Teknoloji, İnsan Dondurma ve Ölüleri Diriltme
 
diriliş

Teknoloji, İnsan Dondurma ve Ölüleri Diriltme

Hazırlayan: Akhenaton

Yakın zamanda, Arizona Üniversitesi’nden yapılan bir araştırma duyurusunda çok ilginç bilgilere yer verildi. Dr. Peter Rhee (Opthalmologist) tarafından sürdürülen araştırma çerçevesinde açıklanan sonuçlar bilim kurguyu aratmayacak nitelikte olsa da aslında olabildiğince gerçek.[1]

 Dr. Rhee, yaklaşık 1 ay önce yaptığı basın toplantısında şu sözlerle konuşmasına başladı:

“Vücut ısınız 10 dereceye kadar düşmüşse, beyin fonksiyonunuz durmuşsa, kalbiniz atmıyor, kanınız damarlarınızdaki yolculuğuna son vermişse doğal olarak ‘Öldü’ teşhisi konulacaktır. Ama emin olun geliştirdiğimiz bir teknikle sizi hayata geri getirebiliriz.”

İnanamayan gözlerle bakan basın mensuplarına bu sefer de Maryland Üniversitesi araştırmacılarından Samuel Tisherman açıklamalar yaptı:

“Evet! Peter Rhee’nin sözlerinde hiçbir abartı yok. Araştırmalarımızı çeşitli hayvanlar üzerinde yaptık ve çok başarılı sonuçlar elde ettik. Bütün detaylarıyla açıkladığımız bu devrim yapacak buluş nedense bilimkurgu gibi algılanıyor. Aynı araştırmayı insanlar üzerinde yapmak için ‘etik kurulundan’ izin bekliyoruz. Sanırız ondan sonra hak ettiğimiz ilgiyi göreceğiz.” [2]

Peter Rhee’nin yaptığı basın toplantısında yaptığı "öldü" teşhisi konulmuş kişiye geliştirdikleri yeni bir teknikle yeniden hayata getirmek mümkün olacak açıklaması, dikkatleri üzerine toplamış ve ilgili çevrelerde uzun süre gündemde kalmıştı. Her ne kadar kulağa inanılmaz gelse de, hayvanlar üstünde araştırmalar yapılmış ve olumlu sonuçlar alınmış olduğunun söylenmesi de ne kadar çarpıcı bir araştırmaya tanık olunduğunu doğrular nitelikte oldu. İşin daha da merak uyandıran kısmı, bu deneylerin insanlar üstünde de yapılacak olması. Yapılan açıklama çerçevesinde insan deneyleri için tek engelin etik ve ahlâkî kurallar olduğu belirtiliyor. İnsan deneyleri için beklenen etik kurulu tarafından verilmesi gereken izin araştırmanın son adımı olarak da nitelendirilebilir.

Peki, bu nasıl olabilir? Vücudun soğumaya başlaması, solunumun devam etmemesi, kalp atışlarının durması ve kan dolaşımının sona ermesi, ölüm teşhisini onaylayan belirtilerden. Her ne kadar organların kısa bir süre daha sahip özelliğini koruyabiliyor olsa da bunun hemen ardından oksijensizlikten dolayı büyük hasarlar oluşmaya başlamakta. Yapılan araştırmaysa bu hasarı durdurmakla başlıyor. Açıklamaya göre ölümün ardından derhal vücut ısısı hızlı bir şekilde düşülerek metabolizma minimuma indiriliyor. Ardından insan vücudunda bulunun kan serum fizyolojikle değiştiriliyor. Değişimin ardından gerekli cerrahi müdahaleler vücuda uygulanıyor ve kan yeniden vücuda pompalanıyor. Bu pompalamanın ardından ise elde edilen verilen kalbin yeniden çalışma olasılığının %90 olduğu. Domuz ve fareler üstünde yapılan deneylerde öldü teşhisinin ardından denekler tekrar hayata dönmeyi başarmış. İnsanlardaysa tek engel etik kurulları geçmek olarak tekrar belirtiliyor.[1]

İznin alınmasının ardından en kısa sürede insan deneylerine de başlanacak ve sonuçları tüm dünya öğrenecek. Çok farklı amaçlar içinde kullanılabilir olduğu düşünülen bu çalışma ileride neler getirecek merak konusu olmaya devam edecek.[1]

Samuel Tisherman, bu senenin başında insanlı deneylere hazır olduklarını söyleyerek dünyayı da şoke etmişti. Aldığı kararlar şöyleydi; hasta/denek, silah yaralanması vakasından mustarip olacaktı, hızla kan kaybediyor olacaktı ve kalbi durmuş olacaktı. Böylece hastanın kurtulmak için başka şansı olmayacaktı ve işlem uygulanacaktı.

