birliğinde diğer yurttaşlarınkinden çok geniş özgürlüklerden yararlanmakta, onun kadar olmasa da meslektaşları da bazı ayrıcalıklara sahip bulunmaktadır.

Ancak hemen hiçbir yerde bilim adamları ve teknisyenler önemli sayılabilecek şekilde siyasal iktidar sahibi değildirler. Rena'nın düşlediği teknokrasiden bugün çok uzakta bulunduğumuz gibi günün birinde bunun gerçekleşebileceği yolunda hiçbir kanıt yok elimizde. Bugün teknokrasi dendiğinde biraz farklı bir olay anlatılmak istenmektedir. Bu kamu yönetimi, özel işletmeler, ordu, üniversiteler ve genel olarak her türlü örgütte herhangi bir karar alabilmek için elzem olan bilgileri ancak uzmanların bir araya getirebildikleri ve dolayısıyla alınan karar üzerinde bir etkiye sahip olduklarıdır. Sözcük zaten kötü bir anlama gelmemektedir. Teknokratların sevilmeyen teknisyenler olduğunu söyleyen Alfred Sauvy'e daha önce de atıfta bulunmuştuk. Kapitalist sistemlerde idare ve kamu girişimleri hizmetinde çalışan ve ulusun, ekonominin ve özel firmaların nasıl işlediğini daha iyi anlamasına ve dolayısıyla onları denetlemesine yardım eden teknisyenlere teknokrat denilmektedir.

Amerikalı iktisatçı John K. Galbraith, 1967'de teknisyenlerin büyük sanayi ve amerikan yönetimi içindeki rollerini betimlemek amacıyla daha kesin ve daha işlevsel bir kavram olan teknik yapı kavramını geliştirmiştir.

Teknik yapı dediğimiz şey her şeyden önce büyük firmaların artık bir tek girişimci ya da işletmeci tarafından yönetilebilir durumdan çıkıp ancak bir gurup tarafından yönetilebilir bir duruma gelmeleri olgusudur. Bu gurup her birisi herhangi bir karar alabilmek için tümü gerekli olan bilgilerin bir parçasına sahip bulunan uzmanları bir araya getirir. Bu uzmanların yönetici gurup içerisindeki yüzleşmeleri her özel katkının doğruluğunu güvenilirlik derecesini değerlendirebilmek ve giderek en doğru seçimi yapabilmek için başvurulabilecek tek yoldur. Bu yönetici guruba kapitalistler dahil değildir. Makul bir kâr sağladığı sürece eli kolu serbest kalan teknik yapının hazırladığı raporları dinleyen bir kuruldan ibarettir.

Artık kararlar küçük bir gurup içersinde ortaklaşa olarak alınmaktadır. Tek bir kişi ya da geniş bir kurul tarafından alınan kararlar giderek azalmaktadır. Bu karar guruplarının çoğu ise yasama ve yürütme ve kamu kurumları ile özel örgütler arasında yapı gelen biçimsel farkları aşarak her iki tarafa da taşmaktadır. Yer yer bakan, yüksek kademeden memur, parlamenter, parti başkanı, sendikacı, baskı gurubu yöneticisi, uzman teknisyen hatta bazen bilge denilen oldukça bağımsız kişileri de bu guruplar bir araya getirir.

Teknik yapının gelişmesi siyasal örgütlerde siyasal yapının sonu geldiği anlamına gelmez. Nasıl ki ekonomik teknik yapılarda kapitalistler eninde sonunda temel rolü oynuyorlarsa yurttaşlarca seçilmiş olan kişiler de siyasal yapılara katılır ve son kerte de kararı onlar alırlar. Halk tarafından seçilen başkan, başbakan, bakanlar, çoğunluk partilerinin başkanları, parlamenter muhalefetin temsilcileri ; karar guruplarında halkı temsil eden kişilerdir. Tüketicilerin seslerini hiçbir şekilde duyuramadıkları özel teknik yapılara oranla daha önemli fark sayılır.[6]

1561 yılında doğan Bacon teknokratik çağın ilk insanıdır. Bacon, “insanın zihni gelişimi ve talihinin artması aynı şeydir” demiştir. Yani bilimin gücünü överek ilerlemenin bilim yardımıyla sağlanacağını öne sürmüştür. Bacon bilim adamlarının halka ders vermelerini istemiştir. Fakat o zaman bu görüşü destek görmemiştir. Avrupa kültürü Bacon öldükten ancak 150 yıl sonra teknokrasiye geçiş yapabilmiştir. Bu geçiş sırasında insanlar, bilginin güç olduğuna, insanlığın ilerleyebileceğine, yoksulluğun çok büyük bir kötülük olduğuna inanmaya başlamışlardır. Yani alet kullanan kültürden teknokrasiye geçiş olmuştur.[7][8]