Tisherman, yaptığı işin fantastikleştirilmesinden korkuyor; “İnsanların şöyle düşünmesini istemiyorum.” diyor, “Uzay yolculuğu yapacak insanları dondurup Jüpiter’de uyandıran bir adam değilim. En önemlisi bunun bir bilimkurgu düşü değil, gerçek olması. Deneysel bir çalışmaya dayanıyor ve uzun süre denendi.” [3]

UPMC Presbyterian Hastanesi’nden doktorlar, "Yıldız Savaşları" (Star Wars) filminin karakterlerinden Han Solo’nun karbon içinde dondurulmasını ve ölü sanılmasını anımsatan bu yöntemi, silahlı ya da bıçaklı saldırıya uğrayanların tedavisinde de kullanmayı hedefliyor. Kan hücrelerinin daha az oksijene ihtiyaç duymasını, aynı zamanda hayatta kalmalarını sağlamak için hastaların "dondurulmasının" planlandığını belirten doktorlar, hastaların kanının soğuk tuzlu solüsyonla değiştirilerek, vücut sıcaklıklarını 10 dereceye düşürmeyi, vücuttaki hücresel faaliyetleri ise neredeyse durdurmayı öngörüyor.

Sadece 15 dakikada vücut sıcaklığının düşürülmesi, hastaların bir süre nefes almaması ve beyin faaliyetlerinin durmasını, yani teknik olarak ölü sayılmalarını gerektiriyor. Hastalar bu durumdayken; doktorlar, mermi ya da bıçağın neden olduğu sorunları gidermeye çalışmayı amaçlıyor.Yöntem, hastaneye bu ay sonunda uygun hastaların gelmesiyle uygulanmaya başlanacak. Doktorlardan Peter Rhee, "Hasta, 2 saat önce ölmüşse hayata döndüremezsiniz. Ancak ölüyorsa, bazı yapısal sorunları giderip onu yaşatabilirsiniz." ifadesini kullanıyor.[4]

Geçen aralıkta yapılan bir araştırmaya göre ABD’li doktorların yüzdesi Lazarus fenomeni’ olarak adlandırılan olayla karşılaşıyorlar; yani tıbbi umut kesilmişken, kalp kendi kendine yeniden atmaya başlıyor. Beyne oksijen gitmemesi problemine kendi çapında bir çare bulan da Tisherman’ı hocası Safar olmuş; vücut ısısı 33 dereceye düşürülerek vücuda buzlar bağlanır, hücrelerin hareket hızı düşürülür ve böylece oksijensizlik yüzünden ölmeye başlayan hücreler yavaşlar…[3]

Lazarus, Yeni Ahit’e göre ölümünden 4 gün sonra İsa Mesih tarafından mezarından diriltip çıkardığı söylenen kişinin adıdır. Bu hadiseye dayanarak geliştirilmiş terimler vardır: "Lazarus Fenomeni", "Lazarus İşareti" gibi. Kalbi ve solunumu durmuş bir insanın, yapılan hayata döndürme girişimi sonrasında kalbinin çalışmaya başlaması ve solunumunun dönmesine, dönme anına "Lazarus Fenomeni"; beyin ölümü olmuş bir hastada omurilikten kaynaklanan refleksler sonucu bedeninde hareketler görülmesine de "Lazarus İşareti" denir.[5]

Tisherman’ın bu gibi durumlarda uyguladığı şu; “Vücut ısı 10-15 derece arasına düşürülür ki bu da doktora iki saat daha zaman kazandırır. Öldüğü düşünülen insanın vücudundan kanı çekilir ve dondurulmuş tuzlu solüsyonla değiştirilir. Çünkü metabolizma zaten çalışmayı durdurmuştur, hücrelerin hayatta kalması için kana ihtiyaç yoktur ve tuzlu donmuş solüsyon hastayı soğutmanın en hızlı yoludur. İşlemler yapılır ve gerekli müdahale yapıldıktan sonra kan tekrar vücuda sokulur. Hatta hastanın kalp faaliyetleri ölüme yakınsa kalp durdurulur.” [3]

Bu uygulama şu ana kadar hayvanlar üzerinde denendi. Rhee ve Tisherman’ın domuzlar üzerinde yaptığı deneylerdeki operasyonların ortasında hayvanlar resmi olarak ölüydü. Hayvanlar, yeterince hızla soğutulabildiğinde (dakikada 2 derece düşürülerek) %90’ı hayata sorunsuz geri döndü. Döndükten sonra uygulanan testlerdeyse beynin zarar görmediği ortaya çıktı. Bu uygulama, çok tartışılacak gibi görünüyor. Ama Tisherman ve Rhee’nin attığı adımlar, kesinlikle bambaşka kolaylıklar sağlayabilir.[3]

İddia ettikleri projeye kısaca bir göz attığımızda erçekten çok ilginç olduğunu görüyoruz. Bir canlı, hayatını kaybetse de; kan ve organlar, bir süre özelliğini kaybetmeyebilir. Fakat nefesin durmasıyla birlikte oksijensiz kalan organlarda (özellikle beyinde) büyük bir “hasarlar zinciri” başlar. Araştırmacıların yaptıkları testlere göre, bu hasarı engellemek mümkün. Bunun için ölümün gerçekleşmesinin hemen ardından beden 20 derece kadar soğutularak hücre metabolizması yavaşlatılıyor. Daha sonra vücuttaki kan, serum fizyolojikle değiştiriliyor. Bu sırada vücutta oluşan hasarı gidermek için yapılması gereken müdahale (örneğin ameliyat) gerçekleştiriliyor. Tedavi sonrası, ölen kişinin kanı, yeniden bedenine pompalanıyor.[2]

Dr. Rhee, “Kan pompalanır pompalanmaz vücut tekrar pembe rengini almaya başlıyor.” diyor. Test edilen kobay hayvanların çok az hastalık belirtileri gösterdiğini söyleyen Tisherman ise “Bir gün sonra normal sağlık kondisyonlarına dönüyorlar.” diyor.[3]

Kanın damarlarda dolaşmaya başlamasının ardından kalbin atmaya başlama oranı % 90. “Öldü” teşhisi konulan canlı gözlerini açıyor ve yaşamına devam ediyor. Yapılan incelemelere göre hafıza kaybı yok, öğrenebilme yeteneği ise yerli yerinde...

Domuz ve fare gibi memelilerde gerçekleştirilen bu testler bilimsel etik kurulundan yanıt alınır alınmaz sıraya giren (çoğunluk kanser hastası) gönüllülerde uygulamaya sokulacak. Araştırmacıların en çok odaklandığı kullanım sahası, insanlı uzay misyonları. Geliştirilen bu teknik, yıllarca sürecek yolculuklarda astronotların yolculuk boyunca uyutulabilmelerine bir ön adım olarak gösteriliyor.[2]

Tarihçe

Organizma Diriltme Deneyleri (Organism Resurrection Experiments), 1939-1940 yılları arasında Moskova'da çok gizli olarak yürütülmüş deneylerdir. Deneyde başı kopmuş bir köpeğin kalbi, akciğerleri ve başı vücudunda olmadan yaşatılmıştır. Bu deneyler dönemin ünlü Rus doktorlarından Sergei Brukhonenko ile İngiliz biyolog Profesör John Burdon Sanderson Haldane tarafından yürütülmüştür.[6]

Robert Cornish, 1930'larda tahtıravalliye benzer bir düzenek kullanarak ölü hayvanları canlandırmaya kalkıştı. Yeni ölen bazı köpeklerin damarlarına adrenalin ve anti-pıhtılaştırıcılar enjekte etti. Bazı denekler bir süreliğine ağır beyin hasarı ve körlükle hayata döndü.[7]

Andrew Ure (Lakabı İskoç Kasabı), ölü diriltme konusunda deneyler yapan başka bir isimdir. Asılarak idam edilen mahkumların üzerinde gerçekleştirdiği deneylerde onları geri getirebileceğine inanıyordu.[8]

İlk dondurulma olayı ise 1977 yılında yapılmış. 37 insan, 10 kedi ve 6 köpek, (2003 bilgileri) enstitüde hayata yeniden dönmeyi bekliyor. Amerika’da toplam 90 kişi (2003) ölüme çare bulunduğu taktirde yeniden canlandırılmak üzere donduruldu. Ölüleri dondurma aşamaları ise, ölülere ilk iki saat içinde ulaşılıyor ve vücudundaki kanın pıhtılaşmaması için "herapin" adlı ilaç enjekte ediliyor. Daha sonra içi buz dolu bir tanka yerleştirilen cesedin kanı boşaltılarak donmanın vücutta yaratacağı zararları en aza indirmek amacıyla damarlarına gliserinli bir sıvı veriliyor. Uyku tulumuna konulan ceset, dışı tahtadan içi fiberglastan yapılmış bir sandığa yerleştiriliyor. Sandığın üzerine yerleştirilen kumaşa buru buz konularak ceset soğutuluyor. Bu işlem, vücut ısısı -40 dereceye düşene kadar buz miktarı her gün arttırılarak sürdürülüyor. Vücut ısısı -40 dereceye düştüğünde, ceset, dibinde sıvı nitrojen olan çelik bir tanka yerleştiriliyor.

Her gün bir miktar aşağı indirilerek bir haftanın sonunda tamamen sıvı nitrojene batırılıyor. Bu işlem tamamlandığında cesedin vücut ısısı -196 dereceye düşüyor. Son olarak ceset tekrar çözülmeyi beklemeye başlayacağı, fiberglas ve izolasyonu arttıran perlit adlı maddeden yapılan "cryostat" adı verilen başka bir tanka konuluyor. Tanktaki sıvı nitrojen düzeyi her gün ölçülerek gerekli düzeye tamamlanıyor.[9]

Kutsal Kitaplarda Ölüleri Diriltme

Peki kutsal kitaplarda ölen kişilerin diriltilmesi mümkün mü? Ya da insanlar, çok uzun süreler dondurulup sonra tekrar canlandırılabiliyor mu? Bu soruya Tevrat, İncil ve Kurân-ı Kerim’den yanıtlar arayalım.