Teknokrasi hareketinin kökeni, bilimsel yönetim kavramını geliştiren ABD'li mucit ve mühendis Frederick W. Taylor'a (1856-1915) kadar uzanır. Kavramın kendisi ilk kez 20. Yüzyıl başlarında gene ABD'de İlerici hareket tarafından ortaya atıldı ve özellikle 1929 Büyük Bunalımı sırasında kamuoyunun geniş ilgisini çekti. İşadamlarının sanayi kollarını kamu çıkarlarına göre yeniden düzenleyemediklerini, bu yüzden sanayinin denetiminin teknik uzmanlara verilmesini öngören bazı ünlü yazarlar hareketin gelişmesinde önemli rol oynadılar.[9]

Teknokrasi taslağını 1912 yılında ilk Thorstein Veblen öne sürdü [2] ve 1919 yılında William Smith adındaki bir Amerikalı tarafından Sosyal Organizasyon Teorisi ve Ulusal Endüstri Management Sistemi adı altında tarif edilmiş ve geliştirilmişti.[5] Veblen'e göre, sibernetik sistemlere hakim oldukları için, mühendislerin devleti yönetmeleri gerekir.[2] Daha çok Büyük Bunalım'ın egemen olduğu 1929 sonrasında zemin bulmuştur. 1932'de yaygın bir tanıtımla, New York'ta Teknokrasi Komitesi kuruldu. Teknolojinin yarattığı bolluğun sonucu olarak, kıtlığı temel alan bütün eski ekonomik kavramların geçersizleştiğini savunan Komite, piyasa mekanizmasının çok yakında çökeceğini, yerini teknokrasiye bağlı bir işleyişin alacağını öne sürdü.
Yani teknokrasi, yalnız uzmanlık alanları ve teknolojinin gerekleri doğrultusunda hareket eden teknokratlara dayalı yönetim sistemi olarak öngörülür. Ama ABD'deki hareket fazla destek bulamadı, kendi içinde bölümlere ayrıldı. Ayrıca teknokrasinin önemli engellerinden biri ona karşı duyulan korkuydu. Çünkü uzmanlara -yani teknokratlara- dayalı bir sistemin çok otoriter olmasından korkuldu. Günümüzde ise sadece ansiklopedik yaklaşımlarda ele alınmakla yetinilmektedir.[2][5][9]

Nihat Erim hükümeti bu biçime örnek gösterilebilir.[2]

Teknokratik Düşünce

Teknokratik düşüncenin açıklanmasında en önemli kavram, “us/akıl”dır. Teknokrasi, seçilmişlerden ziyade uzmanların politika belirlemedeki konumunun artırılmasını talep eder. Aklın egemenliği, ya da teknik bilginin egemenliği teknokrasiyi ve teknokratik düşünce biçimini özetle açıklar. Aydınlanma düşüncesi ve pozitivizm, aklın egemenliğine duyulan güvenin doruk noktalarıdır.

Bir yoruma göre, "Aydınlanma, aklın gücüne duyulan katışıksız inancın felsefi ve toplumsal meşrulaştırılmasından başka bir şey değildir." (...) Akıl insanları tarihsel olarak bir zamanlar malul oldukları bütün sorunlardan kurtarabilir, “sonsuz barışa”, “ütopyan yönetime” ve “eksiksiz bir topluma” [10] götürebilirdi. Pozitivist düşünce, bu anlayışın gerçekleşmesi olarak da okunabilir. Buna göre, akla veya bilimsel düşünceye dayanmayan tüm düşünceler anlamsız olarak değerlendirilecektir.

Teknokratik bilim anlayışı, bu düşünce tarzının bir yansımasıdır. Buna göre, nasıl ki fen bilimleri doğa yasalarını bularak doğa sorunlarını çözebiliyorsa, yaşanan toplumsal sorunlar da toplumsal yasalarla çözülebilmeliydi. Bu yasalara ulaşabilecek teknik bilgi sahibi kişilerin devlet yönetimine gelmesi, bu düşüncenin doğal sonucu olarak görülmelidir.[11]

Teknokratik Düşüncenin Yararları ve Eleştirisi

Teknokratik düşüncenin getireceği yararları göz önünce tutacak olursak, şunlar söylenebilir: İlk olarak, teknik bilgi sahibi kişilerin, sorunlara doğru çözüm bulacağı düşünülmektedir. İkinci olarak bu düşünceyle elde edilmek istenen diğer bir yarar “nesnellik” olacaktır; buna göre, karar verirken siyaset bunun dışında tutulacaktır. Son tahlilde amaç “iyi yönetim” olacaktır.