“Elişa, oğlunu diriltmiş olduğu Şunemli kadına şöyle demişti: “Kalk, ailenle birlikte buradan git, geçici olarak kalabileceğin bir yer bul. Çünkü RAB ülkeye yedi yıl sürecek bir kıtlık göndermeye karar verdi".” (Tevrat, 2. Krallar 8:1)

İşte Gehazi tam Elişa’nın ölüyü nasıl dirilttiğini krala anlatırken, oğlu diriltilen kadın eviyle tarlasını geri almak için kraldan yardım istemeye geldi. Gehazi krala, "Efendim kral, sözünü ettiğim kadın budur. Yanındaki oğlu da Elişa’nın dirilttiği çocuktur." dedi.” (Tevrat, 2. Krallar 8:5)

“Meryem’le birlikte evde bulunan ve kendisini teselli eden Yahudiler, onun hızla kalkıp dışarı çıktığını gördüler. Ağlamak için mezara gittiğini sanarak onu izlediler. Meryem, İsa’nın bulunduğu yere vardı. O’nu görünce ayaklarına kapanarak, “Ey efendim,” dedi, “Burada olsaydın, kardeşim ölmezdi.” Meryem’in ve onunla gelen Yahudilerin ağladığını gören İsa’nın rûhunu hüzün kapladı, yüreği sızladı. Onu nereye koydunuz? diye sordu. O’na, “Ey efendim, gel gör” dediler. İsa ağladı. Yahudiler, “Bakın, onu ne kadar seviyormuş!” dediler. Ama içlerinden bazıları, “Körün gözlerini açan bu kişi, Lazar’ın ölümünü de önleyemez miydi?” dediler. İsa yine derinden hüzünlenerek mezara vardı. Mezar, bir mağaraydı, girişinde de bir taş duruyordu. İsa, “Taşı çekin!” dedi. Ölenin kızkardeşi Marta, “Efendim, o artık kokmuştur, öleli dört gün oldu” dedi. İsa ona, “Ben sana, ’İman edersen Tanrı’nın yüceliğini göreceksin’ demedim mi?” dedi. Bunun üzerine taşı çektiler. İsa, gözlerini gökyüzüne kaldırarak şöyle dedi: “Rab, beni işittiğin için sana şükrediyorum. Beni her zaman işittiğini biliyordum. Ama bunu, çevrede duran halk için, beni senin gönderdiğine iman etsinler diye söyledim.” Bunları söyledikten sonra yüksek sesle, “Lazar, dışarı çık!” diye bağırdı. Ölü, elleri ayakları sargılarla bağlı, yüzü peşkirle sarılmış olarak dışarı çıktı. İsa oradakilere, “Onu çözün, bırakın gitsin” dedi. O zaman, Meryem’e gelen ve İsa’nın yaptıklarını gören Yahudilerin birçoğu İsa’ya iman etti.” (İncil, Yuhanna 11, 31-45)

“Hastaları iyileştirin, ölüleri diriltin, cüzamlıları temiz kılın, cinleri kovun. Karşılıksız aldınız, karşılıksız verin.” (İncil, Matta 10:8)

“Hani siz, "Ey Mûsâ! Biz Allah’ı açıktan açığa görmedikçe sana asla inanmayız" demiştiniz. Bunun üzerine siz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı. Sonra, şükredesiniz diye ölümünüzün ardından sizi tekrar dirilttik. (Kurân-ı Kerîm, Bakara 55-56.)

 “Hani, bir kimseyi öldürmüştünüz de suçu birbirinizin üstüne atmıştınız. Halbuki Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı. "Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun" dedik. (Denileni yaptılar ve ölü dirildi.) İşte, Allah ölüleri böyle diriltir, düşünesiniz diye mucizelerini de size böyle gösterir.” (Kurân-ı Kerîm, Bakara 72-73)

Açıklama: Abdullah b. Abbas, Ubeyde b. Sâmit, Ebü'l-Âliye gibi sahâbîler ve diğer bazı ilk dönem müfessirlerinin verdiği birbirine yakın bilgilere göre, hayli zengin ve yaşlı bir Yahudi, mirasına ve kan bedeline göz diken yeğeni tarafından öldürülüp bir yere atılmış, cinayet bir masumun üstüne yıkılmak istenmişti. Katilin bulunamaması yüzünden toplumda neredeyse silâhlı mücadeleye kadar varacak bir gerginlik doğdu ve olay Musa'ya bildirilerek kendisinden bir çözüm bulması istendi. O da Allah'tan aldığı vahye uygun olarak bir inek kesmelerini ve bunun bir parçasıyla maktulün cesedine vurmalarını emretti. Denilenin yapılması üzerine maktul dirildi ve kendisini öldürenin kimliğini açıkladı.[10][11]

“Binlerce kişi oldukları halde, ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenleri görmedin mi? Allah onlara "ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah insanlara karşı lütuf ve ikram sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler.”  (Kurân-ı Kerîm, Bakara, 243)

“Hani İbrahim, "Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmin olması için" demişti. "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir".”  (Kurân-ı Kerîm, Bakara 260)

“Allah onu İsrailoğulları'na bir Peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara şöyle diyecek): "Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah'ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer müminler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır".”  (Kurân-ı Kerîm, Al-i İmran 49)

“O, geceleyin sizi ölü gibi kendinizden geçirip alan (uyutan) ve gündüzün kazandıklarınızı bilen, sonra da belirlenmiş eceliniz tamamlanıncaya kadar gündüzleri sizi tekrar diriltendir. (uyandırandır). Sonra dönüşünüz yalnız O'nadır. Sonra O, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir.” (Kurân-ı Kerîm, Enam, 60)

Kurân-ı Kerîm'de benzer şekilde (teknik olarak) insanların dondurularak uzun süre hayatta kalmasından ve tekrar uyandırılmalarından / hayata döndürülmelerinden de söz edilmiştir. Kehf Sûresinde anlatılan eshab-ı kehf kıssasıyla bugün uzun süren uzay yolculukları için insanları dondurma/uyutma hadisesi arasında benzerlikler görülebilir:

“O gençler mağaraya sığınınca şöyle dediler: "Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla." Bunun üzerine biz de kulaklarını tıkayarak mağarada onları yıllarca uyuttuk. Sonra da iki gruptan hangisinin, onların mağarada kaldıkları süreyi daha iyi hesapladığını anlamak için, onları tekrar uyandırdık. Biz sana onların kıssalarını gerçek olarak anlatacağız. Hakikaten onlar, Rablerine iman eden birkaç genç idi. Biz de onların hidayetlerini artırdık. (Oranın hükümdarı karşısında) ayağa kalkarak dediler ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O'ndan başkasına ilâh deyip tapmayız, yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz. Şu bizim kavmimiz, Allah'tan başka ilâh edindiler. Onların ilâh olduğuna dair açık bir delil getirselerdi ya! Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? (İçlerinden biri şöyle demişti:) "Mademki siz, onlardan ve Allah'tan başka taptıkları putlardan ayrıldınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz rahmetinden size genişlik versin ve işinizi rast getirip kolaylaştırsın." Ey Muhammed! Baksaydın güneşin doğduğu zaman mağaranın sağ tarafına yöneldiğini, batarken de sol taraftan onları makaslayıp geçtiğini görürdün. Onlar, mağaranın geniş bir yerinde idiler. İşte bu Allah'ın mucizelerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır; kimi de hidayetten mahrum ederse, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın. Bir de onları mağarada görseydin uyanık sanırdın. Halbuki onlar uykudadırlar. Biz onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri de girişte ön ayaklarını ileri doğru uzatmıştı. Eğer onları görseydin, arkana bakmadan kaçardın ve için korku ile dolardı. Onları bir mucize olarak uyuttuğumuz gibi, birbirlerine sorsunlar diye kendilerini uyandırdık da içlerinden bir sözcü şöyle dedi: "Ne kadar durup kaldınız?" (Kimi) "Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık" dediler. (Kimi de) şöyle dediler: "Ne kadar durduğunuzu, Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi, bu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise, ondan size azık getirsin. Hem çok dikkatli davransın ve sizi kimseye sezdirmesin".”  (Kurân-ı Kerîm, Kehf 10-19)

İslam Tasavvurunda ve Halk İnanışlarında Ölüleri Diriltme

Hz. Muhammed’in ölüleri diriltmesi meselesi, halk tasavvurunda Hz. Muhammed’e atfedilen mucizevi üstünlüklerdendir. Bu anlayışa göre Hz. Muhammed de anne ve babasını hatta amcası Ebû Tâlîb’i dirilterek iman etmelerini sağladıktan sonra onlar tekrar ahirete intikal etmişlerdir. Ayrıca Hz. Muhammed, bir bedevinin kızını diriltir. Dirilttiği kız da onun nübüvvetine (peygamberliğine) şehadet (şahitlik) etmiştir.[12]

Rivayete göre Cabir bin Abdullah, Hz. Muhammed ve sahabelerinden bazılarını evine davet eder. Ziyafet için bir koyun (veya deve) keser ve zevcesine: “Ben, bir miktar odun alıp geleyim.” der ve evden ayrılır. Cabir’in iki küçük oğlu vardır. Büyük olan oğlu küçük oğlana; “Babamın koyunu nasıl boğazladığını gel sana göstereyim.” der. O da: “Peki göster.” der. Büyük oğlan, küçüğün elini ayağını bağlar ve elindeki bıçağı küçüğün boğazına çalıp, başını gövdesinden ayırır. O dehşet verici durumu gören anne feryat edince, oğlan korkusundan dama kaçar. Kadın da peşinden gidince, oğlan korkudan kendini damdan atar ve o da ölür.
Kadıncağız, Hz. Muhammed'in o olay sebebiyle üzülüp yemek yemeği terk edebileceğini düşünerek bu olayı sinesine çekerek sabır eder ve iki ölüyü de odaya koyup, üzerlerini örterek yemeği pişirmeye koyulur. Yemek ortaya gelince, Cebrail gelir ve “Ey Allah’ın Resulü, Allah, bu yemeği Cabir’in çocukları ile birlikte yemeni emrediyor.” der. Hz. Muhammed, Cabir’e: “Ey Cabir, çocuklarını çağır gelsinler yemeği onlarla birlikte yiyelim.” der. O da hanımına oğullarını sorar. Cabir’in Hanımı: “Burada yoklar.” der. Cabir’de Resûlullah’a: “Ey Allah’ın Resûlü, çocuklar burada yoklarmış.” der. Resûlullah, tekrar emreder. Bunun üzerine Cabir de hanımını sıkıştırır. Cabir’in hanımı, çaresiz durumu kocasına anlatır. Cabir, çocuklarının durumu görünce şaşar kalır ve hanımıyla birlikte ağlamaya başlarlar. Resûlullah, bu vahim durumdan haberdar olup çok mahzun olur. Bunun üzerine Cebrail gelir: “Ey Allah’ın Resûlü, Allah, sana emir ediyor ki, onları çağır. Sen dua edeceksin bizler de “âmin” diyeceğiz Alemlerin Rabbi, o çocukları tekrar diriltecektir.” der. Resûlullah, bunun üzerine dua Rabbine dua eder, Cebrail ve oradakiler de “âmin”  derler. Allah da oğlanların ikisini diriltir ve Hz. Muhammed, çocuklar ve Ashâbı ile birlikte yemeklerini yerler.[13]