İlk aşamada haklı görülen bu yarar ve hedefler, eleştirilebilir niteliktedir. Öncelikle, teknik bilginin sorunları kuramlar yoluyla çözebileceği düşüncesi mantıksal olarak mümkün değildir. Popper'den yola çıkarak şu sonuçlar çıkarsanabilir. Bilim, kesin doğrular üretmez. Bilim, tam tersine, yanlışlanabilir kuramlar üretir. Eğer bir kuramın, yanlışlanma olasılığı yoksa, bilimsel değildir. Bu anlamda “en iyi yol” veya “en doğru çözüm” gibi kavramlar, bilimsel değildir. Ayrıca, karar alma mekanizmasını, yalnızca rasyonel bir süreç olarak görmek, siyasetin karmaşık yapısını basitleştirir. Siyaset adamları, teknokrat dahi olsalar, bütün olasılıkları aynı anda değerlendirme olanakları da yoktur. Son olarak, öngörülemeyen koşullar ve istenmeyen sonuçlar, üretilen bilginin “kesinliğini” sorunsallaştıracaktır.

Nesnellik sorunuyla ilgili olarak şu söylenmelidir: Siyasetin vazgeçilmez öğeleri olan, “parti” en başta kelime anlamıyla “taraf” demektir. Her parti, kendi ideolojisi doğrultusunda, kamu politikası uygular. Partiler dışında, sivil toplum örgütleri adı altında özetleyebileceğimiz yurttaş girişimleri, kamu politikalarını etkilemek için “siyaset” yaparlar. Bunun dışında, bireysel olarak yurttaşların bizatihi kendileri, politikaları etkilemek ister. Elbette yurt dışı ve diğer unsurların da hesaba katılması gereklidir. Bu şartlar altında, “siyasetin” ne derece “nesnel” olabileceği tartışmalıdır. Bu konuya ilerleyen bölümlerde değinilecektir. Son olarak, teknokratik düşünce altında, kastedilen “seçilmemiş” teknokratlar olduğundan, bu durumun “demokratikliği” zaten tartışma konusu olacaktır.[11]

Kaynaklar

[1] Yeni Rehber Ansiklopedisi, "Teknokrasi" maddesi, İstanbul 1994.
[2] tr.wikipedia.org/wiki/Teknokrasi
[3] www.turkcebilgi.net/ekonomi/akim-ve-doktrinler/teknokrasi-3333.html
[4] sozluk.ihya.org/sosyal-bilimler-sozlugu/teknokrasi.html
[5] www.turkcebilgi.com/teknokrasi/ansiklopedi
[6] "Toplum Mühendisliği ve Teknokrasi", www.genbilim.com/content/view/1720/86/
[7] Neil Postman, "Teknopoli Yeni Dünya Düzeni", çev. Mustafa Emre Yılmaz, Paradigma Yayıncılık, 2. baskı, İstanbul, 2006.
[8] mail.baskent.edu.tr/~20397227/portfolyo/kitapozeti.doc
[9] www.cihansalim.net/yazar/efka06.htm
[10] Ahmet Çiğdem, Aydınlanma Düşüncesi, İletişim, 1997, s. 37.
[11] www.felsefeekibi.com/dergi8/s8_y8.html
[12] dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/38/337/3448.pdf





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: thinker, 07.08.2016, 19:32 (UTC):
teknokrasideki kararların nesnelliği bi demokratça eleştirilemez çünkü demokraside konu hakkında yetersz düşünce ve bilgiye sahip kişilerin istediği olur çoğunluk daima konuya uzak insanlar olacaktır.uzmanlar ise evet kesin olmamakla beraber nesneldirler maximum yarar değil optiimum yarar getiirirler bu bakımdan demokrasiye mutlak üstünlük barizdir

Yorumu gönderen: hüseyin , 25.10.2010, 19:12 (UTC):
teknokrasi ve teknokratlatın beyin gücünü değerlendirib rantın ve tahtın gavgasını vermektir. fakat. diğer taraftan gözden kacırdıkları bir şey var insan haklarının ihlali unutmayalımki dünyada yedi milyon insan var

Yorumu gönderen: hamide, 26.05.2010, 18:28 (UTC):
teknokrat milletvekili olmayan bakanlar içinde kullanılılan bir kelimemi



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36890969 ziyaretçi (103084840 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.