Hasan Basrî anlatıyor: Bir adam, Resûlullah'ın yanına gelerek ağlayıp sızladı ve şöyle dedi: "Benim küçük bir kızım vardı. Şu yakın derede öldü, oraya attım." Resûlullah, ona acıdı. Ona dedi: "Gel, oraya gideceğiz." Gittiler. Resûlullah, o ölmüş kızı çağırdı, "Yâ fülâne!" dedi. Birden, o ölmüş kız "Lebbeyk ve sa'deyk!" dedi. Resûlullah, sordu: "Tekrar peder ve validenin yanına gelmeyi arzu eder misin?" Kız, cevap verdi: "Yok, ben onlardan daha hayırlısını, seni buldum." [14]

İmam-ı Beyhakî ve İmam-ı İbni Adiyy gibi imamlar, Enes ibni Mâlik'ten haber veriyorlar ki, ihtiyar bir kadının bir tek oğlu vardı, birden vefat etti. O saliha kadın, çok müteessir oldu. Dedi ki: "Yâ Rab! Senin rızan için, Resûlünün biatı ve hizmeti için hicret edip buraya geldim. Benim hayatımda istirahatimi temin edecek tek evlâtçığımı, o Resûl'ün hürmetine bağışla." Enes ibni Malik diyor ki: "O ölmüş adam kalktı, bizimle yemek yedi." [15]

İmam-ı Taberanî ve Ebu Nuaym, Delâil-i Nübüvvet'te, Numan ibni Beşir'den haber veriyorlar ki: Zeyd ibni Hârice, çarşı içinde birden düşüp vefat etti. Eve getirdik. Akşam ve yatsı arasında, etrafında kadınlar ağlarken, birden "Ensıtû, ensıtû" (Susunuz, susunuz!) dedi. Sonra, fasih bir lisanla, "Muhammedün Resulullah; esselâmü aleyke yâ Resulallah" diyerek bir miktar konuştu. Sonra baktık ki, cansız, vefat etmiş.[16]

Halk tasavvurunda ölüleri diriltme özelliği sadece Hz. Muhammed'le sınırlı kalmayarak kimi İslâm büyüklerine de atfedilmiştir. Mesela Hıristiyanlar, iman etmek için Hz. Ali’den Hz. İsa gibi ölüleri diriltme mucizesi talep ettiklerinde, Hz. Ali de, yeni ölen Hayberî’nin yanma gelerek “Kum biiznillâh” (Allah'ın izniyle ayağa kalk!) sözünü söyler. Hayberî de “Lebbeyk” diyerek kalkar ve iman eder.

Kanaatimizce bu tür bir tasavvurun oluşmasında Kitâb-ı Mukaddes’in etkisi olabilir. Çünkü  I. Krallar, 17:l7-23’te İlya peygamber, bir çocuğu diriltmiştir. Yine II. Krallar, 4:32-37’de Elişa peygamber, bir kadının ölü çocuğunu diriltmiştir. Ayrıca Hz. Ísa’ya atfedilen mucizelerde de Hz. İsa’nın ölüleri diriltmesi vardır. Gerek Kurân ve gerekse Kitâb-ı Mukaddes'te bu husus anlatılmaktadır. Muhtemelen bu olaylar, Hz. Muhammed’e uyarlanmış olabilir.[12]

İslâmî kaynaklarda, Kıyamet alametlerinden biri olan Deccal'in vasıfları anlatılırken, onun ölüleri diriltme özelliğine sahip bir kişi olduğu hususu, kendisine tapmayı reddeden bir genci kılıçla ikiye bölüp öldürdükten sonra tekrar diriltmesiyle verilmiştir.[17]

Türklerin eski inançlarına göre, insan vücudunun bazı parçaları özel güçlere sahiptir. Bu tür güçleri olan beden parçaları arasında insanın kemikleri yer almaktadır. Şamanizm konusunu inceleyen araştırmacılar, kemiklerden diriltme inancından söz etmektedirler.[18] Roux’nun Türklerin ve Moğolların Eski Dini adlı kitabında yer verdiği açıklamasına göre “kemikler, Şamanizm’in temel kavramını oluşturan tekrar doğuşa olanak verdiğinden, ölünün yeryüzündeki devamlılığını ve kişiyi atalarına ve gelecek kuşaklara bağlaması dolayısıyla niteliği görünen bir güçle donatılmıştır.” [19]

Mitolojide Ölüleri Diriltme

İbis kuşu, daha doğrusu "Toth'un kitabı" ile ilgili ilk bilgi 1868'de Paris'te çözümlenip yayımlanan Turis papirüsünde ortaya çıktı. Eski Mısır inanışına göre Toth kitabı, insana sonsuz güçler sağlamaktaydı. Papirüse göre, firavunu ve danışmanlarını büyü yoluyla ya da balmumu heykeller aracılığı ile yok etme bilgisini Toth kitabından öğrenen asiler, az daha başarılı oluyorlardı. Firavun, bunun üzerine kitabı yaktırdı. Daha sonra, II. Ramses'in oğlu Khaunas'ın, kitabın bir eşini ya da kopyasını ele geçirdiği biliniyor. Bilindiği kadarıyla firavun, Toth'un bizzat yazdığı nüshaya sahipti. Belgeler, kitaptaki bilgiler sayesinde Güneş'in gücünün kullanılacağını, yeryüzü, deniz ve gökcisimlerinin kontrol edilebileceğini anlatıyordu. Ayrıca hayvanların birbirleriyle anlaştıkları sezgisel dil de öğretiliyordu.

Toth kitabının bilgileriyle ölüleri diriltmek mümkün olabiliyordu. Bu tür bilgiler içeren bir kitap gerçekten tehlikeliydi, üstelik kötü amaçlı birinin eline geçmişse ... Bir diğer bilgiye göre Toth, kitabını kendi eliyle yakmış. Böylece kötülüğü uzaklaştırdığına inanıyordu.[20]

Justin Martyr’in "İlk Savunma" (First Apology) adlı eserinden öğrendiğimize göre, bu şekil mucizeler gerçekleştirmek zamanının Yunan düşüncesinde de yaygındı. Yunan Tanrısı Perseus, Tanrı Zeus tarafından bakire bir anneye ilka edilmiştir. Perseus’un da sakatları, felçlileri, doğuştan körleri iyileştirmesi, ölüleri diriltmesi
yaygındır.[21]

Benzer şekilde Asklepios, Yunan mitolojisinde Apollon'un oğlu, sağlık ve hekimlik tanrısıdır. Ölecek olan hastaları iyi edip tanrılara karşı geldiği için Zeus tarafından öldürülmüştür. Asklepios, Apollon ile Koronis adlı ölümlü bir kadının oğludur. Söylentiye göre, Argonaut'ların "altın post"u elde etmek için Kolkhis'te yaptıkları sefere katılan Asklepios, dönüşünde ölüleri diriltme yolunu buldu. Tanrıça Athena, Gorgona'nın başında yılanlar bulunan bir canavar Medusa gibi sağ böğründen çekilmiş biraz kanı Asklepios'a vermişti. bu kan iyi kullanıldığında mucizeler yaratabiliyordu.[22]

Yine hakkında yazılanlara göre Gorgo’nun sağ taraf damarlarından zehirli kan, sol taraf damarlarından ise şifalı kan alınmış. İşte bu şifalı kan, ölüleri diriltmekte kullanılmış. Hatta dirilttiği kişiler arasında Kapaneus, Lykurgos, Minos’un oğlu Glaukos ve Theseus’un oğlu Hippolytos varmış.[23]

Asklepios efsanesine Anadolu'da yapılan bir katkı da şudur (aynı hikâye Lokman Hekim içinde anlatılır); Zeus Asklepios'u yıldırımıyla öldürünce bu sırada hekimin yazmakta olduğu reçete oradaki bir otun üzerine düşmüş, yağan yağmurla kâğıttaki yazı toprağa karışarak her derde deva sarımsak meydana gelmiştir.[24]

Kaynaklar

[1] http://nasilgiyilir.com/oluyu-diriltmek-mumkun-mu/#more-246
[2] http://www.haberturk.com/saglik/haber/985985-oluyu-diriltecekler
[3] http://www.aksam.com.tr/ekler/pazar/hayat-kurtarmak-icin-hastayi-oldurmek/haber-325889
[4] http://tr.shafaqna.com/health/item/32619-yaral%C4%B1lar-%C3%B6l%C3%BCmle-ya%C5%9Fam-aras%C4%B1nda-dondurulacak.html
[5] http://www.antu.com/AntuHaberOku.aspx?ID=9749
[6] https://www.facebook.com/photo.php?v=685178644873547
[7] http://www.yarenturkmedya.com/dunya/oluyu-diriltmeyi-basardi-ama-h8751.html
[8] http://www.haberself.com/h/2049/
[9] https://www.facebook.com/sagligimicinresmisayfasi/posts/424089494311171
[10] bk. Taberî, Râzî, ilgili ayetlerin tefsiri.
[11] http://www.sorularlaislamiyet.com/article/10608/bakara-suresi-71-ayette-yahudilerden-neden-kusursuz-bir-kurban-isteniyor-bunun-hz-isa-nin-kusursuz-olmasiyla-ve-islam-daki-kurban-ile-bir-ilgisi-var-midir.html
[12] http://www.sonpeygamber.info/downloads/uploads/kutludogum/V/22.pdf
[13] http://www.islamdergisi.com/genel/peygamber-efendimizin-olen-iki-cocugu-diriltme-mucizesi/
[14] Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:320; Hafâcî, Şerhu'ş-Şifâ, 3:106.
[15] Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:320; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 6:292.
[16] İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 8:291 (muhtelif tariklerle); el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 5:179-180 (iki ayrı tarikle).
[17] Doç. Dr. Bayram Ali Kaya, "Murâd-Nâme ve MuhammediyeMesnevilerinde Ölüm Teması", Turkish Studies, International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 4/7 Fall 2009
[18] İnan, Tarihte ve Bugün Şamanizm 101, Eliade 188, Roux 171, Ocak 170
[19] Magdalena Sodzawiczny, "Türkiye Masallarında Şamanizm Öğeleri" (lisans tezi), Bilkent Üniversitesi, Ankara 2003, s.65.
[20] http://ercan-bas.blogcu.com/misir-tanrisi-toth-ve-onun-gizemli-kitabi/9203932
[21] Betül Avcı, "Hıristiyanlıkta ve Kur’an Tefsirlerinde Hz. İsa’nın Mucizeleri", Divan, 2000/2, s.258.
[22] http://www.e-kutuphane.teb.org.tr/pdf/eczaciodasiyayinlari/adeob-kas04/7.pdf
[23] Eyüp Eriş, "Bergama Tarihinde İnanç Coğrafyası", Bergama Kültür ve Sanat Vakfı, Bergama 2003, s.39.
[24] http://tr.wikipedia.org/wiki/Asklepios





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: samet, 15.10.2016, 11:31 (UTC):
dünya ve türkiye çapında bakış açısı
eski ve yeni bakış açısı nedir
dünyada en çok ve en az zyapılan yerler nerelerdir
türkiyede yasakmı

Yorumu gönderen: nisa, 24.06.2016, 01:03 (UTC):
böyle bilgiler yüzünden ateistler daha çoğalabilir bilginin doğru olup olmadığını bilemem ama azrail gelip ruhunu çektikten sonra bidaha nasıl dirilir insan ? akılda çok soru işareti bırakıyor yinede güzel bir site

Yorumu gönderen: Dabbetül arz, 06.10.2014, 00:11 (UTC):
Allah insanlığın bu ilme ulaşmasını ve dosdoğru yaşamasını ister. Ama insanlıksa bu teknolojik birikim çağında çok az çaba gösteriyor. Bu yönde insanların bütün teknik birikimleri tek noktada uyğulayıp Diriltme ölçüsüne ulaşması şart olan Allahın emridir. Gerçek Mehdi tüm insanlığa saygılarımla.

Yorumu gönderen: Ayşegül, 09.09.2014, 15:03 (UTC):
Yıllar önce gazetelerde bu konuyla ilgili bir kaç makale okumuştum ama o zamanlar daha tüyler ürpertici geliyordu... İnsanların donduralarak bedenlerinin saklanıp ne bileyim isterlerse bir 150 yıl sonra tekrar canlandırabileceğini iddaa ediyorlardı... Bir de isteyenin sadece kafa kısmı da dondurulabilecekti ama o zaman nasıl hayata geri gelecekti bunu hep merak etmişimdir...Tom Cruise'un bu insanları dondurarak sonradan diriltmekle ilgili konu alan bir filmide vardı galiba adı "Vanilla sky"dı...Gerçi pek çok filme konu olmuştur bu mevzu çünkü hem malzeme olarak hem de kaynak olarak oldukça zengin bir içeriğe sahip... Bir de bir film daha vardı, "çizgi ötesi" adında harika bir filmdi. Bir gurup tıp öğrencisi ölüme yakın deneyler gerçekleştiriyordu bu yazıda da anlatıldığı gibi bazı ilaçlarla vücut ölüm noktasına yaklaşıyordu ama tamamen ölmeden uyanması gerekiyordu... film sektörü için ne kadar taze bir kan olsa da, Yazıdan da anlaşıldığı üzere dünya, insanlık tarihi ve dinler tarihi için oldukça eski bir konu... Dini inançlarda verilen örnekler Allahın öldürme ve diriltme gücüne vurgu yapıyor daha çok; Hz İsa'nın ölüyü diriltme mucizesi olsun, ashab-ı kehf olsun Allahın isteği ile vuku bulmuştur; burada verilen tüm örnekler Allahın varlığına delil kılmak için gösterilen mıcize kabilinden olaylardır... Onun izni olmaksızın bir insan ya da yaratılmış başka bir varlığın bunu gerçekleştirme kabiliyeti olacağına inanmıyorum... Ancak, olmaz olmaz dediğimiz neler oluyor, düşündükçe olabilir mi diye de düşünmüyor değilim. İnsanoğlu hep ölümsüzlük peşinde koşuyor lakin, ona bağışlanmış ömürü layıkıyla yaşamak için hiç çaba harcamıyor. Yani yarasız bir hayatı bin yıl yaşasan ne yaşamasan ne?



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36890936 ziyaretçi (103084753 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.